Kur’an ehli (Müslüman) kardeşlerim! İmanınıza ve bilginize güveniyorsanız lütfen konuya iştirak edin.
Kur’an ehli Reşadiler! (kendilerine teslim olanlar diyenler) Sizde imanınıza, bilginize ve hesaplarınıza güveniyorsanız lütfen sizde konuya iştirak edin.
Çünkü bu yazı, Kur’an’daki; Arapça ‘Salat‘ kelimesinin yaygın kabulün (Farsça namaz) aksine farklı bir anlama geldiğini iddia ediyor. Gelin bu iddiayı Kur’an ayetleriyle hem içerik hemde sayısal olarak birlikte inceleyelim.
Not: Yazı içinde yer yer olacak olan provokatif dilim için peşinen özür dilerim. Hiç kimseyi küçümsemiyorum sadece dikkatinizi çekmek için bilinçli olarak bu dili kullanıyorum. Yazının meydan okuyucu ve yıkıcı tonu aslında hepinizi yapıcı bir sorgulamaya itmek içindir. Bazen itmek gerekir…
Hani derler ya: “Tanısan sende seversin” Öyle biri olduğuma inanıyorum inşallah bir gün hep birlikte Allah’ın cennetlerinde oluruz.
İnsanlar arasındaki kıt beyinliler, “Şimdiye kadar uydukları kıbleden (KABEDEN) onları vazgeçiren nedir?” diyecekler. Deki: “Doğu da Batı da Allah’ındır; O, dilediğini doğru yola iletir.” (Bakara S.142)
Ya, öylemi? Öyleyse, bizden öncekilerin durumu nedir?
Deki: “Onlar hakkındaki bilgi, Rabbimin katında bir kitapta yazılıdır. Rabbim ne yanılır, ne unutur.”
Yukarıdaki ayetleri, şimdiye kadar doğru kabul ettiğimiz bilgilerin hatalı olabileceğini gösteren bir uyarı olarak alıntıladım. Çünkü okuyacaklarınız, kendinizi bir paradoksun tam ortasında bulmanıza neden olacak. Unutmayalım ki yanılmayan tek bilge Allah’tır, öyleyse bırakın geçmişi gelin hep birlikte yalnızca O’ndan gelene tabi olalım. Başarılar dilerim.
Peki, kitabın bu büyük iddiasına gerekli duyarlılığı gösteriyor muyuz?
Kitapta hiçbir şeyin eksik bırakılmadığına inanmak, onda her şeyin detaylıca anlatılmış olması demektir. Onu böyle bir kabulle kabul etmiş olmak, “Bu kitap size yeter” ayeti uyarınca, sadece ondan bize ne geliyorsa almak ama ona hiçbir şeyi sokuşturmamak demektir. Allah tastaman eksiksiz bir kitap vermiş bunu anlayabiliyor musunuz?
Ne sünniler ne Kur’an’cılar nede Reşadiler Kur’an’da namazın kılınış şekli olduğunu savunmaz. Ama buna rağmen ne hkmetse hepsi “Kur’an’da namaz vardır” der. Bu kabul ediş “Eksiksiz olduğuna inanılan kitap karşısında o kişiyi ne hale düşürür?
Konuya buyurun… Salat;
Not!: Bu önemli not kendiminde seneler önce Kur’an tarafından yalanlanmış olduğunu bilmeniz içindir. Bu yazı ile okuduğum meydan, aslında kendiminde yenildiği meydandır. Bu vesile lie namaz meselesi, doğruları araştırma çabası içinde olanlara faydalı olması temennisiyle…
Bismillahirrahmanirrahim.
Salat sözcüğüne Kur’an’da getirilen anlam neredeyse tüm müfessirlerin ortak görüşünde “Namaz” olarak verilmiştir. Namaz; toplumsal anlayışta rükünleri belli hareketlerden oluşan dini bir icap, bedensel bir eylem, peygamberlerin gözünün nuru gibi inanılmış ve kabul edilmiş fiziksel ibadet çeşitidir. Bu sebeple namaz, Allah’a secde edilen bir ibadet anlayışı olarak mütevatir yollarla Hz. İbrahim’den bu yana devam ettrilen, günümüzde beş vakit icra edilmesi şartıyla farz olarak kabul edilen, farz olduğu içinde sorgulanması, eleştirilmesi imkânsız bir kutsal tapınma şekli olmuştur.
Çok önemli not! Uyarıyorum! Kur’an’da “Hz. İbrahim’i milleti diye geçen ayetlere “İbrahim’in dini” denmesi bir müslümana yakışmaz. Bu açıkça Kur’an’a şaibe sokmaktır ve bu davranış onun anlatısını değiştirmek gayretidir. Bu söylemlerden acilen vaz geçin! Merak etmeyin siz İbrahim’in milleti dediğiniz zaman Allah Irkçı olmaz. Siz sadece Allah’ın gerçekliğini dile getirmiş olursunuz.
Öte yandan namazın mütevatir yollarla kendilerine ulaştığını savunanlar neyi savunduklarının farkında mı? Mütevatir demek: Çok kimselerin naklettikleri haber. Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir cemaatın bir hadise hakkında verdikleri sahih haber demektir. Namazı böyle bir mantığa dayanarak savununlar Allah’ın kitabından bir garantimi aldılar? Sünniler aynı mantıkla namazı sahih hadisler üzerine savununca hatalı oluyor da Kur’an’cılar savununca aferin mi bekliyor?
Teşbih yapalım. Kur’an’cılar özellikle Reşadiler namaz konusunda sünnilerle olan atışmalarında hadisleri ret ederek “ispatınız var mı” derler. Şimdi aynı şeyi siz yapıyorsunuz ben de size soruyorum! İspatınız var mı? Yoksa sadece sizde sünniler gibi ispat edemeyince “biz öyle inanıyoruz” mu diyorsunuz?
Siz Hz. İbrahim namaz kılarken kayıt mı ettiniz? Elinizde iddia ettiklerinizi alenen gösteren bir kayıtmı var? Neden, neye istinaden savunduklarının dahi bilincin de olmayanlar, insanlara din anlatırken gerçekten Kur’an’ın fevkindeler mi?
Hayati bir mesele gibi savulan namazın ne kılınış şekli ne de adı kendisinde hiçbir eksik bırakılmadığı söylenen Kur’an’ın, hiçbir ayetinde bulunmaz. Şuna bakın! Bu halde icra edilen namaz hadisler de bile bulunmaz.
Bu ne demek biliyor musunuz? Ne Kur’an’cıların ne de Sünnilerin kıldığı ve savunduğu namazın “hiçbir dayanağı yok” demektir. İster farz olsun ister sünnet hiçbiriin dayanağı yoktur hepsi kendi zanlarıdır. “E biz öyle inanıyoruz” demek; öyle zannettiğiniz içindir ve “zan” tamda budur”
Hani Kur’an’da herşey detaylıca anlatılmıştı?
