_Tüm Zamanların Gerçek Kralı_
-ZÜLKARNEYN-
” ذو القرنين ”
Merhaba,
Söyleşi üzerine kurgulu bu yazı, Kur’an ayetleri öncülüğünde tarihi olaylara ve o olayların yaşandığı coğrafik konumlara dayalı bilinen Dünya gerçekleri üzerinedir. Sohbet konuğum hakkında en çok fikir üretilen, tarihi birçok kralla özdeşleştirilen, İslam dininin tek kaynağı olan Kur’an kitabının 18. Kehf süresinde şöhreti anılarak onurlandırılan “Kral Zülkarneyn” dir.
Bu söyleşide bizden saklanan bir çok gerçeği ortaya çıkartacağız!
Bir dağı demirle nasıl kaplamıştır ve bu kaç sene sürmüştür? Kendileriyle karşılaştığında anlaşmakta zorluk çektiği millet hangi millettir? Uçan bir bineği var mıdır ve onunla hiç poz vermiş midir?
Baş döndürücü! “Hops, bu da ne şimdi?” dedirtecek kadar dikkat çekici, birçok bilinmezi ortaya çıkartacak kadar bilgi dolu, akıl zorlayacak kadar hesap dolu, sayfayı başa aldıracak kadar çarpıcı, düşündürücü ve bir o kadar da neşeli geçecek.
Sohbetimiz başlıyor…
Merhaba efendim hoş geldiniz. Nasılsınız?
_ Merhaba oğul, teşekkür ederim iyiyim sen nasılsın?
Teveccüh ettiniz teşekkür ederim efendim ben de iyiyim.
Efendim röportaj yapma isteğimi geri çevirmeyip davetimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.
Davet ettiğin için ben de sana teşekkür ederim. O laf anlamaz millet uçan bineğimi dağın içine tıkmış, Süreyya yıldızına bağladığım atımı gidip alamıyorum. Şikâyetçiyim, söyleyeceklerim kayda alınsın!  
Efendim bu harika bir girizgâhtı; her şey kayda alınıyor, sizi dinliyoruz.
_ Herkese merhaba, ben “tüm zamanların gerçek kralı” Zülkarneyn.
Zülkarneyn NaramSin
Hakkımda dinleyip okuduğunuz uydurulmuş bir sürü masal olduğunu biliyorum. Bu uydurmalar binlerce sene evvel benim çağımda başladı fakat sizin çağınızda o kadar abartıldı ki sonunda “yörüngeden” çıktı. Uydurulan masallar sebebiyle ellerimizle inşa ettiğimiz gerçekler unutulmuş da yerini yalanlara bırakmış.
Hakkımda uydurulan yalanlardan birçoğunu peşinen yalanlamak istiyorum. Adını bile duymadığım “sababan” adlı uçan bir bineğim hiç olmadı. Ve bir at yıldıza nasıl bağlanır bilmiyorum. Karadeliğin yuttuğu bir güneşi hiç izlemedim. Yalnız kapkara bir çukurun içine binlerce yabaniyi gerçekten tıka basa doldurdum!
Bana azmimden ve şöhretimden ötürü doğaüstü tanımlar getirdiler. Melek, Cin, Hızır diyenler oldu, hiçbiri değilim. Hızır’ın teyzesin oğlu da değilim kendisini de tanımam.
Dün ki çocuk İskender diyenler oldu, değilim. Yine öyle 2. Kiros diyenler oldu, Yemen kralı diyenler oldu, Nemrut diyenler oldu hiçbiri değilim. Zaman yolcusu da değilim ama hem kendi zamanımın insanlarını hem de sizleri büyük bir sorundan senelerce, gece gündüz savaşarak kurtardım. Çünkü ben, geçmiş ve gelecek tüm insanlığın gerçek kralıyım.
Bu röportajda perde kalkana kadar hepinizin bildiği ismimle, Zülkarneyn kimliğimle konuşacağım. Tüm gerçeklerin eksiksiz ve tam anlamıyla ortaya konulmasını, kuran19.org adına Erdoğan Metin üstlenecektir. Bu oğul tarihi şahsiyetimi tespit ettiğini iddia ediyor. Bu hususta gerçek anlamda başarılı olursa, perde kalkacak ve tarihi kimliğim gözler önüne gelecek. Bundan ben de mutluluk duyarım. Hoş bir sohbet olsun.
Açıklamalarınız için teşekkür ederim efendim. Güzel bir sohbet olacağına inanıyorum ve iddialarım ile sizi etkileyeceğime eminim.
_ Öyleyse şaşırt beni!
İzninizle,
Öncelikle Kur’an’da kaç ayette anıldığınızı kısaca göstermeli. Kur’an’da şahsınızın başından geçen birtakım olayların anlatısı, Zülkarneyn kıssası olarak tanımladığımız olaylar zinciridir.
Kur’an kitabı bu kıssayı 18. Kehf suresinde 83. ayette başlatır 100. ayette bitirir. Kıssayı 98. ayette bitirenlerde vardır. Bu kısmen doğru olsa da 98. ayette Zülkarneyn’ in konuşması bitmektedir.
Kıssanın 100. Ayette bitmesi şahsi bir iddia değildir. Bu bizzat Kur’an kitabının kendi sayısal mimari düzeninin gerçekliğidir. 18. Surede adınıza düzenlenmiş ayetler, 83…100 olmak üzere toplamda 18 ayettir.
_ Kur’an kitabında 18 ayette anılmak benim için en büyük onurdur.
Çok şanslısınız efendim…Kıssanız bize 18. surede 18 ayette anlatılmaktadır. Bu kıssanın sayısal bir mimari üzerine bina edilmiş olmasının mührüdür.  18’ de 18. Bu sayıların toplamının Kehf suresinin sıra numarası olan 18 sayısını vermesi de 100. ayette bittiğini doğrular. 1+8+1+8 = 18
Bunu ayetlerin sırasıyla toplanması üzerine ekstra doğruluk sağlaması yapacak olursam yine,
18+83+…+100=1.665 1+6+6+5= 18’ dir.  83.ayette başlayan ve 100’de biten kıssa 199 sözcükten oluşur. Sözcük sayılarının toplananı ise: 1+9+9= 19’dur. Bu da demektir ki, kıssanız 83′ te başlayıp 98′ de bitmez! 83′ te başlar 100’de biter.
“Yecüc ve Mecüc” adı, 21. Enbiya Suresi 96. ayette 1 kez daha geçer. Sonuç 18+1 = 19’ olur. Enteresandır ki Enbiya suresi ve ayetinin toplamı ise yine 2+1+9+6= 18’ dir.  Enbiya 96 ayetinin bize anlattıkları;
1- Kendi içindeki 18 toplamıyla 18. Sureyi işaret ederek “Aradığınız 18 ayetlik Zülkarneyn Yecüc Mecüc senaryosu, Kehf suresindedir” der.
2- Konuyu Üzerinde 19 vardır diyerek ekstra doğruluk terazisinde tutup onaylar!
Bu serüvende yola çıkarken elimize verilen ölçüler, 1- odak sayısı olarak 18 sayısıdır. 2- doğruluk sayısı olarak ölçümüz olan 19 sayısıdır. Sonuçların toplaması ise yine:  1+8+1+9 = 19’dur
_ Çok enteresan! Bu sayısal düzen çok etkileyici.
Kıssanızın tamamı on sekizinci surede on sekiz ayette anlatılır. Böylelikle Kur’an kitabı bu kıssa için biz okuyuculara, sizi araştırmamız esnasında dikkat etmemiz gereken odak sayısının 18 sayısı olduğunu gösterirken 19 sayısı ise ortaya konacak olan çalışmanın tüm hesaplarında doğruluk ölçüsü olarak kullanılmasıdır.
Ortaya koyacağım çalışmada,
1-Uygunluk: Ahenk ve düzen olacak,
2-Tutarlılık: Çelişmeyecek, şüphe bırakmayacak.
3-Tümellik: Doğrusal iki denklem üzerine olacak.
4-Apaçık: Gizliyi saklıyı ortaya koyacak.
5-Yararlı: Faydalı sonuç olacak.
Efendim, Kur’an’da her şeyi sayı ile hesaplayıp ölçülendirdiğini belirten Allah’ın, sizin kıssanızı 18 sayısına odaklamasına ve 19 sayısıyla doğruluk ölçüsü istemesindeki mana nedir? Rica etsem siz de bize bundan ne anladığınızı söyler misiniz?
18’ de 18, toplamı da 18… bundan çıkarttığım anlam şudur, anlatılan konu üzerine mevcudun içinde bir iz sürülecekse, o izi sürerken dikkat edilmesi gereken sayının 18 sayısı olduğudur. 19 sayısıylada konuyu aydınlatıp belgelemen gerekiyor. 18 ve 19 sayılarından nasıl tarih elde edeceksin?
Doğru yorum için çok teşekkür ederim. Ortaya çıkacak olan tarihi gördüğünüz vakit çok şaşıracağınıza eminim. İnanın tepkinizin ne olacağını şimdiden çok merak ediyorum.
Evet, bunu bende çok merak ediyorum. Acaba seni kovacak mıyım yoksa ödüllendirecek miyim? Göreceğiz…
Sizden bir şey rica edeceğim. 18 + 18 = 36 bu sayıyı not alır mısınız?
_ Peki tamam. Not aldım.
Allah Kur’an’da tüm mevcudu sayı ile ölçülendirdiğini belirtmiştir.  Buna karşı Kur’an’ı da sayı ile kodladığını aynı surede (Mutaffifin) iki kere tekrarlamıştır. Aslında bu ne kadarda manalı değil mi?
Peki, eskiden hüküm sürmüş ya da günümüzde hüküm süren kaç kişi Yaratıcının sayılar üzerine basa basa söylediği bu sözlerini dikkate almıştır ya da almaktadır?
Allah her şeyi, görseli, tarihi, tarihi olayları, karakterleri, bu karakterlerin başından geçen olayları, kısacası varoluşu sayı ile hesapladığını söyler. Buna karşı Kur’an kitabı için “O rakamlanmış kitaptır” demektedir.
Görseli sayı ile hesaplamış, onun karşılığı olarak da kitabı sayılar ile numaralandırmış. Bunları Yaratıcı söylediği halde kaç kişi önem vermektedir?
_ Evet, bu kesinlikle dikkat edilmesi gereken bir kelam. Bu söze sağır ve kör kalmak Yaratıcıyı umursamamak demektir.
Kesinlikle dikkat edilmesi gereken bir kelam… Kur’an’da bu tür birçok konuya uyarlanacak kilit bir ayet var. Bakara S.27Allah’ın tüzüğüne tanık olduktan sonra bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği birşeyi koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar işte onlar hüsrana uğrayanlardır.
Efendim birileri “tarih ile Kur’an’ı” birbirine eşleyip bağlamak yerine tam tersine bu ikisinin bağlantısını kesmektedir. İslam bilginleri sizin için aynen şu cümleyi kullanıyor; Kur’an’da yer alan Zülkarneyn kıssasıyla ilgili ifadeler oldukça kısa ve müphemdir. Bu durum kıssayla ilgili tarihî bir çerçeve belirlemeyi zorlaştırmaktadır.”
Bu kimseler Yaratıcının sayılara olan atfını hiç anlamamışlar.  İslam dininin bilgeleri sıfatında olan kütüphane yüklü bu tipler, Yaratıcıya rağmen böyle düşündükleri için aslında cehaletin acınası doruğunda olduklarını itiraf etmektedir. Onlara göre matematik hesabıyla Kur’an’da tarihi bir şey ispatlamak imkânsızdır.
_ Gerçekten böyle mi düşünüyorlar?
Evet, efendim kesinlikle abartmıyorum olduğu gibi aktarıyorum.
_ Anladığım kadarıyla din adamlarınız, Yaratıcıyı ve işlerini bilinen kayıtlı tarihin içinde bulamıyor. Bu sebeple gerçek tarihten kopup, tarihi kendi hayalleri ile yorumluyor. Hayaller âleminin hayal âlimleri. İlginç…
Kendilerini Kur’an’ın üzerinde ispatlayamayan milyonlarca din adamı yok hükmündedir. İnsanlar onlardan duydukları sözlerde feyz var sanıyor. Masallar diyarında mutlu bir çoğunluk.
_Çok iddialı sözler kullanıyorsun, umarım hakkını verirsin.
Efendim sözcükler istenilen yöne çekilip değiştirilebilir ve insanlar sözcüklerin büyüsü ile yanıltılabilir. Bunu en mağdurlardan biri olarak siz daha iyi bilirsiniz. Ben gerçeği matematik ile inşa ederim; yalan, bu görkemli yapının yanında zaten bir enkaza dönüşür. Allah herşeyi sayı ile tasarlamışsa gerçeği anlamanın tek yolu o şeyi hesaplamaktır.
Rabbimizin kendi kitabı için bir iddiası var. Şu iddaya bakarmısınız?: “Biz Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” Ya demek öyle… Efendim ben bu iddiayı denetleyeceğim. Ne cüret değil mi? Bu iddiayı en zor, en üst çıta olan şu mantıkla denetleyeceğim.
“Kur’an kitabı senaryodur, tarih ise o senaryonun sahnesidir.”
_ Buyur sahne senin, seni dinliyoruz cüretkâr çocuk…
Teşekkür ederim efendim onur duyarım.
Tüm Dinler tarihçilerine ibret ben sadece Kur’an kitabını rehber edineceğim.
İşte bu gerçekleştiği zaman, sizi bulmak için milyon tane hadisin, milyon tane kitabın, milyon tane âlimin, milyon tane araştırmacının yapamadığını, sadece Kur’an kitabı ile mümkün kılacağım.  Böylelikle, Dinde sadece Kur’an kitabı yeter- sözünü yeniden hatırlatıp destekleyeceğim.
Ben de Kur’an gibi bir kitap yazarım diyen cesur kimseler! Yazarken, bir yandan o kitaba uygun yaşanmış gerçek bir tarih de inşa etmeye başlayın. O ayette sizlere ne demek istendiğini öğreneceksiniz. Ve 19 sayısının ne demek olduğunu göreceksiniz.
_ Peki, Zülkarneyn’in 19 ile bağıntısı var mı?
Evet, var efendim. Zülkarneyn ismi aynı kıssanın üç ayetinde geçer. Onlar, 83 86 ve 94 ayetleridir. Bu sayıların toplamı 8+3+8+6+9+4=38’dir. 2×19
_ Çok sevindim. Demek 19 sayısı ile gösterilenler arasındayım. Bundan kıvanç duydum bu çok büyük onur.
Efendim ben tarih sayfalarında Zülkarneyn olmasına uygun bir aday kral ararken çok ilgi çekici bir krala denk geldim. Hakkında anlatılanları okuyup dinleyince, “Bu nasıl kralmış böyle?” dedim. Orada sizi tabiri caizse kibirli bir kral olarak nitelemişlerdi. Fakat benim gördüğüm kral muhteşemdi! Ne gözüm gördüğünü yalanladı ne de aklım size ait olan şöhreti başkasına yakıştırdı. Onun hakkında konuşma yetkisini elinde bulunduran tarihçiler el birlik, bu kralı son derece kibirli ve zalim biri olarak tanıtmışlardı.
Onların bu sözlerinde bir mesaj olabileceğini düşündüm ve dedim ki, düşmanımın düşmanı dostum olabilir mi?
_ İşte strateji böyle olur.  
Evet efendim işte böyle yığın yığın insanlar arasında çok değerli, çok farklı, yıldız gibi ışıl ışıl parlayan birini buldum. Siz olduğunuzu bildiğim o kralın, hüküm suresi 18 sayısına bina edilmişken, hayatındaki en önemli tarihi belgesinin ise 19 sayısıyla hesaplı olduğunu gördüm.
