Bu yazı, insanlığın kökeni ve Adem kıssasına dair bildiğiniz tüm kalıpları yıkmaya geliyor. Benim hikayem Âdem’i ve İnsanlığı geleneksel mitolojik anlatıdan çıkarıp, hem bir liderlik mücadelesine hem de biyolojik bir yaratılış sürecine dönüştürerek, Kur’an’daki sırları ve gizli kodları gün yüzüne çıkarmayı hedefliyor.
Adem, topraktan yaratılan ilk insan mıydı? Yoksa tüm insanlığı ve onların bilinçli varoluşunu temsil eden bir unvan mıydı? Bu metin, insanlığın varoluşuna dair bilinen her şeyi sorgulayan cesur bir düşünce deneyi sunuyor.
Okuyacaklarınız benim Kur’an üzerinden hayata bakış açımdır ve benim Kur’an’dan anlayabildiğim kadardır. Tümden bir insanlığın kronolojisi:
_ÂDEM DEMLENİRKEN_
Her şey tam olarak Âdem diye bir adamın 81506846 (seksen bir milyon beş yüz altın bin sekiz yüz kırk altı) sene evvel, Hz.Âdem 8+1+5+0+6+8+4+6= “38″yaşında iken en bilge ve saygıya layık kişi olarak seçilmiş olmasıyla başladı! Ve kendisine denildi ki:
“Ey Âdem sen ve eşin cennette yerleşin ondan istediğiniz yerden yiyin. Fakat o ağaca yaklaşmayın!”
Âdem’in ağaçtan yemesi ve akabinde bir hataya düşecek olması, Âdem’in biyolojik yapısıyla ilgiliydi. Ayetler sadece teolojik terimler içermiyor aynı zamanda güncel hayatın sosyopolitik bir gerçeğini özetliyor.
Bir ayet! Nahl Suresi 67: Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurulan çardaklarda hem ‘sarhoşlukverici içki’ hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz “aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ibret (öğüt, alınacak dersler ve çıkarımlar) vardır.”
Ve İsra Suresi 60.ayet: Hani sana, “Muhakkak Rabbin, herkesi çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyada, Kur’an’da lânetlenmiş bulunan o ağacı sırf insanları (erkekleri) sınamak için sebep yaptık. Biz onları caydırmaya çalışıyoruz fakat bu onların taşkınlıklarını daha da artırıyor.
Merhaba, ben Erdoğan Metin. Umarım iyisinizdir ve umarım daha iyi olursunuz.
Bu yazıda şimdiye kadar tam olarak anlaşılamayan göksel tartışmayı elimden geldiğince basit bir dille anlatacağım ve her zamanki gibi net hesaplı deliller göstereceğim. Ve Allah’ın izniyle bilmediklerimizi ve göremediklerimizi ayetlerle öğreneceğiz.
Meseleye iki farklı açıdan bakacağım. İlki, Mitoloji (ruhani betimleme) penceresinden izah etmek olacak. İkincisi ise madde âlemi penceresinden, bildiğimiz aktif hayat içerisinden izah etmek olacak. Şimdiye kadar öğrendğimiz bazı bilgiler sandığımız gibi olmayabilir…
1- MİTOLOJİ PENCERESİNDEN GÖKSEL KONFERANS:
Bizler tarafından nerede ve hangi şartlar altında gerçekleştiği tam olarak anlaşılamayan bu yüceler toplantısı, Allah’ın ve Meleklerin ‘insan’ odaklı hararetli bir konuşması olarak bilinir. İşte bu düşünce bize, o anda henüz Dünyanın olmadığı, ya da varsa bile üzerinde insan yerleşkesinin henüz olmadığı, hatta insanların yaratılmadığı mekânlar üstü bir anlayışa zemin hazırlar.
Allah’ın ve meleklerin özel toplantısı olarak inandığımız bu göksel tartışma, kadim bilgiye erişmek isteyenleri üç büyük dine yöneltir. Değişik bir şey görebilmek amacıyla üç büyük dinin özüne yönelen araştırmacılar aynı konuyu benzer kalıplar içinde farklı isimler altında izler. Bu sebeple dinlerin anlatısını bir çıkış yolu gören araştırmacılar mecburi istikamette genel anlatıya bağlı kalırlar. Buna mukabil ortaya çıkan çalışma yine mecburi bir istikamette mitolojik bir anlatıma dönüşme eğilimindedir. Sonuç olarak böyle bir çalışma ne kadar yeni sözcük barındırırsa barındırsın ne mekân bellidir ne zaman ne de karakterler. Çünkü bu üç din Kur’an’ın anlattığı kronolojiyi değil geçmiş insanların kendi zeka seviyeleri üzerinden yazdıkları eserlerdir. Kelam Kitabı başka şeydir İnsan kelamı başka şeydir.
İnsan kelamı üzerinden genel anlatıya bağlı kalan modern çalışmalar, ortaya konan eserlerde eskisinden farklı değil sadece daha süslü sözcükler ile ortaya konan eserlerdir. Böylelikle bir eser daha sonuçsuz, havada kalan bir eser olarak pazarlanır. Alıp okursunuz; Bakarsınız ki ortamın yaşandığı mekân ve karakterler yine suretsiz, ruhani betimlemeler üzerinden hayal edilmiştir. O hayal de ancak entelektüel birikimimiz nispetince betimlenir. Ama sonuç yine sıfırdır.
Nasıl bir eser olursa olsun kim yazarsa fark etmez. Bu halde ruhani bir bakış açısıyla yazılan eserler aklımızda şekillenen âlem ve karakterler, soyut bir Allah’ın soyut bir cennette soyut melekler ile bir araya gelip “Âdem” adında bir adamın yaratılması üzerine konuştukları gibi betimlenir.
O eserlerde toplantının mekânı belli değildir karakterler soyuttur isimlerin olduğu ama isimlerin karşılığının ne olduğu bilinmeyen bir anlatı biçimidir… Dediğim gibi: Sözler değişik mantık aynı çizgide mitoloji üzerinedir.
Peki, Allah insanın kendisine insanın başından geçenleri anlatırken böyle karanlık bir geçmiş mi anlatır? Allah bize aklımızın kesmediği tasavvur edemeyeceğimiz bir şeyi neden anlatsın ki? Hem durum buysa, anlattığı her şeyi bizler anlayabilelim diye detaylı biçimde anlattığını neden belirtsin?
Yoksa bu karanlık geçmişin sebebi bizlerin Kur’an yerine farklı kaynaklara yönelmemizin sonuçları mıdır? Yoksa tüm bu belirsiz geçmişin ve ögelerin neler ve kimler olduğunu Kur’an’a sadık kalmadığımız için mi tasavvur edemiyoruz?
Acaba bundan dolayı mıdır ki insanlar bu yüceler konferansına göklerde, yıldızlarda bir yerlerde hayali bir mekân yaratıp o anı mitolojik olarak canlandırmıştır?
Acaba bu sebeple mi insanlar, zaman üstü sanarak ele aldıkları bu hadiseyi Evren dışı bir mekân sanmıştır?
Acaba insanlar! Mitolojideki hikâyeyi gözlerinin önündeki mevcut olgular ile eşleştiremediği için mi bu göksel konferans ve karakterler zihinlerde suretsiz ve şekilsizdir?
Ben bu durumu farklı ele alacağım umarım aradığınızı bulursunuz.
Bu, zamansız, şekilsiz ve mekânsız anlatıya en uygun zaman, en uygun ortam ve en uygun mekân nasıl olmalıdır ki tüm bu anlatıyı milyar senelik Dünyanın milyon senelik hayatının başlangıç anı yapabiliriz?
Bu işin doğru başlangıç noktası nedir? Şüphesiz ki en doğru başlangıç noktası dinler değildir!
O doğru başlangıç noktası sadece Kur’an’dır.
Bildiriyi yayınlayan Allah’tır, bildiriyi alanlar meleklerdir konu ise insandır. Bu meseleyi başlatan Allah ise bu meselenin en nezih anlatımı O’nun kitabında olmalıdır.
Bismillah…
Şimdi o anı ilk anlatan ayetleri alalım. (Sad Suresi 71,72) “Hani (Hatırla ki) Rabbin meleklere: “Ben çamurdan insanlık (bashran – beşeriyet) yaratacağım. Onu şekillendirip, kendisine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde edin (saygıyla karşılayın) demişti”
Sad suresi ayetlerinde Rabbimiz olan Allah, meleklere hitaben (بشرا bashran) kelimesini kullanır. Arapça “Bashran” (beşeriyet) demek, insanlık demektir. Ve bu anlatıda ana karakterler sadece iki tür varlıktır. 1-Allah ve 2-meleklerdir. Bu sıralamayı insanlık kısmı aydınlandığında yeniden hatırlatacağım.
Dikkatimi çekti! Allah bu ayette Meleklere “Âdem’i” yaratacağım demez!
Allah burada meleklere “İnsanlık” yaratacağım der.
Öyleyse yaratılan ilk insan Hz.Âdem değildir. Ayete göre ilkin yaratılan komple bir insanlıktır. Ama Hz.Âdem’in varlığı aynı ayet içinde tekil şahıs zamiri üzerinde kurulan ikinci cümlede belirir. Şu cümle: (Onu! Şekillendirip kendisine ruhumdan üflediğim zaman, hemen “ona” secde edin (saygıyla karşılayın) demişti” “Onu ve ona” ifadeleri ilk cümlede belirtilen beşeriyetin içinden çıkacak olan özel birini betimler. O özel kişi ise daha sonraki ayetlerde “Âdem” olarak geçer.
Bu açıklamadan sonra aklımda beliren ve eminim sizlerin de aklında beliren aynı sorudur. “Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkekle ve bir dişiden yarattık.” Ve birbirinizi tanımanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat Suresi 13)
Bu ayeti Kur’an referansı üzerinden değil de dini mitler üzerinden yorumladığımızda, insanlığın bir erkek ve kadından türetildiğini düşünürüz. Ama durum gerçekten de bu mudur? Hem ayet gerçekten doğru bir çevirimidir?
Durum gerçekte bu değildir. Ki hiç kimse aksini iddia edemez!
O cümleyi Arapça sözcük sözcük inceleyelim. Ey tüm insanlar ( الناس يا ايها ) Biz (انا) yarattık sizi ( خلقناكم ) erkek ile ( من ذكر ) ve dişi ( وانثى )
Ayette “sizi bir kadın ve bir erkekten türettikdemiyor.” Bu tür bir ifade Kur’an’da zaten bulunamaz çünkü bu, Allah’ın açıkça yasakladığı ensest ilişkinin ifadesidir. Ki Allah Sad suresi ayetlerinde meleklere ilk hitabında “ بشرا bashran ” kelimesini kullanması dikkatimizden kaçmamalı! O ayette Allah, insanlığı topluca yaratacağının bilgisini vermektedir. Öyleyse Hucurat S.13 ayetinin, “Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık” cümlesi şöyledir. “Ey tüm insanlar biz sizi bir erkek ve dişi olarak yarattık”
Peki, neden mealler doğru dürüst çevrilmiyor? Bence bunun cevabı, mitoloji kaynaklı öğrenilmiş çaresizlik. Kur’an mealleri geçmişten kopuk halde yorumlanmıyor, oysa Kur’an insanlara geçmişten seslenmez! Kendi zamanından seslenir. Kur’an’ı çevirenlerin ya da yorumlayanların bir an önce mitolojiden kaynaklı çevirileri terk etmesi lazım. Doğru bir çevirinin ne kadar hayati bir mesele olduğuna tanıksınız.
Düzgün biçimde yapılan çevirii ile insanlığın (kendimizin) nasıl yaratıldığını dosdoğru anlamış olduk. Şimdi insanlığı evrensel düzeyde temsil eden ilk bilge adama odaklanalım. “Âdem” ismi günümüz de anlamlı bir isim olarak kullanılsa da aslen bir isim değil, temsil makamı sahibine getirilen bir sıfat olmalıdır. Bu da nereden çıktı diyebilirsiniz. Ama anlamlı bir açıklaması var.
Kur’an’da beşeriyet için iki tanım vardır. 1-İnsanlar ve 2-Âdemoğulları. İnsanlar ifadesi vasıflı vasıfsız tüm insan formunu kapsarken, Âdemoğlu neyi hedefliyorki? Acaba Âdem ismi sadece bir sıfat belirtmesi olmasın? Kral, Başkan, Padişah, Melik, Cumhurbaşkanı gibi.
Bana göre Âdem ismi, isimden daha çok siyasi bir kimliktir.
Âdem isminin bir sıfat olduğu melekler ile girdiği bilgi yarışında kendini gösterir. Tüm yaşam formaları arasında insanlığı temsil eden insanlığın tamamı değildir! Tüm insanlar arasından melekler ile bilgi yarışına giren tek kişi vardır. O kişi insanlığı temsilen Allah tarafından öne çıkarılan Hz.Âdem’ dir. Öyleyse Hz.Âdem Evren nazarında bir insanlık temsilcisidir.
