_YASAK AĞAÇ_

Din kitaplarında geçen, Cennet’te Âdem ve Havva’ya yasaklanan ağacın ne olduğunu hiç merak ettiniz mi? Ağaç ne ağacıydı, meyvesi varsa nasıl bir meyveydi yoksa bu sadece sembolik bir anlatımıydı?
Bu yazı, asırlardır çözülememiş bu gizemi, kutsal metinlerin ve sayıların diliyle, doğada var olan gerçek bir ağaçla ve onun meyvesiyle ilişkilendirerek aydınlatıyor.
Bilim, din ve matematik arasındaki beklenmedik bağı ortaya koyarak, hayatın her karesinin ne kadar titizlikle hesaplandığını gösteren bu çarpıcı metin, şimdiye kadar edindiğiniz tüm bilgilerin temelini atacaktır.

Benliğimdeki cevapsız soru?

Üzerine şimdiye kadar çokça çıkarımlar yaptığım bir meselenin en nihayetinde netleşmesi üzerine, Allah’ın izniyle bir bilinmezi daha sizlerle paylaşıyorum. Bu yazıyı okuyorsanız şayet, araştırmayı seven, bir bilinmezi en doğrusuyla buluncaya kadar durmayan, her bilgiyi yerli yerine koyuncaya kadar araştıran birisiniz demektir. Bu konu sizin tüm bilgilerinizin en dibindeki temel gerçekliği oluşturacak en temel bilgidir. Bunu öğrendikten sonra şimdiye kadar edindiğiniz tüm bilgilerinizin konumları olması gereken yerlerine oturacaktır. Yaşadığım bu harika duyguyu sizlerde yaşayacaksınız.

Tüm konu belgelidir!
Milyonlarca senelik zamanın milyarlarca insanı tarafından ne olduğu bir türlü kavranamayan o ağacı ve meyvesini, ayetler ve sayılar eşliğinde net biçimde belgeleyeceğim. 

Tüm dinlerde mevcuttur ki, vaktiyle Cennette olan Âdeme ve Eşine yasak olan bir ağaç ve o ağacın birde meyvesi vardır. Fakat ne din kitapların da, ne de o dinlerin mensuplarınca hiç kimse o ağacın ne ismini ne de meyvesini bilmez. Bazı inançlarda bir takım temsiller verilmiştir yalnız bunlar sadece uydurulmuş tamamlamalardır.

Yahudilik ve Hristiyanlıkta o ağaca ”iyiyle kötülüğü bilme” ağacı derler. Bunlar da tıpkı bir zamanlar benim gibi çıkmazdayken mantıklı olduğuna inanılarak havada kalan çıkarımlardır. Bir zamanlar ben o ağacın Allah’ın isimlerinin tanımı olduğunu ve Âdem ile Eşinin Allah’ın sıfatlarına hakim olma çabası için “Rahim ismine” talip olduğu manası olarak yorumlamıştım. Bundan ayrı olarak daha yakın bir zamana kadar, o ağacın İblis (sibela) ile seks yapmak suretiyle onlardan zürriyet edinmesi ve böylelikle bir soy ağacı oluşturması olarak gibi bir çıkarımda elde etmiştim. Fakat sonrasında elde ettiğim Kur’an’i gerçekler karşısında bu çıkarımların ne kadar komik olduğunu yeni anlamaktayım.

O ağaca Elma ağacı diyenler çoğunluktadır. Müslümanlıkta da bir ağaç vardır ama adı yoktur, belki biraz elmaya kayan görüşler var gibi fakat, İslam âlemi elmadan çok ayvayı yemiş gibidir.

Zamanı biraz geriye saralım…

Uzun zaman önceleri, teee çocukluğumuzda ailemize acayip sorular sorardık. Bu doğamızın bir eseriydi. Bunun adına öğrenmek için sorgulama işi denir. Çocuk aklıyla ama saf bilgelikle öğrenmek için sorardık. Bu ne, şu ne, o ne, gökyüzü ne, yağmur ne, ağaçlar, kuşlar ne? Anne ve Baba ne demek? Peki, sizin anne ve bananız yok mu? Peki, onların annesi babası kimdi? EN BAŞTA ANNE VE BABA KİMDİ? Gibi peşi sıra sanki birbirine mecbur bırakılmış aşındırma soruları. Beyin yakar denir ya, ondan… Usandırıcı sorgulamaların ardından ailemizden bize yapılan açıklama, ya bunları bizim aklımız almaz cevabıydı ya da anlatan bıkardı ve, ”amannn ne bileyim” cümlesiyle bitiverirdi.