Hem hayatınızın 18’i hem tarihi belgenizin 19’u hem Kehf suresinin 18’i hem Zülkarneyn’ in 19 sayısıyla tarihteki siz, birbirinizin aynadaki yansımasısınız. Siz yerli yerine konulması istenen yapboz parçaları gibisiniz. Efendim şu sayısal örgüye bakınız; 1+8+1+9+1+8+1+9= 19 
_ Güzel. Anlıyorum ki hem kıssa, hem Zülkarneyn hem de tarihte Zülkarneyn olduğuna inandığın bir şahsın üzerinde bu sayısal ölçüler ile denklemler örgüsü var. Ve kaynağın ise sadece Kur’an. Kim tutar seni?
Para sermayesinin guguk kuşu olmuş sahte tarihçiler ve onların yemlediği bazı yakasız gömlekliler, Kur’an’daki mevzuların üzerini kapatmak için çok ciddi çaba ve para harcamaktadır. Siz de üzeri kapatılmak istenen gerçek örneklerden birisiniz. Hakkınızda yapılan tüm o kara propagandalar, birtakım hakikatleri gizlemeye çalışmaktan başka bir şey değildir.
Tarihteki size onlarca Tanrı bile isnat ettiler. İroni ise şudur; tarihteki sizin kâfir olduğunuza inananlar, Kur’an’daki size tek tanrıcı olarak inanıyor.
_ Demek benim için öyle düşünüyorlar. Dilin kemiği yok ki kırasın… Tanrılar mevzusu açılırsa bir iki açıklama yaparız. Takdir edilesi bir mücadeleye girişmişsin. Çok dikkatli ve titizsin. Peki, bu röportaj da senin maceran olsun. Rabbimize doğru soruyu sorarsan doğru cevap alırsın. Meşakkatli bir çalışma olacak.
Kıssanızı bize taşıyan 18 ayeti buraya alacağım ve Zülkarneyn’i, kara deliğe çekilmekten kurtarıp tarihteki ismi ile yeryüzünde gezdireceğim. Artık başlayalım.

Sahteliklerden Allah’a sığındım.
Besleyen Koruyan Allah’ın Adıyla.
Kehf 83: Sana Zülkarneyn’i soruyorlar. De ki: Oturun da size ondan bir kesit okuyayım.
_ Görüyorsun şöhret böyle bir şey, şahsımı merak edenler binlerce senedir varlar. Peki, sana beni soranlar oldu mu?
Evet oldu.
_ Güzel, demek ki anlatma sırası sende, bakalım ne farkın varmış…
*Kehf 84: Biz onu, yeryüzünde “herkesçe bilinen bir mekânı” yamatmak için iz peşinde yürütüp sorunlar çözdürdük.
_ Çok enteresan bir çeviri, daha önce hiç duyulmayan bir seslenme bu! Lütfen devam et.
Bu çeviri zenginliğinin sebebini hemen açıklayayım efendim. Kur’an, tek boyutlu bir metin değil; her bir kelimesi “Evrensel Bir İşlemci” için tasarlanmış çok katmanlı bir yapıdır. Çünkü Kur’an Allah’ın kitabıdır ve zaten böyle olmak zorundadır. Kur’an’ın yapısı; Lafzi Anlam (Dış Yüzey), Fonetik Titreşim (Frekans) ve Sayısal Kod (Çekirdek Veri) olmak üzere 3 temel sütun üzerine inşa edilmiştir. O uçsuz bucaksız ilim, bu katmanların arasındaki ”Çoğul Geometri”de gizlidir. Tabiri caizse Kur’an, ilahi bir “RAR” dosyasıdır; her bir harfin oluşturduğu sözcükler, üç katmanla açılmayı bekleyen devasa veri paketleri barındırır. İşte benim çevirim bu geometrik yapının mantık harikasıdır.
_ Fen, Fizik, Kimya ve Matematiğe önem veren biri olarak ki bundan istifade edip tarihe eser bırakmış bir şahsiyet olarak bu mantığını çok anlıyorum tek kelimeyle harika… 
Bunu sizden duymak beni mutlu etti teşekkür ederim devam ediyorum… Ayet sizin uzayda değil! Henüz kıssa başlar başlamaz yeryüzünde olduğunuzu açıkça seslendirir. Birde bunun yanında derki; “herkesçe bilinen bir mekânı” demek ki bu mekan bizlerin de bildiği “Dünyada” olması gereken bir mekan.
_ Demek ki hayalet alimlerniz uzaya değil Dünyaya bakmalılar.
Ayete rağmen ben sizi yeryüzünden alıp göklerde nasıl uçurayım? Ayette size biçilen kumaş, yeryüzüdür. Göklerde uçuşuyor olsaydınız, “Biz onu göklerde ve yeryüzünde etkili/yetkili/hakim kıldık” derdi.
_ Biliyorsun, şeyh uçmaz mürit uçururmuş. Şayet üzerimden yaptığın bu çalışma da Yaratıcının anlattıklarını olduğu gibi yansıtabilirsen gerçek uçuş o olacak! 
Evet, o söz çok doğruymuş, şeyh uçmaz mürit uçururmuş. Kitapta net olarak belirtilmiştir ki, “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” 
Eksik olmayacağına göre, ayete gökler ve gemi ifadesi koyulmamış demektir.
_ Nihayet ayaklarım yere bastı. Fakat biraz hamlamış gibiyim, sanırım bir tür uzay yorgunluğu…
Çok şakacısınız efendim. Ayaklarınız yere bastığına göre sizi adım adım takip edelim. Yolculuk başlıyor…
*Kehf 85: O da bu sebep üzere iz sürmeye başladı.
Zülkarneyn’ in varmak istediği yere ulaşmak üzere yola çıktığını anlıyoruz. Yola çıktığı güzergâh, güneşin son ışıklarının görüldüğü batı yönüdür.
_ Batı mı?
Evet efendim batı,
_ Asya kıtası halkına göre mi? Amerika kıtası halkına göre mi? İngiltere halkına göre mi yoksa Avustralya halkına göre mi? Kime göre batı ve burası yeryüzünün neresi?
Buna dikkat çekmeniz çok yerinde oldu. Bir alttaki ayette sizin o anda hangi kıtanın batısına gittiğinizi, ülkesi de dâhil olmak üzere göstereceğim.
_ Hangi ülke olduğunu nasıl bilebildin ve bunu bize nasıl ispatlayacaksın?   
Efendim şu ayeti ara sıra hatırlatacağım; “Biz kitapta hiçbir şey eksik bırakmadık.” Benim bu ayetten anladığım şey; “Merak ettiğiniz bilginin kaydı Kur’an kitabında detaylıca mevcuttur.” Kur’an saygılı olan zeki kimselere sesleniyor.
*Kehf 86: Nihayet günbatımında ulaştı ve orada çamura batmakta olan bulanık bir göz keşfetti. Ve hemen oradaki milleti buldu. Dedik ki; Ey Zülkarneyn onları ister affet istersen cezalandır.
Efendim işte bu ayet tüm kıssanızın seyrini değiştiren ayettir. 86. Ayetin Kur’an’ı yorumlama çalışmaları esnasında bir grup tarafından lobi yapılarak bilinçli şekil de yanlış çevrildiğine inanıyorum. Bu inancımın ne denli doğru olduğuna herkesi tanık edeceğim!
Bu sizin 1. seferinizdi. Günümüzde televizyon ve sosyal medya programlarında, kendinden emin halde yorum yapan yorumcuların hayaller kurarak, masallar diyarında gezmesine sebep olan işte bu ayettir. Sizi uçan kaçan bir bineğe bindirmelerinin sebebi de bu yanıltmayla başlar.
Türkçe konuşan bu kimselerin programlarını izlerken iki gözüm iki çeşme sizin yörünge dışına çıkışınızı dinledik… Kur’an’daki Zülkarneyn’i tarihte karartanlar, Türklerin diliyle onu uzaya gönderdi ve Zülkarneyn bir daha geri gelemedi.
Meydanı böyle hile ile boşaltan düzenbazlar, tarihte kendilerini koruyup kollayan bir kralı Zülkarneyn ilan ederek, Zülkarneyn şöhretiyle onu onure ettiler.
Hem size atfedilen şöhreti çaldılar hem Kur’an’ın tarih bildirisini kararttılar bizi de Zülkarneyn’ siz bıraktılar.
_ İşte buna çok kızdım! Bir şansım daha olursa onlara azap edeceğim. Lütfen devam et.
Efendim merak etmeyin azap etme hakkınız size verilecek. Üzerinde 19 olan ateşin muhafızları… Sizin yokluğunuzda meydan boş bırakılmadı.
Bir kısım düşünür; Zülkarneyn için “O Büyük İskender’dir” dedi. Böylelikle Hristiyanların Zülkarneyn’i var oldu.
Diğerleri ise; “Olmaz öyle saçma şey! Zülkarneyn 2. Kiros’tur.” dediler ve hop Yahudilerin Zülkarneyn’i var oldu. Bunlar resmen benim Zülkarneyn’imi çaldılar.
_ Neden “bana ait olan Zülkarneyn” dedin?
Efendim siz Kur’an’daki Zülkarneyn’siniz. Neden böyle dediğimi zamanı gelince ben demeden siz anlayacaksınız. Sizi onların zehirli dillerinden sakınırım. Bakınız onların yalanlarını boğazlarından içeriye nasıl da geri tıkayacağım.
Ayette; حمئة (Çamura)  تغرب (batan)  عين حمئة (bulanık bir göz) ifadeleri net olarak verilmiştir. Ayet üzerine yapılan güncel söyleşileri dinledim ve en eski kayıtlara kadar taradım. Kabul gören çeviri, Güneş’i kara balçıklı bir gözeye batırmak olmuş.
Böyle saçma cümle mi olur diye düşünmeyen günümüz âlimleri, ayeti ilkin yanlış çevirenlere sadakat gösterircesine yanlış tercüme etmeye devam ettiler.
Ne yani Kur’an kitabı Alexander adlı bu kişiyi mi anlatıyor?
Büyük İskender. Küçük Koç…
2. Kiros daha çok koyun gibi. Dikkatli bakın kadına benziyor…
Ayetleri bile isteye çarpıttılar. Kur’an kitabı için: “Biz kitabı kolay anlaşılır biçimde tasarladık.” denilerek anlaşılabilir olduğu belirtilir. Böyle dediği halde, neden Kur’an insanlara yardımcı olmuyor? İslam âlemi neden ilerleyemiyor? Çünkü Allah’ın değil sahtekârların yönlendirmesini tercih ediyorlar. O sebeple şeytanın (sahtekârların) çarpmış olduğu gibi kalkıyorlar (harakete geçiyorlar)…
_ Peki, sen nasıl yorumladın ayeti ve bu bulanık göz nedir?
Efendim ayeti onlar gibi çevirince Zülkarneyn asla bir yere varamazdı. Sizin de belirttiğiniz gibi, kime göre batı ve burası yeryüzünün neresi?
Ayette “güneşin battığı yer” demez! “Günbatımı” der. Daha ilk ayetlerde görmüştük ki Zülkarneyn, yeryüzünde hâkimiyet verilmiş birisidir ki öbür türlüsü aklın almayacağı dünyanın etrafında bir dönme dolaptır.
_Güneş kaç Zülkarneyn yakala.
Gerçek böyle olunca Güneş’in kara balçığa batması da oldukça manasız bir cümle olarak kalır. Ayette, Zülkarneyn’ in gittiği yerde güneş kara balçığa batmıyor! Ayet sizin vardığınız yere günbatımında, akşam üzere vardığınızı söylüyor.
Güzel, peki ilk seferim nereye idi?
Bahsi geçen yer, Afrika kıtasının batısında kalan “Moritanya” ülkesidir.
_ Dur, ne? Bir daha söylermisin neresi dedin?
Efendim ilk sefere çıktığınız ülke Afrika kıtasının batısında kalan Moritanya ülkesiydi. İlk durağınız Moritanya idi.
_ Tamam tamam, bir an tansiyonum oynadı şaşkınlığa uğradım. Demek Moritanya, neye dayanarak orası diyorsun?
Efendim çünkü tüm yeryüzünde sadece Afrika kıtasının batısında yer alan Moritanya ülkesine ait son derece gizemli, son derece özel ve gerçekten ilginç bir şey vardır.
Günün son ışıkları kaybolmadan önce hakim bir yerden zar zor, o sisli bulanık oluşuma bakıyordunuz ve gördüğünüz şey gerçekten büyüleyiciydi. İşte o anda “Sahranın Gözü” adlı gizemli oluşumu izliyordunuz.
Kur’an’da Sahranın Gözünün mevcut bulanık haliyle detaylı olarak anılması muazzam bir tarif. 
Tüm zorluklara rağmen, tüm sahtekârların söz birliğine rağmen ve tüm karartmalara rağmen emin adımlarla size yaklaşıyorum.
Bu adımlar sizin tarihte nerelere gittiğinizi bulup anlatmam, yeryüzünde bir mekâna nasıl kaplama yaptığınızı görüp anlatmam, isminizi “ölümsüzler” listesine nasıl yazdırdığınızı gösterebilmem ve tarihi karakterinizi bulup ispat etmem için Kur’an’ın bana açtığı tarih kayıtlarıdır.
Nasıl ki ben sizi ararken önce Sahranın Gözünü bulmam gerekiyorsa, Zülkarneyn’ in de Zülkarneyn olabilmesi için Sahranın Gözünü bulması gerekiyordu.
_ Bu tespitler gayet başarılı. Peki, oraya neden gittiğimi neyi aradığımı söyler misin? Önce bize Sahranın Gözünü göster. Sonra cevaplarsın.
Tabi bu orijinal görüntüsü.
Bunlar da renklendirilmiş görüntüler.
_ Büyüleyici değil mi?
Evet, insanı şaşırttığına hiç şüphe yok.
_ Sence neden bu kadar muntazam bir kaş ve göz yapısı oluştu? Fikrin varmı?
Var efendim. Bu Lİnki: -SAHRA’NIN GÖZÜ-
_ Fikrin için teşekkür ederim. Müsait olunca bu yazıyı okuyacağım. Ama şimdi konuya dönecek olursak, Moritanya’nın mantıklı olduğunu kabul edebiliriz ama doğru yer olduğunu nasıl ispatlayabilirsin? Anlattığın şeyler daha önce hiç duyulmamış bilgilerdir. Ciddiyetin farkındasın değil mi?
Sizin o anda bulunduğunuz coğrafi bölgenin koordinatları, 18. Kehf suresinin Zülkarneyn kıssasından ortaya çıkan 18 ve 19 sayılarına kodludur. Ayetler sizin o anda nerede olduğunuzu “GPS gibi belirtirken, Moritanya toprakları da sizin orada bulunduğunuzu kabul etmektedir. Kitabın bilgisi ve görselin varlığı bir elmanın iki yarısı gibidir.  Buyurun Moritanya’nın koordinatları.
Moritanya’nın koordinatları: 18°09′K 15°58′B dır.
1+8+9= 18 _ 1+5+5+8= 19
1+8+1+9= 19 Üzerinde 19 vardır.
Koordinatları üst üste toplarsam yine; 1809+1558= 3.367 3+3+6+7 = 19’ dur. Üzerinde 19 vardır.
Odak sayısı 18, Moritanya’nın 18’i ile denklemini verip 19 sayısıyla ölçülendirip onaylamıştır. İlk durağınızın Moritanya olarak belgelenmiştir. BU TESPİT 1
_Moritanya’nın ilk durak olduğu hususunda Sahranın Gözünü bulman yetmiyormuş gibi, Moritanya’nın koordinatları da iddianın doğruluğunu teyit etmektedir. Çok etkilendim, iddianı doğruladın.
