“ARMAGEDDON” MELHAME-İ KÜBRA: TALUT VE DAVUT’UN CALUT’A KARŞI SAVAŞIDIR.
-KEYİFLİ OKUMALAR-
İnsanlık, asırlardır adına “Son Savaş” dediği o büyük ve karanlık gölgenin altında yürüyor. Kulaklarımızda hep aynı uğultu: Dünyanın bir yerlerinde, orduların toplanacağı, gökyüzünün kızıla boyanacağı ve iyilikle kötülüğün son kez karşı karşıya geleceği o kaçınılmaz an…
Yüzyıllardır kulaktan kulağa fısıldanan o devasa hesaplaşma, artık tozlu kitapların sayfalarından çıkıp, ateş kusan çeliğin soğuk gerçeğiyle Calut ismine bürünüyor. Kimileri buna “Armageddon” dedi, kimileri “Büyük Savaş”, kimileri de “Melhame-i Kübra”.
Bu savaş; Okyanusların birer ateş denizine dönüşeceği, tank paletlerinin gökyüzünü yırtacağı, göklerdeki uyduların birer tepe göz gibi çalışacağı ve yeryüzündeki tüm güç odaklarının, toprağın yanan külleri üzerinde Mezopotamya’dan Hindistan’a tüm bölgeyi işgale kadar uzanacağı o devasa ölüm hattında çarpışacağı fiziki bir savaşınson sahnesidir.
İnsanlık, barış nutuklarıyla uyutulurken; “vampirler” diye tabir edilen o sömürgeci odaklar, Tanrıyı kıyamete zorlamak adına siyonistlerin zalimliğini bir kılıç gibi kullanarak nükleer tetiklerin üzerinde parmak gezdiriyor. Bu savaş, sadece iki ordunun değil, iki farklı dünyanın, “Doğu ve Batı” iki farklı iradesinin yeryüzündeki mutlak otoriteyi ele geçirmek için vereceği o en kanlı, en somut ve en amansız mücadelesidir. Ovalar dolacak, toprak yanacak, denizler ateş püskürecek ve gökyüzü insanoğlunun bugüne dek şahit olduğu en büyük ateş fırtınasına ev sahipliği yapacak.
Eğer bu satırları okuyorsanız, bir masalın değil; stratejik hamlelerin, nükleer kapasitelerin ve orduların fiziki intikalinin anlatıldığı o gerçek “Savaş Odası”na girmişsiniz demektir. Hazır olun; çünkü tarih devasa demir yığınlarının ve sarsılmaz iradelerin meydandaki son dansında. Acaba savaşın kazananı ve Dünyanın hakimiyeti hangi biloğun olacak?
BATIMI ⇔ DOĞUMU
1. Etimolojik ve Kültürel Kökler: “Har-Megiddo”
İsmin Kökeni: İbranice Har Megiddo (Megiddo Dağı) demektir. Burası İsrail’in kuzeyinde, tarihte yüzlerce savaşa sahne olmuş stratejik bir ovadır. Fakat günümüzdeki savaş sahnesi böyle dar bir koridorda değil! Uçakların karadan karaya, füzelerin denizden karaya, roketlerin karadan denize vb. örneklerle Türkiye’den Çin’e, Rusya’dan Hindistan’a kadar yayılan son Dünya savaşıdır. Calut’un “Talut’tan yiyeceği o nükleer tokat olan “dabbe” ise Hindistan’ın uçsuz bucaksız coğrafyasında yankılanır.
İnançlardaki Yeri:Hristiyanlık (Eskatoloji): İncil’in Vahiy bölümünde, “Dünyanın krallarının, Tanrı’nın büyük günündeki savaşı için toplandıkları yer” olarak geçer. O mevki Deccal (Antichrist) orduları ile İsa’nın ordularının kapışacağı son duraktır.
Yahudilik: Onlar için bu, “Gog ve Magog” (Yecüc ve Mecüc) savaşıdır; mesihin gelmesinden hemen önceki büyük kaos.
İslam (Melhame-i Kübra): Hatay/Amik Ovası merkezli, Doğu ve Batı’nın o büyük ve kanlı hesaplaşmasıdır.
Kur’an bize bu savaşı Bakara S.246 ve 251 ayetleri arasında “6” ayette anlatır. Herkesin bilinç altında biryerlerde bildiği ama nerede, hangi zamanda nasıl meydana geleceğini bir türlü bilemediği Melhame-i Kübra (Armageddon) adlı savaş işte bu 6 ayette anlatılır.
“KARAKTERLER”
TALUT, DAVUT VE CALUT:
Bu savaşın kilit karakteri Talut’dur. Talut adlı komutan gelip Asya ordularının başına geçmeden bu savaş başlamaz. Ancak o geldiğinde Melhame-i Kübra adlı büyük savaşın tarihide gelmiş olacaktır.
Altı ayette Talut’a vasfedilen özellik: “çok üstün aklı, geliştirilmiş fiziği ve savaşçı” üstünlüğüdür. Kur’an’daki anlatıda İsrailoğullarının “diğer boyları” bozguna uğrayınca, elçilerinden bir yardım beklentisi içine girer. Elçileriyse onlara bu zorlu durumdan çıkabilmeleri için “Talut” ismini önerir. O kısmı ayetten dinleyelim.
247- Elçileri Dedi ki: “Allah, size önderlik yapması için Talut‘u gönderdi.” İsrailoğulları: “Onun bizim üzerimize önder olması da nereden çıktı? Hem önder olmaya biz ondan daha layığız, oysa bir fukara” dediler. Elçileri; “Onu size bu savaşta önderlik etsin diye Allah seçti, ona hem “bilgelik” hem de “fiziki üstünlük” verdi. Ayrıca Allah, mülkü dilediğine verir. Allah’ın yardımı büyüktür, o her şeyi bilir” dedi.