Âdem tanımı, tüm insanlık içinden sadece tek kişiyi öne çıkartırken, öne çıkan o tek kişi tüm insanlığı temsil eder. Bu temsil etme makamı günümüz siyasi hayatına da sirayet eden bir gelenektir. Bir devlet başkanı kendi milletini diğer milletler nezdinde temsil eder. Şunu her zaman aklımda tutarım ve herkese tavsiye ederim. Kur’an’da anlatılan tüm kıssalar makrodan mikroya, geçmişten geleceğe benzeş bir sirayettir. O sebepledir ki adı ayettir. Ayet demek evrensel bir iletidir. Olaylar sadece geçmişte kalmayıp farklı isimler ve hadiseler altında günümüzde aynen devam ediyor olmalıdır.
Görüyoruz ki Hz.Âdem’in yaratılması için ortada olan plan, daha kendisi ortada yokken Allah tarafından kararlaştırılmış bir beşeriyet gerçeğidir. Allah ise bu planını meleklere bildirirken, Evrende yeni bir formun onların arasına insan sıfatıyla katılacağının ön bilgisini vermesidir.
Henüz insanlar yaratılmadan meleklere yapılan bu bildirinin zaman olarak milyon sene önce mi, milyar sene öncemi olduğunu bilemeyiz. Fakat! Hz.Âdem’in yaratılmasının, insanlığın yaratılması önceliğini göz önüne alınca, mekânsız ve zamansız olan sisli düşünceler yerini şekillerin çizildiği madde âlemine bırakır. Madde aleminde ise zamanı belirleriz.
Çünkü yine birçok ayetten biliyoruz ki Allah, insanlığı Dünya toprağından yarattığını açıkça belirtmiştir. Öyleyse sıralama önceliği Hz.Âdem değildir, sıralama Ademin’de içinden çıkarak bir lider statüsüne ulaştığı tümden bir insanlıktır. İnsanlık ise Dünya toprağının maddesinden yaratıldığına göre, Hz.Âdem ve meleklerin bilgi yarışması bildiğimiz Dünya hayatında gerçekleşmiş olmalıdır.
Hz.Âdem’in meleklerle girdiği bilgi yarışmasından anlamaktayız ki artık beşeriyet çoktan yaratılmış ve Dünya hayatında erkekli dişili yerlerini almıştır!
Sorgulayarak vardığımız o andaki hayat sahnesi, Allah’ın meleklere hitaben haberini verdiği insanlığın yaratılması bilgisi, artık çoktan fiziksel âlemde zuhur etmiş olması demektir. Madde âleminde ki zuhur ediliş, artık madde ve zaman kavramı içine girildiğinin göstergesidir. Bu sonuca herhangi başka bir kitaptan gelmedik. Dikkat ediniz! Bu sonuca sadece Kur’an’ın anlattığı sıralama ve olgular üzerinden geldik.
Bu bilgiyi bazı ayetlerde görmekteyiz. Örnek: “Hanginizin daha iyi işler yapacağını görmek için ölümü ve hayatı yarattı.” Ölüm ve hayat demek “madde ve zaman” kavramı demektir.
Şimdi konuyu biraz geri saralım. İnsanın henüz yaratılmadığı ama insanın yaratılması planı esnasında adı geçen karakterleri sıralayalım.
1- Allah 2- Melekler. Dikkatinizi çekmiştir! İnsanın yaratılma bildirisi esnasında İblis’in ismi hiç anılmaz. Yine aklınıza şu gelebilir. “Tabiki anılmaz, çünkü ibliste melekti. Bu sebeple isminin anılması anlamsız olurdu”
Öyle sanılır ama gerçekten öyle midir? Çünkü iblisin melek olmadığı, cin formundan bir varlık olduğu ayetlerde açıkça seslendirilir. Örnek: Kehf Suresi 50 ayetinde: “o cinlerdendi” diyerek melek olmadığı açıkça belirtilir. Ve Allah tümden ifadesiye: HEPSİ secde etti der. O hepsi kelimesi tek meleği dahi dışarıda bırakmaz. Öyleyse siz kimsiniz ki İblisi Melek tayin ediyorsunuz?
Bir programda meşhur bir araştırmacı bu meseleye kendinden emin bir halde anormal bir yorum yaptı: “İblis o ana kadar melekti ama kabul etmediği için cinlerden olmasına karar verildi” dedi. Böyle bir yorumu yapmasına sebep olan şey, aradığı sonuçları Kur’an’dan başka kaynaklara bakması sebep olmuştu. Bence cahilliklerini alimlik sanmaları ve taraftarlarının ondan da beter cahil olması bir milleti perişan ediyor. Neyse…
İşte onlarla farkımız bu. Ben ve benim gibi düşünenler Kur’an’ın yeterli olduğuna inanırlar. Konuya dönelim…
Öyleyse bu şu demektir. Allah bu bildiriyi sadece meleklere özel yapmıştır. Cinlerin bu bildiriden hiçbir haberi yoktur.O anda insan ise hiç yoktur.
Kültürlerde olan, düşmüş melek inancı, “İblis’in baş melekti” inancına dayanır. İşte bu inanç kökten yanlıştır. Amasız fakatsız sadece Kur’an’a itibar ediyorsak gerçek budur. Birçok yazımda belirttiğim gibi, insanlar anlam veremedikleri seçeneklerin ötesini göremezler. Anlam veremediği seçeneklerin ötesini göremediği zaman hayal penceresi açılır. Sonra mitoloji yazmaya başlar…
ÂDEM DEMLENDİ!
2- GÖKSEL KONFERANSA MADDE ÂLEMİNDEN BAKIŞ:
İnsanlığın içinden Hz.Âdem’in şekillenip biçimlenip ve Allah’ın ona ruhundan üflediği o süreci farklı ayetlerden derlediğim halde dinleyelim. Ve Meleklerin ifadelerine dikkat edelim…
Bakara 30: Bir zamanlar Allah Meleklere demişti ki; ”Ben yeryüzüne (Dünyaya) bir halife atayacağım” Onlar; ”Orada düzeni bozup kan akıtacak birisini mi yetkilendireceksin? Oysa biz Seni övgüyle yüceltiyoruz ve Seni kutsuyoruz” dediler. O ise; ”Ben sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.” dedi.
Ayette Allah’ın net bir ifadesi var! O ifade “Halife” kelimesidir. Bu tek sözcük, son derece hassastır ve tüm sürecin seyrini değiştirecek kritik bir sözcüktür. Ve dikkat edelim, Âdem ismi yine geçmez. Çünkü Allah Âdem ismini son ana kadar kendinde saklı tutar. Bu meleklere güvenmediği anlamına gelmez, daha çok bir şaşkınlık yaratması için son ana sakladığı anlamına gelir. Acaba Allah kimi şaşırtmak istemektedir?
Dünyaya atanmış bir Halife demek aynı zamanda “Selefi” olan kişi demektir.
Şayet bir halife varsa mutlaka ondan önce bir selefi olmalıdır. İşte bu kritik sözcük bize üstü kapalı halde, Hz.Âdem’den önce Dünyada onun bir selefi olduğunu vurgular.
Şimdi Meleklerin ifadelerine odaklanalım! Melekler Allah’tan Halife bilgisini alınca “Orada (Dünyada) düzeni bozacak” bir varlığı dile getirirler. Onların bu söyleminden anlaşılan şey, Dünyada insandan önce zaten kurulu bir düzenin olduğudur. Öyleyse, düzen varsa o düzenin birde yetkilendirilmiş hükümdarı olmalıdır. O hükümdar Hz.Âdem’den önce var olan kişidir. Acaba o selef kimdir?
Meleklerin çok çarpıcı bir ifadesi daha var. O ifade “Dünyada kan akıtacak birisi” ifadesidir. Halife sözcüğünün geldiği manalardan biri “Peşi sıra hâkimiyet kurmak” demektir. Orada kan akıtacak söylemi, halife olabilmek için yapılacak olan hâkimiyet mücadelesinin acı tablosunun resmedilmesidir.
İnsanlığın nezdinde halifelik için yapılan mücadeleler, tıpkı meleklerin ağzından çıktığı gibi ilerlemiştir. Örneğin: Roma İmp. Emeviler, Abbasiler ve Osmanlı İmp. Bunun için gerçek örneklerdir. Ki günümüzde dahi dinler arasında bu hadise farklı bir akımla aynen devam eder. Papalık, Şeyhülislamlık, Hahamlık vs. Hepsi insanları kendi perspektifinden yönetmek için siyasete etki ederler. Bu akımlar Halife makamına oturmak için insani dürtüleri kullanmak anlamına gelir ki işte meselede burada düğümlenir. Çünkü KAN akıtmak Halife’nin değil o makam için saldırgan tavır sergileyecek olan insanın tutumudur.
Halifelik uğruna kabileler birbirini, evlatlar babalarını, babalar evlatlarını katletmiştir. Bunu küresel çapta ele alacak olursak, tüm milletler halifeliği ele geçirmek için birbirini dahi katletmiştir. Meleklerin gelecek zaman üzerine böyle bir söylemde bulunması, onların gelecek hakkında bilgi sahibi olduklarını göstermez. Daha insan yaratılmadan önce insanlığı tanıdıkları anlamına da gelmez.
Onların böyle düşünmelerine sebep olan etken, halife sözcüğünün peşinden getirdiği manaları biliyor olmalarını daha anlamlı kılar. Çünkü KAN akıtmak Halife’nin değil o makam için saldırgan tavır sergileyecek olan hırslı insanın tutumudur.
Onların geleceğe ait bu bilgisi, halifelik tarzı yönetim şeklinin geldiği manalara biliyor olmasını daha anlamlı kılar. Çünkü ayetin son cümlesi böyle düşünmemize zemin hazırlar. ”Ben sizin ‘bilmediklerinizi’ bilmekteyim.”
Çoğul ifade ile (bilmedikleri-niz) denir. Bu ifade meleklerin geleceği zaten bilmediğini ifade ederken daha birçok şeyi de bilmedikleri anlamına gelir. Öyleyse halife sözcüğünün vurguladığı mana, meleklerin insan hakkında tam bilgisi olduğu inancı çokta anlamlı kalmaz.
Acaba insan ırkından önce Dünyada hükümdarlık ve hâkimiyet nasıl bir varlıktaydı? Allah neden hâkimiyet değişimi istemiş olabilir? Dünyadaki yönetimden neden memnun değildi?
Yarışma başlıyor… Bu yarışma esnasında gelişecek olaylar hemen peşinden bir seçim yarışına dönüşecektir…
Önemli Not: Allah yarattığı hiçbir varlık ile doğrudan karşılıklı halde konuşmaz. O varlıklar melekler olsa dahi bu imkânsızdır. Allah’ın konuşmaları olarak okuduğumuz ayetler sadece Allah’ın sesini duyurur. Ayetlerde Allah’ın ses tonunun varlığı, Kendisinin şeklen fiziki halde orada olduğu anlamı taşımaz. Ki bunun imkânsızlığını birçok ayette belirtmiştir. Hz. Musa ile olan diyaloğu da buna güzel bir örnektir.
Bakara 31: Ve Âdeme her şeyin ismini öğretti. Sonra Meleklere dedi ki; ”Hadi Bana bunları isimleriyle tanımlayın?”
Bakara 32: Onlar: ”Yüceler yücesi, biz Senin bize öğrettiğinden başkasını kavrayamayız, Sen her şeyi hakkıyla biliyorsun” dediler.
Bakara 33: Dedi ki: ”Âdem, onlara her şeyi isimleriyle tanımla. Onlara her şeyi isimleriyle tanımlayınca” dedi ki: Ben, göklerin ve yerin gizemlerini sizin anlamadığınızı, sizlerin de neyi bilip neyi bilmediğinizi söylemedim mi?” (Bakınız melekler birçok şeyi bilmiyormuş.)
Bakara 34: Ve işte o zaman Meleklere ”Âdeme saygı gösterip itaat edeceksiniz!” dedik. Hemen itaat edip saygılarını belirttiler. Yalnız iblis kabul etmedi ve kibirlendi, emire karşı geldi.
Hz.Âdem’in zaferi ve insanlığın yükselişi: Melekler ile girdiği bilgi yarışında Âdem’in üstün zekâsı Evren nazarında insanlığın üstünlük elde etmesine sebep oldu. Şüphesiz bunu sağlayan bizzat Allah’tı. Ama neden?