Evet efendim öyle… doğruladım. Çünkü Yaratıcı gerçek bir matematikçi, Kitabı gerçek bir klavuz ve kendisi muhteşem bir senaristtir. O muhteşem senaryoda daha neler neler çıkacak birlikte göreceğiz…
_Bu açıklamada; “Kur’an’ın her şey sayıyla hesap edilmiştir sözü” örneklendiriliyor. Sonra?
*Kehf 87: O da dedi ki: Haksızlık yapanlar her kimse onları cezalandıracağız. Sonra Yaratıcısına geri dönecek ve O da onu daha şiddetli bir azapla cezalandıracaktır.
Adalet anlayışınız takdire şayan efendim. O haksızlık yapanlar her kimse o anda orada hazırda değiller. Sözlerinizden sizin onları arayıp bulacağınızı ve öyle cezalandıracağınız ifade edilmekte. Sanıyorum o andan itibaren düşmanları bir dalga gibi temizleyerek ilerliyor olmalısınız.
*Kehf 88: Güven içinde olanlar haksızlık yapmayanlardır iyilikle ödüllendirilecektir. Biz onların sıkıntılarını buyruğumuzla hemen çözeriz.
Burada iyilikle ödüllendirilecektir sözünüzü onlara zarar vermemek olarak alıyorum. Bu da onlara iyiliğin kralı sayılır.
_Gerçek liderlerin sinirleri çelik gibi olmalı. Kötülüğe karşılığı ile cevap verilir. İyilerin ise istedikleri adaleti sağlarsın ihtiyaçlarını karşılayıp işine bakarsın. Buyruğum haktır ve yerine getirilmesi gereken eylemlerle doludur. Sonra,
*Kehf 89: Bunun üzerine iz sürmeye devam etti.
*Kehf 90: Nihayet böylece gündoğumuna yetişti ve orada güneşe karşı kendilerine örtü yapmadığımız milleti buldu.
_ Bu 2. duraktı ve çok ilginçti. Bakalım burayı nasıl bulacaksın…
Kehf Suresi 90 ayeti için yapılan çevirilerin geneli aynen şöyledir. Nihayet güneşin doğduğu yere varınca, kendilerini güneşten koruyacak hiçbir örtü yapmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu görmüştü.
Ayeti böyle tercüme ettikleri için, Zülkarneyn Asya Kıtasının doğusuna ilerlemiş gibi görünüyor. Fakat Asya kıtasının doğusu iki mantık hatası verir.
1- Burada coğrafi yapı çöl değildir aksine ormanlık dağlar vardır.
2- Orada soğuklardan ötürü çıplaklık söz konusu dahi edilemez.
Bunu fark eden birkaç kişi durumu kurtarmaya çalışmak üzere şöyle yorumluyor.
“O kadar doğuya değil, şimdiki Uygur Özerk Bölgesi civarlarına kadardır. Sebebi ise orası çöl arazisidir. Çünkü: Orada insanları güneşten koruyacak ormanlık dağlık arazi olmadığı gibi, vakti zamanında insanlar orada örtüsüz çıplak yaşardı” diyorlar. Böyle bir yorum getirerek nasıl bu kadar rahat oluyorlar anlamak gerçekten zor.
_Bu bakış açısı ilkinden daha büyük mantık hatası verir. Bu bakış açısı ayeti sizin gününüzden neshetmek demektir. Biliniz ki Yaratıcının sözü, şu anda kendisini okuyan her insan için, her an bilinebilecek bir şeyi anlatmalıdır ki Yaratıcı kendi ile çelişmesin.
Evet efendim çok doğru söylediniz. Yaratıcının sözüne bakarken tam anlamıyla gerçekçi olarak algılamalı. Ayete göre Zülkarneyn güneşin doğduğu yere değil, “gün doğumunda” bir yere vardığı belirtilir. Tıpkı Sahranın Gözü gerçeğindeki, gün batımı ifadesi gibi.
Üstte ortaya çıkan gerçekler ışığında Zülkarneyn o anda Asya topraklarına gitmedi. Bu durumda Zülkarneyn o vakitler yine Afrika kıtasında ve o kıtanın başka bir ülkesine doğru yol aldı.
_Hem detaycısın hem bütüncüsün. Tüm resme bakarken detayları da görmeye çalışıyorsun, bunu sevdim.
Teşekkür ederim efendim. Moritanya’dan ayrılan Zülkarneyn’in günler sonra vardığı yer, ayetin tanımladığı gibi anadan üryan bir kavmin hayat kültürü olsa gerek. Zülkarneyn Afrika kıtasının daha aşağısına inmiş olmalı.
Neden orası, orada ayetin kıstasını karşılayacak kimler var?
Afrika’nın güneyinde “Namibya” ülkesinde anadan doğma gezen Himba adı bir halk var. Tüm sene anadan doğma çıplak gezerler ve bu olağan karşılanır. Ayetin kıstasını aynen olduğu gibi yansıtırlar. Zülkarneyn de onları aynen oldukları gibi görmüştür.
Ülkenin batısında bulunan ve ülkeye ismini veren Namib Çölünün yanı sıra; doğu bölümünde Kalahari Çölü bulunmaktadır. Ülke genel olarak sıcak ve kuru bir iklime sahiptir. Himbalar binlerce senedir Kuzey Namibya’da Kunene yöresinde yaşarlar ve çıplak gezerler. Bu durum ise ayetle tam olarak örtüşmektedir.
_Güneş altında anadan doğma geziyorlar. Kendi hayat görüşleri, haksızlık yapmadığı sürece hiç kimseye karışamazsın!
18. surenin 90. ayetinde anlatılan Himba halkı için bu bilgi yeterli mi?
_ Tabi ki değil! Yaratıcının her şeyi sayı ile hesaplayıp tasarladığını ispatlamalısın.
Çok doğru.
Namibya koordinatlar: 23°G 18.4°D
2+3+1+8+4= 18’ dir. Bu doğru tespit bize, Kehf Suresinin odak sayısı olan 18 sayısına denklem verir.
Sizi binlerce senedir Asya’nın doğusuna sürgüne gönderdiler.
_ Uzaya gönderenlere nazaran bunlar daha mantıklıymış.
Koordinatları temsil eden sayıları olduğu gibi yan yana getirip tespit sayısı 18’ e bölersem sonuç,
23184/18= 1.288 dir. On sekizin kalansız bölünenidir. Toplananı ise ölçü sayımız olan 1+2+8+8 = 19’ dur. Üzerinde 19 vardır. Bu yapbozun 2. parçasıdır.
Namibya ülke sınır koordinatları: 1+1+1+6+4+2+5+8+2+9+6 = 45’ tir. Şayet ülke sınırlarından doğan 45 sayısına enlem ve boylamı koyarsam, 45+23+18+4= 90’ dır. Böylece 18. Surenin 90. Ayet numarası; “o halkın HİMBA halkı olduğunu iki kere teyit eder.” Allah’ın detaycılığına hayran kalmamak elde değil…
Ayette anadan üryan gezen Himba halkı ve Afrika coğrafyasında yaşadığı topraklar, odak sayımız 18’e ve ölçü sayımız 19’a denklemini verip; sözel, görsel ve sayısal olarak belgelenmiştir. BU TESPİT 2
_ Çok iyi gidiyorsun. Böyle tespitler yapman beni çok umutlandırdı.
Efendim senelerdir kafamı kurcalayan en önemli karaktersiniz. Çok iyi hatırlıyorum. Bir Kur’an mealini ilk kez okumaya başladığım vakitler -tam 19 yaşımdaydım- sizinle olan bölüm beni çok derinden etkilemişti. Fakat çok eksikti. Konu bir tamamlanmıyordu ve ben sinir oluyordum. Hani bir film izlersiniz fakat elektrikler ara ara kesilir de sahneleri kaçırırsınız… Fakat nasıl anlayabilirdim? Yazan eksik yazmıştı. Seneler geçti öylece aklımda kaldınız… Tam 30 senedir kesintisiz aklımdasınız. Bu nasıl mümkün olabilir? Çünkü sürekli gündemsiniz Dünya sizi konuşuyor. Sizin için Kaç kitap, kaç makale, kaç program izledim bilemezsiniz.
Adamın biri programda sizin Büyük İskender olduğunuzu öyle bir anlatıyordu ki, sanki sizinle at sürmüş gibiydi. Bir başkası sizin uzayda geçirdiğiniz zamanı öyle bir anlatıyordu ki sanki geminin yedek kaptanı oymuş gibi.
Bir başkası, iki boyuta hükmeden, zamanı eğip büken teknolojiniz olduğunuzu anlatıyordu. Bir başkası kutuplara gittiğinizi, insanlığın hayatını tehlikeye atacak virüslerin üzerine buzdan set çektiğinizi anlatıyordu. Bir başkası yer altı âlemlerinde ruhlar bölgelerine seyahat ettiğinizi söylüyordu. Bir başkası masal canavarıyla uğraşan bir kral anlatıyordu, bir başkası atınızı yıldızlara bağladığınızı…. Enteresan ki hepsi kendini bilimsel olarak yorum yapmakta olduğunu söylüyordu. Pekde bilimsel konuşurlarmış…
_ Vay be, ben neymişim öyle! Bende öyle olmak isterdim hem kim olmak istemez?
Önce kim olmadığınızı belirteyim. En yakın adaylar olarak gösterilen sizin de en başta belirttiğiniz gibi Büyük İskender ve II. Kiros olamazsınız. Hem onların hatıra ve kayıtlarında “komple bir dağı demirle kaplayıp, Yecüc ve Mecüc adlı kimseleri -altını çizerek belirtiyorum- dağın içine hapis etme gerçeği” yoktur.
Elmalılı M. Hamdi Yazır sizi araştırma çabaları sırasında, bazı kaynaklardan derlediği bu tür görüşleri eleştirmektedir ve seddin gerçekte var olan bir “dağ veya sıra dağlar” olabileceğine inanmaktadır. Elmalılı M. Hamdi Yazır gerçekten önemli bir kişiliktir. Bakış açısı olarak içlerinde en sağlam duruşlu o olduğu için adını anarak onure etmek istedim.
Kısacası set diye varsayılan ve üstte anılmayan daha farklı yapılar, o zamanın krallarının kendilerini hatırlatacak basit hatıralarıdır. Oysa ayetin anlattığı hakikat bambaşkadır! Kör müsünüz?
Kıssanın tamamı sizi temsil edecek olan yapının özelliği üzerine atfı, yeryüzüne ait DEV bir parça olduğunu söylemektedir.
_Onu keşfedebilirsen bu söylediklerinin ne kadar anlamlı olduğuna herkesi tanık edeceksin.
Settin ne olduğunu bilemedikleri için nerede olduğunu bulamayan, Yecüc Mecüce anlam veremeyen bir kesim de diyor ki: “Zülkarneyn kıssası Allah’ın misalen bir anlatısıdır. Allah bu kıssayla insanlara eğitici dersler vererek öğüt dolu ilahi bir kurgu yapmıştır.
Bak sen, demek ilahi komedya, hiç gülesim yoktu…
Ben Kur’an’ın içeriğine tam olarak şöyle inanıyorum. Kur’an kitabı olmamış bir şeyin mecazını yapmaz! Olmayan bir şeyi de bünyesinde barındırmaz. Bu son cümle kavrana bilinirse çok ciddi bir mesaj içermektedir! Kur’an kitabı olmayan bir şeyi bünyesinde barındırmaz.
_Anlam veremedikleri için daha ötesini göremiyenler Allah’ın masalları derler.
Bu ifade Nahl suresi 24. ayette geçer “Onlara: Yaratıcınızın indirdiği şey nedir? diye sorulduğu zaman, “Öncekilerin masalları” derler. Biz ise Nahl suresinin 30. ayetindeki gibi, hakikatin bildirildiğine inanıyoruz, Zülkarneyn’in şahsını bulmak için anlatılanları adım adım takip edeceğim.
_ Bunun için sana herkes tarafından bilinip gözler önünde duran, Kur’an’ın anlatım ruhuna uygun gerçek yapıyı göstermektir.  Ayete dönelim. Anlat…
*Kehf 91: Orada kendisine gelen haberle onu tamamen kuşatmıştık.
Ayetin ifade biçimine bakılırsa Zülkarneyn burada hayati bir meselenin haberini almış olmalı. Abluka altına alınmanızdan söz ediliyor. Bunu şöyle anlıyorum, sizin yokluğunuzdan doğan boşluğu fırsat bilen Yecüc Mecüc muhtemelen ülkenize baskın yaptı.
Ayetin numarası bana bu haberin çok önemli olduğunu ima ediyor.
Sure 18 Ayet 91, 1+8+9+1= 19. Ve böylelikle siz tarihe damga vuracak olan büyük eserinize doğru çekilmeye başlandınız.
Kehf 92: Sonra bu gerekçe üzere yola çıktı.
_ Yolculuk biter yol bitmez. Bu 3. seferimiz.
Evet, sefer sayınız bununla 3 olacak ve çok acayip olacak! Hem de öyle böyle değil…
*Kehf 93: Nihayetinde iki gölün olduğu yere ulaştı ve onların etrafında bir topluluk buldu; fakat neredeyse tek kelime dahi anlaşamıyorlar.
_ Bu kısmı heyecanla bekliyordum. Bakalım nasıl çözeceksin hatta çözebilecek misin?
Efendim ben dersimi çalıştım da geldim. Bir önceki ayette Afrika kıtasından acilen çıkış yapan Zülkarneyn, bu ayette iki göllerin olduğu coğrafyaya geldi.
Afrika kıtasından çıkarken yine gemi ya da gemiler ifadesi geçmez. Öyleyse Asya topraklarına at sırtında geri dönüş yolunu kullandınız.
_ Bunu bir görsel üzerinde göster.
Tabi ki buyurun görsel bu,
_ Ordularımı Himalaya sınırlarına kadar ilerletmeni beklemiyordum. Herhalde bir bildiğin var…
Var efendim izah edeyim. Ayette geçen السدين (alsidiyn) sözcüğünün tam karşılığı iki baraj / iki su kütlesi iki göl” anlamlarına gelmektedir. Bu sözcüğe “iki seddin arasına diye yapılan çeviriler, Zülkarneyn’in sefer amacı ile varmak istediği yeri görünmez yapmaktadır.
ŞAYET AYETTE “İKİ DAĞ ARASI” DENİLSEYDİ:
Dilbilimsel Karşılık ve Telaffuz Yazılışı: بين الجبلين
Okunuşu (Transkripsiyon): Beyne’l-cebeleyn
Kelime Analizi: Beyne: Arasında / Arası. El-Cebel: Dağ (Tekil). -eyn: İkil eki (İki dağ). ifadeleri bulunması gerekirdi.
_Anlayana sivri sinek saz anlamayanın, en iyisi onu uzaya gönderelim.
Demek ki sorun Kur’an’da değil, demek ki sorun bende de değil. Sorun el birlik Kur’an’ın konu edindiği yaşanmış tarih anlatısını yok etme çalışmasıdır.
Bizim adım adım elde ettiğimiz gerçekler üzerine şu anda yapacağımız şey, Zülkarneyn gibi >yanyana< olan iki gölü bulmak olmalı.
_ Fakat yan yana birçok göl, doğal su havzası ve baraj tarzı oluşumlar vardır. Sen doğrusunu bulduğunu nereden bileceksin?
Bu çok doğru. Bunun için efsanelere konu olmuş yan yana iki göl tarzı oluşumları taradım ve onların ayetlere uyumlu olup olmadığını kontrol ettim.