Hani Allah Maide Suresi 3.ayette dinimizi kemale erdirmişti? Peki, öyleyse neden Kur’an’da savunduğunuz namaz yok; bu gerçeği kendiniz için dürüstçe sorgulamayacak mısınız? Kur’an ehli müslümanlar ısrarla namazı savunuyor? Hemde 5 vakit! Sünnileri anlıyorum, onlar Kur’an ile Hadis külliyatını da dini referans olarak kabul ediyor. Ama Kur’an ehli sadece Kur’an’ı referans aldığını iddia ediyorken, Kur’an’da olmayan bir şeyi nasıl, neye göre savunuyor?
Bunun sebebi çok eskiye dayanır…
Kur’an’ın orjinal sözlerinden uzaklaşmış ve yollarını kaybetmiş toplumlara, kendi düşüncelerinden (arabilik) ürettiğin mealleri sürekli tekrar edersen ve bunun Kur’an’ın tercümesi olduğunu söyleyip sürekli deklare edersen, bu anlatıklarının Kur’an’dan olduğuna inanacak toplumlar mutlaka çıkacaktır. Buna inananlar ise yaptığı bu işin Kur’an’ın emri olduğunu sanarak sımsıkı sarılacaktır. Aynen günümüzde olduğu gibi.
Gerçek nedir?
Gerçek; herkes tarafından varlığı hiç şüphe edilmeksizin kabul edilen her şeydir. Gerçek, zamandan etkilenmez. Hakikat nizamına uygun olmak zorunda olan gerçek, herkesçe bilinip kabul gören her şeydir.
Gerçeğin koşulsuz kabul edilmesi tüm insanlarca (milletlerce) anlaşılabilmesi üzerine kuruludur. Bir şey kendi anlam ve manası üzerinden kusursuz halde ortaya konulmasıyla herkes tarafından kabul görmelidir ve işte buna hakikat yani dosdoğru gerçek denir.
Şimdi! Şayet Kur’an evrensel nizama uygun halde tüm milletler tarafından anlaşılabilmesi üzerine hazırlanmış bir kitapsa, namaz adlı eylemin Kur’an’da tüm insanlar tarafından açıkça anlayabileceği bir karşılığı olması gerekmez mi?
Kur’an evrensel bir söz ise, onu evrensel olarak kabul etmek zorunluluğu vardır. Kur’an’ı evrensel olarak kabul ettiğimiz an onu küresel akla göre izah edebilmek zorunluluğu olur. Birine Kur’an (meal) hediye edildiğinde o kişinin Kur’an’ın ne anlattığını anlayabilmesi gerekir. Bu Kur’an’ın kendi iddiasıdır. “Anlayabileseniz diye kitabı kolaylaştırdık.” (Kamer Suresi 17)
Namaz Kur’an’da aynen günümüzde uygulandığı gibi anlatışmış olsaydı, Arjantin’de Kur’an okuyan bir insanın namaz adlı eylemi Kur’an’da olduğu gibi görmesi gerekirdi. Fakat bırakın Arjantinli bir insanı biz dahi kendi aramızda bu konuda paramparçayız.
Evrensellik nedir? Evrensellik; her millet tarafından kolayca anlaşılabilip herkese mantıklı bir açıklama sunulabilen demektir. Bu ise her milletin ortak bir noktası olması anlamına gelir ki işte bu “gerçek” nedir açıklamasında yaptığımız vurgu ile tüm milletler tarafından anlaşılması gereken şeyin namaz ola-ma-ya-ca-ğı anlamına gelir. Peki o gerçek namaz değilse nedir? Tüm milletlerin ortak paydası ne olablir?
Kur’an’ı oluşturan sözcükler bir millete bağımlı değildir. Tam aksine herkese aynı halde uzak ve aynı halde yakındır. Allah’ın kitabı Kur’an demek, yarattığı her insana o kitap ile hitap edebileceği ve bu suretle onu okuyan her insanın ne yazdığını anlayabilmesi ile ölçülü bir hitap kitabı olması demektir.
Şayet salat adlı eylem namaz demekse ve bu da Kur’an’da açıkça anlatılmış olsa, her kafadan bir ses çıkabilir miydi? Bunu iyice düşünün!
Müslüman âleminin dahi kendi içinde paramparça olduğu namaz anlayışı, size de tuhaf gelmiyor mu? Oysa dinin direği denen hareketler bütünü “göz nuru diye dayatılan namaz” Allah’ın bir emri olsaydı sizce de bunu eksiksiz olan Kur’an’da bulunduruyor olması gerekmez miydi? Hani Kur’an eksiksiz di?
Müslümanların arasında namaz adlı eylemin aykırılıklarına bakınız!
Muhammedilere göre namazın o beş vakti şu ayetlerdedir; Hud S, 114, (öğle ve ikindi) İsra S,78, (sabah diyenlerde var ikindi diyenlerde var yatsı diyenlerde var) Rum süresi (sabah ve akşam)
Reşadilere göre o beş vakit şu ayetlerdedir. Nur S,58 (Sabah ve Yatsı) İsra S,78 (Öğle) Bakara S,238 (İkindi) Hud S,114 (Akşam)
Kur’an’cılara göre o vakitler “Kur’an’da 3’tür” ve şunlardır. İsra S,78 (Akşam) Yine İsra S, 79 (Sabah) Hud S, 114 (Yatsı)
Daha farklı çıkarımlar elde edenlerde var. Görüyorsunuz ki bu konuda herkes, üstelik hepsi Kur’an merkezli olduğu halde farklı düşünceler içindedir. Peki, sormazlar mı? Hepiniz aynı kitabı okuyorsunuz da neden hepiniz farklı bir görüşe sahipsiniz? Hani Kur’an içinde şaibe bulunmayan tastamam bir kitaptı?
Kur’an kişiselltirilmemeli!
İnançlılar arasında bir ilke vardır o ilke: “Kur’an Allah’ın kitabıdır ve her konuda yeterlidir” ilkesidir. Kur’an’ın yeterli olduğuna inanıldığı iddia ediliyorsa, onun istisnasız bir biçimde yeterli olduğuna teslimiyet sergilemesi gerekir. Bu en önemli prensiptir. İnanıyorsan, yeterli olduğunu kabul edip tam bir teslimiyet ile onu kabul edeceksin.
Dışarıdan ona hiçbir şey uydurmaya çalışmayacaksın! Tamamen Kur’an’ın kendi sözlerine uyulmak ilkesiyle tam bağımsız olarak okuyacaksın. Bunun için önce Nahl Suresi 98 ayetinde dediği gibi yapmalısın. “Öyleyse Kur’an’ı okurken kovulmuş şeytandan Allah’a sığının” ayetinin anlamını öğrenmelisin.