Bu bilgi düellosundan sonra Allah net bir emir gönderir. “Hepiniz Âdem’e secde edin” (Âdem’e saygı duyup kabullenin)
Bu günün geleceğini daha önce insan formu üzerinden haberdar edilen melekler Âdem gerçeğiyle karşılaşınca hiç tereddütsüz Âdem’e saygılarını belirtip kabul ettiler. Çünkü Melekler çok önemli bir gerçeğin haberini yine daha önceden almışlardı!
O haber, Âdem’e bizzat Allah tarafından kendi Ruhundan üflenmiş olması gerçeğidir. Bu ne demek biliyor musunuz? İnsan Allah’ın ruhundan beslenen ve Onunla bu halde bağlı kalan bir varlıktır. “Hz. İsa’ya” atfedilen bir söz geldi aklıma… “Ruha edilen küfür affedilmeyecektir” Ne kadarda anlamlı öyle değil mi? Çünkü Ruha edilen küfür, Allah’a edilmiş bir hakarettir. İşte Hz.Âdem’in üzerinde taşıdığı tüm bu meziyetler karşısında meleklerin hepsi birden anında saygılarını belirtiler ama şaşkınlığa uğramış bir kişi hariç…
Araf 12 ve Hicr 32,33: Allah Dedi ki: “Ey İblis! Neden saygılarını sunanların yanında değilsin?” “Emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten alıkoyan neydi?” (O dedi ki) “Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın onu ise “kokuşmuş” balçıktan yarattın.” “Ben, Senin kokmuş çamurdan şekil verip yarattığın insana saygı duymayacağım!”
Kur’an’da İblisin ismini ve sesini ilk kez bu ayette duyarız ve sözleri çok dikkat çekicidir.
“Ben ondan hayırlıyım” Bu söz aklıma siyasi bir söylemi getirdi. “Ben sizin için en iyisiyim!”
İblisin Hz.Âdem’e karşı üstünlük çabası için kullandığı söze bakar mısınız? “Ben ondan hayırlıyım” Hem iblis neden böyle bir söylemde bulunsun? Yani onu strese sokan şey ne? Neden kabullenmesin, ona karşı bir hareket mi var? Çok ilginç bir ilk konuşma. Ben ondan hayırlıyım.
İblisin bu serzenişinden ağlamaklı bir yenilgi sesi geliyor! Makam gidiyor ve büyüleyici tanrısal özellik kayboluyor… Hz.Âdemin selefi kendi kendini ele verdi.
O selef iblisti, iblis ise cinlerdendi. Demek ki Dünyada insandan önce hâkimiyet sahibi olanlar cinlerdi.
“Tanrısal özellik” sözünü yabana atmayın… Bu sözün kimle etkileşimi olduğunu okuduğunuzda madde âleminin ve zaman kavramının tüm kapıları sonuna kadar açılacak ve her bir detay inanılmaz bir ahenk içinde yerli yerini bulacaktır.
Ve Hz.Âdem yaratıldıktan sonraki geçen tüm sürecin aslında Dünya hayatı içinde geçtiğini öğrendiğimizde havada kalan hiç şey olmayacak. Karanlık, buğulu geçmiş kaybolacak ve aydınlanacağız. İnanışlardaki gibi Hz.Âdem’in yıldızlarda bir yerde cennet adlı bir mekânda yaratılıp, cennette tuzağa düşüp yasak ağaçtan yedikten sonra ceza olsun diye Dünyaya getirildiği düşüncesinin, ne denli hatalı olduğunu öğreneceğiz. Ki bu tarz mitolojik düşünce zaten insanoğlunun Dünyada yaratıldığını anlatan Furkan suresi 53 ve 54 ayetlerine de son derece terstir.
Araf 13 ve Hicr 34,35: Allah Dedi ki: “O halde oradan hemen in çünkü artık kovuldun! Ve hesap verme gününe kadar lanet üzerinedir.” “Ve şimdi tahtı terk et. Artık orada büyüklük taslamak senin haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen rezil olansın” dedi.”
Hesap günü ifadesi yaşanan o anın Dünyada geçtiğinin başka bir delilidir.
Allah iblisi makamından düşürür ve taht el değiştirir. Ama! İblisin söyleyecekleri vardır.
Bu konuşmalar şöyle hayal ettiğim zaman o anı çok daha iyi kavrıyorum. Şöyle ki: İblis şahsi odasında stresli halde söylenerek gezinmektedir…
İsra 62 ve Hicr 36: Dedi ki: “Benden üstün tuttuğun kişiye bak? Yemin olsun ki eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, kontrolüm altına alacağım.”
İblis odasında Allah’a karşı stresli halde böyle söylenirken, Allah ise cevabını sadece sesli biçimde iletir.
Hicr 37,38: Dedi ki: “Senin bir teorin var ve Benden bunun için vakti belirlenmiş güne kadar fırsat mı istiyorsun?”
Ayette “Senin bir teorin var” ifadesinin Arapçada geçen ifadesi, “Sen Benimle tartışıyor musun?” diye çevrilir. Öyleyse neden “Senin bir teorin var” olarak çevirdin diye düşünüyorsanız bunun ileriki söylenceler için en mantıklı çeviri olduğunu söyleyebilirim.
“Sözlü tartışmak” Münazara etmek demektir. Münazara ise karşılıklı fikirler karşılaşması ile üstünlük kurmak çabasıdır. Ayette “Senin bir teorin var” diye verilen mana ayetin peşinden gelen fikirler fırtınasını çok daha anlamlı kılar. Çünkü iblis, içinde tuttuğu bazı düşüncelerini ifade etmek üzere soru sorarak ilerliyor. Bu karşılıklı konuşma tarzı buradaki sözlü tartışmanın bir amaç uğruna yapıldığını anlatır. Şimdi iblisin insanlar için olan teorilerini ifade ettiği kısma bakalım…
Araf 16, 17 ve Hicr 39,40: Dedi ki: “(Evet) Rabbim. Beni kışkırttığın için, yemin olsun ki ben de onları saptırmak için senin dosdoğru olan yolunun üzerinde pusuda olacağım.” “Yemin olsun ki yeryüzünde onları şımartıp ayartacağım ve onların hepsini yoldan çıkartacağım. Onlara önlerinden (geleceklerinden) arkalarından (geçmişlerinden) sağlarından (kuvvetlerinden) ve sollarından (zayıflıklarından) sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden kimseler olarak bulamayacaksın.” “Yalnız erdemli kulların hariç.”
İşte gördünüz mü? İblisin konuşmalarına karşı “Senin bir teorin var” sorusu böyle bir gerçekliğin münazarasıdır. Akabinde Allah şöyle devam eder:
Bakara 35, Araf 15 ve Hicr 41, 42: (Allah) Dedi ki: “Demek niyetin bu… Benim dosdoğru olan yolumda pusu kuracaksın?” Gerçek şu ki yoldan çıkıp sana uyanlar hariç Benim kullarımın üzerinde senin zaten hiçbir hâkimiyetin olamaz! Haydi, sen mühlet verilenlerdensin… Ve Biz o zaman Âdem’e dedik ki: “Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleşin. İkiniz de onun neresinden dilerseniz, bol bol yiyin. Fakat o “haz ağacına” yaklaşmayın, yoksa siz bir fenalık yaparsınız!”
Evet, işte bizim mitoloji evreninde gezmemize sebep olan ayete geldik. “Sen ve eşinCennette yerleşin.”
Kur’an sıralamasına dayanarak geldiğimiz Dünya hayatı tam bu ayette kilitlenir. Ne yani şimdiye kadar mantıklı bir şekilde ilerlememiz boşuna mıydı? Tabiki hayır.
Ayette geçen bu cennet Kur’an’ın ahiret yaşantısında bahsettiği Cennet değil. Ahiret cennetinde, cennettekiler için hiç bir yasak yoktur. Çünkü o cennet sınav sonrası varılan cennettir.
Cennet ne demek?
CENNET:
Arapça CNN kökünden gelen cannat جنّة “kutsal kitaplarda adı geçen bahçe” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice gannā veya ganntā גנא/גנתא “bahçe” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Aramice/Süryanice #gnn גננ “koruma, kapatma, etrafını çevirme” kökünden türetilmiştir. Aramice/Süryanice kök Akatça ganānu “korumak, etrafını çevirmek” fiili ile eş kökenlidir. Daha fazla bilgi için cin1 maddesine bakınız.
CNN:
Arapça CNN kökünden gelen cinn جنّ “1. gece karanlığı, 2. bir tür görünmez varlık” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Arapça cunūn جنون “gizleme, saklama, örtme” sözcüğünden türetilmiştir. NOT: Bu sözcük Aramice/Süryanice genyā גניא “cin, görünmez varlık” sözcüğü ile eş kökenlidir. Aramice/Süryanice sözcük Aramice/Süryanice #gny גני “gizleme, saklama” kökünden türetilmiştir. Aramice/Süryanice kök Aramice/Süryanice #gnn גננ “koruma, çitle çevirme, kapatma” kökü ile eş kökenlidir.
Cennet demek: Gözden saklanmış etrafı kapalı bahçe demektir. Hani Allah’ın doğasında gezerken harika bir alan buluruz ve şöyle deriz: “Cennetten bir köşe” Böyle bir köşe bulduğunda onu çevirmek ve orada yaşamak arzusu doğar. İşte etrafını kapatmak ve orasının bozulmasına engel olup içinde yaşamak, bahçede yani cennet gibi yerde yaşamak anlamındadır.
Dünya aslında bir cennettir. Fakat bu cennet kısa ömürlü olduğu için yalancı cennet olarak adlandırılır. İnsan bu kısa ömürlü cennette test edilmektedir bunun amacı sınavı istenilen biçimde geçen insanların içinde süresiz kalacakları ve içinde yasaklar olmayan ahiret bahçelerinin vaat edilmesidir. O bahçelerde istediğiniz her ağaçtan yersiniz. Fakat Dünya bahçesinde bir ağaç var ki, ondan yemek yasaktır. Oysa Allah’ın gerçek cennetler olarak vaat ettiği ahiret bahçelerinde böyle bir yasak yoktur. CNN kelime köklerine baktığımızda buna teolojik açından bir anlam verecek olursak: Dünya Cinlerin cennetidir.
Göksel tartışmanın (Yüceler konferansı) başlattığı süreç, Dünya hayatında böyle devam etti. Ve bunun akabinde yeryüzünde Halife olarak Hz.Âdem’in yani “Adamın/Erkeğin” hâkimiyet maratonu başladı.
Halife sözcüğü, peşi sıra hâkimiyet için mücadele eden ve kanlar akıtacak olan, erkeği hedefleyen bir sözcüktür.
Mitoloji kısmında sıraladığımız gibi Madde âlemindeki karakterleri de sıralayalım.
1- Allah 2-Melekler 3-İnsanlar 4-Cinler İlginç! Başta yaratıcı olmak üzere dört akıllı yaşam formu.
Peki, Cennette söz hakkını kaybeden Cinler ne yapacaklar? Onların bir planı var…
Hz.Âdemi yani karşısındaki adamı alt etmek için yeminler eden iblisin ilk icraatına bakalım.
İlk kez böyle bir seçim ile karşı karşıya kalan iblis ve soydaşları, öylece pes mi edecekti? Elbet teki hayır! İktidarı yeniden ele geçirmek için sinsice tuzaklar kuracaktı. Ellerinde kalan tek seçenek gizli planlarıydı. O plan yeni hükümdarı herkesin gözü önünde küçük düşürmek suretiyle egale etmekti. Ve öyle de yaptılar… Hz.Âdem’i ve eşini sinsice planladıkları davete götürüp onların sarhoş olmalarını sağladılar.
“TA-HA SURESİ 120”
EY ÂDEM SANA SONSUZLUK AĞACINI GÖSTEREYİM Mİ?
İblisin Hz.Âdem’e önerdiği ağaç, Hicr S. 42.ayetinde geçen “haz ağacıdır”
İblisin ilk muhatabı Hz.Âdem’di ve Âdem’e “sonsuzluk” üzerinden (önlerinden) pusu kurdu. Âdem ise kandırıldığını bilmiyordu.
Ta-Ha 120: Nihayet o sinsice yaklaşıp ona dedi ki: “Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkün (saltanatın) nerede olduğunu söyleyeyim mi?”
Hz.Âdem bu sinsi cilveye ilgiyle karşılık verdi “tamam olur” dedi. Ve yola koyuldular… Bu yolculuk, haz ağacının olduğu yöreye kadar sürdü. Haz ağacı üzerine kısa bir bilgi! Arapçasında aynen şöyle geçer. “hâżihi şşecerate” Haz yani keyif, şecerate yani ağaç. Bu ağacın ne ağacı olduğunu gördüğümüzde farklı hissedeceksiniz.