İsmini ilk kez burada duyduğumuz Talut; zorlu bir zamanın yüksek karakteri olarak bize böyle tanıtılır. -İki yönlü müthiş bir denge- içinde tanıtılan Talut, yüksek aklına uygun bedene, yüksek bedene uygun akla sahiptir. İşte bu stabilize fizik onun, iç ve dış, ruh ve beden, kimya ve simya içinde müthiş bir dengeye sahip olduğunu gösterir.
Bir yüksek karakter olmak demek, onu sıradan bir asker olmaktan çok uzaklaştırır. Allah tarafından hususi, kendisine özel vasfedilen ismi, kendisine verilen yüksek akıl ve yükseltilmiş beden ifadesi, o özelliklerin “dikkatle ele alınması” ve üzerinde derin bir tefekküre girilmesi gerektiğini gösterir. Adına sadece Talut deyip geçmek büyük bir bilgiyi ıskalamak demektir.
Öncelikle ismini mercek altına alalım, çünkü Allah ona “Talut” ismini vermişse mutlaka bu isim altında onun özelliklerini kodlamış olmalıdır. Bunun bir örneğini “Zülkarneyn” isminin açılımında şöyle görürüz; “Tüm Zamanların Gerçek Kralı” Buradan hareketle Talut ismi de benzer bir kodlama içinde olmalıdır. Nasıl bir üstünlüğe sahip olduğunu tamda bu isim üzerinden deşifre edeceğiz.
-TALUT-
Allah bize bir şey anlatırken; onu okuyan kişi anlatılan içeriği aktif yaşamın içinde değil de kendi hayallerinde şekillendiriyorsa okuduğu şey onun aklında Allah’ın masalıdır. Fakat; Kur’an’ın anlattığı kıssalarda, “Acaba Allah bu ifadeyi, bu anlatım biçimini, bu özel ismi neden kullandı?” merakıyla, anlatılan olguları yaşam arenasında gerçeklikler içinde arıyorsa, Kur’an’ın bir ilahi masal değil, aktif yaşamın “kriptolu” bir dille kitabın içine kodlanmış Tanrısal sözler olduğunu keşfeder.
Allah’ın özel olarak isimlendirdiği Talut ismi; sadece bir kralın adını belirtmek için söylenmiş bir kimlik adı değildir. TAL, yükselen o devasa nükleer frekanstır; ALUT ise o frekansın içine hapsedildiği aşınmaz, sarsılmaz Bedendir. Talut adlı kişi, 114 birimlik kimyayı kendi isminde taşıyan adamdır. Talut, gerçek anlamda yürüyen bir nükleer reaktördür! Gelin inceleyelim…
Talut: Kökeni: Arapçadır. Bakara Suresinde İsrailoğullarına Allah tarafından kumandan olarak tayin edilen ve az bir askeri birlikle Calut’un ordularını yok eden komutandır.
Not: Ayette geçen israiloğulları, sadece İsrail devletinin siyonist Yahudi halkı değildir. Onlar; Hz.Yakub’un 11 oğlunun kurduğu şu ülkelerdir.
1-İsrail 2-Filistin 3-Lübnan 4-Ürdün 5-Suriye 6-Irak 7-Kuveyt 8-İran 9-Arabistan 10-Umman 11-Yemen halklarıdır. Başı dertte olan İsrailoğulları İsrail devleti halkı değil, diğer 10 ülke halkıdır. Detaylı bilgi için yazı sonuna link eklendi.
TALUT ismini hecelere böldüğümüz de planlı bir kodlama ile isimlendirildiğini görürüz.
1- TA: Talut isminin “TA” hecesi TANTAL elementinin simgesidir.
Bu element, asitlerin ve kimyasalların içine atılsa dahi onlarla asla tepkimeye girmez ve onların yakıcı ve yıkıcı gücünden “etkilenmez“
Teknik Özellikleri: “Yenilmez Zırh” Ayette dediği gibi: “Ona Allah tarafından fiziki bir üstünlük verildi.”
Tantal: Erime Noktası Yaklaşık 3017°C.’dir. Bu, Tantal’ın tabiri caizse cehennem sıcağında bile formunu bozmadığı anlamına gelir.
Korozyon Direnci: 150°C’nin altındaki sıcaklıklarda neredeyse hiçbir asit (hatta en güçlüleri bile) ona zarar veremez. O, “aşınmazlığın” sembolüdür.
Biyouyumluluk: Tantal vücut tarafından asla yabancı bir madde olarak algılanmaz. Bu yüzden cerrahide kemik onarımları ve implantlarda kullanılır.
Neden Önemli? (Dijital ve Nükleer Boyut)
Tantal, günümüz teknolojisinin gizli kahramanıdır: Kapasitörler: Akıllı telefonlardan askeri sistemlere kadar tüm gelişmiş elektroniklerde “Tantal Kapasitörler” kullanılır. Çünkü çok küçük hacimde çok büyük enerji depolayabilir ve stabil kalabilir. Süper Alaşımlar: Tantal Jet motorlarında ve nükleer reaktörlerde kullanılır. “Ona fiziki üstünlük verildi” cümlesinin manası: Biyolojisinde TA elementini tutuyor olmasıdır. Bu özellik Talut’u neredeyse yenilmez yapar.