Bunun açıklaması şudur. Kur’an’ı okuyacaksan, daha önce aklına sokuşturulan tüm düşünceleri arkanda bırakıp onları unutmalısın. Çünkü daha önce doğru sandığın bilgiler hatalarla doludur. Hata içeren bilgi ise bilgiyi ilkin ortaya atan cehaletin ürünüdür. Cehaletin ürünü ise sahibini Kur’an’da “şeytan” yani sahtekâr olarak etiketler. İşte şeytandan Allah’a sığın sözü, gözle görünmeyen bir varlıktan uzak kalmak için değil! Din adına ve Allah adına aklına yerleştirilmiş gözle görünmeyen tüm tehlikeli bilgiler içindir. Aksi halde bilinçsizce Kur’an okuyorsak bilmeliyiz ki; o anda bize ait olan tek şey gözlerimizdir. Kur’an o anda bizi kendi dağarcığından besliyor olsa da düşüncelerimize örünen hatalı veriler, ondan gelen doğru bilgileri eski hatalarla yorumlar. Bu sebeple Kur’an, kendisini okuyan kimseye yardımcı olmaz.
Kimki “ben Kur’an öğrencisiyim ve sadece Allah’ın bana anlattıklarına itibar ederim” diyorsa ve buna öümüne sadıksa bilsinki onlar sağlam bir ele gerçekten tutunmuştur.
Şayet siz gerçekten Allah’ı dinliyorsanız ve dinde referans olarak sadece Kur’an kitabını dikkate alıyorsanız iyi biliniz ki Kur’an’da namaz hem yoktur hemde dinde hiçbir bir önemi yoktur. Kur’an’da olmayan bir şeyden ise asla sorumlu olamazsınız.
Biliyoruz ki müslümanlar sadece Kur’an’dan sorguya çekilecektir. (Zuhruf S. 44)
Bu kısıma kadar anlattıklarım dinlerini sadece Kur’an’ın metnine bakarak icra eden kardeşlerim içindi. Lütfen yazıyı okumaya devam edin çünkü “SALAT” sözcüğünün ne anlama geldiğini ilerleyen bölümlerde açıklayacağım.
Şimdi yazacaklarım Namaz konusunda dinlerini hem Kur’an’ın sözlü metnine hem de namazın Kur’an’da sayısal karşılığının olduğunu iddia ederek, kendilerinin doğru yolda olduğunu iddia edenler içindir.
Reşadiler için namazın önemi zaten bilinen ve kabul edilen bir şeyin “Misakın elçisi Dr.Reşat Halife’den uygulanış biçimiyle görmüş olmalarıdıır. Hz. Reşat Halife Dinde reformlar yapmıştır ve en büyük reformlarından biri sünnet namazlarının yanlış olduğunu savunmasıdır. Kendisi ise 19 mucizesinin yetklii elçisidir.
Reşadiler bu yazı sizi cephe almaktadır ve şu açıklamanın faydası olacaktır.
Reşat Halife diyor ki! “Benden duyduğunuz sözler Kur’an’da yoksa almayın” Reşat, Kur’an’da mükemmel işler çıkartmıştır. Hiç kimse bunu inkâr edemez. Yalnız unutmamalı! “Benden duyduğunuz sözler Kur’an’da yoksa almayın” diyen Halife aslında şunu demektedir; “Beni körü körüne takip etmeyin!”
Şimdi namaz meselesine 19 üzerinden bakabiliriz.
Namaz ve 19: Sayısal hesaplar
Namazın doğruluğunu 19 sayısıyla ölçülü olduğunu savunarak günlük rekâtlar üzerinden namazın 19 sayısıyla mühürlü olduğu savunuluyor. Sabah 2, öğlen 4, ikindi 4, akşam 3, yatsı 4 olmak üzere gösterilen sayıları “yan yana getirmek” suretiyle, örnek:24434, 19 sayısına bölerek 24434/19= 19’un 1286 tam katı olan bir hesap elde ediliyor.
Farklı yaklaşımlar da var: Günlük rekâtları toplama işlemine tabi tutuyorlar. Örnek: 2+4+4+3+4= 17 bu sonuca Cuma namazının 2 rekâtını ekliyorlar ve sonuç 17+2= 19 ediyor. Bu açıdan da namazın 19 sayısı ile mühürlediği iddia ediliyor. Diğer bir yaklaşım ise haftalık görüntü üzerinden şöyle: 5 vakit haftada 7 gün. “5 ve 7” 3×19= 57 diye hesaplıyorlar.
Hesapların kontrolü:
Görüş 1: Rekât Sayılarını “Birleştirmek”
Bu yaklaşımı benimseyenler rekâtları yan yana getirerek: 24434 gibi bir sayı elde ediyor. Bu sayının 19’a tam bölündüğünü (24434 / 19 = 1286) iddia ederek, namazın 19 sayısıyla mühürlü olduğunu savunuyorlar.
Not: “Abdullah Arık’ın” NAMAZ için yaptığı “19” hesapları hatalıdır. O yazı için link budur: REŞADİLERİN NAMAZ ÇIKMAZI
Analiz ve eleştiri:
Görüş 1’in hesapları gerçekçi değildir neden? Çünkü bu hesap Cuma namazındaki 2 rekâtı görmezden geliyor. Cuma namazının iki rekâtıda eklendiğinde (244342 / 19), sonuç 12.860,105… çıkıyor ve bu, 19’a tam bölünmüyor. Namaza inanıldığı halde Cuma namazını görmezden gelmek şu ayetle de ters düşmek demektir: Kitabın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmiyor musunuz? (2:85)
Üstelik Cuma namazı namazlar arasında (namazcılara göre) “çatı, bir araya toplayan” namaz olarak en önemlisidir. Kısacası birleştirmek görüşü 19 sayısıyla ilişkili bir sonuca ulaşamıyor.
Görüş 2: Rekât Sayılarını “Toplamak”
Bu yaklaşımda ise, günlük namaz rekâtları toplanıyor: 2 + 4 + 4 + 3 + 4 = 17. Bu sonuca Cuma namazının 2 rekâtını ekleyerek 17 + 2 = 19 sonucuna ulaşıldığı iddia ediliyor.
Eleştiri: Bu yöntem de hatalıdır. Çünkü bu hesaplama günlük namazları haftalık veya aylık periyotta değerlendirmiyor. Hesaplamalar üstteki gibi Cuma namazı dahil halde daha kapsamlı yapılması gerekir.
Haftalık Hesap: Haftalık toplam rekât sayısı (17 x 7) + Cuma namazı (2) = 121
Aylık Hesap: Aylık toplam rekât sayısı (17 x 30) + 4 Cuma namazı (4 x 2 = 8) = 518
Yıllık Hesap: Yıllık toplam rekât sayısı (17 x 365) + Yıllık Cuma namazı (52 x 2 = 104) = 6309
Toplamak görüşü 19 sayısıyla ilişkili bir sonuca ulaşamıyor.
Görüş 3: Vakit Hesabı: Günde 5 vakit haftada 7 gün.
5 ve 7 “57” (3×19) Bu görüş sahipleri de Cuma namazını hesaba eklemez.