Ayet net bir ifade ile haz ağacı der. O halde bizim o ağacı bulmamız şart! Aksi takdirde madde âleminde değil yine mitoloji evreninde masallar diyarında gezeriz. Şunu net olarak bilmeliyiz! Allah mecaz yapmaz. İşin içinden çıkamayan bazı düşünürler anlam veremedikleri ayetleri gördüklerinde, “Allah burada mecaz yapmış” derler. Yineliyorum Allah mecaz yapmaz net tanımlar yapar.
Oysa Allah o anda madde âleminde bulunan Hz.Âdem’e yine bir madde vasfı taşıyan olguyu betimleyerek açıkça “ağaç” demektedir. Öyleyse bizim o ağacı bulmamız gerekir. Üstelik birde şöyle ekleme yapılır, “o ağaçtan yerseniz siz bir fenalık yaparsınız” Demek ki bu ağaç meyvesi yendiğinde biyolojimizi, fizyolojimizi etkileyecek vasfa da sahiptir.
Yeryüzünde öyle bir ağaç var mı? Ah çok ilginç ki gerçekten de öyle bir ağaç var. O ağacı açıklayacağım yalnız zihnimizi sürekli tetikte tutmak gerek! Bu sebeple bir Kur’an gerçeğini daha hatırlatayalım!
Cin suresi 28: “…Allah her şeyi sayı ile hesap etmiştir.”
Tüm Kur’an’da sadece tek yerde geçen bu ifade çok ilginçtir ki Cin suresinde geçer. Sizce de bu çok dikkat çekici değil mi? Cinler Dünyada insanın selefi olan varlıklardı ve karakter sıralamasında cinler, tamda bu işin merkezindeydi.
Hiç şüphesiz Allah mesajını nereye koyacağını çok iyi bilendir.
Cin suresi 28.ayetinde Allah, Kendisinin her şeyi sayılar ile hesap ettiğini belirtmesi, Kur’an’da anlattığı her şeyin aktif yaşam içinde sayılar ile ortaya çıkarılması gerektiğini belirtmesidir. Evrendeki, doğadaki, aktif yaşam içinde ki her şeyi sayılar ile tasarım ettiğini belirtir. Kur’an konularını okurken ve buna mukabil aktif yaşamı yorumlarken sayılar bir işimize yaramayacaksa Allah neden böyle bir sözü ifade etsin ki? Bu ifade boşuna değildir, bize sayıların önemini vurgular. Hayatı sayılar ile tasarım ettiğini belirten Allah Kur’an kitabını da sayılar ile tasarım etmiştir ve bu gerçeği iki farklı ayette üst üste belirtmiştir.
Allah bunları boşuna söylememiştir.
İblis ile haz ağacının olduğu yöreye doğru hareket eden Hz.Âdem’in yolculuğu Afrika kıtasında son buldu.
Oraya vardıkların da; Araf S. 20,21,22: O sahtekâr, onların kıyafetleri içinde örtülü yerlerini’ açığa çıkarmak için onlara fısıldayarak dedi ki: “Rabbinizin size bu ağacı yasaklamasının sebebi, ikinizin birer melek olmayışınızdır belki de ebedi yaşayanlardan olmamanız içindir.” “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye onlara yemin etti. Böylece onları aldatarak düşmelerine sebep oldu. “Ağaçtan yediler” ve cinsel yerleri kendilerine beliriverdi (kabardı) Ne zamanki kendilerine geldiler, bahçedeki (cennet) yapraklarla (utançla) üzerlerini örtmeye başladılar. Ve Rableri onlara seslendi, “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? Ve demedim mi bu sahtekâr (sahtekâr demek şeytan demektir) size apaçık düşmandır diye?”
Not: Ayetleri açıklamadan önce hemen şunu belirtmeli. Ayette Rabbimizin ancak seslenme koşuluyla irtibat kurduğunu anlamaktayız.
Teorisini ispatlamak için Allah ile sözlü tartışmaya giren İblis, böylelikle erkeğin kaderinin şekillenmesine sebep oldu. Ve Sebe Suresi 20.ayette aynen öyle der! “O sahtekâr onlar (erkekler) hakkındaki zannını (teorisini) doğruladı, böylece bir grup inanan hariç, hepsi ona uydular.”
O meşhur ağacı açıklıyorum! Tüm yeryüzünde sadece Afrika kıtasına özgü “Marula ağacı” adlı bir ağaç var. O ağacın olgunlaşmış tek meyvesi %17 alkol içerir. Tek meyvesinde %17 alkol demek ortalama dört adet bira içkisine denk demektir. İki tane meyvesi ise bir şişe viski içkisine denk demektir.
Erişkin bir insanın bu meyveden İki tane yemesi iradeden yoksun hale gelmesi demektir. O ağaçtan yiyen Hz.Âdem ve eşi, meyvenin verdiği sarhoşluk etkisiyle iradeden (mantıktan) yoksun kalırlar ve duygu denen cinsel dürtüler belirir. Sonra olanlar olur. (Ayetteki şu ifade: Yoksa siz bir fenalık yani azgınlık yaparsınız.) İradeyi kaybeden Hz.Âdem ve eşi iblisin hazırladığı ortamda böylece onların kurguladığı tuzağa düşer. O atmosferde sarhoşluğun verdiği etkiyle herkes gibi davranırlar. İnsanların gözü önünde cinsel ilişkiye girerek kendilerini küçük duruma düşürürler. Ayette dediği gibi: “Ağaçtan yediler ve cinsel yerleri kendilerine beliriverdi (kabardı)” (Sonra) “Ne zamanki kendilerine geldiler, (ayıldılar) bahçede (cennet) yapraklarla (utançla) üzerlerini örtmeye başladılar.
Bir makam sahibi olan Hz.Âdem için bu utanç hatası insanlık tarihinde ne anlama geliyor? Bu günümüzde de affedilmeyen bir utançtır. Tüm devlet reislerinin ve devlet adamlarının korkulu rüyası “kaset patlamasıdır” Kaset patlarsa hiç kimse koltuğunda kalamaz anında düşer. Bu Âdem kaderidir ve sonucu ilahi bir dokunuştur.
“Günümüzde, bir lideri veya önemli bir şahsiyeti zaafları (kadın ve alkol) üzerinden kapana kıstırıp itibarını yok etme işine istihbarat dilinde ‘Honey Trap’ (Bal Tuzağı) denir. İşte tarihin ilk ve en büyük ‘Honey Trap’ operasyonu, bizzat İblis (Sibela) tarafından Hz. Âdem’e karşı yapılmıştır!
İblis, Âdem’in o vakur ve bilge iradesini kaba kuvvetle yıkamayacağını biliyordu. Bu yüzden ona ‘bal’ gibi tatlı bir vaatle (ölümsüzlük ve haz) yaklaştı ve onu ‘dumansız ateşin’ (alkolün) içine çekti. Âdem o tuzağa düştüğü an, kaseti patlamış bir lider gibi tüm çıplaklığıyla (zaaflarıyla) ortada kaldı. Bugün siyaset sahnelerinden bir gecede silinen isimler, aslında Sibela’nın bu kadim ‘Bal Tuzağı’ yönteminin kurbanlarıdır. Sistem aynıdır; önce tatlı bir haz (Bal), sonra kaçınılmaz bir son (Tuzak)…”
Siyasilerin bu kaderi Hz.Âdem ile başlar ve denir ki: “Ey Âdemoğulları (önderler) şeytan (yani sahtekârlar) anne babanızı hatayı düşürdüğü gibi sizi de hataya düşürmesin.” Bu şu anlama gelmesin! İçki siyasilere yasak da sivil insanlara serbest mi? Hayır her insana yasak. Bu durum Kur’an’da içki ayetlerinde açıklanmaktadır. Ayetin temsil makamını hedeflemesi tüm alt sınıfı da etkiler. Bir siyasinin yasak ilişkisinin deşifre edilmesi, o devleti tepeden temele etkiler. Dünya nezdinde tümden bir milleti utanç içine sokar.
Bir devlet adamı böyle bir hataya düşerse kesin olarak makamdan düşürülür. Siyasiler, Âdemoğulları diye atıfta bulunan ayetlerin kendilerini hedeflediğinin farkında olmasa da yine de bir şeyin farkındadırlar. Kaset patlaması affedilmezdir. Bu tüm siyasilerin korkulu rüyasıdır ve aynı zamanda geri çevrilemez kaderleridir. Ben buna “Âdem sendromu” diyorum.
Bu anlattıklarımın gerçekliğini sayısal olarak da doğrulamak isterim. Ve hep birlik te “Allah’ın her şeyi sayı ile hesap etti” ayetinin gerçekliğini göreceğiz. Bu neden önemli! Allah her şeyi sayılar ile hesaplayarak var ettiğini belirtir biz buna Cin S. 28 ayetinde tanığız.
Benim iddiam ise Allah’ın yasakladığı ağacın Marula ağacı olduğudur ve meyvesinin yüksek oranda %17 alkol içermesidir. Allah Kur’an için çok iddialı bir söz kullanır. “Bu kitap size yeter” der ve “Kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” der. Bu ayetleri okuyan bazı kimseler şöyle diyor.
“Ben ananem ile evlenmemi yasaklayan bir ayet göremiyorum.”
Peki, Allah ensest ilişkiyi serbest yapmış da bizim haberimiz mi yok?
Ayetlerde ayakkabını nasıl bağlarsın ayeti de yoktur. Çünkü Allah Kur’an’ı aklı olanlara indirmiştir. Kur’an kendisinde hem bireysel eğitimin hem de toplumsal sorunların ve çözümlerinin işlendiğini söylemektedir. Uzatmamak lazım.
Ben bir iddiada bulundum ve Allah’ta bir iddiada bulunuyor.
Öyleyse marula ağacının alkol oranının Kur’an’da sayısal bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum ve bunu gerçekten önemli buluyorum. Bunu çözebilmek için Kur’an’da içki (alkol) sözlerinin geçtiği ayetleri araştırdım. Tüm Kur’an’da “içki” sözlerini bünyesinde barındıran 4 Sure ve 7 ayet vardır. Onları alta sıraladım.
2.Süre 35.ayet
7.Süre 19, 20, 22.ayet
16.Süre 67.ayet
20.Süre 120, 121.ayet
Bu sure ve ayetler üzerinde 17 sayısını bulabilmeyi umut ederek bazı hesap işlemleri yapacağım. Örneğin toplama işlemi yapalım.
Yapacağım işlem, sure ve ayet numaralarının bize verildiği gibi toplanmasıdır. Hatırlatayım! Bu ayetler herhangi bir ayet değil sadece içki sözünün geçtiği ayetlerdir. Kur’an’dan kontrol ediniz.
2+35+7+19+20+22+16+67+20+120+121=449 Çıkan sonucu yine toplayalım. 4+4+9=17
Toplama işleminin sonucu ne 16’dır ne 18! Tüm Kur’an’daki “içki” ayetlerinin hesap sonucunun “17” olması, yüce deha olan yaratıcımızın yarattığı her şeyi sayı ile hesap ettiğinin kanıtlı ispatıdır. Yasak ağaç dediği marula ağacının meyvesinin alkol oranını dahi Kur’an’daki içki ayetlerine kodlaması, Kur’an’ın mucize kitap oluşunun ispatıdır! Yazının en başında ki ayeti buraya alalım.
İsra Suresi 60.ayet: Hani sana, “Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyada, Kur’an’da lânetlenmiş bulunan o ağacı sırf insanları (erkekleri) sınamak için sebep yaptık. Biz onları caydırmaya çalışıyoruz fakat bu onların taşkınlıklarını daha da artırıyor.
Kur’an’da lanetli ile anılan olan o ağacın verdiği sarhoşluk etkisi, Hz.Âdem’in başından geçenlerin buna tam olarak uygunluğu, ağacın alkol oranı olan %17 oluşu ve ayetlerdeki içki ayetlerinin 17 sonucu o ağacın Marula Ağacı olduğunu ispat eder. Ağaç kendi kendine lanet içermez o kutsaldır Allah yaratmıştır! Onun lanetli oluşu insanın ondaki alkolü kendi bünyesine sokmasındadır. Ağacın meyvesi çok yüksek alkol içerir ama sarhoş olup sapıtan ağaç değildir.
Şimdi şuna bakınız…
İçki ayetlerinin 4 surede 7 ayette bulunması da bir hesap dâhilindedir. 4 ve 7 sayısının toplama işleminden 17 sayısını bulduk ama çarpma işleminden Cin S. 28.ayeti buluruz. 4×7=28. Hatırlayalım, her şeyin sayı ile hesaplanmıştır denildiği ayet Cin suresinin 28.ayetiydi. Bu hesaplar anlatılan tüm mantığın sayısal sağlamasıdır.
Allah aklımızın kesmeyeceği mecazlar yapmaz. Yaratmadığı bir şeyide mecaz olarak anlatmaz.
