
“Hz. YUNUS”
Merhaba,
Kur’an’ın en bilinen kıssalarından biri olan Hz. Yunus’un hikayesi, bu yazıyla birlikte alışılmışın dışında bir bakış açısıyla yeniden hayat buluyor. Kur’an’ın dilinde saklı olan sırların bizi sayıların yönlendirmesiyle coğrafik bir keşfi sunan bu makale, hikayenin derinliklerine inerek, sadece bir balığın karnındaki kurtuluşun değil, aynı zamanda Kur’an’ın eşsiz matematiksel düzeninin de bir yansıması olduğunu iddia ediyor. Lütfen bu görseli iyiden iyiye inceleyin sonra sizinle bir yolculuğa çıkalım…

Şimdi bırakın şu ezberci dinci tayfayı… Hz. Yunus’u bizden dinleyin çünkü kuran19.org size hiçbir benzeri olmayan sıra dışı bir bilgiyle geldi. Bu yazı sizi bilinenin ötesine geçmeye ve Hz. Yunus kıssasına dair yepyeni bir ufuk açmaya davet ediyor. Okuduklarınızı araştırmanızı gerçekten tavsiye ediyoruz.
Sizce bir balık ne kadar büyük olabilir? Tahminini aklında tut yazıyı oku!
Hz. Yunus: İsrailiyat masallarına göre bir Yahudi kavmi olan “Ninova” halkına peygamber olarak gönderilmiştir. Bu gerçekten doğru mudur? Yoksa insanları Dünyanın sadece kendi üzerlerine döndüğüne inandırmaya programlı bir Yahudi yalanımıdır?
Allah “Her topluma bir Elçi gönderdik” demiştir. Demiştir fakat Yahudilere kalsa bütün peygamberler orta doğuya “kendilerine” gönderilmiştir.
Oysa Allah “Andolsun ki biz her ümmete elçi gönderdik” demektedir. Peki, Hz.Yunus peygamber hangi millete yollanmıştır?
Hadi Bismillah…
Öncelikle Yunus kıssasının sayısal mimarisine bakalım ve “19” ölçüsünü görelim.
06: YUNUS KISSASININ SAYISAL MİMARİSİ VE “19” ÖLÇÜSÜ
Kâinatın ve vahyin satır aralarına gizlenmiş olan kodları çözmek için öncelikle Yunus kıssasının sayısal mimarisine odaklanmalı ve sistemin üzerine vurulmuş olan “19” mührünü görmeliyiz.
19 Kodu: Hayatın Üzerindeki İlahi İmza
Bilindiği üzere 19 sayısı, varoluşun ve hayatın içinde tesadüfe yer bırakmayan çok özel bir matematiksel referanstır. Müddessir Suresi’nin 30. ayetinde açıkça deklare edilen “Onun üzerinde 19 vardır” ifadesi, ucu açık ve kapsayıcı yapısıyla adeta tüm zamanların, olayların ve tarihlerin üzerine atılmış ilahi bir imza niteliğindedir. Bu evrensel şifreyi dar kalıplara sığdırıp sadece “Cehennem meleklerinin sayısıyla” sınırlayanlara ise felsefi bir tebessümle şu duayı bırakıyoruz: “Cehennem melekleriniz 19 tane olsun.”
Bu yazılarda karşınıza çıkacak hiçbir hesaplama rastgele bir kurgu değildir. Çünkü sistemin ana mimarı, Cin Suresi 28. ayette kırmızı çizgiyi net bir şekilde çizmiştir:
“O (Allah), her şeyi sayı ile hesaplamıştır.” Ayetin kastettiği “her şey” ifadesi, tıpkı Müddessir Suresi’ndeki “onun üzerinde” ifadesi gibi makro ve mikro tüm varoluşu kapsar. Bu sebeple hayatın içindeki somut olgular üzerinden yaptığımız her hesap, Kur’an’ın kendi içindeki matematiksel denklemini bulmak üzere ilerler. Denklemini bulan hesaplar ise doğal olarak rastgeleliliği ortadan kaldırarak birbirini doğrulayan kusursuz sonuçlara dönüşür.
“Hayat bir sahnedir, Kur’an ise o sahnenin senaryosudur; bizler ise sadece oyuncularız.”
Yunus Kodunun Matematiksel Anatomisi
Bu senaryonun en çarpıcı matematiksel çıktılarından biri Hz. Yunus kıssasında karşımıza çıkar. Hz. Yunus, Kur’an genelinde tam 6 farklı surede ve 19 ayette anılmaktadır. Bu temel veri bize ilk kapıyı açar:
6 x 19 = 114
Kur’an’ın toplam sure sayısı olan 114’ü (ve 19’un tam katını) veren bu ilk sonuç, “Üzerinde 19 vardır” ayetinin bir anahtar gibi kullanılması gerektiğinin somut ispatıdır. Çünkü bu denli sağlam bir matematiksel matrise sahip olan bir konu, arkasında çok derin bir hakikat saklamaktadır.