_ Kendi tarzına uygun bir yer tespiti yaptın. Akıllıca…
Dünyada böyle bir yer sadece,
_ Ben söyleyeyim! Himalaya sıra dağlarının sınırları dolaylarında bulunmaktadır. 
Bu iki göl hakkında yazılanları okuyunca çok şaşırdım. İçeriği, ilginçliğin en üst seviyesindedir. Gerçekten bambaşkadır!
_ Ne kadar ilginçmiş anlat bakalım.
Onlarda olan sırrı Kur’an üzerinden keşfettiğimde kalbim yerinden fırlayıp önüme düşecek sandım. Açıklamalarına geçmeden önce bir görsel üzerinde görmek istermisiniz?
_ Evet isterim, göster bakalım.
İki göller nokta atışı ile yine Kur’an’ın tarifidir. Görselde bunu göreceksiniz.
Manasarovar ve Rakshastal gölleri, bu göller efsanelere konu olan göllerdir…
Manasarovar gölü tatlı ve durgun bir yapıya sahipmiş ve bünyesinde canlılar yaşarmış. Rakshastal gölü ise tuzlu ve dalgalı olup bünyesinde ölüm ble barınmazmış. Bu o kadar garip ki aynı bölgede olmalarına karşın tamamen farklılar. Sanskritçede parlak kristal anlamına gelen Tibet’in Kutsal Kailaş dağının hemen yanında bulunan bu gizemli iki göl;
_ İki zıt kutup gibi değil mi?
Evet bende öyle düşünmüştüm.
Birbirlerine her ne kadar yakın mesafede olsalar da Manasarovar Gölü sakin ve durgun bir yapıya sahipken, Rakshastal Gölü rüzgârlı ve dalgalı olurmuş. Bu iki göl çeşitli dini inanışlara göre de kendilerine has ruhsal özelliklere sahipmiş.
_ Bu inanışların geçmişten gelen tertemiz bir öğreti olduğunu göreceksin. O vakit neden onların inançlarında böyle ruhsal özelliklere inandıklarını daha iyi kavrayacaksın.
Evet efendim bu göller üzerinde beklentim oldukça yüksek ve baş döndürücü. Ayette dikkat çeken son cümleyi alalım. Son cümle,  “Neredeyse tek kelime dahi anlaşamıyorlar” demektedir. Göllerin ne olduğunu, nerede bulunduğunu görene kadar bu cümledeki; laf anlamaz söz dinlemez tiplerin kim olduğunu, yeryüzünde kimi temsil ettiğini düşünür dururdum. Şaka gibi…
Zülkarneyn’ in iki göllerin olduğu yerde karşılaşıp anlaşmaya çalıştığı millet, Kailaş Dağı ve iki gölün sınırlarına hâkim olan Çinlilerdi.
_ Bu Çin milleti ilk karşılaşmamızdı. Öyle garip dilleri var ki, sanki sürekli aynı sözcüğü tekrarlıyor gibiler.
Çincenin zorluğu üzerine bir araştırma yaptım. Bu öyle karmaşık bir dil ki günümüzde filmlere dahi konu oluyor. “Ethnologue” verilerine göre toplamda 298 yaşayan/aktif dil konuşulmaktaymış. Çin ülkesine dil açısından böyle bakınca birbirine benzeyen onlarca farklı milletten oluşuyor gibiler.
_ 298 aktif dille anlaşmak baya zor olmalı. 2+9+8=19’ dur. Bunu da ben eklemiş olayımÜzerinde 19 vardır.
Evet efendim dikkatiniz için teşekkür ederim. Bu iki göl tatlı (yaşam) ve tuzlu (ölüm) özellikleri tüm insanlığı sarsacak bilgiler içeriyor. Bu göllere sizden evvel büyükbabamız gitmişti. Onların başından geçen olayı kabaca resmedeyim ister misiniz?
_ Tabi çok isterim.
Büyükbabamız kafasına takılan bazı soruların yanıtı almak için çok özel birini arıyordu. Büyükbabamız o kişiyi ararken, aynı zamanda arazinin de haritasını çıkartıp keşif yapıyordu. İşte sizin şu anda bu göllerin yanında bulunma sebebiniz büyükbabamızın vakti zamanında bu keşfi yapmış olmasıdır.
Aradığı kişinin izini bulabilmek için arazide uğrak yerleri ve en ücra yerleri teker teker taradılar. Biraz yorgunluk sonrası Manasarovar gölünün 1.5 km kuzeyinde 100 m. bir kayanın üzerine mola verdiler. Geceyi uykuda geçirdiler kuşluk vakti kalktılar. Büyük babanızın yanında bulunan genç adam, kayanın üzerindeki balığın, gözlerinin önünse göle doğru tuhaf bir yol tuttuğunu gördü ve balığın canlanıp kaçtığına tanık oldu. Balığın sanki bir boyut kapısından geçer gibi yol aldığı o göl, buradaki yaşam gölüydü. Bu bilginin detaylı anlatımı için Link bırakıyorum. AL BAHRAyN
_ Vay canına bunlar aynen büyük babamdan aktarılan sözler, gerçekten enteresan…
Ne dersiniz biz de o balık gibi yaşam gölüne atlasak mı? Yüzebilir miyiz?
_ Hiç teklif etmeyeceksin sanmıştım bu iyiydi. Tamam atlayalım. Şu andan itibaren konumuz acayipleşecek ve sonunda işlerin vardığı noktayı gördüğünde benim gibi şaşıracaksın. Bu kısmı fark edemezsin sanıyordum.
Fark ettim efendim. Ama bu fark ediş beni bilgilendirdiği kadar da şaşırttı. O iki göl Furkan Suresi 53 ayetinde belirtilen göllerdir.
Furkan Suresi 53: Ve O, biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı iki büyük su kütlesini birbirine salandır. Fakat ikisinin karışmasını önleyip engel de koyandır. İki suyun karışmasını “engelleyen” şey o kayanın berzah yani boyut kapısının eşiği olduğunu söylemesidir. Büyük babanızın aradığı kişide halk dilindeki “Hızırdır” İşte orada ne olduysa Hızır’ın varlığı anında oldu.
_ Hızırı çok aradım evlat. Ama bulamadım… Neyse göllerin özelliklerini anlat bana. 
Ayetteki البحرين (albahrayn) sözcüğünün “iki deniz” olarak tercüme edilmesi, Fatır suresinde anılan iki deniz ayeti ile bilinçli olarak karıştırılmıştır.
Furkan S. 53’e ve Kehf S. 60 ayetine iki deniz çevirisi yapılan tüm mealler hatalıdır. Bu hatalı çevirilere binaen toplum içinde yaygınlaşmış “birbirine karışmayan iki deniz” inancı da yanlıştır. Furkan S. 53 te geçen  (البحرين albahrayn) iki su kütlesi, iki baraj, iki göl demektir. İki deniz diye çevrilmesi gereken doğru sözcük, Fatır S. 12 ayetinde geçer ve şöyle ifade edilir. البحران (albahran)
Üstelik bu ikisini nasıl karıştırıyorlar bu da bir soru işareti. Bizim konumuzun bir parçası olan Furkan S. 53 ayetinde tuzlu olan sudan yemeklik için balık yersiniz demez! Fatır suresi 12 ayetinde her ikisinden de taze et, balık vb. deniz canlıları yersiniz der. Deniz suları karışmaktadır ki zaten Fatır S. 12 ayetinde “deniz suları” için birbirine karışmaz denmez!
Furkan S. 54. ayetini buraya alacağım ve herkese ne ile karşı karşıya kaldığını ayetle göstereceğim.
“Ve O (Allah), o sudan insanı ve devamını yarattı. Bilin ki Yaratıcınız çok hünerlidir.”
_ Bak bu bilgiyle dinler tarihine ve insanlık tarihine imza atmış oldun! İşte insanlığın ilkin yaratılma suyu bu iki su havzası, Manasarovar Gölü ve Rakshastal Gölüdür. İnsanlık yeryüzüne buradan yayılmıştır. Devam et.
İşlerin buraya varacağını kim bilebilirdi? Bakınız efendim sadece Kur’an’a bağlı kalarak sizi adım adım takip ettiğim için ne ilginç şeylerle, nice güzel bilgilerle karşılaştım. Hadisçiler hadislere bakıp bunu yapabilir miydi?
_Kur’an’a tabi olup Zülkarneyn’ i buraya kadar adım adım takip ettin. Onun tanık olduğu şeylere aynen sen de tanık oldun. Mutlu ol ve ayrıcalığın tadını çıkart. Kur’an her alandan tamamlanmış yeterli bir kitaptır.
Öyle efendim. Ve evet tadını çıkartıyorum. “Bu bilgiler bana açılmıştır.”
_ Her şey kendi dengesinde kendi denklemine çekilir. Birbirlerini bulmak zorundadırlar. Bu kaçınılmazdır, sadece zaman meselesidir.
Şu ayet tam da yeri. “Yaratıcınızdan indirilene itibar edin.  Ondan başka yoldaş edinmeyin. Hiç mi anlamıyorsunuz?” Yoldaş olarak Yaratıcımızın kitabına tabi olduk yolumuzu bulduk.
Kime bilgelik vermişse ona çok büyük iyilik yapılmıştır. Lütfen devam et. Sonra?
O bölge insanları bu göllere çok büyük kutsiyetlik atfetmişler. Teki ölüm teki yaşam, yaşam çeşmesinden (gölünden) içenlerin sağlık sorunları kalmadığı iddia ediliyormuş. Araştırmalı… Konuya dönecek olursak:
Çinlilerin Zülkarneyn’ den olan beklentilerini dinleyelim. Efendim Çince sizin ikinci dilinizmiş, Çinceyi iyi bilirmişsiniz?
Kehf 94: 他們:歌革和瑪各在這裡製造惡作劇 如果我們向您納以換取他們和我們之間的路障,國王,可以嗎
_ Bu iyi bir şaka oldu. Çinceyi bilmek mi? Daha kendi aralarında Çinceyi bilmiyorlar. Anlaşmak o kadar zordu ki yaka paça bir tercüman getirttik.
Öyleyse anladığımız dilden devam edelim.
*Kehf 94: Dediler ki: “Ey Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc burada bozgunculuk yapıyor. Onlarla bizim aramızda bir barikat yapman karşılığında sana vergi versek olur mu?”
Burada Çinlilerin Yecüc Mecüc’e karşı Zülkarneyn’ den yardım istediklerini görüyorum. Çinliler sizi ilk kez gördüğü halde bu sorunu çözebileceğinizi nereden biliyorlar?
_Neler olduğunu anlamaya yaklaştın. Sorunun cevabına, şöhretim benden önde yürüyor diyelim. Sonra,
*Kehf 95: Şöyle cevapladı: Sizin teklifiniz Yaratıcımın verdiğinden daha kıymetli olamaz. Sizinle onların arasına sağlam bir engel yapmamı istiyorsanız bana tüm kuvvetinizle yardım edin.
Anlaşılan Zülkarneyn kendi zamanının en büyük devlet sahibi. Öyle olmalı ki bir önceki ayette kendisine yapılan teklif vergiye bağlanmaktı. Fakat o bunu istememiş.
_ Demiştim, ben gerçek şöhret sahibiydim. Afrika’da bu istihbaratı aldığımda ordularımla birlikte ülkeme geri döndüm. Şehir garnizonu biz gelene kadar savunmalarını yapmışlardı fakat durum hiç iyi değildi. Gelip onlara katıldık. Bu yabani dağ halklarını dere tepe derken haritadaki bölgeye kadar sürdük. Artık Yecüc Mecüc sorununu tamamen ortadan kaldırma zamanı gelmişti. Biz onları dere tepe sürerken iki gölün oraya kadar vardık. Orada Çinliler bana vergi teklif ettiler. Fakat bu yabani ırk sorunu hepimizin sorunuydu. Onlardan tek beklentim hiç bitmeyen Yecüc Mecüc sorununa karşı kuvvet birliğiydi. Sonra?
*Kehf 96: Ham demir molozlarını getirin dedi ve dağı üst iki yakasına kadar doldurduğunda körükleyin dedi. Nihayet o bir ateş haline gelince, eriyiğin üzerine katran dökelim dedi.
Ham demir ve eriyik demir. Çok ilginç ifadeler. Birde şu var. Bu kadar Demir cevherini nereden buldunuz?
_ Bunları anlayabileceğine inanıyorum.
Bunu anlayabilmem için duygudaşlık yapmam lazım. Orada o anda Zülkarneyn ben olsaydım, binlerce metre çapa ve binlerce metre yüksekliğe sahip tamamı on binlerce metreye tekâmül eden kocaman bir dağı, kaplayacak kadar demiri, demirin ana vatanı olan Moritanya’dan getirirdim. Zaten oraya gidişim ana sebeplerinden biride bu olurdu. Milyon ton ham metali buradan getirirdim.
_Yine şaşırtın beni. Sahranın Gözünün bulunduğu coğrafya demir cevherinin yuvasıdır. Bir an bunu araştırmadağını sandım.
Araştırdım efendim. Hatta günümüzde bile bu hususta bir rekoru elinde bulunduruyor. Moritanya 3.km uzunluğunda bir yük trenine sahiptir ve taşıdığı yük ham demirdir. Sizde amacınız için demir yükünüzü tamda buradan çekmiştiniz.
Geleneksel inancana göre siz bu dağı hazır demir bloklar ya da demir kütleler ile kaplamışsınız. Öyle anlatıyorlar… Bu sorunu daha az zahmetle halledebilmenin yöntemi, ayetin belirttiği gibi olmalıydı. O işlem için yapılması gereken tek şey Moritanya’dan çekilen ham demir molozlarını kullanmak olurdu.
Taşıması işlenmiş demire nazaran çok daha kolay olacak olan demir molozlarını, dağın eteklerinden tepesine kadar üstü üste piramit biçiminde istifleyip sonra ağaçlarla kaplayıp coşkun bir ateşle kızartmak olurdu.
Sağlamlık sorunu ise bu işlem esnasında kendi kendine gelişecekti. Ham demiri sert metale dönüştürmenin yöntemi, demirin ve karbonun karışmasıyla olur. Ham demir çok yüksek ateşte yaklaşık 1600 derece sıcaklıkta eriyik hale getirilir. Eriyen ham demir karbon ile karıştırılır. Bu karışımın homojen hale gelmesi için maddeye oksijen yüklenir.
Bu bilimsel yaklaşımlı anlatımlar ayetin içinde gelişen sürecin zaten kendisidir. Ham demiri daha sağlam bir maddeye dönüştürmek için karbona ve bol oksijene ihtiyaç vardır.
Karbon; kömür, turba gibi madenlerden çıkarılmaktadır. Ayrıca bambu, Hindistan cevizi, odun gibi malzemelerden de aktif karbon elde edilebilir.
Efendim o anda ham demiri çeliğe dönüştürmek için elinizde karbondan çok bir şey yoktu. Yanan ağaçlardan arta kalan şey karbondur. O işlem esnasında demirin sertliği için gerekli olan karbon, doğal kor halindeki demire anbean karışmaktaydı. Bol oksijen için de esintili dağ havasından istifade ettiniz ki bu demir işçiliğinde en eski yöntemdir. Bu süreci başlatmak için tek emriniz yetti. “Körükleyin” diyerek verdiniz coşkuyu…
Peki, ayeti bu mantığa göre mi çevirdin?
Efendim yoksa hayal mi kurdum?
_Hayır, bu hayal değildi tanımlama yapmaktı. Sen bu bilgiyi tanımlarken dayanağın neydi?
Efendim AyetteAtuni” diye iki kere zikredilen sözcük, Kur’an’da sadece Kehf suresinde ve sadece bu ayette görünür.