Hz.Âdem’in ağaçtan yemesi ve akabinde bir hataya düşecek olması, Âdem’in biyolojik yapısıyla etkileşimlidir. Ayetler sadece teolojik terimler içermiyor aynı zamanda günümüzdeki sosyopolitik bir durumu özetliyor. Alkol etkileşimiyle hataya düşmek bilimsel bir gerçektir. Ayetlerde alkol, ağaç ve meyve tanımları üzerinden elde edilen sonucun, Marula ağacından elde edilen alkol oranıyla, aynı sayıyı vermesi, hayatı ve kitabı organize eden Allah’ın her şeyi inceden inceye hesap ederek tasarımlamasıdır. Buna söylenecek tek söz, ”muhteşem” olmalıdır.
Bir ayet! Nahl Suresi, 67: Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda “hem sarhoşluk verici içki,” hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz “aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ibret (öğüt, alınacak dersler ve çıkarımlar) vardır.”
Bu kronoloji bana “Albrecht Dürer’e” ait bir tabloyu hatırlattı. Hz.Âdem ve eşi bir ağacın (elma ağacı) yanında durur ve ağaçta birde yılan figürü vardır. İşte o resim bana göre gerçekten inanılmazdır. Çünkü yılan sessizliği ve dolayısı ile sinsiliği temsil eder. Ayetten hatırlayalım. “O sinsice yaklaştı” Demek kadim geçmişteki iblis bazı insanların dimağında yılanla özdeşleşmiş. Albrecht Dürer en azından günümüz âlimlerinden çok daha gerçekçi. Yenilen meyveyi her ne kadar elma olarak tasvir etmiş olsa da ağaç kısmı ayetlere tam uyumlu.
Her şey olduğu gibi gözler önündeyken ve her şey bu kadar net açıklanmışken aklımızın cennet kavramı ile mitoloji yapması, bizim doğal bir şeyi milyonlarca senedir görmemize engel olmuştur. Yaratıldıktan sonra gelişen her şey zaten içinde yaşadığımız Evrenin üstünde yaşadığımız Dünyasında olup bitmektedir. O her şey ise ruhbanlık ile değil tamamen gerçekçi bir bakış açısıyla yerli yerine oturmaktadır. Kuran buna “Furkan” yani farkındalık der.
Asl olan herşeyi madde aleminden Furkan (farkındalık) ile analiz etmektir. Hayata ve hiyerarşiye bakarken Ruhbanlığın yanlış yöntem olduğu Hadid Suresi 27 ayetinin içinde geçer: “Biz onlara ruhbalığı emretmedik” Bu cümle Ruıhbanlığın doğru bir bakış açısı olmadığını söyler. Ruhbabnlık kişiyi gerçeklikten kopartarak mitoloji evreninde sürüklenmeye sebep olmaktadır.
Madde aleminden baktığımız meselede Dünya hayatının ön izlemesini gördük. Şimdi filmin karakterlerini ve hangi coğrafyada hayat sürdüklerini izleyelim.
Göbekli tepenin ortaya çıkması ile herkes şu gerçekle yüz yüze kaldı! Hz.Âdem’in hükmü, “dört beş bin senelik” Sümer medeniyetinde başlamış olamazdı! Öncesinde inandığımız (aslında dayatılan) Âdem ve Sümer medeniyeti öğretisinin (İsrailiyat anlatısının) Göbekli tepe gerçeği ortaya çıkınca kocaman bir yalan olduğu öğrenildi.
Sonra tarih yeniden şekillendirilmek üzere yorumlanmaya başlandı. Bu yeni yorumlarda duyduğumuz şey, “Tarih Sümer’de başlar” eski yalanın yerini “Tarih Göbekli tepe ile başlamalı” adlı yeni gerçeğine bırakmasıydı.
Tarih yeniden yazılacaktır. Bizim odak coğrafyamız göbekli tepeyi de bünyesinde taşıyan “Harran” ilidir. Harran ili Dünyanın en eski yerleşim merkezidir. Günümüzde ona biçilen tarih 12 bin sene olsa da (bu kısım Adn kavminin orada inşa ettiği yapıların tarihidir) aslında Harran ovası “Adn kavminden” de milyonlarca sene önce de medeniyetlerin beşiğiydi. Günümüzde ki Göbekli tepe kalıntıları büyük tufandan sonra yeniden aynı merkezde inşa edilen Ad kavminden arta kalanlardır. Oysa Harran’ın insanlık tarihi açısından eskiye dönük olan tarihi milyon senelerle eşdeğerdir. Harran ilinin önemini az sonra göreceğiz.
İnsanlık tarihinde Tufandan öncesi ve Tufandan sonrası gerçeği vardır. Ayetlerde belirtilmiştir. Ad kavmi, Nuh’tan sonra yaratılan ilk kavimdir.
Bu yazı her açıdan çok iddialı bir çalışmadır.
Böyle bir yazıyı kaleme alarak, yüce konferansta konuşulan her şeyin toplumsal bir harekete nasıl dönüştüğünü, bunun akabinde gelişen hadiselerin siyasal bir inanca dönüşerek ne gibi amaçlar güttüğünü açık ifadelerle anlatmak istiyorum.
Ayetlerin içerikleri madde âleminde geçtiği göz önüne alınca önümüze bir engel çıkmaktadır.
Peki, kendisine kıyamete kadar ömür biçilen iblis kadim tarihte ve de günümüzde kim olabilir? Bu öyle bir kişi olmalı ki tüm medeniyetlerde insanlık tarihine adını altın harflerle kazıtmış birisi olmalıdır. O karakterin ne kadar önemli bir şahsiyet olduğu Kur’an’da birçok ayette mevzu edilmesinden anlaşılmaktadır. Bize tüm Dünyada adını altın harflerle yazdırmış birisi lazım.
Böyle birini bulmak zor olmasa gerek. Tüm tarihe adını altın harflerle kazıtmış tek kişi vardır ve o kişi “Tanrıça (ölümsüz) Kybele” dir. O kadar derin bir tarihi vardır ki adına yazılmış o kadar çok kayıt vardır ki bu açıdan eşi benzeri görülmemiş bir dokümana sahiptir. Ve inanılmaz bir halde geçmişten günümüze tüm Dünya kültürlerinde yer almaktadır.
Kybele tüm Dünyada tanınan biri olsa da elbette ki onunda Dünyaya yayılan bir çıkış noktası olmalı. Dünya kültüründe adı Kybele olan bu tanrıça kadının, bilinen Dünyaya çıkış noktası tam olarak “Anadolu” dur. Kadim Türk tarihinde, Anadolu töresinde ona verilen isim, “Tanrıça Sibela” dır. Sibela kültü herkesçe bilinen bir tarih gerçeğidir.
Kybele’nin Dünya çapında milletler kültürüne girişi şu isimlerde kendini gösterir. İblis, Sibil, Sibylla, Sibyll, Sibyl, Sylvia, Cybele, Sibela, Sibel, İsabela, İsabella, İsabel, Kybele, Kibela, Kibele vb. türevlerle karşımıza çıkar. Bu isimler sandığımızdan daha mühimdir ve bu isimlerden “Sylvia” ismi bize çok önemli bir şeyi keşfetmemiz için yardımcı olacaktır. Ölümsüzlüğünü bu isim üzerinden tarayacağım ve bu ismi taşıyan karakterin hayat anlayışıyla Kur’an’daki iblis’in hayatına dair her şeyi marula ağacında olduğu gibi sözlü ve sayısal olarak ele alacağım.
Bana göre gelecek geçmişi aydınlatabilir.
Kur’an’da özel adından fazlasıyla bahsedilen, Arapçası böyle ابْل۪يس yazılan, okunuşu iblisa diye seslendirilen ve filmlere, romanlara, hikâyelere, masallara konu olan bu tanrıça kadın karakteri farklı sıfat ve isimlerle her dinde vardır. Çünkü hayatın ve her dinin temeli Hz.Âdem ile başlar.
Bir karıştırma yapalım. İblisa=Sibela, İblis=Sibil, Sibil=Sibel. Çok tuhaf! Aynı harflere sahiptir ve üstelik aynı sayıda harf karakterine sahiptir. Bunlar kök isimlerdir.
Sibela kültü tüm Dünyaya tamda üzerinde yaşadığımız bu coğrafyadan yayılmıştır. Çok enteresan değil mi? Benliğimizi Kur’an’ın o berrak sesine verdiğimiz de, tarihin bulanık sayfalarında saklanan hakikatleri daha iyi kavrarız.
Önemli Not: Şayet “Kore’de” birine “Sibel” derseniz bu söylem karşınızdaki kişiye söylenmiş en ağır hakaret sayılır. Bunu bir Koreli ’den öğrendim.
Sibel isminin sözlük anlamı “Buğday Başağı” demektir. Sibel isminin kökeni olan Sibela sözcüğü üzerinden hecelediğimizde ise ilginç bazı bir bilgiler ortaya çıkar. “Sib” Susuz demekken “ela” sözcüğünün anlamlarından biri “Görünüşü güzel, tadı acı olan bir ağaç” anlamına da gelmektedir. Hecelere bölünmüş halinde bizi yakından ilgilendiren önemli bir gerçekler vardır. Susuz anlamına gelen kısmı, ayetlerde Cinlere daha az su verildiğini (susuz) oldukları belirtilir. (Şu ayet Cin S. 16: Cinler yolda dosdoğru yürüseydi onlara daha çok su verirdik) Görünüşü güzel susuz ağaç ise, güzelliğin tanımı olarak canlı olması betimlenirken, susuz olması ise meyvesinde su yerine başka bir şeyin olduğu gerçeğini akla gitirir. Meyvede su yoksa alkol vardır. Bu açıklamalar farklı bir yere bağlanacak o kısma geldiğimde bu kısmı hatırlatacağım.
Tüm Dünyada insanlık ve medeniyet uğruna her ne olmuşsa ilk başlangıç noktası Anadolu coğrafyası olmuştur. Ondan sonra o şey her neyse, daha sonra tüm Dünyaya yayılmıştır. Anadolu’ya Anadolu denmesinin kadim anlamı Tanrıça kadın, anne, ana diye hitap edilen Sibele atıftır. İnsanlar bu gerçeği olduğu gibi bilseler acaba Anadolu ismini nasıl karşılardı?
Ve günümüzde Anadolu ismi yeniden gündeme neden gelmiştir ve neden Türkiye Cumhuriyeti isminin Anadolu olması istenmektedir? Bu tam bir merak konusu…
Birileri Türkiye C. adının Anadolu olması için içten içe sinsice planlar yapıyor olabilir mi? Onları buna zorlayan ne? Bence bu coğrafyanın göbek adı “Babadolu” olmalı. Halifelik ve bilgelik bu topraklara Hz.Âdem baba ile geldi. Ve insanın üstünlüğünü tüm evrende tamda bu coğrafyadan yankılattı. Çok ilginçtir ki halife olmasına rağmen halifeliği tetikleten de Âdem değildi, halifeliği tetikleyen onu hile tahtından indiren o meşhur ana tanrıça dedikleri Sibela adlı kadındı. Âdem tahttan düşünce doğal olarak taht yarışı da başlamış oldu. Çok ironik Sibele korktuğu şeyi kendi başına kendi getirmişti.
Tarihe not: Halifeliğin ilk merkezi bu coğrafyadır. Kadere bakın ki Dünyayı gezen Halifelik son olarak Osmanlı İmp. 9. Padişahı Yavuz Sultan Selim ile doğduğu bu coğrafyaya geri gelmiş ve böylece İslam dünyasının sultası Türklerde kalmıştır. Herşey aslına rücu edermiş…
Pey der pey geldiğimiz nokta çok ilginç hal almaya başladı.
Beyin yakan bir sonuç!
Hz.Âdem’i tuzağa düşüren Sibel adlı kadın madde âlemi sıralamasında hangi ırkın mensubuydu? Hatırlayın: 1- Allah 2- Melekler 3- İnsanlar 4-Cinler
Peki, şu anlatıda Cinler, ırk ve cins olarak karşımıza ne olarak çıkmış olurlar?
Şu kronolojiye göre Cinler karşımıza erkeğin selefi olarak dişil varlıklar yani KADINLAR olarak çıktılar! ŞÜPHENİZ Mİ VAR?
İŞTE BİYOLOJİK KANIT 1!
“Sistemin nasıl ince bir hesapla kurulduğunu görmek için biyoloji laboratuvarına girmemiz yeterli. Madem İblis (Sibela) dişil bir varlıktı ve yasak ağaç da %17 alkol içeren Marula ağacıydı, o halde bu ’17’ sayısı tesadüf müydü?
Asla! Kadın biyolojisinde ‘dişiliği’, narinliği ve o büyüleyici çekiciliği yöneten ana hormonun (östrojenin) tıp literatüründeki teknik adı nedir biliyor musunuz? ’17β-Östradiol’.