Kur’an’da Yunus peygamber hakkında verilen tüm sure ve ayet numaralarını bütünsel bir veri tabanı olarak yan yana getirip topladığımızda karşımıza şu muazzam sayı blokları çıkar:
-
Sure ve Ayet Dizilimi:
4 163 + 6 86 + 6 87 + 10 98 + 21 87 + 21 88 + 37 139 + 37 140 + 37 141 + 37 142 + 37 143 + 37 144 + 37 145 + 37 146 + 37 147 + 37 148 + 68 48 + 68 49 + 68 50 = 402.991
Bu nükleer dizilimin matematiksel birleşimi bizi 402.991 sayısına ulaştırır. Sayının kendi içindeki simetrisine baktığımızda:
İlk blokta 4 + 0 + 2 = 6 (Anıldığı sure sayısı)
İkinci blokta 9 + 9 + 1 = 19 (Anıldığı ayet sayısı) elde edilir.
Sistem kendi kendini teyit etmeye devam eder. Bu 402.991 kodunu anahtar sayımız olan 19’a böldüğümüzde:
402.991 / 19 = 21.210,05263157895
Çıkan bu devasa sonucun tüm rakamlarını kendi içinde topladığımızda (2+1+2+1+0+0+5+2+6+3+1+5+7+8+9+5) karşımıza 57 sonucu çıkar. 57 ise doğrudan 3 x 19 demektir. Görüldüğü üzere, 19 sayısı ile ilmek ilmek formüle edilen “Yunus ve Balık” kıssası, kendisinin ne kadar hayati bir bilgi taşıdığını bize bu nükleer resimle ilan eder.
Odak Noktası: “11” ve Yunus Suresi
Yunus peygamberin bu sıra dışı hadisesinden ötürü, Kur’an’da 10. Sureye doğrudan onun adı verilmiştir. 10. Sure (Yunus Suresi) tam 109 ayettir. Sure ve ayet numarasının rakamsal toplamı (1+0+1+0+9) bize 11 sayısını verir. Bu aşamada “11” bizim yeni odak sayımızdır. Sistem kodunu (10.109) bu odak sayısına böldüğümüzde karşımıza çıkan manzara şudur:
10.109 / 11 = 919
Sonuç olarak elde ettiğimiz 919 sayısının kendi içindeki rakamsal toplamı (9+1+9) bizi yeniden o mutlak başlangıç noktasına, yani 19 mührüne götürür.
Gördüğünüz gibi, 11 sayısının üzerinde de 19 vardır. “11” sayısı artık bizim için Yunus, Balık, Ülke ve Halk denkleminin çözülmesindeki ana odak kodudur.
Yunus Kur’an kitabında dehşet dolu hikâyesiyle anılan nadir bir karakterdir. Yunus’un yaşadığı hadise sizce kaç kişinin başına gelebilebilir? Böyle bir soruya verilecek gelişi güzel cevap, sanırım “milyarda bir” olurdu. Belki de milyarlar-da bir denebilir. Tarih sayfalarına baktım. Yunus’un yaşadığı hadisenin bir benzerini bizimle çağdaş sayılacak bir kişi daha yaşamış. Fakat Yunus’un ne yaşamış olduğunu gördüğünüzde çağdaş hadisenin lafını bile edemeyeceksiniz.
Yunus’un yaşadığı hadisenin korkunçluğunu ancak böyle bir olayı yaşayan bilir. Fakat bir duygudaşlık yapsak ve Yunus’un o anda yaşadığı duyguları anlamaya çalışsak, acaba zihnimiz bize o korkunç anı canlandırıp Yunus’un çaresizliğini azda olsa hissettirebilirmi? Hadi bir gemiye binip uzaklara gidelim… Bakalım ne kadar uzağa gideceğiz… Fakat öncesinde…
Siz az nüfuslu küçük bir ülkenin sahil kentinde yaşıyorsunuz ve gerçekten kendisine saygı duyulan, herkesçe tanınan, gelecek vaat eden kaliteli bir fikir adamısınız…

İçinde yaşadığınız toplumda çok saygın, herkesçe tanınan ve sevilen tipsiniz. Fakat içinde yaşadığınız toplumda bir sorun var, hiçbir şey yolunda gitmiyor. Çünkü toplumunuz ikiye bölünmüş, kutuplaşmış durumda…

Belli ki toplumunuz ciddi fikir ayrılığına düşmüş. Belki bir kabile sorunu, belki ticari meseleler, belki dini fikir ayrılıkları, belki de hepsi birden… Siz ise ikiye bölünmüş bir toplumu toparlamak, onları bir araya getirmek, fikir ayrılıklarına son verip huzuru ve barışı getirmek istiyorsunuz. Bunun gerçekleşmesi için gerçekten elinizden geleni yapyorsunuz.