Atuni/Atoni demek gerilimsiz/gevşek demektir. Bu sözcüğün, sadece bu ayette demir işçiliğinin yapılması esnasında zikredilmesi çok dikkat çekicidir, çok hassas bir ifadedir.
Ayet bize atuni sözcüğü ile demirin o andaki fiziki yapısını, parça, ham, gevşek, çözük, gibi manalarıyla, demir cevherini o anda olduğu gibi aktarmaktadır. Evet yaptığım o duygudaşlık hayal değildi.
Ayetin kendi içinde verdiği atuni sözcüğünün ne anlama geldiğini, ham demir ile demir kütleler çevirisindeki farkı izah edebilmek içindi. Hem gördük ki sizin öyle uçan kaçan teknolojik bir tarafınız da yokmuş.
_ Güzel. Duru gözün olayları olduğu gibi anlamakta. Ayetin dediği doğrudur. Peki, o dağ dediğin hangi dağdır?
Bunun için bize iki gölün olduğu yerde bulunan demir bir dağ bulmak gerekiyor. İki gölün olduğu yerde bulunan dağları taradığımızda karşımıza birçok dağ çıkmaktadır.
Fakat içlerinden sadece “KAİLAŞ” dağının aynen göller gibi efsane bir geçmişi vardır.
Kailaş dağı üzerine yüklenen manalar “vay be” dedirtecek cinstendir. Kailaş dağının üzerine uzmanların söyleşilerinde geçen ifadelerde, “doğal olmayacak kadar garip” ifadesi kullanılır. Ayrıca Kailaş dağı için “Demir Dağ” ifadesi kesindir.
Kailaş Dağının resimleri bile ona bakarken demirden bir DEV izliyormuşsun hissi veriyor. Dağ çevresine nazaran doğal olmayacak kadar simetrik, standart bir kalıptan çıkmayacak kadar dağınık görüntüye sahiptir. Birbirine paralel üst üste bindirilmiş halde görünen yüzlerce metrelik paralel oluşumlar şişik, girintili çıkıntılı ve orantısızdır. O esnada kullanılan demirin belli bir kalıptan hazır olarak çıkmadığını dağın görüntüsüne bakarken anlayabiliyoruz. Bu da bize dağın görüntüsündeki orantısız halinin, belli bir kalıba sahip olmadığını, belli bir standartı olmadığını resmeder.
_ Her şeyi sanki sen de oradaymışsın gibi anlattın. Bunu dağın bir görseli ile taçlandır.
Evet öyle anlattım çünkü ayetlerin dışına çıkmadım. İşte Kailaş Dağı.
_ İki gölün yanında bir de “demir dağ” buldun tebrikler! Üçü bir arada oldu. Peki, bu iki göl ve Kailaş dağının ayetlerde anlatılan yerler olduğuna dair delilini sunacaksın değil mi?
Ayette siz iki gölün yanındaki dağı bulmuştunuz biz de bulduk. Güzel bir benzetme oldu, üçü bir arada.
Göllerin ve dağın doğru yerler olduğunu ispatlamak üzere deliller sunayım.
Göllerin koordinatları: 30°40′0″K 81°30′0″D. 30+40+0+81+30+0= 181’ dir.
181 sayısı başından ve sonundan odak sayımız olan 18 sayısını sergilemekle kalmıyor, birbirine zıt içeriklerle vücut bulmuş bu iki gölü, sayısal görüntüsüyle de temsil etmektedir. Toplananı ise 1+8+1=10’ dur. İki göllerin koordinatlarını tek hane toplarsam:
3+0+4+0+0+8+1+3+0+0= 19’ dur. Üzerinde 19 vardır. Doğru coğrafyada doğru yerde olduğumuz teyit edilmiştir. BU TESPİT 3
Kailaş dağı koordinatları: 31°4′0″K 81°18′45″D31+40+81+18+45= 215’ dir toplaması ise 2+1+5= 8’ dir.
Göller ve dağın sonuçlarının toplaması ise yine 10+8= 18’ dir. Allah’ın her şeyi sayı ile hesapladığının net resmini görmekteyiz.
Kailaş dağına ait koordinatları tek hane topladığımda sonuç:
3+1+4+0+8+1+1+8+4+5= 35’ tir.
Elde ettiğimiz ölçü sayımız 19 ile 35’i toplarsak sonuç yine 1+9+3+5= 18’ dir.
Göllerin ve Dağın koordinatlarını olduğu gibi toplarsam:
30+400+81+300+31+40+81+18+45= 1.026’ dır.
1026 sayısını tespit sayımız olan 18 sayısına böldüğümde sonuç:
1026/18 = 57’ dir. 3×19 üçü bir aradadır. Üzerinde 19 vardırBU TESPİT 4
1026 sayısını ölçü sayımız olan 19 sayısına böldüğümde sonuç:
1026/19 = 54’ tür. 19 sayısının net bölünenidir. 19×54
Şimdi 1026 sayısının her iki sonucunu toplayalım. 54 + 57 = 111. Üçü bir aradadır. Bozulan tarihin üç parçasını daha doğru yere yerleştirdim.
Yapboz tamamlanıyor…
Göller ve Dağ üzerinden yapılan çeşitli hesaplarda odak sayımız 18 ve ölçü sayımız 19 sayılarını defalarca görmekteyiz.
Dikkat ettiniz mi efendim? Afrika kıtasında bulunduğunuz yerlerin koordinatları 18 ve 19 sayısına denklemdi. Asya kıtasında bulunduğunuz yerlerde yine 18 ve 19 sayısına denklem oldu. İki ayrı kıta olmasına karşın, Kur’an’ın bize önerdiği doğru sayıları takip ettik ve doğru sonuçlara ulaştık. -18 ve 19- sayısı kıssa ile coğrafyayı birbirine ekleyip denklemler sergiledi.
İşte böyle. “Kur’an gibi bir kitap ben de yazarım” diyen herkese bir uyarı! Bir yandan o kitabınıza uygun yaşanmış bir tarih de inşa etmeye başlayın. Neden bunu asla yapamazsınız ki asla yapamayacaksınız diye uyarı çeken ayetin ne anlama geldiğini daha iyi anlamış olmalısınız!
_ Mükemmeldi! Tek kelimeyle mükemmeldi. Ben de avuçlarım kızarsın isterdim… 
Çok teşekkür ederim efendim kendimi iyi hissettim. Konu aydınlandığı için sizin yerinize avuçlarımı büyük zevkle yine kızarttım.
Göllerin ve dağın koordinatlarında farklı hesaplar yapıp bazı tespitlerde bulunalım.
Göller 30+40+0+ 81+30= 181
Kailaş 31+40+81+18+45= 215
181+215 = 396
396 sayısını tespit sayımız 18’ e bölersem, 396/18= 22 sonucunu elde ederim. Neden 22 sayısı elde ettim efendim?
_ 22 sayısı da neyin nesi?
Ben de cevabını arıyorum efendim. Belki henüz bilmediğim bir şeyin tespitidir. Bulunca bilgi vereceğim.
Efendim 19 ölçümüzü Kailaş dağının tek hane toplamından elde ettiğimiz 35 sayısı ile topladığımızda 19+35= 54 sonucunu elde ederiz.
54 mü? Sanki alakasız bir sayı daha elde ettin gibi. Yoksa sayılar eğilip bükülmeye mi başladı?
Efendim niye böyle oldu sizce? Oysa doğru yerde olduğumuzdan hiç şüphem yok. Doğru yerde olduğumuz kesinlikle teyitli. Bir hata varsa sayılarda olamaz bende olmalı. 18 sayısının tespit sayısı olarak belirleyen, 19 sayısını ölçü olarak belirleyen ben değildim. Bunu Kur’an bize verdi. Konuyla hiç ilgisi olmayan iki ayrı sonuç elde etmişim gibi görünüyor. 22 ve 54, Yan yana “2254” diye görünüyor.
Bu sayıları beklemiyordum.
Elde edilen tüm sayılar sırasıyla, “18, 19, 22 ve 54” tür. Aslında çok hoş bir birleşim oldu. Efendim iyi misiniz?
_ Özür dilerim, bir an yutkunamadım. Evet iyiyim.
Su ister misiniz?
_ Teşekkür ederim iyiyim yine de soğuk bir su alayım.
Bu sayılar şöyle dursun. Biz şimdilik göller ve dağ üzerinde keşfettiğim şu birleşime bakalım.
Göllerin şu hesabından doğan 30+40+81+30= 181 sayısının yanına, dağın 35 hesabından doğan 3+5 = sayısını olduğu gibi getirirsek, 1818 olarak görüntülenir. Bu sayı, kıssanın kaç ayette anlatıldığını ispat ettiğimiz sayılardır. Kur’an’daki 18’ de 18 sayısını Coğrafyanın kendisinde de aynı halde, 18’ de 18 olarak görürüz.
_ Bu kadarını beklemiyordum doğrusu.
Kur’an’ın sizinle ilgili anlattığı konudaki sözler, sayılar, yerler, temsiller, hayatın içindeki coğrafyanın sözlerine sayılarına, yerlerine temsillerine tam uyumlu bir denklem oluşturdu.
Öyleyse 22 ve 54 sayısı da boşuna olmayabilir!
Sure ve ayetlerden oluşan 1818 sayısı ile coğrafyadan elde ettiğimiz 1818 sayılarına bakalım.
1+8+1+8+1+8+1+8= 36. Bu sohbetimizin başından not aldığınız sayıydı ve ne anlama geldiğini çok iyi biliyorsunuz.
_ Tabi ki çok iyi biliyorum, neredeyse tüm krallar bunu bilir.
Efendim çok merak ediyorum, bunu nasıl başardınız? Bu işin büyüklüğü inanılmaz! Neredeyse 7.000 metre yükseklik söz konusu, çevresi de bunun iki üç katı olsa 20 belki de 30 bin metre gibi bir hesaptan bahsediyoruz,
…..
…..
…..
Efendim?
_ Pardon pardon düşüncelere daldım… 2254 sayısını düşünüyordum. 
Vardır bir hesabı…
_ Sorunu şöyle yanıtlayayım. Bir işin ustası değilsen fikir üretemezsin, fikir üretemezsen eyleme geçemezsin. Biz kahraman olduğumuz kadar da ustaydık. Zor oldu ama inançlı bir topluluk zorda kaldığı zaman neleri başaracağını bir bilsen… Yeter ki doğru yönlendirilsinler. Elimizde o anda insan gücünden çok bir şey yoktu. Dağın etekleri ve hemen yanındaki dağlar basamaklar halindedir. Oranın da görselini göster.
Uydu görüntüsünde bu basamaklar belli, doğal olamayacak kadar düzenli.
_ Sonrası, bir yandan şiddetli bir savaş, yoğun bir iş gücü, çokça zahmet ve emek.
Oradaki halklar tarafından kutsal dağ olarak kabul edilen bu dağ sıralarının altında, “Agarta ve Şambala” adlı iki ülke olduğuna inanılıyor. Üstelik bu yer altı halklarının yeryüzüne çıkış kapısının da Kailaş dağı olduğuna inanılıyor.
Agarta ve Şambala; Tibet ve Orta Asya geleneklerinde sözü edilen, Asya sıradağlarının altında efsanevî bir yeraltı teşkilatlanmasına getirilen tanımlamadır.
_ Agarta ve Şambala gibi, Yecüc ve Mecüc ’ün de Kailaş dağından yeryüzüne çıkması bekleniyor. Onlara artık dağ altı krallıkları denebilir. Agarta ve Şambala. Yecüc Mecüc, Agog Magog her nasıl adlandırılıyorsa onlar, tıpkı insan gibi ama insandan apayrı bir türdür. Onlar gerçekten yabani ve vahşidir.
Çok iyiydiniz efendim. Tibet efsanelerinde yer alan bir başka hikâye ise Tibet zirvelerinde, “Himalayalarda” kıllı vahşi adam gruplarının yaşadığına inanılırmış. Tibet efsanelerinden batı medyasına giren en önemli yaratık, “Koca Ayak” diye bilinen “Yeti” dir. Tüm bu inanışlarının arka planında Yecüc ve Mecüc türünün gerçeği olduğu aşikâr.
Efendim bu dağın arka plan gerçeğinden bir haber olan insanlık onun zirvesine tırmanıp adını tarihe yazdırmak istemekte. Oraya tırmanmak için kolları sıvayan maceracılar: “Kailaş aşılamaz demekten öteye gitmiyormuş. Ne hikmet ki hiç kimse zirveye çıkmayı başaramamış.
_ Amaç da buydu. İsabetli olmuş…
Uzmanlar tarafından dağın topografik yapısı üzerine yapılan çalışmalar sonrası, dağın yapısal bütünlüğünün hassasiyet ile kardinal bölgelere;
N (kuzey), S (güney), E (doğu), W (batı) yönlerine baktığını raporlamışlar. Öyleyse bu ne demektir?
_ Ne demek biliyor musun? Bu dağ doğal olan fakat kendisine bilgece dış cephe kaplaması giydirilmiş bir dağ olması demektir. Tüm eşsiz eserler kendine has imza isterler. Eşsiz bir iş de ancak doğa yasalarına ve dengesine uyumlu olursa ölümsüz olurlar. Bizim de yaptığımız aynen buydu. Ve her şey fenden ibarettir.
İşte şimdi Kehf 84 ayetinin ne denli isabetli bir çeviri olduğu anlaşılıyor.
*Kehf 84: Biz onu, yeryüzünde herkesçe bilinen bir mekânı yamatmak için, iz peşinde yürütüp sorunlar çözdürdük.
_ Ne diyebilirim? Harikaydı. Tebrik ederim ve başarılarının devamını dilerim.
Teşekkür ederim efendim ve sizi çok iyi anlıyorum. Hizmetinizdeyim.
Dış cephe kaplaması için basit bir görsel hazırladım. Öyle görünüyor ki Zülkarneyn aynı zamanda bir yapıya giydirme yapan ilk dış cephe kaplamacısı.
_ İnsanlığa hediyemdir.
Söylenenlere göre Kailaş Dağı için en kapsamlı araştırma bir Rus araştırmacı aynı zamanda dağcı olan “Prof. E.Muldaşev” tarafından yapılmış. Ekibiyle birlikte üç ay dağın eteklerinde kalarak araştırma yapan Muldaşev aynen şunları söylemiş:Dağın içinden gelen sesleri ben ve ekibim net olarak duyduk. Bu sesler kaya yuvarlanması sesleriydi.”
Muldaşev’e göre o kaya yuvarlanması sesleri o dağ sıralarının altındaki Ağarta ve Şambala adlı ülkenin sakinlerine aitti. Bu olay kendi açısından büyük bir buluştu. Ama bizim açımızdan bu ifade çok önemli bir ifadeydi! Şu an bizim bildiğimiz gerçeklerden uzak olan Muldaşev ve ekibi ne ile karşı karşıya olduklarını bilselerdi ne yaparlardı?
_ Bizim orada kalmak zorunda olduğumuz zorlu zamana göre tatil tadında üç ay keyifli olmuştur. Orada ne olduğunu bilselerdi sanıyorum bir gün bile kalmazlardı. Zaten vahşiydiler, binlerce sene sonunda kim bilir nasıl da sinirlenmişlerdir… Onların bu söyleminden anlaşılan şey içeridekilerin dışarıya çıkmak için kazmaya devam ediyor olmasıdır. İyi kazmalar…
Tamam ama neden ölmüyorlar? Binlerce senedir nasıl yaşıyorlar?