Yani dişilik “enerjisinin” moleküler kod adı tam olarak 17‘dir! Marula ağacındaki %17 alkol, Kur’an’daki içki ayetlerinin sayısal özünden çıkan 17 sayısı ve kadını kadın yapan hormonun 17 numaralı karbon atomu… İblis, Âdem’e (erkeğe) o meyveyi uzatırken aslında kendi biyolojik imzasını, yani ‘sıvılaştırılmış dişil ateşi’ ikram etmiştir. Erkeğin iradesi, kendi damarlarına giren bu ’17’ frekanslı sıvı ateş karşısında erimiş ve ‘tencere-kapak’ misali İblis’in frekansına uyumlanmıştır. Bu, tesadüfün bittiği, mutlak hesabın başladığı noktadır.
BİYOLOJİK KANIT 2!
Hatırlayınız! Alkol içeren ayetlerden edilen sayı “449” sayısıydı:
İçki ayetlerinin toplamından elde ettiğin 449 sayısını biyolojik bir veri olarak incelediğimizde, karşımıza yine “kadın ve doğum/üreme” merkezli bir sonuç çıkıyor.
İnsan genetiğinde ve biyokimyasında bazı protein yapılarının amino asit dizilimlerine baktığımızda:
FSH (Folikül Uyarıcı Hormon) Reseptörü: Kadınlarda yumurtalıkların çalışmasını ve dişilik döngüsünü başlatan bu hayati yapının genetik kod dizilimleri içinde 449 sayısı kritik bir sinyal noktasıdır. Ayrıca, kadın biyolojisinde hamilelik sürecinde yükselen ve “doğurganlık” ile bağdaştırılan bazı enzimlerin (örneğin bazı spesifik peptidazlar) moleküler ağırlıkları veya baz çifti dizilimleri incelendiğinde 449 rakamı bir “eşik” olarak karşımıza çıkar.
Bu verler bize hangi gerçekliği deşifre eder? DİKKATLE OKUYUN LÜTFEN!
Hatırlayalım! Cinlerin DUMANSIZ ATEŞTEN (mâricin\ min\ nâr) yaratıldığı ayeti bize o ateşin dumansız, yani ardında partikül bırakmadan yanan bir madde olduğunu söyler.
Biyoloji ve kimya laboratuvarı bu konuda bize net bir cevap verir: Saf alkol (etanol) tutuşturulduğunda, ardında kurum, is veya kirli bir partikül bırakmadan, berrak ve dumansız bir alevle yanar. Tıpkı Kur’an’ın Cinler (dişiler) için tarif ettiği o ‘saf ve öz ateş’ gibi! Nasılki Erkek (ins) TİN’den yaratıldı, İblis (Sibela CANN cinlerin atası) ise yaratılış olarak ETONOLDEN yatatılmıştır. İblis, Âdem’e (erkeğe) o meyveyi uzatırken aslında kendi dumansız ateşini (alkolü) onun damarlarına zerk etmiştir.
Böylece Âdem’in topraktan gelen ağırbaşlı iradesi, bu dumansız (partikülsüz) ateşin içine çekilerek eritilmiştir. İroniye bakınız ki; dişiliği belirleyen hormonun kod adı 17, yasak ağacın alkol oranı 17 ve bu ateşin yanma karakteri olan ‘dumansızlık’ sadece alkole mahsustur.
Şimdi dürüst olalım; bir kadının varlığının, hiçbir fiziksel müdahalede bulunmadan, sadece o narin duruşu ve ‘ateşli’ enerjisiyle bir erkeğin libidosunu nasıl bir anda hoplattığını sanıyorsunuz? İşte o ‘zıplama’ anı, damarlardaki 17 frekanslı hormonun, İblis’in dumansız ateşiyle (hazzıyla) girdiği o gizli reaksiyondur.
İşte bu alkol fıçısı :)) kokuşmuş balçıktan dediği Adem’e saygı duymayacağını belirtmişti. Neden Adem’e kokuşmuş balçık diye htap etti? Çünkü bu insanın yani erkeğin 76.elementten yaratılması gerçeğidir. O element “Osmiyum“dur ve en ağır kokulu elementtir. Hamein Mesnun derken aslında Osmiyum denilmektedir. Osmiyum 76.elementtir 4×19 ve 76 sayısı sıradan bir sınıflandırma değildir İNSAN SURESİNİN Kur’an’daki sıra numarasıdır. Bilnizki Allah her şeyi sayı ile kodlayıp tasarım etmiştir: Cin Suresi/28
İblis denen varlık, tarihte adı Sibel olan kadındır. Öyleyse o soyut değildir. İblisin Cinlerden olduğu kesin olarak bildirilir. E öyleyse Cin kavramı, ırk olarak karşımıza dişil (doğurgan) varlıklar olarak çıkar, o zaman Cinlerde soyut değildir. Doğurgan varlıklar ise kadınlardır. Şimdi yukarıda Sibel ismi üzerinden elde ettiğimiz şu kısmı hatırlayalım çünkü dişiler ile bağlantısı olan bilgi burada. Sibel isminin sözlük anlamı “Buğday Başağı” demektir. Fakat ismi hecelere böldüğümüzde “Sib” Susuz demekken “El” Batı sami halklarında bir kuvvet atfı olarak kendisine bağımlı olunan ya da kendisinden beklenti içinde olunan “totem” anlamına gelmektedir. Hecelere bölünmüş halinde bizi yakından ilgilendiren bir gerçek vardır. Ayetlerde Cinlere insanlara nazaran daha az su verildiği belirtilir. (Şu ayet Cin S. 16: Cinler yolda dosdoğru yürüseydi onlara daha çok su verirdik) Hayatın bildiğimiz bir gerçeği vardır. Kadınlar erkeklere oranla çok az su tüketirler. Bu bilgi bu konudaki ikinci biyolojik hakikattir.
Kur’an’da bahsi geçen bu karakterler aslında soyutluğundan dolayı korkulacak birer varlık değildi, dişiliğini sinsice kullandıkları için her erkeğin dikkat etmesi gereken cazibe sahibi kadınlardı.
Bir kadın fizyolojik olarak narindir. Kadının narinliği kuvvet olarak erkeği alt edemez. Ama büyüleyici cilvesi karşısındaki kişiye göre zehirlide olabilir. Kadınların içinde tuttuğu planları, erkeklerin onun hâkimiyet alanına olan etkisine göre şekillenir. Ya bedel alır ya bedel ödetir. Bu ilahi kaderdir. Atasözlerini hafife almamalı! Kadın narindir ama “Kadının fendi erkeği yendi” denir. Atasözü demişken, “Alkol bütün kötülüklerin anasıdır” sözü ve içindeki “ana” dişil ifadesi de boşuna değildir. Bir şarkı sözü geldi aklıma…
“Baktığım her yerde izin duruyor bana her şey seni hatırlatıyor… “
Bu büyük gizemler keşfi aynı zamanda bizi Hz.Âdem babayı da bulmaya yöneltir. Zor olan Sibela’yı bulmaktı. Âdem’i ise onun üzerinden onun hayatına bakarak keşfedebiliriz. Nasıl ki Sibela tarihte önemli bir iz bırakmışsa Âdem’de Sibelanın hayatında derin bir iz bırakmış olmalıdır.
Kadim tarih, dilden dile geçen bir anlatıma sahiptir. Dilden dile geçen anlatımlar ne kadar bozuk olsa da o anlatılarda çok ilginç karakterlere rastlarız. Sibelanın hikâyesinde o karakterin adı Attis’dir. Attis ve Sibela anlatılarının Kur’an ayetlerine uyumlu yanları oldukça fazladır. Kısaca özet geçelim.
Mitolojideki anlatılar, Sibela’nın hükmü veya otoritesi sırasında sorun yaşadığı Attis’i doğrudan düşman olarak tanımlamasa da, Attis ile olan sorunlu geçmişi kayda değerdir.
“Sibele ve Attis Miti”
Mitolojiye göre, Anadolu’nun ana tanrıçası Sibele, “ölümlü bir genç” olan Attis’e âşık olur. Sibele’nin bu aşkı, Attis’in ona ömür boyu “sadakat” ve “bekâret” yemini etmesi şartına bağlıdır. Attis bu yemini kabul eder, ancak Attis zamanla başka bir ölümlüye, Sakarya Nehri Perisi “Sagaratis’e” gönlünü kaptırır ve Attis onunla evlenmeye karar verir.
Düğün sırasında ortaya çıkan Sibele, bu duruma çok öfkelenir. Sibela’yı gören Attis “yeminini” hatırlar ve bu sebeple son derece kederlenir. Öfke ve kederin etkisiyle Attis deliliğe sürüklenir ve kendini “hadım” eder. Bu, Kybele’nin otoritesine ve aşkına karşı gelmenin trajik bir sonucudur. Attis kanlar içinde kıvranırken, Kybele ona acır ve onu bir “çam ağacına” dönüştürür.
Bu kısa anlatının içinde geçen bazı olgularla ayetlerde geçen olgulara dikkat çekmek isterim.
1- Attis ölümlüdür. Âdem’de ölümlüdür.
2- Attis Sibele yemini etmiştir. Ayetlerde ise Sibele Âdeme yemin etmiştir.
3- Attis bakirdir. Âdem’de bakirdir.
4- Attis gönlünü ölümlü bir kadına kaptırır. Âdem’de ayetlerde kendisine uygun bir eş ile hayata atılmıştır.
5- Attis düğün ortamında tasvir edilir. Âdem’de ayetlerde bir yere davetlidir.
6- Attis kendine eş seçtiği bir kadın ile evlenir. Âdem’de ayetlerde eşiyle birliktedir.
7- Kıssada Sibelanın otoritesinden bahsedilir. Ayetlerde İblisin otoritesi konu edilir.
8- Sibela Attis’i bir ağaca dönüştürür. Ayetlerde ise Sibela Âdem’i ağaca götürür.
9- Sibele ölümsüzdür. Ayetlerde ki İbliste ölümsüzdür.
Sanırım bu kadar benzer olgu boşuna değildir. İsimler ve hikâye birbirine çok uyumludur. Ama anlatım farkı vardır.
Bu hikâyenin anlatısında yine İblisin bir parmağı olduğu belli. Kendine göre yazdırmış olmalı…
Ama takdir edilesi benzerlikler şaşırtıcı. Yunan mitinde de buna benzer bir hikâye vardır. Bu mitte Attis ismi Adonis’ tir. Üç ayrı kanaldan “A” harfi dikkat çekici.
Âdem/Adam Adon/Adam Atis/Atıs “Atıs = Şafak” (Şafak = Aydın) Aydın kimliği Âdem’in bilgeliği için ne kadarda anlamlı bir sonuç…
Kur’an kitabındaki Hz.Âdem, tarihte kim olabilir diye aradığımız karakter Sibele’nin hayatında ona dert olmuş biri olarak hem Attis ve Adonis ismiyle hemde büyük benzerliklerle karşımıza çıkar.
Tüm yaratılış hikâyeleri Adam ve Kadın arasında geçen bir diyalogdur.
Ey kutsi ülkem sen kimlere ev sahipliği yaptın ve kim bilir sende daha neler neler saklı…
Değerli insanlar değerli sözler saf ederler. Anlayan anlar anlamayan yadırgar… İnsanlık tarihi açısından Türkiye C. Toprakları en kadim geçmişe ev sahipliği yapmaktadır. Aklıma M. Kemal Atatürk’e ait bir söylem geldi… “Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk milletini ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın. Türk toprağı! Sen, seni seven Türk milletinin mezarı değilsin. Türk milleti için yaratıcılığını göster.” 1930 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B., S. 295)
Hz.Âdem Sibele’nin karşısında nereden aday gösterilmiş olabilir?
Hikâye Türkiye coğrafyasında geçtiğine göre, Hz.Âdem Sibela’nın karşısına en eski yerleşim yeri olan Harran’dan çıkmış olmalı. Âdem’in başlangıç noktası olarak insanlığın en eski yerleşim merkezi olan Harran olması en anlamlı başlangıç noktası olmalıdır. Bunu yine önemli benzerliklerle teyit edeceğim.
Harran’ın kadim ismi Harran değil “Adn’ di.” Bu bilgi Harran’ın kayıtlı tarihinde (Bit Adn-i) olarak geçer. Adn, Adın, Adin, Aden. Aden coğrafyası.
Kur’an’daki “Adn cennetleri” tasviri de mecaz değildir. O tanım Harran ovasının bereketinden ve eşsiz arazisinden alır. İnsanlık tarihi boyunca tüm medeniyetlere ev sahipliği yapan Harran ovası, şu anda bile tüm Dünya devletlerinin sahip olmak için planlar yaptığı, en kadim medeniyetlerin tarihi merkezidir. İşte Hz.Âdem’in melekler ile girdiği bilgi yarışı tam orada, Harran’da gerçekleşmiş olabilir. “Âdem ve eşi cennete (Adin bahçesine) yerleşir.”