Seni dinleyen taraftarlar senin fikirlerinin harika olduğunu düşünüyor fakat eyleme geçme hususunda iki tarafta isteksiz. Siz huzursuz bir toplumun inatçı taraftarları arasında çaresizce kafayı yiyorsunuz…

Saygınsınız, tanınıyorsunuz ve seviliyorsunuz fakat yeterli olmuyor… Sen yardım elini uzatıp ortayı bulduğun halde yine eski tas eski hamam, kavga gürültü içinde savaşmaya devam ediliyor. İşte böyle bir çıkmazdasınız. Her ne yaparsanız yapın bir türlü uzlaşıyı getiremiyorsunuz ve bölünme derinleşiyor…
Olmayınca olmazmış.
Peki, bu duruma nereye kadar katlanacaksınız? Hani bizimde içinde kaldığımız çıkmazlar vardır ve aynen şöyle laflar ederiz: “Artık katlanamıyorum ben burada yaşamak istemiyorum. Hiç fark etmez, neresi olursa olsun kaçacam buradan. Madem ben bu deveyi güdemiyorum, öyleyse bu diyardan gidiyorum”

İşte böyle bir düşünceyle içinde bulunduğunuz şu laf anlamaz söz dinlemez toplumdan kaçmayı kafanıza koydunuz ve bunun için planda yaptınız. Kesin gideceksiniz yalnız öyle sessizce gitmeyi de içiniz kaldırmıyor. Önce tüm yakın akraba, eşe dosta durumu bildirdiniz. Onlar da haberi ivedilikle yaydı… Sana gelip durumu anlamaya çalışanların bitmek bilmeyen sorularına “yeter susun” dediniz. Bu duruma onların sebep olduğunu, sırf onların yüzünden yurdunuzu terk ettiğinizi söylediniz. Tartışmalar yapıldı bir dünya tantana koptu vs… Artık herkes sizin neden gittiğinizi bilip öğrendi. Pılıyı pırtıyı toplayıp limanın yolunu tuttunuz.
Yetmezmiş gibi, sizi yolda görenler…
Heyy başkan buraya kadar mıydı?
_ Evet buraya kadar uzun etmeyin bu iş bitti gidiyorum.
Baktınız bir yük gemisi kalkmak için hazır. O kadar kararlısınız ki geminin ne olduğu umurunuz da olmadı. Vakit kaybetmeden iskeleye koştunuz, baktınız ki orada gemiye binmek isteyen birkaç son dakika yolcusu daha var, sıraya girdiniz. Sıra size geldi ücreti verdiniz ve siz de gemiye yerleştiniz.

Oh be işte bu kadar, ohhh beee… Gemi kalktı siz arkanıza dahi bakmıyorsunuz. Oysa limanda gidişinizi izleyenler vardı. Öyle şaşkınlar ki siz o toplum da gelecek vaat eden seçkin biriydiniz. Sizin gittiğinize inanmak istemeyenler çaresizce geminin kalkışını izlediler. Malum, siz küçük bir ülkenin az nüfuslu bir ferdisiniz. Herkes sizi çok iyi tanıyor… okumuş, eğitimli, kaliteli, saygın birisiniz, her dem kendisine danışılan gündem adamıydınız.
Fakat sabrın bir sonu var. Böyle birini kaybetmeleri onlara iyi oldu. Haklı olduğunuzu düşünmek içinizi rahatlattı. Karman çorman duygular içinde kulağınıza bir ses geliyor, kaptanın sesini duyuyorsunuz,
“Ulu babamız adın yücedir. Ey yüceler yücesi, rahmeti bol babamız, bize rahat bir yolculuk kısmet et. Bizi denizin karanlık yüzünden koru, bildiğimiz ve bilmediğimiz canavarlardan bizi koru, yükümüzü teslim etmemiz için bize yardım etttt.”

Ne dindar, ne kibar adam dediniz içinizden…
Tayfalar yüksek sesle “aminnn” dediler.
Gemi limandan ayrılıp yavaş yavaş uzaklaştı… o hızlandıkça ılık bir rüzgâr esintisi yüzünüzü okşamaya başladı, masmavi denizi yara yara ilerleyen geminin içinde huzura, yeni bir hayata, sizi hiç tanımayan insanların yaşadığı ülkelere gidiyorsunuz.
Her tayfa görevinin başında üzerine düşeni yapıyor siz ise onları izliyorsunuz, kendi aralarında konuştukları sesler kulağınıza uğultulu biçimde gelirken, bir yandan kulağınıza ağaçtan yapılmış geminin derin sularda salınmasıyla çıtırtılar geliyordu…
Ve ikinci kaptan bağırdı
“HADİ BEYLER HADİ! KAPTAN HIZ İSTİYOR YELKENLER FORAAA!”