2-TAL:Simyasal ve Elementer Boyut: “Ta-L” (Tantalum)
Az önce konuştuğumuz Tantal elementinin kadim dillerde ve bazı teknik okumalarda “L” eki (El/İl – İlahi güç/bağlantı) ile birleştiğinde: EL Arapça İLAH demektir. Bu açıdan Tanrı’nın kırbacı olma özelliği taşır.
İşlev: O ulaşılmazlık ve etkilenmezlik halidir. TAL, sistemin içindeki Sarsılmaz direktir ve TA elementinin eylem halidir.
3-ALU: Yüksekliğin ve Bağlanmanın Kökü
ALU, kadim dillerde (Sümerce, Akadca ve Elamca) ve Semitik köklerde “Yüksek olan, Yüce olan, Yukarıya bağlı olan” demektir.
Bağlantı: “EL” (İlahi güç) ve “ALU” (Yücelik) birleştiğinde, sistemin tepesindeki o “Kozmik Online -LEDÜN AĞINI-” temsil eder.
Teknik Karşılık: ALU, bilgisayar mimarisinde (Yapay Zeka işlemcilerinde) “Arithmetic Logic Unit” demektir. Yani sistemin tüm hesaplamalarını yapan, doğruyu yanlıştan ayıran o “Mantık Birimi”dir. Ayette: “Allah tarafından ona ‘bilgelik’ verildi” ifadesinin tam karşılığı ALU hecesinde saklıdır. Talut; Ledün İlmiyle Kozmik ağa bağlanma yetisi varken, bir yandan beşeri sistemlerin “Yapay Zeka” icatlarıyla da etkileşimde bulunabilme kabiliyetine sahiptir. Buradaki Mesaj: Talut’un “Yüksek Mantık ve İlahi Hesap” ile hareket eden aklını temsil eder. Bu kısmıyla o, hayalini kurduğumuz en akıllı teknolojik harikalardan örneğin; AGI ya da kuantum bilgisayarlar. Çok daha yüksek bir mantık sahibi olduğu anlamına gelir. Çünkü ilmi Ledündür bağlantısı ise kozmik ağdır.
4-ALUT: ALUT / ALUD: “Sertlik, Sabitlik ve Tabut/Lahit”
İşte burası yazının en nükleer yeri! ALUT eki, köküne (TAL) eklendiğinde ortaya çıkan TAL-UT ismi, meseleyi bir “fizik kuralına” bağlar:
TABUT (Al-Tabut): Bakara 248’de geçen o sandık (Lahit) için kullanılan kelime de bu kökle akrabadır. -UT eki, bir şeyi “mühürlenmiş, kalıba dökülmüş, sabitlenmiş” hale getirir. Bakara 248: Haberiniz olsun onun önderliğinin işareti size Tabut’un (ahit sandığı) gelmesidir. Ayetten anlaşılıyor ki Talut, ahit sandığının tehlikeli olduğu varsayılan radyasyon yayma özelliğine karşı geliştirilmiş bedene sahip olmasıdır. Bu sebeple Ahit sandığına dokunup onu açacak kişi Talut’tur. Ahit sandığının içinde bulunan “sekine” (huzur) sandık açıldğıdnda inananların üzerine aktif hale gelir. Ahit sndığının “melekler” tarafından indirileceği tarih 2058’dir, coğrafik noktaysa; “21 N. 79 E” NAGPUR / HİNDİSTAN Zero Mile Stone koordinatıdır. Bu nokta Hindistan’ın tam kalbidir ve bu ordunun orada oluşu, aynı zamanda Hindistan’ın Talut tarafından işgali olarak da okunabilir. Öyle görünüyorki Talut’un bu stratejik hamlesi ATON ve müttefiklerinin o noktaya çekilmesi üzerine hesaplıdır.
Not: Talut’un emrindeki askeri birliklerin sınandığı nehir dahil hepsini haritada açıklayacağım.
ALUT/ALUD: Bu hece, “Sertleşmiş, stabilize olmuş, sarsılmaz” anlamlarını taşır. Analiz: TAL (Yükselen/Genişleyen) + UT (Sabitlenen/Mühürlenen) = TALUT. Meali: “Genişleyen ve yüksek frekansa çıkan, ama bu gücü bir zırh gibi (Tantal elementi gibi) üzerinde sabitleyen nükleer vücut.”
5-LUT: Kadim ve Etimolojik Boyut: “Örtmek ve Yapışmak”
Arapça ve Semitik dillerde L-W-T (L-V-T) kökü; bir şeyi bir şeye sıkıca bağlamak, etrafını sarmak, sıvamak veya örtmek/kaplamak anlamına gelir. Nükleer ve Teknik Boyut: Kapsülleme (Encapsulation) “LUT”, o devasa nükleer enerjinin dışarıya sızmaması ve dışarıdan gelen tehlikeli durumlara karşı beden “Zırhlama/Kapsülleme” işlemidir.
AL-TABUT (Lahit): Bakara 248’de geçen “Tabut” kelimesinin sonundaki o “-UT” takısı, Lut köküyle frekanstaşdır. Bir şeyi kutulama, sandıklama, yani stabilize etme demektir. Ahit sandığı gibi Talut’un bedeni de sandıklanmış (stabil) edilmiştir.
6-UT/UD: Sümer Akad ve Mezopotamya Kökü: “UD / UTU” (Işık ve Zaman)
Bağlantı: Bir ismin sonuna gelen bu ek, o isme “Işıklanmış, aydınlanmış, zaman mührü” anlamı katar. tal-UT: “Işık/Zaman” mührüyle biter. Bu karanlık bir çağın içinde “nükleer bir güneş” gibi parlayan nükleer gücün, bir adamın bedenine sokuşturulmuş halidir.