Biraz daha büyüyünce ileri seviye sohbetler açmaya başladık. Sorular sıralandı fakat ne hikmetse tüm sorular hep en başa dönmek zorunda kalıyordu. Belli ki gerçek eksik, en baştaydı. Âdem kimdi? Neden ve neye istinaden yaratıldı? Kendilerine yasak edilen ağacın adı neydi ve neden Tanrı ile sorunlar yaşadı. Hülasa… Aile anlatılarından ve bilmiş kişilerin sohbetlerinden ve de okuduğumuz kitaplardan vs. elde ettiğimiz temel mantık, Âdem ve eşi, cennette adsız bir ağacın meyvesinden yedikleri için Tanrı tarafından kovuldukları mantığıydı.

Tüm edinimlerin vardığı öz mantık gerçekten bir ağacın varlığıydı. Bu ağaca Kur’an kitabında da ağaç denir fakat o da net bir isim vermez. Belli bir ismi olmamasına rağmen, belirsiz tanımı altında anlatılan net bir mantık var. “O ağaçtan yerseniz, siz bir fenalık yapabilirsiniz” ifadesi açıkça dillendirilir. Demek ki gerçekten meyvesinin yenmesi eylemiyle ilişkili bir ağaç var! 

Peki hiç bilinmez mi? Belki de gizli değildi, belki de hiç birimiz tüm resme bütün olarak bakamıyorduk. Ya da tüm resmi olduğu gibi göremiyorduk… Gerçek şu ki şimdiye kadar ne o ağacı bulabildik ne de adını koyabildik.

Bu ağaç meselesi hakkında şimdiye kadar üzerine yapılan tüm çıkarımlar ne kadar basit ve sığ bir görüşe sahip olduğumuzun gerçek bir resmidir. Gerçeğinin ne olduğu hususunda üzerinde ısrarla durduğumuz hayat ve manası nedir bilmecesinden hareketle, hangi temel konuyu ele alsam, sürekli beni o ağaç ile karşıya getirir. İsmi olmadığından sis perdesinin arkasında ki ağaca bakıp bakıp ağaçtan başka her manayı getirirdim. Tamda bu sebeple, gerçek doğruyu bulamadığımız için sürekli en başa itilip aynı şeyleri gözden geçirmek zorunda bırakıldım. Bu düşünce benim için hayatın en büyük sorunlarından biri olup çıkmış gibiydi. Sanki asla içinden kurtulamayacağım bir girdap, çıkışı asla bulamayacağım bir labirent gibiydi…

Ama gerçek, asıl gerçek şu ki, bu, bilgi merkezinin binası olarak diktiğimiz tüm edinimlerin içinde bu ağaç, ismi konulması şart olan bir aydınlanma konusuydu. En temel bilgilerden biri eksikse diğer bilgiler arasında bir kopukluk oluşur ve mevcut bilgi birikimi eksik sayılıp havada kalır. Tabi ki tüm bilgiler değerlidir fakat, temelde eksiği olan bilgiler, bir evin temeli olmadan çamur üzerine dikilen çarpıcı güzellikteki bir mimari gibidir. Bir bakmışsınız bina kayıvermiş gidiyor…

Ne demiştik? Ağacın ve meyvesinin ne olduğu bilinmese de tüm inançlarda ki ortak nokta tek mantıkta birleşiyordu. Kesin olarak bir ağaç vardı ve birde onun meyvesi… Öyleyse biz gerçekçi olacağız ve tüm olayları mevcut hayat üzerindeki olgular da arayacağız ve ayetler ne demişse aynen itibar edip, anlattığı şey neyse biz onu bulmalıyız.

Tüm inançlarda ortak nokta ağaçtır. Evet, madem gerçekçi olacağız, öyleyse bu konu üzerine yapılmış tüm fikirleri arkada bırakıp, bu ağacın doğada yetişen gerçek bir ağaç olduğunu kabul edeceğiz. İşte mantık budur. Kur’an bize ciddi ciddi ağaç der, öyleyse bizde ciddi ciddi o ağacı bulmalıyız.

Arapçasına binlerce kez baktım, önünde ve sonrasında geçen sözcüklere de binlerce kez baktım.

Örnek: Bakara Süresi 35: Vekulnâ yâ âdemu-skun ente vezevcuke-lcennete vekulâ minhâ raġaden hayśu şi-tumâ ve lâ takrabâ hâżihi şşecerate fetekûnâ mine-zzâlimîn.