Aklınız da yeni bir hayat kurmanın endişesi, yeni yüzler tanımanın heyecanı, değişik coğrafyalara uyum sağlayabilmenin düşünceleri var. Bunları düşünürken zamanın ne kadar geçtiğini, geminin ne kadar yol aldığını hiç anlamadınız. Taaki gemi, aniden ortaya çıkan dehşetli bir fırtınada sarsılana kadar…
İşte bu hiç beklenmedik ti! Oysa deniz yolculuk için gayet uygundu.
Her şey yolunda giderken bu da neyin nesiydi? Gemi o kadar sarsılıyor ki ayakta durmak neredeyse imkânsız! Tüm gücünüzle bir yerlere tutunup kendinizi korumaya çalışıyorsunuz, deniz kıyısında yaşayan denize aşina biriydiniz ama daha öncesinde böyle bir şey hiç yaşamamıştınız. Tam bir can pazarıydı…
Gemi sallandıkça mideniz kalktı, renginiz soldu, gücünüz azaldı. Geminin içine doluşan dalgalar her taraftan üzerinize boca edilirken gözleriniz yelken direklerindeydi, rüzgâr o kadar şiddetli ki! neredeyse yelken direklerini kıracak, herkes panik halinde can derdin de…

Deyim yerindeyse deniz kudurmuş gibi, koca gemiyi bir o yana bir bu yana beşik gibi sallıyor. Siz bir yandan kusuyor bir yandan kendinizi korumaya çalışıyordunuz.
Bir ara kaptan ve tayfaların göz göze geldiğini gördünüz, Kaptan tayfalara bağırdı!
SON DAKİKA YOLCULARINI TOPLAYINNN!

Emri alan tayfalar hepinizi yaka paça toplayıp kaptana getirdiler. Sizin bilmediğiniz fakat gemicilik yaşantısının onlara öğrettiği bir inançları vardı…
Kaptan konuştu;
İçinizden biri uğursuz! Her şey yolunda giderken birden ortaya çıkan fırtınaya, son dakika yolcuları sebep olur. Biz böyle inanırız. Şimdi! Kaderinizi sizin kendi ellerinize, yazgınızı ise yüce babaya bırakıyorum. Kur’a çekilecek ve kaybeden gemiden atılacak. itiraz eden olursa HEPİNİZİ ATARIM!
Bu, az önceki o dindar ve kibar adam mıydı?
Aklınızda ardı ardına yankılanan şu cümle içinizi titretti.
“İçinizden biri uğursuz!”
Kaptana göre birisi gemiye uğursuzluk getirmişti. Ah Tanrım bu ne şimdi, şakamı bu? Bu neden oluyor! Yaa burada neler oluyor! Oysa birkaç saat evvel yeni bir hayata yelken açmıştınız, şuna bakın ki şimdi can derdine düştünüz… Yüzünüze vuran o ılık rüzgâr kasırgaya döndü ve sizi korkunç mu korkunç bir çıkmaza sürükledi…
Birden irkildiniz çünkü kaptan bağırıyor!
HİÇ ZAMAN YOK HEMEN ŞİMDİ KUR’A ÇEKİN!

Başka şansınız olmadığını anladınız. Kaptan Kur’a çubuklarını uzattı ve “kısa olanı çeken gemiden atılacak” dedi. Toplamda son dakika yolcusu 7 kişiydiniz.
Korka korka herkes şansını çekti. Hangisi uzun hangisi kısa demeye kalmadan hop kendinizi denizde buldunuz!

Olay o kadar hızlı gelişti ki dalgalar arasında boğuşurken gemide olmadığınızı yeni fark ettiniz. Gemi uzaklaşırken siz dalgalar arasında avazınız çıktığı kadar bağırıyorsunuz: LÜTFENNNN LÜTFEN BENİ BIRAKMAYIN…
Ama bırakmışlardı. Sizi orada gemiden atıp uzaklamışlardı. Şimdi aynı geminin peşinden siz bakıyordunuz. Tıpkı sizin peşinizden bakanlar gibi… Gözlerinizi hiç ayırmadan geminin arkasından baktınız ve baktınız, sonunda kayboldular. Fakat o da ne? gerçekten de fırtına durulmuştu ve neredeyse dinmişti. Artık anladınız ki son dakikada gemiye binen uğursuz yolcu sizdiniz. Saatler geçmiş, koca denizin ortasında yapayalnız kalmış ve hiç kimsenin umurunda olmamıştınız. 2 kişi hariç…

Onlardan biri sizden çok uzakta değildi, fakat siz bunu nereden bilecektiniz? Denizin derin sularında içinize bir korku düştü! Bir şey hissediyordunuz, sanki bir şey size yaklaşıyormuş gibiydi, içiniz de karanlık bir tehdit büyüdü, bunu içten içe hissediyordunuz, sessizliğe gömüldünüz çünkü akıntıda bir değişiklik vardı, etrafı gözlemeye başladınız, ne olduğunu anlayamadan bir akıntıya doğru çekildiniz, acaba bir girdap mıydı?