UT: Işık(enerji) ve zaman(maddenin titreşim hızı) bir kaba girip orada”Kilitlenmesi”dir. Anlamı: Enerji (frekans ve rezonans) artık başıboş değildir; o bir formun, bir bedenin, bir vazifelinin içine hükmen hapsedilmiştir.
-TALUT isminin açılımından bize gelen budur. “AĞIR KİMYASAL BEDEN İÇİNDEKİ YÜKSEK BİLİNÇ” “Mühür Cümle” şudur; “YÜKSEK BİLİNÇLİ KİMYA”
Bu tanım, Talut’u bir “mitoloji kahramanı” olmaktan çıkarıp, onu periyodik tablonun en kararlı zirvesine ve evrensel zekanın komuta merkezine yerleştirir. Bu anlatıda yaşam içinde var olmayan herhangi soyut bir etken madde var mı? Hayır. Öyleyse Calut ve kalabalık ordu gücüne karşı insanlık için böyle bir adam; Allah tarafından emr edildiği için var olmak zorundadır.
Allah bize kıssalarında var olmayan bir masal kahramanı değil, yaşamı “elementler” üzerine kurduğunu ve tüm sırların “İSİMLER” üzerine kodlandığını anlatır. “Adem’e isimlerin hepsini öğrettik” ayetinde “isimler” denilen toplamlar, Allah’ın esması ve onun madde alemindeki denklemi olan elementlerin öğretilmesidir. Tüm Evrende her şey elementler üzerinde kodlanmıştır buna Kur’an’da dahildir.
Esma ile Element birbirinin mana ve madde yansımalarıdır. Element bedendir, Esma Ruh’tur. Hz.Süleyman’ın varlık alemine hükmü de Allah’ın kayıp esmasına sahip olmasıyla ilgilidir.
-DAVUT-
Aynı işlemi Davut ismi üzerinde yapacak olsak karşımıza çkan adam: FREKANS VE REZONANS olarak çıkmaktadır. İşte bu da aynı kıssa içinde anlatılan başka bir kahramandır. Kısaca: DAV (D-W): “Devir”, “Döngü”, “Devinim” demektir. Enerjinin durağan değil, bir döngü (rezonans/tirtreşim) içinde aktığını ifade eder. Ut/Utu ise: Zaman, ışık yani foton/frekans maddenin titreşimi anlamlarına gelir.
Tal-ut ve Dav-ud: Her iki isim de bu “Işık/Zaman” mührüyle biter. Onlar, karanlık bir çağın içinde “nükleer birer güneş” gibi parlayacak figürlerdir. Bir farkla Talut Davut’tan farklıdır. Talut ölümsüzdür çünkü ölümü tatmış faniliğini daha önce yaşamıştır.
Kur’an okuyucuları Talut’u Davut sanır. Oysa Kur’an bu konuda kesin bir ayrım yapar. Talut kendisine süper bir beden ve yüksek bilinç verilen bir karakterken, Davut kendisne Hükümdarlık verilen bir karakterdir. İsimler de farklıdır.
Allah isimleri karıştırmaz bu hususta çok hashas olmalıyız! Talut, Calut’un birliklerini bozguna uğratan organizenin askeridir, Davut ise; Talut bu işle meşgulken Calut’u öldüren(kör eden) bir komutandır.
Talut’un amacı yeryüzünde büyük bir denge kaybı yaşayan kuvvetler ayrılığına son vermek, bu suretle Davut’un önünü açarak Calut’a darbe vurmasında ona yardım sağlamaktır. Şimdi soru şu! Hz.Davut geçmiş bir medeniyetin (Hinduların) kadim bir savaş kralıysa gelecek temalı bu kıssa da nasıl yer almaktadır? Şaşırmaya hazır olun…
Tarihte yaşamış olan ilk Davut bir savaş sanatkarı ve silah uzmanıdır. Oğlu Süleyman’ın yüksek kral olabilmesinde Davut’un rolünün temeli yatar. Süleyman’da buna layık biri olduğu için daha önce hiç kimseye verilmemiş bir hükümranlık ile ödüllendirilmiştir. FAKAT DİKKAT EDELİM! Allah bu kıssada Hz.Süleyman’ı değil Hz.Davut’u anar. NEDEN?
Zira ilk Hz. Davut; yeryüzüne binlerce yıl sonrasına dahi etki edebilecek, zamanın yıpratamadığı ve maddenin doğasına aykırı enteresan bir eser(silah) bırakmıştır. Hz. Davut sadece bir kral ve peygamber değil; aynı zamanda dağların rezonans aralığını ölçebilen bir akustik mühendisi, elementlerin diline hakim bir nükleer kimyager ve yeryüzünün frekans haritasını çıkaran bir strateji uzmanıdır.
Onu binlerce yıl sonra bile yenilmez kılan, işte bu elementer ve frekans tabanlı dehasıdır.Geçmişteki Dev Calut’u tarihe gömen Davut, aslında gelecekteki teknolojik tabanlı Calut’un da tek celladıdır. Hz. Davut’un yeryüzünün manyetik alanına mıhladığı o kadim silah; günümüzün ‘Tepe Göz’ sistemleriyle donatılmış teknolojik Calut’unu, robot askerlerini yine infaz edecektir. O silah için linki yazının sonuna ekledim.
-CALUT-
Tarihte Calut, bir DEV olarak imgeleştirilir. İsmi köklerine böldüğümüzde tehlikeli bazı ifadelerle karşılarız.