Fakat öte yandan bu yenilgi Sibele için kabul edilemez ağır bir hakaretti. Milyon senedir hükmettiği Dünya gözlerinin önünde el değiştirmişti ve hükmü, ellerinin arasından uçup giderken o çaresizlik içinde kıvranıyordu. Bu çaresizlik sadece kendisi için geçerli değildi! Buna tüm yeryüzü hazırlıksız yakalanmıştı ve herkes şaşkındı.
Anadolu kökenli Sibele… Adına tarihler boyunca adaklar sundular, masallar türettiler, şiirler maniler, ilahiler, şarkılar hatta filmler yaptılar. Ona tapanlar onun çeşitli heykellerini yaparak seksiliğin sembolü olan diri vücudunu heykeller işlediler.
Ama artık güzelliğin temsilcisi, doğurganlık temsilcisi, bereketin temsilcisi, cazibenin temsilcisi tanrıların annesi gibi heykelleri tüm Dünyada anlamını yitirmişti. Çünkü tahttan indirilmişti üstelik kovulmak suretiyle…
Güzelliği ve eğlenceli hükümdarlığı esnasında, hükmü altındaki tüm herkes ona içtenlikle bağlanmıştı. Yeryüzünde, Hz.Âdem hâkimiyete gelene kadar kansız bir hükümdarlık sürdürmüştü. Tanrıça denmesinin sebebi Dünyadaki tüm medeniyetlerin yetkilendirilmiş idarecisi oluşuna dair bir kudret atfıydı. Sibele ismine getirilen “Tanrıça” takısı tarihi bir gerçektir. Tanrısal atıflar çok cezbediciydi ve o bundan memnuniyet duyuyordu. Fakat o kendisinin bir tanrı olmadığını ve asla kabul etmediğini şu ayete belirtir.
İbrahim S. 22: “Her şey bittikten sonra şeytan (İblis) onlara der ki: “Size hakikati vaat eden Allah’tı. Ben de size vaade bulundum ama ben sizi aldattım, benim elimde bir iktidar yoktu. Ben sizi çağırdım, siz de icabet ettiniz….”
Oysa Sibel kendisin de gerçek Tanrı olan Allah tarafından yetkilendirilmiş bir kul olduğunu çok iyi biliyordu. Ama o iktidar kaybını hazmedemedi. Buna hiç hazır değildi ve bu sebeple açık emre karşı geldi! Bu tutumu kendisini lanetlemeye kadar götürünce o da tüm gemileri yaktı.
Sonra teorisini ispatlamak üzere cezasının ertelemesi için Allah’tan kıyamet gününe kadar izin istedi. Bunun üzerine kendisine insanlar arasında kıyamete kadar bir serbestlik bahşedildi.
Ölümsüz Sibele insanlar arasında nasıl bir ölümsüzlük kalkanı içinde yaşam sürüyor olabilir?
Gelecek geçmişi aydınlatacaktır.
Şimdi isim analizleri üzerinden tespit ettiğim “Slyvia” ismi üzerinden günümüzden geçmişe seyahat edeceğiz. Tüm yazının bomba bilgisi budur.
Kimliğini cinsiyetini hükümdarlığını belirlediğimiz Sibela hakkında az sonra vereceğim ürkütücü bilgiler, bu kadının da diğer herkes gibi canlı kanlı biri olup yaşam sürdüğü üzerinedir. Fakat diğer herkesten farklı çok önemli bir farkı vardır! O fark, onun ölmesi ama ölür ölmez yeniden doğarak yine aynı kökten gelen bir isim almasıdır. Yeniden doğduğunda “77” sene yaşar ve sonra yine ölür ve sonra yeniden doğar. Bu durum ona kıyamete kadar bahş edilmiş dünya yaşamıdır.
Biliyorsunuz! Bu ona bir Tanrı armağanıdır. Araf Suresi 15: “Haydi, sen mühlet verilenlerdensin…”
Onun hem Kur’an ayetlerinin “sayılarıyla” hem de “Tarihi sayılarla” birbirine olan benzerlikleri göstereceğim.
Sylvia’nın kim olduğunu açıklamadan önce Cinlerin vasıflarını bilmemiz çok önemli. Cinlerin inanmayanları Şeytan olarak tasvir edilir. Şeytan bir özel kimlik ismi değil sahtekârlığın karakteristik tanımlamasıdır. İnsanlar şeytanı ayrı, iblisi ayrı, Cinleri ayrı karakter sanmaları, kavramların bilinmemesi ile ilgilidir. Ayetlerde adı şeytan denen bir varlık göremeyiz. Ama şeytanın konu edildiği ayetlerde, sinsiliğin ve yalancılığın tanımlarını çokça görürüz.
Bu isimlerin etimolojik kökenlerine baktığımızda:
ŞEYTAN:
Arapça şyṭ kökünden gelen aynı anlama gelen şayṭān شيطان sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük İbranice şāṭān שטן “düşman” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük İbranice #şṭn שטנ “düşman olma, savaşma” kökünden türetilmiştir.
Hatırlayalım! !İblis Hz.Âdem’i kandırdığında Allah aynen şöyle der: “Şeytanın sizin apaçık düşmanınız olduğunu söylemedim mi? İblis’in adı Hz.Âdem’i kandırdıktan sonra şeytan olarak anılır ve düşman sözcüğü eklenir. Etimolojik anlamlar ayetlerdeki gibi geçer.
İBLİS:
Arapça iblīs إبليس “şeytan” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Eski Yunanca diábolos διάβολος “iftiracı, şeytan” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Eski Yunanca diabállō διαβάλλω “iftira etmek, yanıltmak” fiilinden türetilmiştir.
Mitolojiyi bir kenara bırakıp kavramları güncel hayat üzerinden okuduğumuzda birçok karakterin anlamsız ve birçok karakterinde ne kadar anlamlı olduğunu görürüz. Bana göre mitoloji görünür bir karakteri görünmez kılmaktadır. Bu ise bizi sinsiliklere karşı açık hedef haline getirir.
Sibele ölümsüzlüğünü Cinler üzerinden yani dişil form üzerinden yaşamaktadır. Geçmişte de dişildi günümüzde de dişildir. Cadı temalı filmler Cinleri çok güzel işler…
Cinlerin inanmayanları ayetlerde şeytan sıfatıyla, inananları ise Müslüman olarak adlandırılır. Ve onların göğü dinleyerek bilgi hırsızlığı yapması yine ayetlerde belirtilir. Örnek Cin Suresi 8, 9: Ve gerçekten de biz, göğü yokladık da orasını, kayan yıldızlarla dolu bulduk. Gerçekten de biz semadan bir söz duymak için koltuklara kurulurduk. Fakat şimdi kim dinlemeye kalkışsa kendisini bekleyen bir alevle karşılaşır.
Bu iş onların aile geleneği çünkü onların hükümdarı olan İblis baş teorisyendi. Uygulamalardan bağımsız olarak ele alınan soyut bilgiye dayalı fikirler yürütüyordu. Öyleyse ölümsüz iblisi bulmak için yine Sibela gibi Dünyaya damga vurmuş bir teorisyen (medyum) Cin bulmalı.
Dünyaya nam salmış bir medyum var. Üstelik adı ‘Sylvia’
“1936’da Kansas City , Missouri’de Sylvia xxx adıyla doğan Sylvia, beş yaşındayken iki büyük büyükannesinin vefatından sadece birkaç hafta önce, onların ölümlerine dair korkutucu önseziler yaşadığında psişik yeteneklerinin ilk kanıtlarını verdi. Hassas çocuk için şans eseri, köklü ve saygın bir psişik danışman ve şifacı olan büyükannesi Ada Coil, ona rehberlik edip ruhlar alemindekilerle iletişim kurma yeteneği de dahil olmak üzere paranormal yeteneklerini anlamasına yardımcı oldu. Derin trans medyumu olarak gelişen Sylvia, rehberi “Francine”in bedenine girmesine ve insanlarla doğrudan iletişim kurmasına izin vermeyi öğrendi. Birçok ruh medyumu, ölenlerin ruhları için ilahi ruhsal evrim programı anlayışına aykırı olduğu gerekçesiyle reenkarnasyonu reddederken, (bu çok önemli) “Sylvia, geçmiş yaşamları felsefesinin merkezi bir teması olarak kabul eder.” Binlerce hipnotik regresyon ve yüzlerce trans seansı gerçekleştirdiğini ve bunların, karma/reenkarnasyon yasalarını anlamanın, hayatın gerçek anlamını anlamanın anahtarlarından birine sahip olmak anlamına geldiğine kendisini ikna ettiğini belirtir. Ancak Sylvia, kişisel görüşlerinden hiçbirinde dogmatik değildir ve inançlarını başkalarına dayatma maya özen gösterir.”
”Sylvia” bir psişik medyumdur. Varlığının amacını gelecekten ve geçmişten bilgiler veren biri olarak devam ettirmiştir ve ettirecektir de. Sylvia 19 sene önce kehanetler adlı bir kitap yazmıştır ve 2019 Covit salgınını bilmiştir. Ve sayabildiğim kadarıyla 51 kitabı vardır ve geneli aynı anlayış üzerine bina edilmiştir. Ömrünü psişik medyum olarak geçirmiştir. Konuşmaları sürekli dini ve tanrı referansı üzerinde döner. Hatırlayınız! İblis din yolu üzerinde oturacaktı ve insanları süslü sözlerle kandıracaktı. Sylvia adlı bu kadın dini ve mensupları kendi etrafında toplamayı başarmıştır. Bir kilise bile açmıştır. Türkiyeden milyonlarca takipçisi vardır. Dünyada ise popülerdir ve milyar insana hitap etmektedir. Ve görüşlerini hiç kimseye dayatmamaya özen gösterir. Bu hayat anlayışı İblsin hayatında şu ifade ile yer alır. Ben sizi zorlamadım siz bana uydunuz.
Soyadını buraya almayacağım, yalnız bir internet tarayıcısına şöyle yazarak “psişik medyum Sylvia” diye aratırsanız onu göreceksiniz.
Bu bilgileri kaleme alarak nasıl bir sorumluk aldığımın farkındayım. Bu iddialar geleneksel inançlara meydan okusa da, sunduğum sayısal ve metinsel delillerin hayata yeni bir bakış kazandıracağına inanıyorum.
İster inanırsınız ister inanmazsınız bu sizin takdiriniz. Benim Kur’an’dan aldıklarım ile hayattan anladığım böyledir. Ben bu bilgiye inanacağım ve sahip çıkacağım. Çünkü hayatta tesadüflere asla yer yoktur. Her şey hesaplı bir yaratımdır.
Sylvia:
Doğum tarihi ve yeri: 19 Ekim 1936 ABD.
Ölüm tarihi ve yeri: 20 Kasım 2013 ABD.
Sylvia ölüm yaşı: 77 yaş, ABD.
Kimlik ismi Sylvia oluşu, psişik medyum oluşu, doğum tarihi, ölüm tarihi ve ölüm yaşı çok önemli bilgiler içerir. Bu resmi kayıt, geçmişteki Sibela ile daha ilk izlenimde üç denklem sunar.
1-Adı 2- Teorisyen oluşu. 3- Dünya çapında meşhur oluşu.
İddia ettiğim mantığı, tıpkı Marula ağacı gerçeğinde olduğu gibi sayılarla ispatlayacağım.
Kur’an’ın bir formül sayısı vardır. Bunu Müddessir suresinin 30.ayeinden biliriz. O ayette derki: “Onun üzerinde 19 vardır” Cin Suresi 28 ayetinde yaratıcının her şeyi sayılarla hesap etmiş olduğu uyarısı üzerine, sayısal yöntemlerle açığa çıkan bazı sırlı bilgilerin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak isterim.
Kur’an’ın sayısal düzeni sözleri kadar önemlidir.
Onun üzerinde 19 vardır ayeti önerisiyle, Doğum ve Ölüm tarihlerini ve ölüm yaşı olan 77 sayısını, ayetler ışığında göstermek ve bu suretle belgelemek üzere hesaplar alttadır.
Amaç bulabildiğimiz kadar 19 sayısı bulmaktır.
Sylvia Doğum:19-10 -1936 daha ilk bakışta “gün” ve “Yy“ olarak görünen net iki adet 19 sayısı vardır. Üçüncü 19 sayısı ise, Ay “10” ve sene “36” sayısından elde edilen 10+3+6=19 sayısıdır.
Doğum tarihindeki 19 sayılarını hem göründüğü gibi gördük hem de toplama işlemi yaparak bulduk. Doğum tarihinde 3 adet 19 sayısı vardır.
Sylvia Ölüm: 20–11–2013 Ölüm tarihindeki 19 sayısını bölme işlemi yaparak bulacağım.