Kaçamıyordunuz sular sizi yutmaya başlamıştı ne olduğunu anlamadan kapkaranlık bir yere düştünüz, hiçbir şey görmüyor panik halinde anlamsızca davranıp çaresizce bağıyordunuz… ağladınız, sızlandınız, bağırdınız yine bağırdınız ve bir daha tüm gücünüzle bağırdınız, fakat kendi sesininiz yankılanmasından başka hiçbir şey duymadınız. DANK etti!
Sizi yutan bir girdap değildi, sizi yutan bir deniz canavarıydı!

Hatırladınız, kaptan yolculuğa çıkarken deniz canavarından bahsetmişti, demek efsane değilmiş, aman tanrım demek gerçekmiş diye söylenmeye başlandınız. İşte o efsanenin midesinde ona yem olmuştunuz. Ve sizin için her şey bitmişti. Bir canavarın midesinde denizin altındamısın, yüzeyindemisin, ortasındamısın? Neredesin nereden bileceksin?
Bildiğin tek gerçek, kokusu mideni alt üst eden yüzleştiğin gerçekti. Sen bir balığın içinde, onun karnında onun midesindeydin. Hiç kaçarı olmayan bir yerde çepe çevre kuşatılmıştın. Artık seni oradan kim kurtarabilirdi? Hayatın bir film gibi gözünüzün önünden kayıp gitti. Aklında bir cümle belirdi “Hayatım ve yaptığım her şey boşuna mıydı?”
Saatlermi geçti günlermi bitti bilemediniz, ama karanlıkta bir oyana bir bu yana ilerlemeye çalışırken, durumu iyiden kötüye kabullenmiştiniz. Aklınızdan bir düşünce geçiyor; “Beni yutan bu canavar acaba nasıl bir balık? Midesinin ucu bucağı yok gibi” Şakamı bu? Böyle bir şey gerçekten var olabilir miydi? Nefes almakda iyice zorlaşmıştı, ciğerleriniz yeteri kadar hava almıyor boğulacak gibi oluyordunuz.
Zaten fırtınada yıpranmıştınız artık iyice bitkindiniz. Son duanızı düşündünüz. Bu son dua hem bir itiraf hemde özür anlamına gelmeliydi. “Karanlıklar içinde” içtenlikle dediniz ki! “Senden başka ilah yoktur, Seni tenzih ederim, doğrusu ben zalimlerden oldum.” Sere serpe yatıp uzandınız, başınıza geleni hak ettiğinizi düşünüyordunuz,
Derken, yattığınız yerde aniden bir kasıntı oldu ve siz yuvarlana yuvarlana sürüklenmeye başladınız, balığın midesi kasılıyordu o harekete geçmişti, kalan gücünüzle kendinizi korumaya, balığın midesinin etlerine tutunmaya çalıştınız derken göz kamaştırıcı bir ışık parlaması oldu! Gözleriniz ışığa bakamıyordu, acaba ölmüş müydünüz ve burası öbür dünya mıydı?
Ciğerleriniz temiz havayla dolup taştı. Olan biteni anlamaya çalışıyordunuz ama anlam veremiyordunuz. Gözlerinizi zorla açtınız ışık gözlerinize doldu etraf şekillenmeye başladı. Kum tanecikleri avuçlarınıza dolmuş dalga sesleri kulaklarınıza gelmişti. Martı sesleri duyuyordunuz. Gerçek şuki ölmemiştiniz ama nasıl olur? Yoksa hepsi bir hayal miydi? Yoksa bunlar son anını yaşayan çaresiz bir adamın kendi beyninin uydurduğu birşey miydi? Bunları kendinizmi uyduruyordunuz? Fakat güneş, kumsal, martı ve dalga sesleri hepsi gerçek gibiydi…