Kalın harfler olarak belirttiğim, ”lâ takrabâ hâżihi şşecerate” cümlesindeki Arapça sözlüklerin hece hece, oradaki sözcüklerin hepsine etimolojisinden, aklınıza neresi ya da hangi bakış açısı gelirse gelsin o açıdan baktım. LA TAKRABA HAZİHİ SECARETE ifadesi benim için bir çıkmazda kalmaktansa edinilebilecek en güzel çıkarımdı. Ama ciddi bir yanılgıydı. Ben bu sözcükleri aynen şöyle almıştım.

La; Olmaz/Hayır,
Hazihi: Seks/Şehvet
Takraba: Akraba
Şecarete: Soy ağacı.

Sonra bu sözcüğü, aynen şöyle: Bu soy ile şehvete yaklaşıp bir kökleşme yapmayın. diye yorumlamıştım. Şimdi anlıyorum ki, o soy ile cinsel birleşme yaparak soy ağacı edinmeyin ifadesi, Adem ve Sibela üzerinden bir anlam kazanıyormuş gibi görünse de, ayetin ”lâ takrabâ hâżihi-şşecerate” cümlesinde ki anlam ile hiç ilgisi yok. Üsteki çıkarım o ağaçtan yedikten sonra KISMEN gerçekleşen bir olaydır. O kısım ise Âdemin Sibela ile ilişkiye girmesi değil, Sibela tarafından o ağaçtan yemelerinin sağlanmasından sonra gelen sarhoşluğun etkisiyle, Âdem’in kendi Eşi ile herkesin gözleri önünde ulu orta ilişkiye girme kısmıdır. Bunlar ayetlerle de sabittir.

Mesela şu ayetlere bakalım:

Araf Süresi 20,21,22

Derken, o sahtekâr(Sibela) onları tereddüte düşürdü. Onlara örtülü yerleriyle kendilerine ne yapıldığını göstermek için dedi ki; “Rabbiniz ikinizin birer melek olmadığınız için belki de ölümsüz olmayasanız diye sizi bu ağaçtan men etti.”

Ve onlara yemin etmek suretiyle: “ben size öğüt veriyorum” dedi,

İkisini kibir yaparak şımarttı. Ve ne zamanki o ağaçtan tattılar onlarla eşit göründüler, ne zamanki kendilerine geldiler korkup bahçedeki yapraklarla üzerlerini örtmeye çalıştılar. Ve Rableri onlara seslendi, “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? Ve demedim mi bu sahtekâr size apaçık düşmandır diye?”

Not: İBLİS (Tanrıça Sibela) ve Adem’in hikayesi için link ADEM DEMLENİRKEN

Görüldüğü üzere Hz.Âdem ve eşi, o ağaçtan yedikten sonra bir etkinin altında kalıyorlar ve kendilerini kaptırdıkları ahenkle Sibela ve tayfasıyla aynı denklik içinde görüyorlar. Fakat ne zamanki kendilerine geliyorlar işte o zaman cinsel bölgelerini kapatmaya çalışıyorlar. Hatırlayınız! Sibelanın vaadi: Âdem’i ve ona inanacak her kişiyi tuzağa düşürmekti.

Peki, Sibela Âdem’e burada nasıl bir yaklaşım sergiliyor?  Sibela Âdem’e yasaklanan ağaç ile Âdem’in zaafınının ne olabileceğini ön görüyor. İşte bu öngörü ona, Âdem’i nasıl tuzağa düşüreceği hususunda, Âdem’in hangi açıdan gardını düşüreceği hakkında fikir veriyor. Böylelikle tuzağa düşen Âdem ve eşi henüz tecrübesi olmadıkları bir şeyi deneyimlemesi ile kendilerinden geçiyor, adeta uçuyorlar.

Şeytan ile ilgili ayetlere baktım. Çok değerli iki ayet var ki tüm bu mesele o ayette saklı. İşte ayetler.

Maide Süresi, 90: Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak ŞEYTANIN severek yaptığı pisliklerdir. Öyleyse bundan uzak durun; umulur ki kurtuluşa erersiniz.

Maide Süresi, 91: Gerçekten şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek suretiyle, sizi, Allah’ı anmaktan ve vazifenizi yerine getirmekten men etmek ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?

İşte bu iki ayet tüm meselenin kilit ayetidir. Sibelanın Âdem’i ve Eşini tuzağa düşürdüğü şey iki ayette de açıkça belirtilen ALKOLDÜR.