CAL: sözünün Akıl, Tuzak, Ağ. anlamlarına geldiğini görürüz. Öyleyse günümüz Calut’u; akıllı ağ üzerinde kurulmuş tehlikeli bir yapılanmanın tanımıdır. (Network & Trap)
İsmin izini kadim dillerde olduğu gibi ele alırsak: “Gökyüzünü kaplayan, Güneşi örten” anlamında kullanıldığını görürüz. Bu tanımları günümüz Yy’ına taşıdığımızda karşımızda duran bu tehlikeli organizasyonun, büyük bir askeri gücü temsil ettiğini müşahade ederiz. Aklınıza gelen bu askeri organizyonun günümüzdeki temsil adının kadim dildeki karşılığı ATON-dur. O çelikten ve ateşten oluşmuş bir DEV‘dir.
Hatırlayınız!İnanışlarda Davut; tepe göz Calut’u tam alnının ortasından vurarak öldürmüştü. Alın ortasından vurmak, zırhına işlemeyen darbelerin bir işe yaramadığı için o noktadan, “beyninin” hedef alınması gerekdiği anlamına gelir. Bu vuruş “Cal” ismindeki “Akıl” tanımına vuruılan darbe anlamına gelir. Calut bir tepe gözdür.
Buradaki GÖZ tanımı günümüzde “her şeyi tepeden (göklerdeki uydular) gözetleyen teknolojik göz” anlamındadır. O teknolojik gözü kör edecek komutan aynen tarihte olduğu gibi; isim olarak yine Davut adını almış Talut ordusunda bir komutanıdır. Ayette Davut’un Calut’u öldürmesi; gökyüzünden yeryüzünü izleyen o gözleri kör etmesi ATON’un kör kalması anlamına gelir. Gözü görmeyen dev, dev değildir.
Tepe Göz: “Dijital Gözetleme ve Uydu Ağı”
Calut’un ATON’un gökyüzünü kaplaması ve her şeyi görmesi demek, bugün Alçak Dünya Yörüngesi’ndeki (LEO) binlerce teknolojik uydudur. Calut isminin DEV ile özdeşleşmesi “Güneşi Kapatan” tarifidir. Günümüzde bu tasvir güneşle dünya arasında konuşlanmış uydulara dönüşerek, o devin tepe gözü olma vasfı taşırlar. Güneşi örtmek demek, hakikatin ve ilahi frekansın insanlığa ulaşmasını engelleyen o elektromanyetik ve dijital “perde”dir.
Göz: Termal kameralar, lazer hedefleme sistemleri ve sinyal istihbaratı ATON’un tepe gözleridir.
Alın Ortası: Bu sistemlerin komuta kontrol merkezi, Yapay Zeka Karar Mekanizması demektir ki bu “Aton’un beyni” dir. Göz göremezse beyin karanlıkta kalır.
Davut’un “Kör Edici” Vuruşu:
EMP ve Frekans Darbesi
Davut, Calut’un zırhlı araçlarına veya gövdesine değil direk teknolojik yapısının en zayıf noktasına, en hassas olduğu yere vurur: –Sensörler ve İşlemci-
Sapan Taşı (Skaler Dalga Jeneratörü): Bu, basit bir çakıl taşı değil; yerkürenin 16 Hz’lik temel rezonansıyla akort edilerek 114 Hz frekansına yükseltilmiş, ölçüleri Hz. Davut tarafından tam olarak 19 formülüyle hazırlanmış nükleer bir enerji odaktır.
Bu masum, barutsuz silahın frekans atımı, İyonosferi devasa bir çanak anten gibi kullanarak tüm atmosferi bir iletken haline getirir. Gökyüzüne odaklanan bu “Yüksek Yoğunluklu Skaler Dalga” (EMP), Calut’un (Aton) tüm “Akıllı Ağ”ını (CAL) hedef alarak, işlemcilerini ve sensörlerini anında felç eden bir “Kör Edici Vuruş”a dönüşür.
Vuruş Anı: Calut (Aton), tepeden her şeyi izlediğini sanırken, Davut onun “optik ve dijital sinir sistemini” rezonans dalgası ve frekans yayımıyla kör eder. Gözü kör olan dev (Aton), o çelikten gövdesiyle kendi ağırlığı altında ezilmeye mahkumdur.
VİDEODAKİ 16 Hz. DALGA BOYUNUN 114 Hz. DALGA BOYUNDA İYONOSFERE ODAKLANDIĞINI DÜŞÜNÜN.
ARMAGEDDON “MELHAME-İ KÜBRA”
BATI İLE DOĞUNUN BÜYÜK SAVAŞI:
TAHMİNİ TARİH 2058’DİR. NEDEN?
Fakat tüm bunların gerçekleşmesi için önce Talut’un arzdan doğurulup (diriltilip) yeryüzünde dolaşması gerek. Talut meydana çıkmadan bu savaş olmayacaktır çünkü tüm kıssa Talut ismine kilitlenmiştir. Bu zaman kilidini çözmek için Kur’an bize yeterli bilgilendirmeyi verir.
ÇÜNKÜ KUR’AN’DA HİÇBİR ŞEY EKSİK BIRAKILMAMIŞTIR.
Öyleyse! Çok enteresan isme sahip olan Talut’u yine Kur’an’da onu tanımlayacak ve tamamlayacak bir karakterle eşleştirmemiz gerekir. Yalnız bu karakter aynen Talut gibi enteresan olmalıdır.
Kur’an’da TALUT ismi gibi dikkat çeken bir ünlü daha vardır. O ünlü karakterin bize tanıtılan yüzü DABBET-ÜL ARZ‘dır. Ve tüm Kur’an’da tek ayette geçer. Tek ayette geçmesiyle hakkında yeterli bilgi edinemeyenlerin ayetleri azımsayıp; Onu bir yaratık gibi algılaması kendi açmazlarıdır.