Gerçek şu ki ölmemiştiniz balık sizi bir çırpıda kusuvermişti. Çünkü sizi umursayan iki kişiden ilki Allah’tı ve sizi affedip kurtarmıştı. Her nerede olursan ol, her ne yapıyorsan yap Allah her anına hakimdi. Ve sizi öyle bir yere attırdı ki öyle denizin içinede değil, balık sizi bir sahilde kusmuştu. Aman tanrım temiz hava, temiz kumsal ve göz kamaştıran bir ışık… Az önce ölüme hazırdın şimdi yeniden yaşama atıldın. Yeniden merhaba hayat…
Evet işte böyle. Yunus’un başından geçenleri azda olsa canlandırmaya çalıştım. Şimdi, Yunus’un yaşadığı hadise sizce kaç kişinin başına gelecek bir olaydır? Şimdi de soruyu daraltalım. Yunus’un yaşadığı hadise sizce kaç peygamberin başına gelmiştir? Sadece -1-
İşte Yunus peygamber tüm peygamberler arasında böyle özel bir karakterdir. Yunus tüm Kur’an kitabı içinde başından geçen bu hadise sebebiyle tek örnektir. YANİ O KADAR ÖZELDİR Kİ BU HADİSE BİZİM BAŞIMIZI DÖNDÜRECEK BİR HİKAYEYE DÖNÜŞMELİ! Ama nasıl?
Hatırlayınız! Yunus balığın karnında iken ölüm ile karşı karşıya geldiği anda, balığın karnında düşündüğünü varsaydığımız şey neydi? “Bu balık nasıl bir balık ki midesi uçsuz bucaksız” Peki, sizce bu duygudaşlıkta bize ait olan o düşünce, gerçektende doğru olabilirmi? O balığın midesi kocaman bir tarla, ya da bir futbol sahası kadar büyük olabilirmi? Aklıma gelen ilk düşünce bu imkânsız demek oldu.
Yeryüzünde okyanuslarda ve açık denizlerde böyle bir varlık yaşam sürmüşmü dür? Olmadığına inanıyoruz bunda haklıda sayılırız. Çünkü ne jeologlar, ne zoologlar ne arkeologlar böyle bir canavar kaydetmedi. İnanmak için elimizde hiç bir neden yok. Buna inanmanın tek yolu ancak birinin öyle bir canavar balığı gösterip “al işte bak! bakta gör” demesinden geçer.
Öyleyse Allah neden böyle bir hadise anlatsın ki? Mecazmı yaptı? Ben şöyle inanıyorum. “Allah olmamış bir şeyi anlatmaz yaşanmayan bir şeyinde mecazını yapmaz.”
“Allah masal anlatmaz fakat Allah masalı yaşatır!”
Allah Kur’an kitabı için “Bu kitap Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir” der ve “Onda şüpheye yer yoktur” diye kesip atar. Kitabın içeriğinin oluşturulmasında ise, “numaralandırılmış kitaptır o” der. Yine daha önce belirtildiği gibi Allah kendisinin, “her şeyi ama her şeyi sayılarla hesap ettiğini söyler.” Şunu da belirtir! “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık” der. Birde derki: “Bu kitap size yeter” Öyleyse bunlar ne demektir? Allah Yunus’u yutan balığı da bu kitaba kodlamış demektir.
Bir şeyin bilimsel olarak kayıt edilmemesi o şeyin var olmadığına kanıt değildir.
Arkadaşlar açın kulaklarınızı ve iyi dinleyin, iyi anlayın! Allah peygamber yutan enteresan bir balıktan bahsediyor. Allah bu hadiseyi öyle bir anlatıyor ki bu olaydaki herşey bizi net olarak dumura uğratmalı. Ben peygamber yutan bu balığı arayacağım ve inşallah bulacağıma da inanıyorum. Benimle maceraya çıkarmısınız? Hazırsanız haydi…
En iyi başlangıç nasıl olmalı diye düşünürken aklıma bir ayet geldi! “Balık sahibi Yunus’u hatırla”
Evet en iyi başlangıç Yunus olmalı.
Kıssada balık ve deniz gibi anlamlar yüklüdür. Bu anlatıya göre Yunus, balık tarafından “açıkta” bir yerde, ana karaya uzak bir yerde kusulmuş olması anlamını doğurur. Ayetlerde Yunus’un atıldığı yerde “kabak nebatı” bir ağacın yetiştiği belirtilir. Hiç kabak ağacı göreniniz var mı?
Bunu çok merak ettim ve onlarca müfessirin bu ayeti nasıl tercüme ettiğine baktım. Geneli ayete sadık kalarak ayetin ifade ettiği biçimde “kabak ağacı” demiş. Çeviriler de ayetlerin dışına çıkıp abartı yapanlar da olmuş, “geniş yapraklı kabak ağacı” diye çevirmişler. Sanırım geniş yapraklı diyenler, bitkin ve hasta düşmüş Yunus’a gölgelik yapmak istemişler.
Biz ayetlere tam anlamıyla sadık kalacağız. Allah ayette kabak nebatı cinsinden bir ağaç der. Kaçımız merak edip bu ağacı araştırdı? Yalan yok bende aynı ayeti defalarca, senelerdir okuduğum halde hiç düşünmedim. Siz hiç kabak ağacı gördünüz mü? Arkadaşlar hiç kabağın ağacı olurmu? Kabak dediğimiz sebze tarlada kumlarda sere serpe yatarak büyüyen bir bitkidir. Ama buna karşın Allah kabak nebatından bir ağaç ifadesini net olarak kullanır. Allah’mı bilgiyi karıştırdı yoksa bizmi gerçekten kültürsüz ve bilgisiziz? Allah karıştırmaz!
Ayette bahsi geçen kabak cinsinden bir ağaç gerçekten de var. Bilimsel ismi, “Dendrosicyos” tur. Arapçada kabak, kavun, karpuz, salatalık vb. nebatın tamamı “kabak” olarak adlandırılır.
Dendrosicyos adlı ağaç kabak nebatı içinde ağaç formuna bürünen tek türdür ve o tür salatalık ağacıdır. Cins, kabak familyası altındadır ve Cucurbitoideae’de ve Coniandreae grubundandır. Dendrosicyos kabile içindeki temel takson olup gurubun diğer tüm cinsleriyle kardeştir. Dendrosicyos socotranus ismi ‘Socotra hıyar ağacı‘ anlamına gelmektedir. Tüm Dünyada yetiştiği tek yer ise Yemen denizi açıklarında bulunan Socotro adasıdır. Tombalaaa…