Haftalık Vakit: (5 vakit x 7 gün) + Cuma namazı = 35 + 2 = 37
Aylık Vakit: (4 hafta x 35 vakit) + 8 rekât Cuma namazı = 140 + 8 = 148
Yıllık Vakit: (12 ay x 140 vakit) + 104 rekât Cuma namazı = 1680 + 104 = 1784
Vakit hesabı da 19 sayısıyla ilgili bir sonuç vermiyor.
Üç görüşün de ne bölüneni ne toplananı 19 sayısını vermez. Üzerinde 19 yoktur.
Kur’an’ın hitabında bulunmayan namaz, hesabında da bulunmaz!
Öyleyse bu hakikat, elçi Reşat’ın namaz adlı öğreti için söylemiş olduğu sözlerin, Kur’an’da olmadığını ispat etmektedir. Reşat, “o sözü” söylemekle, elinde olmayan sebeplerden ötürü elde edemediği bilgilerin sorumluluğunu üzerinden atmıştır. Ve böyle bir söz söyleyerek ileri gitmek isteyenlerin de yolu açık bırakılmıştır. Artık anlayış tamamen takipçilerinin kendisine kalmıştır. “Yarışıp öne geçenler ve ilimde derinleşenler” ayetinin içinde olanlar olmak dileğiyle…
Not: Öyle görünüyorki namaz vardır diyenlerin hepsi kendini hakikatçi sanan bir önceki doğrucuların içinde kalmıştır. Ben de on dokuz sayısını ilke edinen biriyim. Neredeyse tüm yazılarımda bunu görebilirsiniz. Namaz konusunda ilk önce kendini inandırmış biri olarak, sizin için ilk örnek benim. Çünü bana iman edenlerin ilki olmam emredildi.
Şu andan itibaren yazılanlar hepimiz içindir.
Salat, Türkiyede 300 civarı mealin çevirisinde “namaz” olarak verilmiştir. Her şeyi bir kenara bırakalım ve şunu soralım. Ben Türk’üm, Türkçe konuşur Türkçe yazarım. Fakat ne zaman elime bir meal alıp okumaya başlasam namaz, peygamber, cariye, cami, ezan, oruç, başörtüsü vb. yabancı sözlerle karşılaşıyorum. Bunlar Türkçe sözcükler değiller, öyleyse bunlar bana ne anlatabilir ve bu nasıl bir çeviridir?
Tuhaflığa bakınız! Salat sözcüğü Arapça bir sözcükken, salat sözcüğünün açıklaması olarak verilen “namaz” sözcüğü, Farsça bir sözcüktür. Bu açıdan namaz, çift katmerli yabancı sözcüktür. Öte yandan Kur’an, kendisinin Arapça indirilmiş bir kitap olduğunu hatırlatarak bize mevcuda hangi dil üzerinden bakmamız gerektiğini öğütler. İşte hatalarımıza sebep olan bir değişkende budur. Okuduğunu meali Arapça Kur’an’a göre tartmalısın.
ÖYLEYSE SALAT SÖZCÜĞÜ BANA NE ANLATMAKTADIR?
Öyle görülüyor ki salat kavramı bizim için henüz aydınlatılmış bir konu değildir! Öyleyse namaz sözcüğü “salatın” açıklayıcısı olma özelliği yok hükmündedir.. Hangi rasyonel biri Kur’an evrenseldir ve eksiksizdir dedikten sonra bu açıklamaya itiraz edebilir? Ederse hemen ona şu ayeti hatırlatayım? Hani Kur’an eksiksiz ve tamamlanmış bir kitaptı? Aksini iiddia ediyorsanız ciddi ciddi Allah’ın yalancı olduğunu ima ediyorsunuz demektir.
Öyleyse salatın namaz olduğunu iddia edenler, bunu bize Kur’an üzerinden ispat edemezler. İspat edilemeyen bir mesele ise doğru olarak kabul edilemez. Çünkü namaz sözcüğü Kur’an’ın orijinal metininde yoktur ve öyleyse bu, “Benden duyduğunuz sözler Kur’an’da yoksa almayın” sözünü doğrulatır.
1-Kur’an’ın orijinal metninde namazın davranışsal tertibi geçmediği gibi namaz sözcüğü de geçmez! Öyleyse salat sözcüğünü namaz adlı davranış olarak çevirmek hiçbir zemine oturtulamaz. Bu açıdan çeviri ilkesi terk edilmiştir. Herhangi bir zemine oturtulamayan ve kitapta denklemini bulamayan fikir ise, doğru ve gerçek olarak kabul edilemez.
Durum buyken salat sözcüğüne “destek” olarak mana getiren çevirilerde vardır. Destek olarak yapılan çeviri, namaz adlı çeviriye göre daha mantıklıyken, doğruda değildir. Neden? Şayet salat sözcüğünün manası destek demek olsaydı, salat sözcüğünün peşinden gelen zekât (vergi) sözcüğünün olmaması gerekirdi.
Zekât zaten başlı başına maddiyat demektir. Öyleyse zekât verirler demek, zaten yerine getirilmesi emredilen destek demektir. Yalnız şunu kabul etmeli ki destek çevirisi, genel namaz çevirisinden daha anlamlıdır. Fakat her ikisi de yanlıştır.
Bu yazının amacı sadece namaz yoktur demek değildir!
Yoksa neden yoktur, üstelik gerçek manası nedir? Onu da ispat etmektedir. Namaz yoktur diyenler ile bu yazı arasındaki fark, salat sözcüğünün gerçek manasını da gösterecek olmasıdır. Yoktur demek kolay ama onun yerine ne koyacağınız en önemli olandır.
2- Kur’an’da namaz adlı eylemin bu günkü haliyle ezan ile çağrılması şekli yoktur. Zorlama ile bu işlerin olmayacağı Kur’an kitabı tarafından zaten yok hükmündedir. Bu iş tarihin diplerine kadar inip, Hz.İbrahim’den bugüne kadar varlığını sürdürdüğüne dair bilgi çıkarımları edinmeye çalışmak, Kur’an’ın yetersiz olduğunu söylemenin değişik bir ifadesidir. Unutmayınız! Kur’an kendisinin eksiksiz olarak tamamlanmış bir kitap olduğunu net biçimde belirtir.
Not: Bende namaz adlı davranışın olduğunu iddia etmekteydim. Şahsıma yöneltilen sorular da Kur’an’ın metnine bakarak namaz adlı ibadeti ispat edememek, yalnız İbrahim’den beri var olduğunu ama bu gün evrim geçirmiş haliyle eklemeler olduğunu anlatmaya çalışmak, kırk dereden su getirmeye benziyordu.
Oysa böylesine ehemmiyet gösterilen namaz adlı hadise, bu kadar çıkmaz da olabilir miydi? Kur’an’daki vakitleri ve hesapları konusunda her kafadan bir ses çıkar mıydı?