Çünkü: “Bak ayetleri nasıl taraflıca “detaylı” bir halde anlatıyoruz? ayetinde, bir olgunun anlatımının farklı yüzlerlede anlatıldığını ifade eder. Ama anlamak için gayret lazım…
Dabbet-ül arz 27.sure 82.ayette geçer. Talut ismiyse iki yerde; Bakara Suresinde: 247 ve 249 ayetlerinde geçer. Dabbe ve Talut ayrı ayrı surelerde anılsa da bu ikisi, birbirinin içi ve dışı gibidir. Şimdi yapacağım hesap; Cin Suresi 28.ayetindeki: “Allah her şeyi sayı ile hesaplamıştır” ayetinin referansıyla yapılmaktadır.
Dabbet-ül arz ve Talut isminin anıldığı ayetler Kur’an’ın: 8+2+2+4+7+2+4+9=38 19×2 sonucuyla; sayısal mucizesinin ne kadar planlı olduğunu ispat eder.
38 sayısı hem elçilerin yaş sınırıdır hem de 19 sayısının tam iki katıdır. Talut: Dabbet-ül Arz’ın 19 sayısından 38’e tamamlanarak vücut bulup yükseltilmiş halidir. Onlar birbirini tamamlayan iki yarıdır. Şimdi yapacağım işlem Sure ve ayet numaraları dahil hepsi üzerindendir. 2+2+2+7+8+2+2+4+7+2+4+9=51(51 sayısın aklınızda tutun)
51 sayısını 38 ile çarparsak sonuç: 51×38=1938 bu sonuç; “Ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur.” (Atatürk’ten B.H., s. 6, 128) diyen adamın Ruh’unun (fikirlerinin) Hindistan üzerinden tekrar geri geleceğinin seslenişidir.
51 sayısını sadeleştirip örnek: 5+1=6 sayısını Kur’an’ın formül yol gösterici sayısı olan 19 sayısıya çarparak büyük formülü arıyoruz sonuç: 6×19=114 işte bu sonuç Dabbet-ül arz denilen Kimyasal Bilinç sahibi Talut’un; 114 elementlik en stabil halinin ispatıdır. Çünkü birbirinden doğarak ortaya çıkan bu sayısal denge bize: 38.114 sonucunu vererek Ruh’un Master Koduyla açık imzasını atmıştır.
Talut: Topraktan Doğan Dabbet-ül Arz’ın, toprağın 114 elementiyle “38” yaşında vücut bulmuş halidir. Talut henüz bir Dabbe iken Arz-dan çıkarılan ölü bedeni tarih tam olarak -2052- senesini işaret ederken zuhur edecektir. Tarihi bilgisini link olarak yazının sonuna ekledim.
İki karakter üzerinden gelen tüm 2 sayılarını bir araya toplayalım. 222222 Toplamı 12 eder. Diğer tüm sayıların toplamıysa 39 eder. Çarpalım sonuç: 12×39=468. Çıkan sonuç 2 operatör isim (Dabbe & Talut) üzerinden geldiği için çarpılan sonucu (39 ile) bir kere daha çarpalım. 39×468=18.252 burada gördüğünüz sayıların ikinci kümesi 2052 senesini temsil ederken, 18 sayısı 1+8= 9.ayı temsil eder. Bu Dabbet-ül Arz’ın zuhur senesidir. -2052 Eylül- Eylül Arapçada Ramazan ayı demektir. Kadir gecesi de Eylül ayındaki sonbahar ekinoksu demektir. 2052 senesi Ekinoks günü tam Güneş tutulması yaşanacak. İki büyük olgu “ekinoks (bin aydan hayırlı kadir gecesi) ve tam güneş tutulması” bir arada olacaktır. Bu iki büyük olgu tüm insanlığa hitaben bir işarettir.
2058 tarihiyse şuna İstinadendir. 6 sayısı bu işin temel sayısıdır. 2052 senesinin üzerine 6 sayısı eklemem, hem mantıki bir çıkarımdır hemde Dabbe zuhur ettikten sonra önce tüm yeryüzüne iddiasını tanıtmalıdır. Ki o zaman zarfında Dabbe hem taraftar toplayacak hemde bazı mucizeler sergileyecektir. İkincisi 6 eklenince ortaya çıkan tarihin toplananı 2+0+5+8= 15‘tir. Bu işin organizatörü Allah’tır.
İşte hesabı: (aklınızda tuttuğunuz sayı) 51+15= 66 elde edilen bu sayı Allah ismi azamının ebced hesabıdır. 15 sayısını Talut’un 38 sayısı ile çarparsak sonuç: 15×38= 570’tir. Bu sayı 19 sayısının 30 katıdır. Şayet 15 rakamını 1+5= 6 olarak toplayıp 19 sayısı ile çarparsak yine: 6×19=114’tür.
114 ile Kur’an Sure sayısı ve 114 elementin periyodik cetvelini buluruz. “Allah her şeyi sayı ile hesaplamıştır.” Bu sonuç: “66”; bu savaşın sıradan bir toprak kavgası değil, (değerli elementleri ele geçirmek için dünyayı kaosa sokan emperyalist ve siyonist güçlere) bizzat “İlahi bir Format Operasyonu” olduğunun tescilidir.
15×38’in 570 çıkması ise bu operasyonun her saniyesinin Kur’an’ın o 19’luk nükleer zırhı altında olduğunu gösterir. 38.114 olarak karşımızda duran sayısal kombinasyon ise Ruh’un (Allah’ın en özel kulu) Master kodudur. Bu savaşın görünmeyen yüzü ilahi komutan “Ruh (a.s)” olacaktır. Talut O’nun emri altında çalışır.