Not: Socotra adasında bir ağaç daha var. Adı “Ejder kanı” ağacıdır. Bu ağaçta yine Socotra adasına özgüdür.
Daha kapsamlı bilgi için buraya linkler ekliyorum.
https://en.wikipedia.org/wiki/Dendrosicyos
https://www.llifle.com/Encyclopedia/TREES/Family/Cucurbitaceae/33367/Dendrosicyos_socotrana
https://en.wikipedia.org/wiki/Dracaena_cinnabari bu linkte Ejder kanı ağacı hakkında bilgilendirme yapılmaktadır.

Bakınız Allah ayette öyle bir anlatımda bulunuyor ki, hem kendi Doğasının güzelliğini tanıtıyor hem bilgilendiriyor hemde Yunus peygamberin “açıkta atıldı” sözünün ne anlama geldiğini bulduruyor. Allah işte öyle bir Allah…
Doğru bir başlangıçla olayı nasıl çözebiliriz diye düşünürken aklımıza gelen “Balık sahibi Yunus’u hatırla” ayetinin bizi getirdiği sonuçta, 1-Kabak ağacını bulduk 2-Ağacı bulunca Adayı bulduk. 3- Adayı bulunca Yunus’un açıkta bir adaya atıldığını anlamış olduk.
Socotra adası detaylı bilgi için link bırakıyorum.
https://en.wikipedia.org/wiki/Socotra
Socotra adası koordinatlar: GWMR+XF2 Tahr, Yemen bu kodu kopyala haritalara yapıştır.
Socotro adası harita koordinatları verilierinde odak sayımızı görelim.
123036+535512= 658548 658548 11×59868 Koordinat hesabında odak sayısı “11” sayımızı görüyoruz. Tüm sayıları tek hane toplasak sonuç 9 eder. 9 sayısına odak sayısı 11’ i ekleyip toplarsak 9+1+1=11. Odak sayımız kendi sağlamasını yapar.
Buraya kadar ayetlerin anlatımının ne kadar da esaslı olduğunu müşahede ettik. Bu müşahede bizi ayetlerdeki bahsi geçen hangi diğer gerçekliklere götürmeli? Yunus’un asıl ülkesi ve tabiki bizim için turşusu kurulmuş olan balığa götürmeli.
Balığı bulma yöntemi Yunus’u bulma yöntemi gibi olmalı. Yunus’u bulmak için Dünyada tek yerde yetişen ağacı bulduk. Ağacı bulmak için yetiştiği adayı bulduk. Şimdi balığı bulmak için Yunus’un ülkesini, peygamber olarak gönderildiği milleti bulacağız.
Ayetlerde o milletin nüfusu için 100 bin der. Ve nüfusun 100 bin temel sayısına uygun bir halde arttığını, katlanarak artan bir millet ifadesi belirtilir. Şimdi ülke nüfus sayımı için araştırma yapmalı.
Yemen denizi çevresinde bu tanıma uygun tek ülke var. O ülke “Cibuti” dir. Cibuti, dünyanın en yoğun nakliye yollarından bazılarının yakınında olup, Kızıldeniz ve Hint Okyanusuna erişimi kontrol etmektedir. Bir deniz şehridir.
Cibuti koordinatları 11°30′N 43°00′E ‘ dir.
Not: Cibutiyi incelemek isterseniz alttaki kodu haritalara yapıştırınız. H4MW+FPQ Cibuti
Koordinat sayısı “11” ile başlar ve odak sayımıza denklemini verir. Tüm sayıları bize verildiği gibi toplasak ve çıkan sayıya odak sayımızı eklesek; 11+30+43+00+11= 95 sonucunu elde ederiz. Bu ise 5×19’ dur. Üzerinde 19 vardır!
Cibuti nüfusu: 2024 sayımında 1.066.809 ve nüfus artış oranı diğer milletler ortalamasında %01 olarak belirtilmiştir. Binlerce sene geçmiş olmasına rağmen Cibuti halkı çoğalamıyor, çünkü bunun sebebi ayetteki yazgılarıdır. Artma oranları 100 bin temelli sayıya uygun oranda olmak zorundadır. Aksi bir artış olursa hemen bir nüfus kırılmasına uğrarlar. Savaşlar, doğal afetler gibi -ki bu da kendi tarihlerinde var- bi çeşit denge mekanizmazı gibi çalışımakta. Kendi tarihlerinde iki büyük klan bu millet kendi içlerinde ki aykırılıkları ile Yunus’un canını sıkan klanlar konumundadır. Günümüz hakikatleri bize, Hz. Yunus işte bu iki klanın verdiği sıkıntılardan kaçmak için gemiye bindiği ve sonrasında denize atılıp balığa yem olmuş olduğunun fotoğrafını sunar. Onlara kızmayın! Her iki grupta gerçekten çok onurlu ve çok sağlam karakterler. Teee antik çağlardan buna yana cesaretleri ile ün salmışlar. O kısımları merak eden araştırsın. Link: https://en.wikipedia.org/wiki/Djibouti