ŞAYET NAMAZ ADLI EYLEM KUR’AN’DA GERÇEKTEN OLSAYDI,
HER KAFADAN BİR SES ÇIKMAZDI!
Kitabın iddiası neydi? Kitabın tastamam olduğu ve kitapta hiçbir şeyin eksik bırakmadan detaylı biçimde anlatılmasıydı. Öyleyse bu şu demektir,
“Eksik bende değil, sizin kendinizde! Siz bana uymuyorsunuz, atalarınızın geleneksel davranışlarını bana uydurmaya çalışıyorsunuz. Siz bana göre şekillenmiyorsunuz, kendinize göre kişiselleştiriyorsunuz. Bende böyle bir şey olmuş olsaydı; oruç gibi onu da size detaylıca anlatmam gerekmez miydi? Namaz -size göre- “bilinen” birşeyde oruç da öyle değil mi? Oysa bende -bilinen namaz- diye bir sözcük geçmezken tam tersi -bilinen oruç- (eskilere farz kılınıdığı gibi) geçer ve buna rağmen açıklaması verilir.”
İşte Kur’an kendi eksiksizliğini böyle savunur.
Hayati bir mesele gibi dayatılan namaz adlı eylem, neden Kur’an’da esaslı bir dille anlatılmaz? Tüm fikir adamlarının görüşlerini bir kenara bırakın, put edindiğiniz tüm adamların yorumlarını bir kenara bırakarak düşünün. Bu konuyu, Allah’ın kitabına göre düşünün! Şayet namaz varsa Allah böyle bir şeyi hiç eksik ya da yarım anlatmış olabilir miydi?
Böyle bir şey, her konuda kusursuz olduğunu iddia ettiğimiz Allah’a hiç uyar mı? Tabi ki uymaz. Sorun onda değil. Sorun bizim akımıza çakılmış geleneksel din anlayışımızdan kaynaklanıyor. Biz Kur’an’a bakarken Din adına öğretilmiş her şeyi onda bulmaya çalışıyoruz. Bulamadığımız zaman kendi hayallerimizi Kur’an’a yaslıyoruz. Bu davranış biçimi bize hiç yakışmıyor. İşte! Kur’an okumadan evvel kovulmuş şeytandan Allah’a sığın sözü böyle toplumsal bir hastalığın sirayetiyle deşifre edilir.
Oysa “bu kitap size her konuda yeter” ayetinin karşılığı böylemi olmalıydı? “Şayet namaz Allah’ın emriyse neden Kur’an’da açıkça anlatılmıyor” sorusu, hakiki bir sorudur. Kur’an namaz adlı eylemin doğruluğunu desteklemezken yanlışlığını ise kesinlikle göstermektedir!
Tam bütün cevapları bulduğunu düşünürsün sorular değişir. “Paulo Coelho”
Meallere namazı sokanlara bir soru! Salat’ı neye istinaden namaz olarak çevirdiniz? Üstelik salat sözcüğüne namaz adlı davranışı nasıl sığdırdınız?
Reşat; Kur’an’a bakış açısındaki hatalara sebep olan şeyin, “Arap kültürünün Kur’an’ın önüne geçmesi olarak yorumlamıştır.” İşte bu son derece doğru bir tespittir. O birşeylerin yanlış olduğunu biliyordu ama elinde olmayan sebeplerden ötürü kendi zamanının gerçeklğini yaşamak zorundaydı. Tıpkı yazının en başındaki şu ayette olduğu gibi.
İnsanlar arasındaki dar kafalı düşünceliler, “Şimdiye kadar uydukları kıbleden onları vazgeçiren nedir?” diyecekler. De ki: “Doğu da Batı da Allah’ındır; O, dilediğini doğru yola iletir.” (Bakara S.142)
Evet, Hz.Muhammed ile başlayan iman edenlerin testi şu anda sizler için yeniden yürürlükte. Kime inanacaksınız?
Arabiler “inandık” dediler. De ki: “İnanmadınız. Yalnızca “teslim olduk” deyiniz. Çünkü iman henüz kalbinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz O, yaptıklarınızın karşılığında hiçbir şey eksiltmez. Çünkü Allah, çok bağışlayan ve çok acıyandır.
Allah’a ve Resulüne aynı anda itaat etmek istiyormu sunuz? Öyleyse Reşat’ın yaptığı o kritik uyarıyı dikkate alarak Kur’an’a Allah’ın bize gösterdiği gibi uyalım.
KUR’AN ANCAK ÖZGÜR İRADEYLE OKUNURSA EVRENSEL OLDUĞUNU GÖSTEREBİLİR.
Aksi takdirde hataların olması kaçınılmazdır!
Namaz hakkında “evet namaz vardır işte şudur budur” diyenlere bir basit bir soru soruyorum. Bana, kendisinden sorguya çekileceğimiz Kur’an’da, namaz adlı eylemin icra edildiği şu rükünlerin ve duaların vs. Kur’an’da nerede nasıl hangi ayetlerde geçtiğini bildiriniz. Allah bana namazı, Kur’an’da nerede, hangi surede ve hangi ayetlerde, tekbir, kıyam, rükû, secde, oturma ve selam verme gibi tekrarlardan oluşan davranış şeklini anlatmıştır?
İşte buna asla cevap veremezsiniz!
Salat sözcüğünün anlam ve manasına geçmeden önce Kur’an’da namaz olarak çevrilen sözcüklere bakalım.
Arapça ˁbd kökünden gelen ˁibādat عبادة hizmet etme, hizmet eden, sözcüğünden alıntıdır. İşte “hizmet etme” manası ile ibadet, “çaba, çabalayan” demektir. Öyleyse çabanın karşılığı olarak bir isteğinin yerine gelmesi için edilen mücadele esnasında, harcadığın çabanın karşılığı olarak sebatla durma haline “vazife edinmiş” denilir. Vazifeyi sürekli icra etmekse salatı ikame etmek demekken, ikame demek ise “idame” demektir ki bu, mesleğinde devamlı olmak manasına gelir. Meslek ise her kişininin pozisyonuna ve yeteğine göre üstlenip icra ettiği vazifesi & sorumluluğu olarak karşımıza çıkar bunun da güğnlük icra edilme haline bizim kültürümüzde “mesai” denir..
ŞİMDİ SIKI DURUN!
Kur’an’da seksen altı yerde salat olarak çevrilen sözcükler tek yerde Arapçada olduğu gibi fonetik halde çevrilir. O tek ayet Ahzap Suresi 56.ayettir. Ve vazife sözcüğünün ne kadar doğru bir tespit olduğunu bu ayet bize gösterecektir.
(Ahzab Suresi 56): Şüphesiz, Allah ve melekleri Resule ‘salat’ederler. Ey iman edenler, siz de ona ‘salat’ edin ve tam bir teslimiyetle onu selamlayın.
Seksen altı ayette namaz olarak çevrilen salat sözcüğü nasıl olur da iş bu ayete gelince Arapça melodik halde “salat” olarak alınmıştır? Ey müfessirler namaz nerede?