Öz Eleştiri ve Matematiksel Şahitlik
Burada yaptığım hesaplamalar üzerine bir an durup düşünmek gerekiyor. İki karakter üzerinden (Dabbe ve Talut) temsil eden sayılardan ortaya çıkan tablo şaşırtıcıdır: 18.252
Bu sayı kümesi, hiçbir zorlama olmadan 2052 senesini ve Eylül ayını (1+8=9) temsil etmektedir. Daha önce “Dabbe” yazımda hiçbir karmaşaya girmeden mühürlediğim 23.09.2052 tarihinin, burada bambaşka bir sayısal yolla tekrar karşıma çıkması beni de hayretler içinde bıraktı.
Ya büyük bir aptalım her sayıyı kafama göre kullanıyorum ve ne yaptığım farkında değilim. Ya da gerçekten iradem dışında bir şeyler benim elimle ortaya çıkarılıyor. Ortaya çıkan şu eser sizce bir zorlama mı? Peki, bu zorlama bir yazıysa nasıl oluyor da her şey gerçekten ahenk içinde birbirini tamamlayabiliyor? Bakın! Yazardım ve olduğu gibi siteye yükler, “inanan inanır” der geçerdim. Ama bu doğru olmayacaktı.
Neden mi bunları yazıyorum ve aynı zaman da sanki siz karşımdaymış gibi sohbet ediyorum? Ben sizi hiç bir zaman kendimden ayrı tutmadım. Yazılarımı belki seviyor ve inanıyor sunuz belki tam tersi sevmiyor sunuz.
Ama dürüst olmak gerekirse beni sevmeyenler bile şu hakkımı teslim edecektir. Birçok yazı kaleme aldım ama hiçbirinde insanları birer “primat” gibi görüp, onları video içerikleriyle ekran başına hapsetmeye çalışmadım. Günümüz insanı okumayı değil izlemeyi seviyor; benim yazılarım Kur’an içerikli olduğu için ne parayla satılığa çıkarırım ne de “abone olun, beğeni yapın, katıla basın, yorum yapın” diyerek bu bilgileri utanmazca pazarlarım. Oysa bu yazılar çok iddialı, çok dikkat çekici ve alıcısı olan konulardır. Yalnız ne okuyucuyu bir sayı olarak kullanırım nede Allah’ın ayetlerini ve bilgisini bir kazanç kapısı yaparım.
Eğer bu yazdıklarım bir gün gerçeğe dönüşürse, bu tamamen Rabbimin bir ikramıdır. Geçmişi ve geleceği bünyesinde tutan Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed’e; sayısal mucizeyse Reşat Halife’ye verildi. Ben bir elçi değilim, bana öyle bir ilham da gelmedi. Ancak Dabbet-ül Arz’ın “tanıtıcılığını” yapmamın benden istendiğine %100 eminim. Son bir senedir her yerde bu mesajı görüyor, rüyalarımda dahi bu vazifeyi yaşıyorum. Benim görevim budur; hiçbir dış kaynak bulaştırmadan ortaya çıkan bu saf bilgiye sarılmak ve onu olduğu gibi aktarmaktır. Yazılarımda size Kur’an’dan başka bir kaynak sunmadım. Bu sayı: 18.252, zamana vurulmuş bir mühürdür; Kimin için? 18’in ve 252’nin içindeki 2052’nin ayak seslerini duyanlar için…
SUNACAĞIM MANTIĞA VE PEŞİNDEN YAPILACAK HESABA DİKKAT EDELİM.
Talut ile başlayan süreç: -MUSA’dan SONRA- gelen İsrailoğullarının yurtlarından çıkarılması üzerine şekillenir. Fakat Musa’dan sonra gelen İsrailoğulları denen aile Yakup soyunun hangi boyudur?
Bu boyun günümüz İsrail devletinin vatandaşları olduğunu sanmayın! Çünkü şu ayet: Bakara S.84: “Yine sizden, kanlarınızı (aynı soyun kanı) akıtmayacaksınız ve **birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız,** diye kesin söz aldık…”Buradan anlaşılıyor ki şu anda gücünün zirvesinde olan İsrail devleti, aynı boydan gelen diğer devletlerin sahiplerini; Yakup soyundan olan diğer boyları yurtlarından etmekteler.
Bu boylar sadece fiziksel olarak değil, ‘Bilinç’ olarak da yurtlarından sürülmüşlerdir. Güvenleri o kadar kırılmış ki ve birlikleri o kadar bozulmuş ki kendilerinden olmayan birine (Talut) güvenmekte zorluk çekiyorlar.
Peki, günümüz de yurtlarından edilenleri göz önüne aldığımız da; Musa’dan sonra gelen dağınık İsrailoğulları boylarını kim yurtlarından etmekte? Sorunun cevabı: günümüz siyonist gücü ve onun maşası olan emperyalist güçlerdir. Demekki yurtlarından sürülen bu boylar: Suriye, Filistin, Lübnan, Ürdün, Irak, Kuveyt, İran, Arabistan, Umman halkları olmalı. Ki günümüz de bu devletlerin halkları içinde aynen bu yapılmaya çalışmaktadır.