_ Belki de bu sorunun cevabını zaten biliyorsundur. O iki gölün neden bu kadar önemli olduğunu bir düşün… O göllerden biri yaşam kaynağıydı. O bölge halklarının inancında ne vardı? Yaşam gölünden içenlerin sağlık sorunları kalmadığına inanıyorlardı. Belki o su Yecüc Mecüc’e daha çok yaramıştır. Belki onun sırrını herkesten daha iyi çözmüşlerdir. En iyi tahminimi yapayım. Belli bir vakte kadar (kıyamet) hayatta kalmaları icap ettiği için, yaşam suyunun bir kısmı dağın altında bir yerlere de akıyordur. Yemek olarak da en yaşlılardan başlasınlar. Afiyet olsun.
Bu harika bir tespitti. Onların hayatta kalmaları kendilerinin kıyamet vaktine hedeflenen gösterileri için şart! O bölge halkının inanışına göre Kailaş dağının etrafını 108 kez tavaf etmek en doğrusuymuş. 108 sayısının konunun anlatıldığı 18. Kehf Süresinin sıra numarasını vermesi de dikkat çekicidir. 6×18
Her şey ne kadar da düzenli halde birbirine geçmiş örgü gibi. Bölge halkının inanışına göre Kailaş Dağının altında iki ülke varken, Kur’an’da dağın içine kapatılmış iki ırk vardır. Coğrafyada iki gölün yanında demir dağ varken, Kur’an’da iki gölün bulunduğu yerde demirle kaplanmış bir dağ vardır. Sıkça kullandığım şu sözü seviyorum.
“Kur’an kitabı görsel hayatın yazılı senaryosudur.”
Ayetin sonunda getirin üzerine bakır dökelim diyenler de var katran diyenler de var. Ben katran diye tercüme ettim.
_ Bu ifade doğru bir tespittir.
Efendim erimiş bakır ifadesi üzerine de hemfikir yoktur.
Katran; organik maddenin yıkıcı damıtımından elde edilir. Çoğunlukla kok üretiminin bir yan ürünü olarak kok kömürden elde edilir, turba veya servi, ardıç gibi bazı ağaçların gövdelerinin özsularından da elde edilmektedir. Koca dağı katran ile sıvanma sahnesini gözümde canlandırınca acaba ne kadar ağaç yakılmış olabilir?
_ Coğrafyayı gördün, her tarafımız dağlarla kaplı. Bizim yeterince zamanımız ve fazlasıyla da insan gücümüz vardı. Her bölgeden ağaçları getirttik ve çevremizdeki tüm ağaçları köklemek zorunda kaldık.
O ateş ne kadar zaman yandı? Ateşin büyüklüğü, ne kadar yükseklere çıktığı, ne kadar uzaklardan göründüğü ve ne kadar dehşetli yandığı gibi, o dehşet dolu o anı düşünmeden edemiyorum. Ham demiri kıvama getirebilmek için yapılacak şey ne kadar ağaç varsa kökleyip yakmak olmuştur.
_ Böylelikle Kailaş, Demir Dağ olarak anıldı.
Kailaş dağının zirvesi için bir çok söylenti var. Fakat dağın yüksekliği Tibet ve Çin kaynaklarının resmi kayıtlarına göre “6714” metredir. Biz resmi rakam olan 6714 metreyi baz alırsak 6+7+1+4= 18 sayısını elde ederiz. Yine Kehf Suresinin Kur’an’daki sıra numarası olan tespit sayımızı görmüş oluruz.
_ Ayrıca 18’e kalansız bölünmekte. 6714/18= 373.
Bu çok iyiydi efendim dikkatiniz için teşekkür ederim. Devam ediyorum.
*Kehf 97: Böylelikle oradan ne çıkabildiler ne de delmeye güçleri yetti.
_ Yalnız kazmaya devam ediyorlar.
*Kehf 98: Dedi ki: Bu Yaratıcımın bir korumasıdır. Fakat zamanı geldiğinde Yaratıcım onu harap edecektir ve Yaratıcımın vaadi ise gerçektir.
_ Emin olun öyledirVakti zamanı gelecektir.
*Kehf 99: Biz günü gelip kendilerini serbest bıraktığımız vakit dalga dalga peşi sıra yayılırlar ve bir ses duyulmuştur da hepsi bir araya toplanmıştır.
_ Bu kıyamet saatidir. Seni bu kısma yeniden getireceğim.
*Kehf 100: İşte o günü, inanmayanlar için bir gösteri olarak hazırladık.
Efendim kıssanız burada bitti.
Ayetlerin tanımladığı coğrafya ile yeryüzü coğrafyası, Ayetlerin figürleri ile coğrafyanın figürleri, Ayetlerden doğan sayılar ile coğrafyadan doğan sayılar eksiksiz, tam ve net biçimde birbirine denklem olup, Kur’an’ın dosdoğru tarihi bir içeriğe sahip olduğu ispatlanmıştır. Kur’an’ın Hz. Muhammed’in sözü olmadığını bizzat Allah’ın sözü olduğunu da kesin bir dille belgelemiştir.
_ Yaratıcının sözlerini denetledin peki beklentilerini nasıl karşıladı?
Yaratıcının iddialarını en üst seviyede denetledim ve beklentilerim fazlasıyla karşılandı. Kitabın senaryo hayatın sahne olduğu tanımı doğrulanmıştır. Aklıma gelen ayete bakınız:
Allah’ın sözlerini yazmak için yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, okyanus ve ona destek için yedi deniz (Baltık, Adriyatik, Azak, Hazar, Karadeniz, Akdeniz ve Kızıldeniz) mürekkep olsa, O’nun sözleri bitmeden onlar tükenirdi. Allah aziz ve hâkimdir. Lokman S. 27
_ Moritanya, Sahranın Gözü, Afrika halkları, iki göl ve Kailaş Dağı olmak üzere hepsini hem işledin hem eşledin hem de ispatladın. Siz nasıl diyorsunuz? …
Efendim biz “cuk diye oturdu” deriz.
_ Aynen cuk diye oturdu.
Bu kısma kadar olan anlatıda Zülkarneyn’ in bir uzaylı ya da Allah’ın bir masalı olmadığını, geçmiş hayatın çok detaylı bir kronolojisi olduğunu öğrenmiş olduk. Serüven kısmı bitti. Sırada bonusumuz olan başrol oyuncusunu bulmakta!
_ Demek ki neymiş? Allah masal anlatmazmış…
Sizce utanırlar mı efendim?
_ Hiç sanmıyorum fakat bu kaplama onlara yeter.
Harika bir giydirme daha yaptınız efendim siz bu işi biliyorsunuz.
_ Biliyorsun kapak yapmada ustayımdır.
Hem de en ustasından… Allah izin verdi ve artık kralımı gerçek kimliğiyle tanıtarak onurlandırmak isterim ve ben bundan büyük kıvanç duyarım.
_ Bundan onur duydum.
Kimliğinizi ortaya çıkartmamla birlikte üç grup bundan çok etkilenecek.
1- Sizin Zülkarneyn olduğunuza inanan ve bu uğurda kitap yazanlar Allah’ın bu desteği için sevinecek. Bunlar gerçekten inananlardır.
_ Buna çok sevindim.
2- Sizin Zülkarneyn olduğunuzu gizleyen ve bu uğurda karalama çalışması yapanlar çok sinirlenecek. Bunlar gerçek şeytanlardır.
_ Buna da çok sevindim.
3- Sizin Zülkarneyn olduğunuzu öğrenen ve bundan önce hayaller âleminde gezenler çok üzülecek. Bunlarda gerçekten aptal olanlardır.
_ Nasıl oluyorsa buna da çok sevindim. Tarihi karakterimi ortaya çıkartmak için öncelikle Zülkarneyn ismini aç. Bakalım Allah bu ismin içine neler kodlamış? Eminim sen bu ismide herkesten farklı yorumlarsın hadi kolay gelsin…
Teşekkür ederim. Hadi bismillah…
Zü+ ~ Ar ḏū ذو  → sahip, malik/melik (kral)
Karn القرن algarn → Devir, vakit, zaman, çağ. Yüz yıllık zaman, asır. Boynuz.
Ayn عين   →  bizzat, ta kendisi, gerçek olan, işte o,
Zülkarneyn; iki boynuzlu manasına gelmekteyken aynı zamanda Zülkarneyn, iki yüzyıl anlamına da gelmektedir.
_ Allah’ın isimlendirmesine bakar mısın? Ne kadar çok anlam ile vasıflandırmış… Bakalım bunlardan nasıl bir anlam çıkartacaksın?
Size birçok bileşikle bu ismin atfedilmesinin sebebi, kral namınızla geçmiş çağ olan milattan öncesini ve gelecek çağ olan milattan sonrasını kapsayacak şekilde demir dağı yapmış olmanızdandır.
_ Güzel düşündün. Tüm bunların yanında bu ifade biçimindeki tanımlar, kendi üzerine takındığı birtakım eşyalara da işaret ediyor olabilir mi?
Evet, kesinlikle eder, etmeli. Bunlardan akla en yatkın olanı, iki boynuzlu miğfer olmalı.
_ Böyle bir takı onu diğer olasılıklardan ayırt edecek biçimde kuşandığı liderlik takısı olacaktır. Büyük bir anlamı vardır ve çok havalı durur.
Bu bilgiler ışığında, Zülkarneyn isminden doğan iki sayısı ile karn القرن algarn’dan doğan devir ifadesi, MÖ ve MS olmak üzere iki zamanı kapsamaktadır. Kral ifadesi, gerçeğin ta kendisi, işte o gibi tanımlardan hareketle uygun bir yuvarlama yaptığımızda, Zülkarneyn ismi karşımıza,
> TÜM ZAMANLARIN GERÇEK KRALI <  olarak çıkar.
1- İki sayısı şöhretinin bir karşılığı olması sebebiyle iki sayısıyla başlayan bir zaman diliminde şöhret elde etmiş olmalı örnek: MÖ 2000 gibi,
2- İki Boynuzlu Miğferi olmalı.
3- Kral olduğu vakit tahtta kalma suresi 18 sayısı üzerine bina edilmiş olmalı.
4- Milattan öncesine ve milattan sonrasına ölümsüz bir eser bırakarak, her iki çağa da damga vurmuş olmalı.
Bu kralın hizmet hayatı Kehf suresindeki kıssasına görseller ve sayılar ile denklem olmalı, tarihi şahsiyeti ise, Kur’an’daki Zülkarneyn’e denklem olup tamamlamalı. Nasıl ki coğrafya Kur’an’a destek olup tamamladı, tarihteki siz de Zülkarneyn’e denklem olup tamamlamalısınız. En önemlisi Kur’an kitabının onun hüküm sürdüğü tarihi göstermesi olacaktır. İşte böyle bir karakter arayacağız.
_ Nasıl bir işlem tarihi zaman damgasını bulmanda yardımcı olabilir ki?
Bu benim için kolaylaştırılmış bir alandır. Efendim Yecüc Mecüc savaşının senesine gitmemize ne dersiniz?
_Gerçekten mi?
Evet gerçekten,
_ Bak bak! Ne o yoksa sen benim hüküm zamanımı çoktan buldun da savaş senesini mi hesap ediyordun? Tamam, bakalım nasıl bir tarih verilecek? Eğlenceye gelecektin savaşa hevesli gibisin. Kan çekiyor sanırım…
Kehf, Enbiya ve Furkan surelerinin üzerinde bir hesap işlemi yapmalıyım.
Sadece sure numaraları.
18 Kehf suresinde 18 ayette. 18×18= 324,
21 Enbiya suresinde 1 ayette. 21,
25 Furkan suresinde 2 ayette. 2×25= 50,
Toplaması; 324+21+50= 395’dir.
Sadece ayet numaraları.
83+ 84 +85 +86+ 87+ 88+ 89+ 90+ 91+ 92+ 93+ 94+ 95+ 96+ 97+ 98+99+100+96+53+54= 1.850
Sure ve Ayet numaralarından elde ettiğim sayıların toplamı 395+1850= 2.245’ tir. Elde edilen bu sonuç bize savaş senesini temsil etsin. Sanırım dediğiniz gibi efendim, kan çekiyor…
Kahramanımız Zülkarneyn’ in o zorlu sürece MÖ 2.245 senesinde başlamış olsa diyerek tarih sayfalarına bakalım. MÖ 2245 senesinde Asya’da hangi devlet ya da imparatorluk hüküm sürüyormuş…
_ Çok heyecanlı, kanım kaynamaya başladı. Sonra?
Asya’da MÖ 2.245’ de hüküm süren en güçlü devlet hangisidir diye yapmış olduğum araştırmada en güçlü devletin Orta Doğuda hüküm süren Akad İmparatorluğu olduğunu gördüm.
_ Bazı şeyler kaçınılmaz oluyor. Lütfen devam et, sonra?
Tarih MÖ 2.245’ i gösterdiği vakitte Akad İmparatorluğu tahtında oturan kral, en şöhretli, en güçlü…
,
O kişi,
,
_ Sonra? Hadi sonra?
Efendim “İŞTE O BENİM” demenizi bekliyordum,
_ Bu sefer heyecanımı yeneceğim.
Tamam, ben söyleyeyim.
O Kral Dört Köşenin Kralı unvanını elde etmiş Akad’ın 4. kralı “NaramSin dir.
NaramSin Akad’ın en güçlü kralıydı. Vay vay… Şuna bakın! Hizmet tarihi çok enteresan sayılar içeriyor.
Bakınız: MÖ 2254 MÖ 2218, bu tarihi sayılar da ne böyle? Bu sayıların hepsi bulduğumuz sayılar değil mi? 2254 tarihi konuyla hiç ilgisi yok gibi görünen sayının tam olarak kendisi. Hani sizin de bir an yutkunamayıp öksürüğe sardığınız?
_ Evet, o hesaptan doğan sayı 2254 sayısıydı. Allah bunları nasıl ayarlıyor acaba?
Bakın efendim! NaramSin hizmete başlama tarihi 2254 bitirme tarihi 2218 dir.
_ Sen bunu nasıl yapıyorsun, iş ne ara buraya geldi? Vay, demek NaramSin?
Sure ve ayet ve coğrafya hesaplarından elde ettiğim 18 sayısı elimizde. Kailaş ve göller hesabından elde ettiğim 22 sayısı ve 54 sayısı da elimizde. Kur’an’ın yol göstermesiyle sizi temsil eden 2254, 2245 ve 2218 sayılarını buldum. Kur’an’ın yol göstermesi ile tarihin en güçlü devletini ve en büyük kralının hizmet tarihini de buldum. BU TESPİT 5
Bozulan yapbozun parçaları yerli yerine oturmaya devam ediyor.
MÖ 2254 (2+2+5+4= 13_ 1+3= 4) MÖ 2218 (2+2+1+8= 13_ 1+3= 4) tarihleri arasında, Akad 4. kralı olarak hükmü aldınız. Fetihlerinizden ve üstün başarılarınızdan sonra kendinizi köşenin kralı ilan etmiştiniz ve 2 boynuzlu miğfer takıyordunuz. 4+4+4+4+2 = 18. BU TESPİT 6
MÖ 2000 dönemi şöhreti yakaladığınız çağı temsil eder. BU TESPİT 7
 2’200 yüzyılı ise doğduğunuz yüzyıldır ve -iki yüzyıl- isminize de denklemdir. BU TESPİT 8
Savaş senesi 45 hizmet başlangıç senesi 54: 4+5+5+4 = 18. BU TESPİT 9
Savaş senesi 45 hizmet bitiş senesi 18: 4+5+1+8= 18. BU TESPİT 10
Acaba savaş kaç sene sürdü? Bunun cevabı sizde saklı ve ben o saklı şeyi de ortaya koyacağım. Tespitlerimize devam edelim. Yapboz tamamlanıyor.