Tanrı Âdem’e çeşitli ayetlerde şu manalara gelecek olan hangi sözleri söylemişti? Şüpheniz olmasın şeytan (Sibela) sizin apaçık düşmanınızdır. Âdem’in içine düşeceği tuzağı önceden biliyor olan yaratıcı, Âdem’e, Cennette,! not: arkadaşlar cennet demek bağ bahçe çiftlik vb. demektir.

Arapça cnn kökünden gelen cannat جنّة  “kutsal kitaplarda adı geçen bahçe” sözcüğünden alıntıdır. Arapça sözcük Aramice/Süryanice gannā veya ganntā גנא/גנתא  “bahçe” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Aramice/Süryanice #gnn גננ  “koruma, kapatma, etrafını çevirme” kökünden türetilmiştir. Aramice/Süryanice kök; Akatça ganānu “korumak, etrafını çevirmek” fiili ile eş kökenlidir.

Âdem ile eşinin içinde bulunduğu Cennet, öldükten sonra gidilmesi mümkün olan vaat edilen Cennet değildir. Vaat edilen o cennet, hiç bir terbiyesizliğin bulunmadığı ve içki içmenin de yasak olmadığı cennettir. Âdem ile eşinin zaten o anda Dünyada olduğunu gözden kaçırmamalı! Bu hususta ayette derki,

Bakara Süresi 30- Yaratıcı bir zamanlar meleklere demişti ki; “Ben Yeryüzünde Halife (bedel ödeyerek hâkimiyet sağlayacak beşeriyet) var edeceğim” Onlar ise; “Orada huzuru bozup kan dökecek birilerini mi yerleştireceksin? Oysa biz Sana övgüyle tapınıyoruz” dediler. O ise; “Ben sizin her şeyi öğrenemediğinizi bilmekteyim” dedi.

Anlaşılıyor ki Âdem ve Eşi zaten Dünyada yaratılmıştır. Cennet sözü ise “Bağ Bahçe” demek olduğundan Cennet ifadesi kullanılmıştır. Âdem ve Eşinin içinde oldukları Cennet, ölümlüler için yaratılmış olan Dünyanın sınırlı bağı bahçesidir.

İşte bundan hareketle Âdem’e ve eşine burada sınırlandırılmış fakat her şeyiyle sizi idare edecek olan Doğada yiyin için fakat şu ağaçtan uzak durun, ondan tatmayın ifadeleri, o ağacın meyvesinden yemeyin demektir.

Ayetten anlaşıldığı üzere gerçekten Dünya doğasında sakıncalı bir ağaç var. Peki böyle bir ağaç nasıl bir etken maddesi içermeli ki insan onun meyvesinden yediğinde kendini kaybedp abuk subuk hallere girsin? Partilerde, karnavallarda, eğlence mekânlarında insanların ulu orta soyunup utanmadan gözler önünde cinsel ilişkide bulunmasına sebep olan etken madde nedir? Alkoldür. Çünkü Âdem’in ve eşinin kendilerinden geçmesine sebep olan etken de alkol oranı çok yüksek olan bir meyvedir. İşte o alkol aromalı meyvenin, Kur’an’daki meşhur yasak ağacı ise, MARULA adlı ağaçtır.

Sözlerin Büyüsünden Sayıların Mutlakiyetine: 

Bu anlatı, beşer kelamının yarattığı ‘anlam sisini’, örneğin herkesin içine düştüğü o hata “Bu soy ile ilişikiye girip kökleşmeyin” matematiğin ‘lazer keskinliğiyle’ dağıttığı o nükleer noktadır. İnsanlık tarihi boyunca sözler, her zihnin kendi rengine boyadığı birer illüzyon tüneli olmuştur. Ancak sayılar, Tanrı’nın kâinatın kalbine vurduğu mühürlerdir; onlar eğilmez, bükülmez ve asla yalan söylemezler.

Kur’an’a bakan iki tip insan vardır:

1-Sözün Peşinde Koşanlar: Bu hepimizin ortak hatası. Onlar, kelimelerin duygusal dalgalarında sürüklenen, her çağın kendi kültürel süzgecine göre anlam üreten ‘edebiyatçılardır’. Onlar için hakikat, sözün ulaştığı hayal gücüyle sınırlıdır.