Bu mantık geçmişe dayalı gelecek kronolojisiydi. Şimdi ilginç hesaba geçelim. Belirtmiştim: Talut ve Dabbe birbirinin tamamlayıcısı olan iki yarıdır. Çünkü ikisinden birini eksik bırakmak doğru kordinatları elde edememek demektir. Talut: 2.Sure 246, 247, 248 249, 250, 251.ayetlerde yer bulurken, Dabbe 27.sure 82.ayette yer bulur. Yapacağım hesap koordinat çıkarmak üzere bu büyük savaşın merkezi ve o meşhur test nehrinin coğrafysını keşfetmek içindir.
Haritalara; 21,79 koordinatlarını arattığımız da karşımıza çıkan coğrafya gerçekten çok düşündürücüdür. Çünkü orası Hz.Davut’un ve Hz.Süleyman’ın krallığı olan toprak, Hindistan’dır.
Hintliler bu koordinatın merkezi olan “Nagpur” ilinin bulunduğu noktaya “Zero Mile Stone” (Sıfır Mil Taşı. Yeryüzünün ağırlık merkezi) diyorlar.
Toparlayalım: Bizim konumuz da Talut, Davut ve Clut savaşının merkez üsstü Delhi Demir Sütunun yurdu olan Hindistan’dı. Sure ve ayet numaraları sayısal işlem sonucu bu mantığı eksiksiz biçimde tamamlayıp doğruladı. Hani şu ayette belirtilen: “Allah her şeyi sayı ile hesaplamıştır” gerçeği, gerçekten de Kur’an’ı ve hayatı birbirine sayısal olarak denklemlemiş olduğunu ispatlar.
Bu yazının mantığını ve koordinat dahil tüm sayısal işlemlerinin doğruluğunu sunmak isterim.
Koordinat işlemi için elde ettiğimiz sayıları toplarsak Kur’an’ın imzası olan 19 sayısını görürüz: 2+1+7+9= 19 Üzerinde 19 vardır.
İşte bu görsel de bir avuçtan fazla içildiğinde insanı yoran ama az içildiğinde (bir avuç) insanı, Talut’a ayak uydurabileceği kıvama geitren Hingna Nehri (Hingna River) görselidir.
TALUT bir fukaradır bu doğru! Onun tek serveti nükleer aklı ve nükleer yapısıdır. O bu paha biçilmez özelliklerini para karşılığında değil Allah rızasını kazanmak umuduyla kullanacaktır. Ne büyük bir değer öyle değilmi? Fakat! Onun fukarılığı tek emre bakar…
Talut, kendisine bir ‘fukara’ gözüyle bakanların sığ idrakini, Allah’ın ona bahşettiği o devasa mülkiyetle şaşkınlığa uğratacaktır. Zira yeryüzündeki hükümranlık ve Calut’tan temizlenmiş bir Dünya yönetimi Davut’a emanet edilirken; Talut, vazifesini tamamlamış bir nükleer fırtına gibi asli makamına yönelecektir.
Onun ‘mülkü’, insanların zannettiği gibi bir saray, bir şehir ya da bir kıta değil; bizzat kendisinin o yüksek titreşimli ve 114 birimlik stabil yapısına uygun, Allah tarafından kendisine tahsis edilmiş olan müstakil bir gezegendir!
Bu, sadece bir ödül değil, ‘Bilinçli Kimya’nın kainattaki mutlak yeridir. O, topraktan gelen bir ‘Dabbe’ olarak başladığı serüvenini, kendi stabilizesine uygun bir mülkte yüksek frekanslı bir ‘Mülk Sahibi’ olarak mühürleyecektir. Artık o, Dünya’nın kısıtlı frekansından azade, kendi mülkünün sarsılmaz sultanıdır. Bakara Suresi 247: “Mülk Allah’ındır ve mülkü dilediğine verir” Öyle değilmi? Sayılar yalan söylemez, koordinatlar şaşmaz ve mühür (19) asla paslanmaz. Biz sadece o ‘bir avuç’ suyun peşindeyiz; fazlasında boğulanlar nehrin kenarında pikniğine devam etsin, görev bizi bekler!
Asya’ya ve halklarına bir kabus gibi çökmüş vampirlerin stratejik kaynaklara hakim olma arzusu, o kaynakların kendilerine kozmik bir kefen olmasıyla son bulur. Allah’ın yardımıyla Talut ve bir avuç asker, Calut’un ordusunu bozguna uğratır. Böylece bu savaşı;
[…] Detaylı anlatım için link: MELHAME-İ KÜBRA […]
[…] ise Dabbet-ül Arz, “TALUT” adı altında, tarihin en büyük kırılması olan **“Melhame-i Kübra”**yı (Son Savaşı) bizzat komuta […]
[…] Link: KUR’AN VE 608 SENESİ Link: DABBET-ÜL ARZ VE TALUT […]
[…] 19X108 LİNK: MEHDİ & MESİH LİNK: ÖLÜ ADAMIN UYANIŞI LİNK: TALUT DAVUT VE CALUT LİNK: DABBET-ÜL ARZ OLMAYI […]
[…] ARZ LİNK: DABBET-ÜL ARZ + TALUT = MESİH LİNK: MÜDDESSİR: “ÖLÜ ADAMIN UYANIŞI” LİNK: ARMAGEDDON “MELHAME-İ KÜBRA” LİNK: MEHDİ NEDİR VE MESİH NE […]
[…] Komuta Tarihi: 2058 Nagpur Hindistan (Mili Stone) Dünyanın ağırlık merkezi olarak anılan koordinat. ARMAGEDDON 2058 […]
[…] Kolbaşçılık (Komuta) Ubaktısı: 2058-jıl. Nagpur, İndiya (Mili Stone). Düynönün salmak borboru (ağırlık merkezi) dep atalgan koordinat. ARMAGEDDON 2058 […]