_ Kolay gelsin.
Hüküm başlangıç senesi 54 ve hükmün bitiş senesi 18’dir. 5+4+1+8= 18.  BU TESPİT 11.
Ayrıca 18 sonucu, Kehf suresinin Kur’an’daki sıra numarasıdır. BU TESPİT 12
Aynı zamanda 18. Kehf suresinde 18 ayette anlatılmasının da sebebi budur. BU TESPİT 13
Kıssanız Sure 18’ de 18 ayette anlatılır. 18+1836 eder. 36 sene hüküm suresinizdir. BU TESPİT 14
Göller ve Kailaş hesabı 18’ de 18′ e denklemdir. 18+1836, sene hükmünüze denklemdir. BU TESPİT 15
36 sayısı size not alınız dediğim sayıydı ve siz neredeyse tüm krallar bunu bilir demiştiniz.
Coğrafya 3+6+3+6= 18,  Kehf Suresi 3+6+3+6= 18: Kur’an’dan ve coğrafyadan elde edilen 36 sayısı ile sizin 36 sene krallık vaktiniz birbirine bakan ayna gibidir. 3+6+3+6 = 18. BU TESPİT 16
Şayet 3636 sayısını 18’e bölerseniz 3636/18= 202 dir. İki ve iki sayısının hâkim olduğu toplamının 4 ettiği, Dört Köşenin Kralını temsil eden 4 sayısını yine görürüz. BU TESPİT 17
Efendim Kehf Suresi ve Kailaş Dağı, çift boynuz kral NaramSin ve çift boynuz Zülkarneyn aynada birbirine bakan kendi yansımalarıdır. 3+6+3+6= 18 eder doğrumu?
_ Evet basit bir hesap ve doğrudur.
Şimdi tüm dikkatinizi bana verin. Çünkü son noktayı koyuyoruz.
NaramSin 18’ dir Zülkarneyn 19’ dur. 1+8+1+9= 19’ dur. Üzerinde 19 vardır. BU TESPİT 18
Coğrafya ve Kehf Suresinden elde ettiğim 18 sayısı ile NaramSin ve Zülkarneyn’ in 19 sayısını topluyorum!
1+8+1+9 = 19, üzerinde 19 vardırBU TESPİT 19
Bana Zülkarneyn’i sordular efendim. Bende Zülkarneyn’i Kur’an üzerinden hayatın içinde tüm detaylarıyla anlattım.
_ Tüm bunlar, sayıların ahengi, sayıların hesapsal büyüsü, bu çok çarpıcı, bu gerçekten muhteşem. Yaratıcı bunları nasıl yapıyor?
Efendim Allah işini bilir. Ziyan olan açık bir delil üzere ziyan olsun. Kurtulan da açık bir delil üzere kurtulsun. Allah her şeyi alenen sergilemiştir. Bunca delile inanmayanlar Allah’a mı zarar verirler?
Dört Köşenin Kralı, Akad 4. kralı “NaramSin” efendimiz! Siz herkesin binlerce senedir merak edip konuştuğu, Kur’an’da namı geçen Zülkarneyn’in tam olarak kendisisiniz.
Efendimiz lütfen bunu Kur’an huzurunda doğrulayın!
_İyi tamam ama gür sesle söylerim!
Her iki çağa imza atmış dört köşenin kralı şöhretinizle, yalan tarihin, haddini aşan tüm budalaların, Zülkarneyn şöhretini başkalarına teslim eden cahillerin dört köşeden duymasını sağlayın.
Beyinlerini patlatırcasına söyleyin!
_TAMAM GELİYOR!
Hadi bismillah,
_ BEN DÖRT KÖŞENİN KRALI AKAD 4. KRALI NARAMSİN, KUR’AN KİTABINDA “TÜM ZAMANLARIN GERÇEK KRALI” ŞÖHRETLİ ZÜLKARNEYN İŞTE BENİM!
_ İyi miydi?
Çok iyiydiniz, gerçekten harikaydı efendim.
Sizi tanımaktan ve tanıtmaktan çok mutlu oldum! Bu benim için büyük onurdur.
Tarihi şahsiyetinizi bulmayı ve onu belgelemeyi şahsıma layık gören hünerli Yaratıcıma şükranlarımı sunarım.
Yapbozun tüm parçaları yerli yerine yerleştirilmiştir.
Karşınızda > TÜM ZAMANLARIN GERÇEK KRALI <
Akad 4. Kralı “ZülkarneyNaramSin”
_ Çok havalı değil mi?
Kesinlikle çok havalı efendim.
_ Beni hakkımca tanıttığın için sana teşekkür ederim. Seni tanıdığıma memnun oldum. Umarım sizler de beni tanıdığınıza memnun olmuşsunuzdur. Hadi bize Allah tarafından korunan, sırf bu yazı için saklandığı anlaşılan taş gibi belgemi Stel ’imi göster ve tüm kıssayı o Stel üzerindeki görseller ilede yorumla ve Steldeki 19 sayısını bulup ortaya koy.
Tamam üzerinde numaralandırma yapıp tespitlerde bulunalım.
 
Kaynak: https://en.wikipedia.org/wiki/Naram-Sin_of_Akkad
Steldeki figürleri ayetteki figürler ile eşleyeceğim. Fakat önce bu stelin kendi zamanında ne için yapıldığının hikâyesini kısaca özetleyeyim.
Stelin hikâyesi sizin iki ayrı prensle (krallıkla) olan savaşınızı anlatmakta. Sizin başınızın arka tarafında, kısmen tahrip olmuş fakat bizi ilgilendiren bilginin sağlam kalmış bölümünde, Akad’ca yazıdan çıkartılan anlam şuymuş.
*** Güçlü Naram-Sin… Lullubi prensleri Sidur ve Sutuni bir araya toplandılar ve bana karşı savaş açtılar.***
Kailaş Dağının Yecüc ve Mecüc adlı sakinleri de güçlü Zülkarneyn’ e karşı birleşip savaş açmıştı. Orta yere dökülen bilgiler ışığında daha iyi anlaşılıyor ki bu Stel, başınızdan geçen tüm bu olayların yanında tarihi bir savaşın da her şeyini detaylı bir biçimde anlatması üzerine işlenmiş.
Yalnız çok ustaca tasarlanmış. Stel’ in 200 cm (2 m) yüksekliğinde olduğu bilgisi var. Sizi temsil eden iki sayınızı temsil edecek biçimde, iki metre yüksekliğinde olan kısmı günümüze sapa sağlam ulaşmış. Tasarım kabartma ve çok detaylı, içeriği çoklu zaman üzerine kurgulu, bu Stel çok şey anlatıyor.
Emrinizde olan düzenli birlikler tüm dikkatini size yöneltmiş. 6 ve 7 numaralı askerlerin elinde iki ayrı simge var. İki ayrı simgenin sizin ordunuz ve Çinlilerin ordusunu temsil ettiğini düşünüyorum.
_ Yukarıda en büyük eserim Kailaş Dağı için ne demiştim? Tüm eşsiz eserler kendine has imza isterler. Bu Stel de öyledir.  Ve böyle eşsiz bir Stele ustaca denmez, bilgece demelisin. Ne kadar kıymetli olduğunu az sonra anlayacaksın. Yorumunu alayım.
Cahilliğime verin efendim. Çok bilgece tasarlamış.
Stel: Büyük bir hadisenin tarihi hatırası,
Kehf S: Büyük bir hadisenin kıssası,
Stel: İki Boynuzlu miğfer takan NaramSin,
Ayet: İki Boynuz lakaplı Zülkarneyn,
Stel: Kailaş dağı, demir dağ,
Ayet: Demir ile kaplanmış bir dağ, 
Stel: Sidur ve Sutuni halkı,
Ayet: Yecüc ve Mecüc halkı,
Stel: Ağaç, (ateş) 17 numaralı asker ağacı tutuşturuyor.
Ayet: Ateş (ağaç) Nihayet o bir ateş haline gelince,
Stel: NaramSin, 3 Güneş, biri en üst kısımda tahrip olmuş halde,
Ayet: Zülkarneyn, 3 harekât.
Efendim en sevdiğim kısım, stelin tarih süreci içinde bize ulaşan sağlam yüksekliği 200 cm.(2metre) Stelin üzerindeki figürlerin sayısı, 3 güneş, 1 dağ, 1 siz, 19 diğerleri, 1 ağaç olmak üzere toplamda 25 figür var. Tüm bunların toplamı yine bize, Kehf Suresinin sıra numarasını verir. 2+3+1+1+1+9+1= 18’ dir. Odak sayısı doğru tespitlerde bulunabilmemizde bize yol göstermeye devam ediyor!
Stelde ilk dikkatimi çeken figür, çoklu zamanı temsil eden 3 güneştir.
Çoklu zaman zarfında sanılandan çok daha fazla bilgi mevcut. Steldeki figürlerle ve onlara işlediğiniz detaylarda gelecek bin yıllara ulaşacak harika bilgiler aktarmışsınız.
Güneş ışıklarını temsil eden figürlerin sayısı, ince bir matematik hesabı ile formüle edilmiş. Her bir güneşin 8+8= 16, ışık figürü var.
Her bir güneşin 8+8= 16 ışık figürü, 3×16 = 48 _ 4+8= 12 _ 12 sayısı 1 Güneş yılını temsil etmektedir. 3 Güneş, 3 seneyi temsilendir.
Ayrıca 12 ay 3 Güneş yılı hesabı, sizin kral olarak hükmettiğiniz zamanı da temsil etmektedir. 3×12= 36 dır. Ve bu sizin hüküm sürenizdir.
_ Aferin sana.
Teşekkür ederim. Tarihçilerin Güneş kısmına getirdikleri yorumu görmek ister misiniz?
_ Tabi çok isterim bakalım nasıl saçmalamışlar.
*O zamanlar Akad sanatında boynuzlu bir miğfer takan bir figür gösterildiğinde, bu figür genellikle bir tanrı olarak kabul edilirdi. Burada NaramSin, izleyiciye kendisinin bir tanrı kral olduğunu göstermek için tam da böyle bir miğfer takıyor. Kutsallığı ayrıca dağın zirvesinde resmedilen üç güneş yıldızıyla da temsil edilmektedir. Güneş yıldızları, noktalar arasında yayılan alevlere sahip bir dizi sekiz noktalı yıldızdan oluşur. Bunlar, Akad’ılar ile Lullubi halkı arasındaki savaşı izleyen Akad tanrısı Şamaş’ı temsil ediyor. Belki de ilahi ve tanrısal gücü göz önüne alındığında, güneş ona gücünü veren tanrı olabilirdi.*
Bakınız sizin amacınız neydi onlar nasıl anladı?
_ Ya da böyle anlatmak istediler. Anlaşılan beni saklamak için bir tür sözlü saptırma içinde oldular. Ya da cahilce bir yorum yaptılar…
Öyle efendim tam isabet. Sizi tarihte böyle karalayıp insanların aklını çeliyorlar. Tarihte görünmez olmanızın başlıca sebebi sizin kötü ve yoldan çıkmış biri olarak tanıtmalarıdır.
Demek oluyor ki siz, o 18 ayetlik kıssada MÖ 2245 senesi, 4’6 ve 4’olmak üzere krallığınızdan üç sene ayrı kalarak bu savaşta yer aldınız.
3 sene savaş hesabı olarak Kur’an’dan elde ettiğim 2245 senesinin doğru tespit olduğunu bize: 5+6+7= 18 sonucunu verir ve doğruluğunu gösterir. Bu 3 senelik zaman dilimi, sizin de bizzat içinde bulunduğunuz zaman zarfıdır.
_ Az zamanda çok işler yaptık.
Kanımızda var. Stelin doğruluğunu 19 sayısı ile de teyit ettim. Figür 25 ve 48 ışık figürü hesabında 19 sayınızı da görüyorum.
Steliniz 2+5+4+8= 19 sayısı ile belgelidir. Stelin üzerinde 19 vardır. Gerçekten bilgece tasarlanmış. Taş gibi belgeniz burada, gözler önünde efendim.  Stelin üzerine fantastik bir roman yazılabilir.
_ Seni tebrik ederim. Bu söyleşide Kehf Suresinin benim ile ilgili olan kıssasını olduğu gibi yansıttın. Zülkarneyn ile tarihte gezdin ve şahsımın ortaya çıkarılması vazifesini hakkıyla yerine getirdin. Ortaya koyduğun bu çalışma binlerce senedir hiç kimse tarafından böyle yapılmadı.
Şimdi sana bir gerçeği itiraf edeyim. Ben bu steli hazırlattığım zaman yanında bu steli detaylıca anlatan 180 adet tablet yazdırmıştım. Tablet kutusunun kapağına da şunu yazmıştık.
ṭupšenna pitēma narâ šitassi ša anāku Narām-Sîn mār Šarru-kīn išṭurūma ēzibūšu ana ūmē ṣâti
Anlamı şudur; “Tablet kutusunu açın ve ben, Sargon’un ‘soyu’ Naram-Sin’in yazıp, gelecek günlere bıraktığım dikilitaşını okuyun.
Sen bu tablet kutusundaki tabletlere hiç bakamadın, hayatın boyunca onları hiçte görmedin lakin tabletlerde yazılanları okumuş gibi açıklamalar yaptın. Ve umarım o tabletlerdeki son cümlem sana ulaşsın. 
“Ey yazımı okuyup da kendini sıkıntıdan kurtaran, beni kutsayan, gelecekteki seni kutsasın.”
İnşallah efendim. Ve tebrikleriniz için de en içten teşekkürlerimi sunarım.
Binlerce sene öncesinden, bünyesinde tamamen Kur’an’ın kesin delillerini barındıran ve bize sapasağlam ulaşan bu rölyef (Stel) varken, böylesine eşsiz bir esere rağmen NaramSin’ in Zülkarneyn olduğunun kesin kanıtlarını görmezden gelip, ona ait şöhreti başkalarına atfedenler! Nasılsınız?
_ İyi olmadıklarına eminim.
Efendim Lullubi prensleri Sidur ve Sutuni diye sözünü ettiğiniz kimseler, Akad’ın hemen doğusunda bulunan sıra dağlarda yaşayan toplumlardı. Onlar sizden önce babanızın, amcanızın ve onlardan önce büyük babanızın da kontrol altında tutmaya çalıştığı yabani dağ ırkıydı. Onlar Akad kayıtlarında şöyle tarif edilmişler.
Lullubi ler, hayvan postu giymiş, sakallı ve örgü saçlı vahşi bir halktır.
Bu tanımlama Tibetlilerin efsanelerindeki vahşi kıllı dağ adamları gruplarıyla aynı ifadedir. İki faklı kültürde aynı tema vardır. Demek ki Yecüc Mecüc adlı grup, gerçekten de Himalaya Dağlarına ve İran dağlarına kadar yayılmış durumdaydı.
Sizin Kehf Suresi 91 ayetinde abluka altına alınmanızın tarihi bilgisini ileriki sayfalarda vereceğimi belirtmiştim. Bunun zamanı gelmiş bulunuyor!
*Enlil (arz-toprak), “diğer insanlara benzemeyen”, karanın (toprağın) bir parçası sayılmayan Guti’ leri/Lullubi’ leri dizginsiz, “insan zekâsına sahip” ama köpek içgüdülerine ve “maymun özelliklerine sahip” olanları dağlardan çıkardı.