2-Mevcudun üzerindeki sözleri ve sayıları anlamlandıranlar: Onlar, kâinatın işletim Sistemi’ni sözlerin ardındaki sayısal mimariyi görenlerdir. Bu azınlık için ayet, sadece bir cümle değil; atom ağırlığı, frekans değeri ve matematiksel bir koordinattır.

Marula ağacının anavatanı Afrika’dır. Madagaskar ve Kuzey yarım kürede ve Sudan Sahra ormanlık alanında da bulunur. Yılda bir defa Afrika’nın en sıcak ve en kurak mevsiminde ürün veren bir ağaç türüdür. Son derece sulu olan marula meyveleri, tam olgunluk halinde %17 alkol içerir. Tam olgunluğa erip fermente olmuş meyveleri yemek, sarhoşluğa neden olur.

İşte Kur’an’daki yasak ağaç ile, Doğada ki bu alkol aramolı ağaç artık birbirinin denklemi olarak karşımıza dikilmiştir.

Şimdi ilginç mi ilginç bir hesap yapacağız!

Kur’an’da, MARULA ağacı ve İÇKİ sözlerini bünyesinde barındıran 4 Süre ve 7 ayet vardır. Onları alta sıraladım.

2.Süre 35.ayet 7.Süre 19, 20, 22.ayet 16.Süre 67.ayet 20.Süre 120, 121.ayet

Bu süre ve ayetleri olduğu gibi toplayıp hangi sonucun çıkacağını görelim. Bu çok ilginç olacak…

2+35+7+19+20+22+16+67+20+120+121=449  4+4+9=17 Marula Ağacının Meyvesinin Alkol oranı da %17 dir.

Ayetlerde alkol, ağaç ve meyve tanımları üzerinden elde edilen sonucun, Marula ağacından elde edilen alkol oranıyla, 17 sayısını vermesi, hayatı ve kitabı senkronize eden Evrenin, her şeyi inceden inceye hesap ederek denklemlemesine söylenebilecek tek söz, Cin Suresi 28 ayetini okuyup: “Allah her şeyi sayılarla hesaplamıştır.” diyerek ”muhteşem” sözü ile hayret etmek olmalıdır.

Bakınız; Marula ağacının meyvesindeki %17’lik alkol oranı ile Kur’an’daki ilgili ayetlerin toplamından çıkan 17 sayısı arasındaki bu muazzam senkron; sözün o sınırısz büyüsünün bittiği, sayının ise; “İŞTE GERÇEK BU” ‘Mülk Allah’ındır’ diye haykırdığı yerdir. Allah, kâinatı kelimelerle süslemiştir ama sayılarla senkron ederek inşa etmiştir. Eğer kâinatın ‘Patent Sahibi’ne ulaşmak istiyorsanız, kelimelerin romantizminden vazgeçip sayıların atomik kesinliğine teslim olmalısınız. Çünkü sayı, sözün ruhu; nükleer hakikatin ise bizzat kendisidir! Ayette dediği gibi;

Allah herşeyi sayılarla (matematiksel olarak) hesaplamıştır. 71. Sure 28

Gördüğümüz gibi sayıların referans alınmasıyla ilerleyen mantık, tarihin en büyük gizemlerinden biri olan yasak ağaç hadisesinin net olarak aydınlatılmasıne böyle vesile olmuştur.

Bir ayet! Nahl Suresi, 67: Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir işaret vardır.

Her şey olduğu gibi gözler önündeyken her şey bu kadar net açıklanmışken aklımızın CENNET kavramı ile mitoloji yapması, bizim doğal bir şeyi görmemize engel olmuştur. Oysa her şey zaten içinde yaşadığımız Evrenin üzerinde yaşadığımız Dünyasında olup bitmektedir. Her şey tamamen gerçekçi bir bakış açısıyla yerli yerine oturmaktadır. Kur’an buna FURKAN der, yani Farkındalık der. Bir bilinmez karşısında bir an olsun mitolojiye kaymak gözler önündeki bir gerçeği ömür boyu aramaya sebep olabilir. İşte nihayet olay tamamen aydınlanmış olup, doğru bilgiyi bulmak ise bu bakış açısıyla kısmet olmuştur.

Örnek resim en alta da video linki ekliyorum.

Video Link: https://www.youtube.com/watch?v=hJSBavoo80s

Şahsıma bir bilinmezi daha açarak beni onurlandıran ve bilgiye itibar edecek olanları sevindirip aydınlatacak olan Allah’a şükranlarımı sunarım.

“Erdoğan Metin”

Bu konu tamamıyla kuran19.org‘a aittir.

2 YORUMLAR