Bu bir çelişki değil midir? Bu çeviri Kur’an’ın saflığına leke sürmek değil midir? Şayet salat ve türevleri seksen altı ayete göre namaz demekse neden Ahzap suresinde buna sadık kalınmamıştır?
Madem öyle, bizde salat sözcüğünü namaz olarak alıp Ahzap Suresinin 56.ayetini namaz olarak çevirelim.
Şüphesiz, Allah ve melekleri Resule ‘namaz’ kılarlar. Ey iman edenler, siz de ona ‘namaz’ kılın ve tam bir teslimiyetle onu selamlayın.
Görüldüğü üzere ayetteki salat sözcüğünü namaz olarak çevirince, Allah’ın ve Meleklerin ve de inananların Resule karşı namaz kılıp secde etmesi üzerine sonuçlanır.
Bu ise bizi, “Ne yani Allah insana secdemi ediyor” sorusuna götürür.
Fakat ayete birde şimdi bakın.
Şüphesiz, Allah ve melekleri Resule vazifesinde yardım eder. Ey iman edenler, siz de ona vazifesinde yardımcı olun ve tam bir teslimiyetle onu selamlayın.
Ayet nasılda anlamlı “evrensel” ve özgür kaldı öyle değil mi? Ancak doğru başlangıç doğru sonuçla biter. Bu bir denklemdir.
Salat demek işte bu demektir. “Salat ‘Vazife’ demektir! Size neden bu ayeti örnek verdim onu izah edeyim. Allah 11 farklı ayette Kur’an’ın Arapça indirildiğini söyler. Üstüne basa basa 11 kere dillendirilmiş bir gerçek ile üst üste yapılan baskı: okuduğunuz mealleri Arapçasına bakarak teyit etmenizi öğütler. İblisin: “Senin dosdoğru yolunda” pusu kurup onları yanıltacağım demesi, hangi yolu hedefler? Dosdoğru yol Kur’an’dır.
Dosdoğru yolun Kur’an olduğu onlarca ayette net biçimde belirtilmiştir. Öyleyse İblis o sözü söylemekle Kur’an üzerinden ilerlenen yolu kast etmiş olur. Şimdi bu gerçek üzerine bakış açınızı değiştirip birde şöyle bakın! Nasıl gelenekselciler Allah ve Din adına hadislerle kandırılıyorsa, Kur’an’cılar da aynı mantık üzerine meallerle yanıltılıyor. Meal okuyan Müslümanlar okuduklarının Kur’an’a uyup uymadığının farkında değil. Öyleyse aldatılmak işten bile değil.
Vazife aynı zamanda, kitabıda emredildiği gibi okumaktır. “Kendilerine verdiğimiz kitabı ancak gereği gibi okuyanlar ona inanırlar” ayetindeki “gereği gibi okumak” 11 kez ifade edildildiği üzere tavsiye edildiği gibi okumaktır. Mealler anlamsızlıklarla dolu.
“Öğrenilmiş çaresizliğin kurbanı olmayın.”
Salat: Sanatın, işin, gücün, görev, görevin, sorumluluk, sorumluluğun vb. demektir. Şimdi buraya namaz olarak çevrilen ayetlerin en kritik olanlarını, hayatın belirli alanlarında namazın emredildiği iddia edilen ayetleri hem olduğu gibi alacağım, hem de peşinden aynı ayetleri iş-güç-vazife anlayışıyla çevirip mevcut meallerle kıyaslama yapacağım. Hangisi Kur’an’ın ruhuna uygun düşecek kıyaslayınız.
Bu meseleyi namazı savunan bir dinciye açın alacağınız cevap: “Sen Kur’an’ı nereden bileceksin. Allah o ayette kimbilir neyi murat etmiştir nereden bileceksin?” demekten öteye geçmez. Ona şöyle cavap verin. 86 yerde salatı namaz olarak çevirirken herşeyi
***
Bakara Suresi 3: ayet: Onlar, gaybe inanırlar namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
Bakara Suresi 3: ayet: Onlar, gözleriyle göremedikleri gerçeklere de inanırlar işlerinde dürüst olanlardır ve kendilerine imkân olarak verdiklerimizden ihtiyaç sahiplerine harcarlar.
*
Bakara Suresi 43: Namazı dosdoğru kılın zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.
Bakara Suresi 43: Görevinizi dosdoğru yapın verginizi verin ve saygılı olanlarla birlikte siz de saygı gösterin.
*
Bakara Suresi 45: Sabır ve namazla yardım dileyin,,,
Bakara Suresi 45: Azimli davranın ve görevinizde başarı dileyin,,,
*
Bakara Suresi 110: Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin,,,
Bakara Suresi 110: Sorumluklarınızı yerine getirin verginizi verin,,,
*
Bakara Suresi 125: Hani Evi insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. “İbrahim’in makamını namaz yeri edinin”, İbrahim ve İsmail’e de, “Evimi, tavaf edenler, itikâfa çekilenler ve rükû ve secde edenler için temizleyin” diye ahit verdik.
Bakara Suresi 125: Hani Evi insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri yapmıştık. “İbrahim’in makamını görev yeri edinin”, İbrahim ve İsmail’e de, “Evimi, gezip dolaşanlar, mesken edinenler ve saygılı olanlar ile itaatkâr olanlar için temiz tutun” diye anlaşma yaptık.
*
Bakara Suresi 238: Namazları ve orta namazını koruyun ve Allah’a gönülden boyun eğiciler olarak durun.
Bakara Suresi 238: Sözlerinizde ve işlerinizde ortayı bulun, Allah’a gönülden saygı duyanlar olarak davranın.
*
Bakara Suresi 177: Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz doğruluk değildir. Ama doğruluk, ,,,,,namazı dosdoğru kılan, zekatı veren, ,,,,,, İşte bunlar, doğru olanlardır ve faydalı olanlar da bunlardır
Bakara Suresi 177: Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz doğruluk değildir. Ama doğruluk, ,,,,,işlerini dürüstçe yapan, vergisini veren, ,,,,,, İşte bunlar, doğru olanlardır ve faydalı olanlar da bunlardır.
(Yüzler ne zaman sağa sola çevrilir? İşte onun bir anlamının olmadığını açıkça vurgulamaktadır.)
*
Nisa Suresi 43: Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. ,,,,,
Nisa Suresi 43: Ey inananlar, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken de yolculukta olmanız hariç yıkanıncaya kadar işinize gitmeyin. ,,,,,
*
Nisa Suresi 101: Yeryüzüne adım attığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, namazı kısaltmanız da sizin için bir sakınca yoktur. Belli ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.
Nisa Suresi 101: Yeryüzüne adım attığınızda kâfirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız, görevinizi kısaltmanız da sizin için bir sakınca yoktur. Belli ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.