Küçük kuşlar gibi onlar da büyük sürüler halinde yere çullandılar. Hiçbir şey onların pençesinden kaçamadı, hiç kimse ellerinden kurtulamadı. Ülkenin şehir kapıları çamur içinde yerinden çıkmış durumdaydı ve tüm şehirlerinin duvarlarının ardından acı çığlıklar yükseliyordu.*
Şehrizor mıntıkasında günümüz Halepçe merkezli bir krallık kuran Lullubi’ ler, komşuları ve akrabaları olan Gutiler gibi Akad İmparatorluğuyla sık sık savaşmıştır. Siz, Lullubi Krallığını dağıtıp halkını dağa kapattıktan sonra, bu zaferi kaya kabartması olarak ölümsüzleştirdiniz. Afrika seferi sonrası Gutileri ve Lullubi’ leri hemen yanınızdaki Zagros Dağlarından başlayarak her dağı, her ücra yeri kontrol ederek Himalaya Dağlarına kadar sürdünüz.
İki gölün olduğu yere vardığınızda baktınız ki göllerin etrafında Çinlilerden oluşan bir ordu var. Onlar göllerin etrafında hazır kıta bekliyorlar. Çinliler batı yönünden akın akın kendilerine doğru gelenlerin haberini almış olmalı.
Çinliler dalga dalga gelenlere karşı bir cephe oluşturdu ama bilmedikleri şey, onların peşinde kimin olduğuydu.
Onları sizin sürdüğünüzden habersiz iki gölün olduğu yerde mevzi aldılar. Siz, oraya ordunuzla geldiğinizde karşınızda Çinlileri buldunuz. Bir tercüman yardımıyla zor bela anlaşabildiniz.
Çinliler onları sizin kovaladığınızı görünce bu işi ancak sizin çözeceğinize kanaat etmiş olmalı. Bu sebeple kalıcı bir yardımınıza karşı size vergiye bağlanmayı teklif ettiler.
Elbirlik öldürebildiğiniz kadarını öldürdünüz ve binlercesini esir aldınız. Esir aldıklarınızı Kailaş Dağına sürdünüz ve dağın içine girmelerini emrettiniz.
Tibetlilerin, Çinlilerin ve Hinduların Himalaya Dağlarının altında iki ülkenin varlığına inanması, aslında doğru bir inançtı. Onların bu Agarta ve Şambala inancından ve sizin bu binlerce yabaniyi dağın içine doldurmanızdan anlaşılıyor ki, o dağlar Dünya’nın en büyük mağaralarına sahip.
Stelde size el açarak af dilenmesi, Dağa kapatılmaktan kurtulmak istemeleriydi. Affetmediniz ve binlercesini dağın içine doldurdunuz.
Elde ettiğiniz tüm demir molozlarını kalın bir duvar olacak biçimde dağın içi dâhil iki yakasından tepesine kadar piramit biçiminde ördünüz. Etrafını milyonlarca ağaç ile sarıp ateşe verdiniz. Ağaçların yakımından binlerce ton karbon ve binlerce ton katran elde ettiniz. Ağaçların yakımından elde edilen karbon doğal süreçle eriyik demirin içine karışmaktaydı fakat aynı işlemden doğan katran maddesi akışkan olduğu için dağın eteklerinde birikmekteydi.
Ayette o sebeple katranı taşımalarını istemiştiniz. Sonra bu katranı farklı yöntemlerle belki mancınıklarla dağa pasta yaptırdınız. Bu süreçten sonra Kailaş Dağı demir dağ olarak anıldı ve bu eşsiz zaferiniz bir taş tablete resmedildi. Stelde sizden kısa olarak resmedilmeleri sizi daha yüce göstermek için değildi, aslında onlar gerçekten kısaydı. Boyları bir buçuk metre civarlarında cüce tiplerdi. Bu vahşi türün tanımı eski kayıtlarda da kısa ve vahşi tür olarak tanımlandı.
Tarihte cüce olarak adlandırılmadılar fakat kısa olarak adlandırıldılar. Cüce tanımını şu anda ben yapıyorum yalnız Kur’an’da onları fonetik olarak yeCÜCE meCÜCE olarak seslendirir. Bu farklı türün tarihte kimler olabileceği hususunda benim fikrim, onlar tarihte birden ortadan kaybolan “Neandertal” ve “Denisova” ırkıydı. Bu iki tür için en yakın tarih 40 bin senedir. Fakat daha önce 250 bin sene olarak kabul görüyordu. Araştırmalar bu türün varlığını daha yakın bir zamana da taşıyacaktır. Son araştırmalara göre bu iki türün varlığının birçok kalıntısının çok gariptir ki “Himalaya sıra dağları” olarak açıklanmıştır. Tombala…
Şu tarihi notu hatırlayalım! Enlil diğer “insanlara benzemeyen” karanın bir parçası sayılmayan Guti’ leri/Lullubi’ leri dizginsiz, insan zekâsına sahip ama köpek içgüdülerine ve “maymun özelliklerine sahip” olanları dağlardan çıkardı.
İnsanlara benzemeyen, insan zekâsına sahip, köpek içgüdüsüne ve maymun özelliklerine sahip tür ifadeleri çok şeyi açıklamaktadır.
Kur’an: YeCÜCE=Neandertal, MeCÜCE=Denisova
Tibet destan: Agarta=Lullubiler, Şambala=Gutiler
Akkad tarih: Lullubiler= Sidur, Gutiler=Sutini
Sizi araştırırken çok ilginç bir şey yakaladım. Tibetlilerde enteresan bilgilere ve çok dikkat çekici bir dine denk geldim. Birçok araştırmacının merak ettiği, anlamını bir türlü çözemediği bu dinin adı “Bön” dür. Bu gizemi ben izah edeceğim
Bön dini mensupları inanç şekillerini bir kapıya işlemiştir ve dini inançları bizim konumuzun tamamını bünyesinde barındırır. Fazlası da vardır!
Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/B%C3%B6n
Bön ya da bilinen adıyla “Yungdrung Bon” Ölümsüz Bon” olarak tanımlanır.
Tibet Budizmi ile aynı genel öğretileri ve terminolojiyi paylaşmasına rağmen kendini ayrı olarak tanımlayan farklı bir Tibet dinidir.
Bön dininin mensupları için inanç tanımı, “gerçekte eski din yeni din idi” sloganıdır. Tibet’te özellikle doğuda ve çevredeki Himalaya bölgelerinde önemli bir azınlığın dinidir.
Semboller ile süsledikleri kapının üzerinde çok derin manalar vardır.
Öncelikle kapının kendisi “geçit” demektir. Üzerine giydirilmiş Çift Boynuz ve boynuzların ortasındaki taş yükselti, sizin aksesuarınız olan ölümsüz çift boynuzlu miğferin temsilidir.
Boynuzlar, kapının tavanına örülmüş taş parçaları üzerine sabitlenmiştir. Taşlar kapının bağlı olduğu duvarın bir uzantısı gibi görünüyor olsa da manası çok anlamlıdır.
Taşlar üzerindeki çift boynuzlu miğfer, bir dağın zirvesine kadar imzasını atmış çift boynuzlu miğfer takan “NaramSin” i temsil eder. Boynuzların arasındaki taş yükselti bir miğferi tamamlayan unsur olmasının yanında çok önemli bir mesaj daha içermektedir.
Taştan yapılmış olmasındaki o mesaj, bir dağın zirvesini resmetmesidir. Hemen bunların altındaki ateş ve duman süslemeleri, Kailaş dağının ateşe verilmiş hatırasını anlatır ve ateş ile duman sizi sembolize etmektedir.
Kapının ortasında hilal ve hilal’ in üstünde ya Güneş’in temsili ya da Ay’ın dolunay temsili var. Onun üzerinde ise bir adam silueti sembolize edilmiştir.
Kapıyı en dıştan komple çerçeve gibi kaplayan koyu siyah renk dikkatli bakılırsa bir insanın iki kolunun yukarı dönük şeklidir
O iki kol çift boynuzlu miğferi yukarıda tutup yüceltmektedir. Kapının tamamı Kailaş Dağının esrarını ve o dağa imzasını atan çift boynuzlu miğfer takan NaramSin’ i sembolize edecek şekilde tasarlanmıştır. Gizemli bön dininin gizemi size odaklı olmasıdır.
Üstündeki çift boynuzlu miğfer o dağa hâkim olan sizi sembolize ederken, kapı Kailaş Dağını temsil etmektedir. Kapının ortasındaki adam silueti ise hilalin temsilcisi olan çift boynuzlu NaramSin’ i izlemektedir.
_ Takipçiler hemde binlerce senedir… Büyük sabır…
Hakkınızda şöyle bir bilgi aktarılıyor. Hükümdarlığı sırasında imparatorluk doruk noktasına ulaşmıştır. Kendisinin ölümsüz olduğunu ilan ettikten sonra, Mezopotamya’nın ilahı ve Dört Köşenin Kralı ilan etmiştir gibi.
_ Hükümdarlığın doruk noktaya ulaşması, Dört Köşenin Kralı ifadesi ve ölümsüz olmam doğrudur. Nasıl ölümsüz olduğumu sen teyit ettin. Orada “kendini ilah ilan etti cümlesi tarihi yanıltmaktan başka bir şey değildir. Kendini ilah ilan etti denilmesi tanrıcılık oynamak değildi. NaramSin tanrıdan olan, İlahi olan, yaptığı kalıcı iş ile adını ölümsüzler listesine yazdıran anlamındadır. Büyük her adam yaptığı iş ile büyümüştür ve öylece ölümsüz olmuştur. Ben kendimin ne olduğunu biliyorum. Kur’an ışığında ortaya çıkan hakikatler artık sizin sınavınız. Peki, kime inanacaksınız?
İnanç benim için değil efendim. Ben artık bilinç dâhilindeyim. Başkası neye nasıl inanır bilmem ve umursamam. Dediğiniz gibi bu artık onların sınavıdır.
İşte Yecüc Mecüc ve Zükkarneyn’in gerçek hikayesi budur.
Aklıma takılan bir soru var… Sizce Yecüc Mecüc Kailaş dağından ne zaman serbest kalacak efendim? Enbiya suresindeki ayette şöyle bir ifade geçer: Yecüc Mecüc serbest kaldığında her tepeden dağdan (himalayalar) akmaya başlayınca insanlar: **Eyvahlar olsun, biz bundan tam bir gaflet içindeydik** derler. Bu gerçekten ürkütücü olacaktır. Filmlerden fırlamış bir sahne gibi… Burada insanlar “GAFLET içindeydik, bundan habersizdik” derler. Demek ki Neandertalleri ve Denisovalıları kafalarından tamamen silmişler, tarihin tozlu sayfalarında kalan eski ırklar olarak unutmuşlar ki karşı karşıya kaldıklarında bunun şokunu yaşıyorlar. Sizce bu sahne ne zaman yaşanacak efendim?
_ Evet bu çalışma da Yecüc Mecüc biraz eksik kaldı. Benim maceramın daha ilk anlatımlarında görmüştün ki ben, bir plan için kullanıldım. O planı böyle sessizce kapatmak doğru olmaz. O plan ne içinmiş, Allah neden böyle bir şey murad etmiş, amacı neymiş? Onun izahını yapmalı.
Tamam efendim. Bir bakalım gözden kaçan neler varmış. 99 ve 100. ayetleri buraya alalım.
*Kehf S. 99: Biz günü gelip kendilerini serbest bıraktığımız vakit dalga dalga peşi sıra yayılırlar ve bir ses duyulmuştur da hepsi bir araya toplanmıştır.
*Kehf S. 100: İşte o günü, inanmayanlar için bir gösteri olarak hazırladık.
_ Sürekli tekrarlayıp durduğun sana da en büyük ilhamları veren şu ayeti düşün. “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”Ayetin net ifadesi, kıyamet saatinin de Kur’an içinde olduğunu kabul eder. Yaratıcı kendiyle çelişir mi sandılar?
Efendim işte bu gerçekçi bir bakış açısıydı. Çok doğru, Yaratıcı kendiyle çelişmez. Zaten ortaya çıkan sonuçlar hiç kimsenin fikri değildir. Direkt Kur’an’ın içinden gelen Yaratıcının kendi bildirmeleridir.
_ Ayette peşi sıra yaşanacak olayların anlatısı tam da bunu ifade ediyor. Yecüc Mecüc yeniden yeryüzüne çıktığı an, sahnenin son gösterisidir ve kısacık bir zaman sonra hayat perdesinin kapanışı olacaktır. İnsanlar onlardan kurtulmak için bir çabaya giriştiğinde gökyüzünden gelen bir ses ile Dünya sahnesi son bulacaktır. Sorduğun sorunun cevabı ayettedir. Çünkü ayette bir vakitten bahsedilip zaman içeriği veriliyor. Sayıları bir dene…
Tamam anladım! Yecüc Mecüc ve Kıyamet vaktine bir hesapla bakalım. Ayet numaralarını alalım ve neler kodlanmış anlamaya çalışalım.
Yecüc ve Mecüc ismi Kehf S. 94 ve Enbiya S. 96 ayetlerinde olmak üzere iki kere geçer. 94+96 = 190’dır. Üzerinde 19 vardır.
_ “190” bu çok güçlü bir sayıdır! Bu kadar güçlü bir sayı çok önemli bir şeyin sayısal imasıdır. Ayetlerde açıkça bellidir ki kıyamet saati, onların üzerinde anılmaktadır. O gizliliğin açığa çıkması için de hesap yapılması gerekir. Sure numaralarına bir bak. Kehf S. 18 ve Enbiya S. 21 Bu sayıları topla ve kıyamet vakti habercisi olarak anılan Yecüc Mecüc ’ün 190 sayısına vur.
1+8+2+1 = 12, 12×190= 2280 Efendim çıkan tarih 2280!
İşte Yecüc Mecüc’ ün benim hapis ettiğim Kailaş Dağından çıkması bu tarihtedir. Peşi sıra türlü acayiplikler başlayacak olan vakit 2280 senesidir. Aferin sana konuyu tam anlamıyla tamamladın ve tarihi buldun. Gerisi senin sorunun değil onlar düşünsün. Çünkü “Hakikat ortaya çıktı ve yanlışın aklını darmadağın etti.
Kendimi böyle eşsiz bir eser ile ikinci kez ispatladığım için Dünya’nın en şanslı kralı oldum. Bir baksana bu kaç krala kısmet olur? Bil ki her şeyi Allah yapar.Neden benim Zülkarneyn’im dediğini anlamış bulunuyoruz. İspat senden geldi…
Bu harika sohbet için teşekkür ederim efendim. Aydınlanmayan hiç bir şey kalmadı ÇÜNKÜ: KUR’AN’DA HİÇ BİR ŞEY EKSİK ANLATILMAMIŞTIR VE BU KİTAP BİZE YETER.
_Öyleyse bana müsaade,
Müsade sizin efendim. Herşey için teşekkür ederim iyiki varsınız hep var olacaksınız.
_ Teşekkür ederim yaman evlat! Bir gün buluşacağımız günü sabırsızlıkla bekliyorum. Adına eğlence düzenleyeceğim. Tekrar görüşene dek hoşça kal. Gözlerinden öpüyorum oğul, bahtiyar ol. 
Sizi saygıyla selamlıyorum. Ellerinizden hasretle öperim. Bir gün görüşmek ümidiyle, hoşça kalın.
İşte bunlar, sana hakikat üzerine okuduğumuz Allah’ın ayetleridir. Buna rağmen sizler Allah’tan ve O’nun ayetlerinden başka sözlere mi inanacaksınız? 45 Casiye Suresi 6. Ayet”
Demek ki neymiş? “Kur’an kitabı senaryo, tarih ise o senaryonun sahnesiymiş.”
“Kur’an, Tarih, Coğrafya ve Matematik”
“Erdoğan Metin”
Bu konu tamamıyla www.kuran19.org’ a aittir.
13.07.2024
Zülkarneyn Naramsin
 

4 YORUMLAR