Tüm sayıları olduğu gibi 19 sayısına bölersek: 20112013 / 19 = 1058527 kusursuz net 19’un katı olan yedi basamaklı bir sayı kümesi elde ederiz. Bu akıl almaz bir niceliktir.
Ölüm tarihinde 19’un 1058527 katı vardır. Bu onun ölüm tarihinden elde edilen sonuçlardır. Acaba bu sayı onun terk ettiği beden sayısının ömür süresi olabilir mi? Yazının en başında her şeyin başlangıç senesi olarak belirttiğim 81506846 sayısının temelinde bu hesap vardır. Bunu birazdan izah edeceğim…
Ölüm tarihindeki 19 sayısı astronomik tanımlamasını hak ediyor.
Doğum ve ölüm tarihleri tek hane toplarsak:
1+9+1+0+1+9+3+6+2+0+1+1+2+0+1+3=40 sayısını elde ederiz. 40 sayısını 19 sayısı ile test edersek 40×19=760’dır.
Dikkat ederseniz doğum ve ölüm tarihlerinin tek hane toplamı ne 39’ dur ne de 41’ dir. Sonuç 40 tır ve 19 çarpımından elde edilen sonuçta yine 19’un katıdır.
Hz.Âdem’in bilgeliği karşısında secde emri verildiği vakit Sibela orada bulunan 4.kişidir.
Madde âlemi sıralamasında 4 sayısının aynı zamanda üsteki 40 sayısından ortaya çıkan 4+0= 4 sayısı da bir denklemdir. Üstelik 760 sayısından elde edilen 7+6+0= 13 sayısının sonucu da 1+3= 4’tür. Bu detaylar neden önemli? Bunu benim titizliğime bağlayabilirsiniz. Her şeyin sayısal denklemlerini bulabilmek gibi bir takıntım var. Ve Sylvia 4 kez evlenmiş bir kadındır bunu da ekleyeyim.
Allah hayatı ve her şeyi bu tür ölçülerle belli bir birleşim ile tertipleyip hesaplamıştır. İşte şu anda okuduğunuz bu denklemler ile hayat ve kitap karşılaştırmalarından ortaya çıkan ve çıkacak olan sonuçlar hiçbir şeyin tesadüf olamayacağını anlatır. Bir üstteki sonuç olan 40 ya da 4 ü temsil eden sayıyı az sonra İBLİS isminin geçtiği ayetlerde de aynen göreceğiz.
Görseldeki Sylvia 19 sayısı ile işaretiyken, Kur’an’daki İbliste 19 sayısı ile işaretlidir.
İBLİS ismi Kuranda 8 Sürede ve 11 ayette geçer. 8+11=19’ dur. Bu sıralama bile ilk bakışta 19 ile tanımlanmıştır.
Etkisiz elemanları (sıfırları) dışarı attığımızda kalan adet birim 40 tır. Sylvia-nın tek hane toplamından elde ettiğimiz gibi, aynı sayısal değerleri adet birimlerinde görürüz.
Böylelikle bu çalışmadan ortaya çıkan intiba, az evvel her şeyin sayılarla tasarım edilmiştir açıklamasını doğrular ve 40×19=760 ortak sonucunu sağlayıp denklemini gösterir. Ya da 4×19=76’dır.
Süre ve ayetler toplaması: Ayetleri bize verildiği gibi topluyorum.
2+34+7+11+15+31+15+32+17+61+18+50+20+116+26+95+34+20+38+74+38+75= 829 yani: 8+2+9=19’dur. Görsel hayatta 19 ile işaretli olan Sylvia Kitapta da 19 ile işaretlidir.
Şimdi Ölüm yaşı olan 77 sayısının açıklamasını izah edeceğim.
Sylvia ölüm yaşı: 77 yaş. Doğum ve Ölüm tarihleri bize kim olduğunu net olarak gösterirken, 7 ve 7 sayısı ise bunu resmen pullayıp damgala maktadır.
Altta göreceğiniz hesaplamalar, İblis adının geçtiği sure numaralarının toplamıdır.
2+7+1+5+1+5+1+7+1+8+2+0+2+6+3+4+3+8+3+8= 77
Şimdi göreceğiniz hesaplama ise, İblis adının geçtiği ayet numaralarının toplamıdır.
3+4+1+1+3+1+3+2+6+1+5+0+1+1+6+9+5+2+0+7+4+7+5= 77
Görünen o ki Kur’an’daki teorisyen Sibele ile aktif yaşamdaki teorisyen Sylvia’nın adları, hayata bakış açıları, doğum ve ölüm tarihi, ölüm yaşı, meslekleri Kur’an kitabında hakkında vuku bulmuş ayetlerle tam bir örüntü ile denklemler içindedir.
İşte Sylvia’nın ölüm yaşında duran 7 ve 7 sayısı, Doğum tarihi ve ölüm tarihinin ayetlerle olan etkileşimi ve 19 sayısıyla olan denklemleri, Kur’an’da kendisini böyle ifşa etmektedir. Bu kadının hayata bakış açısı olan pisişik medyumluğu, adının Sylvia olması, doğum tarihindeki 19’lar ve ölüm tarihindeki 19’lar, ölüm yaşının 77 olması da dâhil her şeyi ayetlerle uyumludur.
Sylvia adlı bu kadın tüm verilere dayanarak söyleyebilirim ki işte o Sibela adlı kadının günümüzdeki arketiptir. Onun ölümsüzlüğü böyledir. Bu arada tarihe bir bilgi daha bırakalım. Yeniden doğmuş olup ve bedenlenen ve şu aralar 11 belki 12 yaşlarında olan, vakti geldiğinde ölüp yeniden doğacak olan her türevini yine aynı verilerle teşhis edeceksiniz.
Doğum ve ölüm tarihi yine 19’lu olacak, ölüm yaşı yine 77 yaş olacak ve yine Sibela isminin bir türevini alıp yeniden ölecek ve yeniden doğup aynı şeyleri yaşayacak.
Ölümsüz Sibelanın (İblisin) ölümsüzlüğü böyledir. Doğar, aynı ismi alır aynı mesleği yapar 77 sene yaşar ölür ve yeniden doğar. Taki “kıyamete” kadar.
Şimdi size her şeyin başlangıç tarihi dediğim 81506846 senelik geçmiş zamanın hesabını göstereyim. Bilindiği ya da inanıldığı ve yahut Kitaplarda anlatıldığı üzere İblis/Sibel, İnsanlık tarihinin ilk başlangıç zaman zarfından kıyamete kadar sürecek bir özgürlük ve aktif yaşam isteğinde bulunmuştur. Acaba bu zaman zarfı ne kadar uzun olabilir? Öyle ya! Bu zaman zarfı insanlık tarih kadar eski olabilmeli…
İnsanlık tarihinin ne kadar eskiye dayandığı şimdi bu yazıyla tam olarak ortaya çıkmakta,
Sylvia’nın ölüm tarihinden elde edilen 1058527 sayısı 77 ile çarpılırsa, (77 mevcut her bedeninin yaşam süresi olduğunu varsayarak) 1058527×77 = 81506579 bu sonuç bu günün tarihi ile sürdüğü ömrün astronomik ömrüdür. Bundan öncesi de olduğu ayetlerle sabittir. O zaten var iken Hz.Âdem sahneye çıkmıştır. Şimdi yapacağım hesap bu astronomik zamanı doğrulamak üzerinedir.
İblis kıyamete kadar vakit istemiştir. Kur’an’a dayanan birçok çalışma ile kıyamet vaktinin tarihini 2280 senesinin olduğunu tarihte ilk kez Dr. Reşat Halife ilan etmiştir. Üstelik İblis ve Hz.Âdem’in hayatına dair şöyle söylemiştir. “Her şey birkaç milyon sene evvel başladı.”
Şimdi göreceğimiz hesaplar 1-2280 senesinin doğruluğunun hesabıdır. 2- Hz.Âdem babamızın Dünya sahnesine çıkış zamanıdır. 3- Sylvia’nın kıyamete kadar yaşayacağı bilinen Dünya ömür süresidir.
Not: 2280 sayısının üzerinden yapılacak açıklama bilenler içindir. Bilmeyenler için sitede 2280 adlı bir paylaşım vardır.
Sene hesaplarıdır: Kıyamet:2280 – 2013SylviaÖlüm=267 _ Üstte Sylvianın 77 çarpımından elde ettiğimiz sonuca 267 sayısını ekleyelim, 81506579+267=81506846 elde ettiğimiz bu sonucun 19 ile sağlamasını yapalım. 8+1+5+0+6+8+4+6=38 2×19 Doğruluğunu 19 ile ekstra teyit edelim! 81506846/19=4289834 kusursuz! Birde bunun sağlamasını yapalım 4+2+8+9+8+3+4=38 yine 2×19
Kıyamet zaman tarihi daha önce ‘Dr. Reşat Khalifa’ üzerinden 2280 senesi olarak ilan edilmişti. Benim bu çalışmam ile hem Dr. Reşat desteklenip doğruluğu teyit edilmiş oldu, hem de 2280 senesi farklı bir açıdan tekrar gösterilip yeniden ilan edilmiş oldu. Ali İmran S, 81 ayetindeki diyaloğa sadık kalmamı sağlayan Allah’a şükürler olsun.
Bu çalışma ile ortaya çıkartılan bilgiler. 1- İblisin adı Sibel’edir ve bir kadındır. 2- İblis ve Cinler soyut değildir somuttur. 3- İblise kıyamete kadar sürecek olan yaşam verildi sözünün doğruluğu gösterilmiştir. 4- Hz.Âdem babamızın Dünya sahnesine 38 yaşında çıkmış olduğu zaman dilimi bulunmuştur. 5-2280 senesinin doğruluğu teyit edilip Rshad desteklenmiştir. 6-Kuran kitabının gerçek olduğu, Allah tarafından dizayn edilip insanlığa verildiği, yeniden ortaya konmuştur.
NoT! Maç bitmedi! İkinci yarıda: insanlığın sesi olarak yola çıkan Hz. Adem’in evlatlarından biri, yıldızlara (meleklerin yanına) kadar gidecek ve insanlık adına Hz. Adem’in kupasını alıp Allah’ın sözünü tamamlayacak. Çünkü Allah’ın bildiği ama meleklerin bilmediği şeyleri tabiki insan bilmektedir. Bu zaten bir vazife olarak insana yüklenmiş ve gerçekleştirmesi şart koşulmuş bir süreçtir. Adem starttır (başlangıçtır) SOYU ise bu maçın belirleyicisidir. Başlangıç sondur sonda başlangıç. Allah’ın sözü mutlaka gerçekleşecektir!
Göksel tartışma, görsel kargaşada gizlidir.
Kur’an’a doğru soruları sorarsanız mutlaka doğru cevaplar alırsınız.
Kendisinden sorguya çekileceğimiz kitabınıza çok iyi çalışın. Çünkü sorular o kitaptan sorulacaktır.
Kur’an en doğru ve en güzel kılavuzdur çünkü Kur’an, âlemlerin Rabbi olan Allah (Galaksilerin sahibi olan Evren) tarafından indirilmiştir. Hiç bir şey soyut değildir. Buna Rabbimiz olan Allah’da dahildir. Allah=Evren Melekler=Uzaylılar Cinler=Dişiler İnsan=Erkekler. Hepinize başarılar dilerim…
[…] insanın DNA’dan yaratılabileceğini yazmış ve 83.Milyon senelik insanlık tarihini ADEM DEMLENİRKEN adlı yazıyla toprağın en kadim bilgisini muştulamış bir kul olarak; insanlık tarihinin en […]
[…] Not: İBLİS (Tanrıça Sibela) ve Adem’in hikayesi için link ADEM DEMLENİRKEN […]
[…] Bu konu için geniş ve kapsamlı bilgi için link: ADEM DEMLENİRKEN […]
[…] HAKKINDA GENİŞ BİLGİ İÇİN: “ADEM DEMLENİRKEN” Bu yazıyı okursanız garanti ediyorum artık Cinler hakkında farklı […]
[…] insanın DNA’dan yaratılabileceğini yazmış ve 83.Milyon senelik insanlık tarihini ADEM DEMLENİRKEN adlı yazıyla toprağın en kadim bilgisini muştulamış bir kul olarak; insanlık tarihinin en […]
[…] Âdem’in ilk Türk beyi olduğunu ÂDEM DEMLENİRKEN adlı yazıdan okuyabilirsiniz. Spoiler: Tümden bir insanlığın ve yaratımın 80 küsur […]
[…] AÇIKLAMALAR ADEM DEMLENİRKEN ADLI YAZIDADIR OKUMANIZ TAVSİYE […]
[…] 1- 81 MİLYON SENELİK BİR TARİH ADEM VE İBLİS […]