*
Nisa Suresi 102: İçlerinde olup onlara namazı kıldırdığın da, onlardan bir grup, seninle birlikte dursun ve silahlarını da alsın. Böylece onlar secde ettiklerinde arkanızda olsunlar. Namazlarını kılmayan diğer grup gelip seninle namaz kılsınlar,,,,
Nisa Suresi 102: İçlerinde olup onlara görev verirken, onlardan bir grup senin yanında kalsın ve silahlarını da alsınlar. Böylece onlar emirlere itaat ederek arkanızda nöbet tutsunlar. Görevlerini almayan diğer grup gelip senden görevlerini alsınlar,,,,
*
Nisa Suresi 103: Namazı bitirdiğinizde, Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık ‘güvenliğe kavuşursanız’ namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.
Nisa Suresi 103: İşlerinizi bıraktığınızda, Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken anın. Artık ‘güvenliğe kavuşursanız’ vazifenizi tam anlamıyla yerine getirin. Çünkü vazife, müminler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir emirdir.
(O vakitler ise sabah tan yeri ağarırken başlayan ve akşam saatine kadar sürecek olan mesai saatleridir. Üstelik Kur’an güneş tepedeyken öğlen tatilini de ihmal edilmemiştir. Çünkü Kur’an detayları dahi verir.)
*
İbrahim Suresi 31: İman etmiş kullarıma söyle: “Alışverişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler.”
İbrahim Suresi 31: İnanmış olan kullarıma söyle: “Alışverişin ve dostluğun kalmadığı o gün gelmeden önce, vazifelerinde dosdoğru davransınlar ve kendilerine imkân olarak verdiklerimizden gizli ve açık dağıtsınlar.”
*
Furkan Suresi 64: Onlar, Rablerine secde ederek ve kıyama durarak geceler.
Furkan Suresi 64: Onlar, Rablerine itaat ederek ve işlerinin başında mesai yaparak geceler.
(Bu ise gece mesaisinin açıkça anlatılmasıdır.)
*
Ahzab Suresi 33: Evlerinizde vakarla oturun ilk cahiliyenin süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah’a ve elçisine itaat edin,,,,
Ahzab Suresi 33: Evlerinizde onurunuzla oturun ilk cahillerin süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın; sorumluluğunuzu dosdoğru yapın, verginizi verin, Allah’a ve elçisine itaat edin. ,,,,,,
*
Fatır Suresi 29: Gerçekten Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı dosdoğru kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.
Fatır Suresi 29: Gerçekten Allah’ın kitabını okuyanlar, vazifelerini dosdoğru yapanlar ve kendilerine imkân olarak verdiklerimizden gizli ve açık dağıtanlar; kesin olarak zarara uğramayacak bir ticareti umabilirler.
*
Cuma Suresi 9: Ey iman edenler, cuma günü namaz için çağrıldığınızda, hemen Allah’ı zikretmeye koşun ve alış-verişi bırakın. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.
Cuma Suresi 9: Ey iman edenler, cuma günü Allah’ın adı anılıp vazife için çağrıldığınızda alış verişi bırakıp hemen gelin. Eğer kavrayabiliyorsanız bu sizin için daha iyidir. (Sosyal hareket ayeti. Haftada bir Cuma günü toplu vatandaşlık vazifesi)
*
Cuma Suresi 10: Artık namazı kılınca, yeryüzünde dağılın. Allah’ın fazlını isteyip-arayın ve Allah’ı çokça zikredin; umulur ki felaha kavuşmuş olursunuz.
Cuma Suresi 10: Toplantı bitince artık yeryüzüne dağılın. Allah’ın fazlını arayın ve Allah’ı çokça düşünün; umulur ki rahata kavuşmuş olursunuz.
Bu toplantı bir resmi toplantıdır. Başkentin, illler ve ilçelerin haftalık toplantısıdır. Bu sinerjiyi anlayabiliyor musunuz? Tüm ülkece “resmi” bir uygulama; tüm bireylerin haftanın bir günü ortak harekette bulunması, o ülkeyi aktif, dinamik, bilgili ve kudretli yapar. Makam haftalık raporlarını verir halk buna iştirak eder.
Kur’an’daki Cuma toplantısı öyle cami içine doluşup liyakatsiz bir adamı dinlemek değildir.
İşte Kur’an’dan bir soru! Sizce Cuma toplantısını Hz.Muhammed bir devlet adamı statüsündemi uyguladı yoksa resmi icra edilen haliylemi uyguladı?
*
Müddessir Suresi 43: Suçlular der ki: “Biz namaz kılan değildik.
Müddessir Suresi 43: Suçlular der ki: “Biz vazifeye katılan değildik.
*
Kevser Suresi 2: Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.
Kevser Suresi 2: Şu halde Rabbin için vazifen yap ve yakınlık kur.
*
Ma’un Suresi 4: Şu yatanların vay haline,
Ma’un Suresi 5: Ki onlar, sorumluluklarında yanılgıdadırlar,
(Musalli; Musalla: Yatarak ömür tüketenlerin VAY HALİNE!)
*
ŞİMDİ SALATIN VAZİFE OLDUĞUNU ALTTAKİ AYETTE NET BİÇİMDE GÖRELİM!
Beyyine Suresi, 5. ayet: “Oysa onlar, dini yalnızca O’na has kılan temiz kimseler olarak sadece Allah’a kulluk etmek, işlerinde dürüst olmak ve vergisini vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru inanç budur.” Bu ayet bize namaz emrinin olmadığını ancak Allah’a olan borcumuzun sadece dürüstçe yaşamak olduğunu net biçimde anlatır.
*
Bir gizemmiş gibi görünen aslında hiçte öyle olmayan namaz meselesi geçekte budur. Kullukta kutsal olan ahlaktır. Ahlak ise kendisini işiniz de, vazifeniz de, eğitiminiz de ve öğretiminiz de gösterir. Zor olan işinde dürüst olabilmek ve peşinden paranı (zekatını) vermektir.
Tıpkı ayette dediği gibi: En sevdiğiniz şeyi paylaşıncaya kadar inanmış sayılmayacaksınız!
Para oyunu bozar. Para kimin dürüst olduğunu ortaya çıkartır. Kur’an’da namaz olarak gördüğünüz ayetleri sanatın, iş, işin, işiniz, görev, görevin, göreviniz, vazife, vazifen, vazifeniz, sorumluluk, sorumluluğun, sorumluluğunuz olarak konunun gidişatına göre çevirin ve öyle okuyun. Göreceksiniz ki Kur’an’da ki anlatılanlar herhangi bir kopukluğa uğramadan, leziz bir şekilde akacaktır ve Kur’an’ı çok daha iyi anlamanıza yardımcı olacaktır.
*
Şimdi akla gelen bir soru vardır. Madem namaz yoktur abdest neyin nesidir? Öncelikle şunu tekrar hatırlatmak isterim ki Kur’an’da, şu anki sanıldığı haliyle abdest sözcüğü de geçmez. Bu da tıpkı diğer uydurma kaydırma sözcükler gibi başka bir yabancı sözcüktür. Yani bu sözcük namazı meşrulaştırmak için Kur’an meallerine öylece alınmıştır. Bu durum bozacının şahidi şıracı gibi bir şeydir. Fakat halk anlayışında abdestin Kur’an’daki manası ile “temizlik” olan eylemin ne olduğunu irdelersek…
Abdest; anlık rutin temizliktir. Kur’an bunu bile detaylıca anlatmıştır. Vazifene başlamadan önce ya da tuvaletten çıktıysan vb. öğretilerle her an temiz ve bakımlı olmamızı tembihler.
Teyemmüm ise suyun bulunmadığı hallerde suyla yapılan işleme denk olacak seviyede –saeydana– silinmek, silinerek temizlenmek demektir. Başın ve ayakların ıslak elle sıvazlanması –masaha– taramak, düzeltmek, gözden geçirmek vb. anlamındadır. Altta masaha (mesh) sözcüğünün ne anlamlara geldiğini örnekledim. Detaylı bilgi için onlara bakınız. Banyo gibi uygulamalar ise rutin halin dışında, tümden bedensel temizliktir. Yani kısaca işin gerçeği abdest demek, temiz kalmak demektir.
Kur’an kitabı bu andan şimdiki ana, an be ana seslenir. Onun sesini duymak için geçmiş milletlere gitmeyin, onun sesini kendi zamanınızda bugünde dinleyin. Allah’tan bildirilene inanın demek, atalar dininden kopun demektir. Çünkü siz atalarınızın yaptıklarından sorguya çekilmeyeceksiniz kendi yaptıklarınızdan sorumlu tutularak, eksiksiz olduğu açıkça vurgulanan Kur’an’dan sorguya çekileceksiniz.
*
Masaha ile ilgili birkaç cümle;
مسح بياناتك سيكون مساعد جداً لبحثي.
Tarama sonuçların araştırmam için çok yararlı olacak.
دخل نورمان الحسابات أول مرة صباح الإثنين ثم مسح كل شيء
Norman pazartesi sabahı ilk iş hesaplara erişmiş, sonra da her şeyi silmiş;
الفريق الفني مسح وطبع بصمات كل الضيوف
Merhaba. Tüm konukların parmak izleri ve DNA’ları alındı.
Ey iman ederler? Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar, cinsel temastan sonra yolculukta olmanız hariç temizleninceye kadar işinizin başına geçmeyin! Şayet hasta ya da yolculukta iseniz ya da tuvaletten çıktıysanız yahut kadınlarla ilişkiye girdiyseniz ve de temizlenecek su bulamadıysanız, (saeydana)uygun/denk* bir şekilde silinip/temizlenin(teyemmüm)**. Şüphesiz ki Allah, affedicidir ve kusurları örtendir.
*Bu ayette “saeydana” sözcüğüne “TOPRAK” diye meal verilen tüm çeviriler yanlıştır. Saeydana sözcüğünün anlamını toprak diye çevirenler ayeti metropolde yaşayan bir kişi üzerinden yorumlasalar gerçek ortadadır. “Saeydana” sözcüğü, SEVİYE, DENK, EŞİT, AYNI DÜZEYDE, AYNI, BENZER gibi sözcükleri ihtiva eder. Ayet açıkça, Su yoksa, denk halde kendinizi SİLİN temizlenin der.
**Teyemmüm; temizlik/temizlenmek anlamında olup, SİLDİ, SİLİNDİ, SİL, SİLİNMEK anlamlarına gelir.
Allah’ı en kötü halleri hesaba katmamış gibi düşünüp ayetleri kendilerine göre yorumlayanlar insanlar üzerinde bilerek ya da bilmeyerek Tanrıcılık oynamaktadır. Buna karşı ise Allah “sizden YÜKÜ kaldırmak ister” demektedir. Bazı Ulema, Müctehid ve Müfessirler cahilliklerini alimlik sanarak, kafalarına göre ibadet, kafalarına göre uygulama şekilleri icat etmek suretiyle, insanlar üzerinde tahakkum kurmak ister. Yine buna karşı Kur’an, “Sizin için Allah’tan başka yol gösteren, rehberlik eden yoktur” der.
Ez Cümle! Net özet: Tüm yazı boyunca vurguladığım gibi, Kur’an’ın dili ve içindeki bilgiler evrenseldir. Öyle ki, Arjantin’de Kur’an okuyan biri bile, metindeki mesajın ne anlattığını ve hayatına ne kadar dokunduğunu anlayabilmelidir. Salat’ın gerçek anlamı da bu evrensel bağlam da anlamlıdır: Ne iş yapıyorsun? Öğretmen, doktor, bankacı, esnaf… Her ne yapıyorsan, işinde dürüst ol, temiz ve bakımlı ol. Sarhoşken işinin başına gitme, orta bir ses tonuyla konuş mütevazı ol. En önemlisi, vergi kaçırma, vergini mutlaka ver. İşte Kur’an, bize medeni bir Müslüman profilinin nasıl olması gerektiğini böyle özetler.
Allah sırtımızı büken namaz adlı bu yükü bize hiç yüklememiştir. Sende sırtının bükülmesini istemiyorsan (ki o yük senin belini bükmüştü) sende namazın Kur’an’da geçmediğini kabul etmelisin. Yani arkadaşlar gördüğünüz üzere elinizde ne metin olarak ne de sayısal olarak tutunacak bir dalınız yok.
“Öyleyse KABE (kıble) neden var” mı diyorsunuz? İnanın onuda yanlış teşhis ediyorsunuz. Doğrusunu öğrenmek için Link: KIBLE HACC
Gerçek Rabbinizden gelendir.
Umarım aydınlatıcı bir yazı olmuştur vazifelerinizde hepinize başarılar dilerim.
“Erdoğan Metin”
kuran19.org sırtınızdan yükün kaldırlmasını ister.
[…] mi koruyacak sanıyorsunuz? Kur’an’da olmayan bir şeyi, ister başörtüsü olsun ister namaz “Kur’an’da var” deyip ve bunun Allah’ın emri olduğunu ilan edip savunuculuğunu yapıyor […]
[…] mi koruyacak sanıyorsunuz? Kur’an’da olmayan bir şeyi, ister başörtüsü olsun ister namaz “Kur’an’da var” deyip ve bunun Allah’ın emri olduğunu ilan edip savunuculuğunu yapıyor […]
[…] Link: Namaz “Salat” Nedir? […]
[…] DETAYLI BİLGİ İÇİN LİNK: SALAT […]
[…] Onlar diyecekler ki: “Biz ayetleri inkar ettik 19 ispatını umursamayıp dalga geçtik ve SALATI terk edip boş şeylerle meşgul […]
Salat Arapça, Namaz Farsçadır. Tanrı’nın kitabında olmayan bir şeyi Tanrı’ya söyletmek “sahtekârlıktır” (Şeytanlıktır).