Yine anlamış olduk ki Yemen denizi çevresinde ayetlere uygun kendisinden başka aday olmayan tek ülke, Cibuti ülkesidir. Cibuti Yunus Peygamber’in gönderildiği ülkedir. Böylece yine ayetler üzerinden “Yunus” anlatımlarına sadık kalarak Hz.Yunus’un ülkesini ve toplumunu bulduk.
Şimdi sıra canavarı bulmakta… Bir ayette derki: –Balık sahibi Yunus– Bu sözcük mükemmel bir kurgudur! Balıkmı Yunus’a ait yoksa Yunus’ mu balığa ait? Ayete göre Balık Yunus’a aittir. Öyleyse Allah bu canavar balığı, Yunus ile bir geçmişi olmasından sebep, Yunus’un hatırlanması için Yunus’un vatanında haps edip tutmuş olmalı. Öyleyse Balık en iyi ihtimalle Cibuti topraklarında olmalı!
Kur’an’da bu canavar balık hakkında çok önemli bir ayet var!
Saffat Suresi 143 ve 144. Ayetinde derki: Eğer O’na hamt edenlerden olmasaydı, diriltilecekleri güne kadar onun midesinde kalacaktı.
Bu ayetlerde balığın beden formunun olduğu gibi durduğunu, mevcut formunun bozulmadan olduğu gibi korunup saklandığı belirtilir. Öyleki ayete göre balığın “midesi” dahi sapa sağlam duruyor olmalıdır. Ayetlere inanıyorsak şayet, o balık bir yerlerde turşu edilmiş vaziyette korunmuş olmalıdır.
Ayetlerde “Balık” ismi ve balığı temsilen kullanılan “ o ” ifadesi alttaki 3 surede 4 ayette geçer. Acaba bu sure ve ayet -numaraları- o balık için bize nasıl bir bilgi saklamakta?
Bu düşünceyle Sure ve Ayet numaraları üzerinde bir işlem yapalım.
Not: Farkındayım sürekli yineliyorum ama lütfen önem veriniz! Allah, ayetlerde peygamber yutan bir balığı anmaktadır! Bu son derece dikkat edilmesi gereken bir anlatımdır. Öyleyse bu balık insanı gerçekten şaşkınlığa uğratması gerekir. Karşımızda öyle bir balık görmeliyiz ki, hem Yunus gibi şaşırmalıyız hem tüm insanlığı ve bilim adamlarını, jeologu, zooloğu, arkeoloğu vb. şaşkınlığa uğratmalıyız.
Balık ismi ve balığı temsil eden ifade biçimi geçen ayetler alttadır.
21+ 87+ 37+ 142+ 37+ 144+ 68+ 48= 584 _
584 sayısının 19 ile etkileşimine bakalım çünkü sonuçlar dikkat çekici…
584×19= 11096 Odak sayısı “11” orada. Yunus Sure numarası “10” orada. Yunus Ayet sayısı “109” orada. Kur’an’da “6” Surede anılır demiştik o da orada!
Kur’an’ı sen uydurdunmu diyorlar? E hadi sizde bunun gibi uydurulmuş bir Sure getirin.
584 sayısı hiç görmediğimiz ve hiç bilmediğimiz bir balık hakkında bize ne anlatabilir? Kilosu olabilir mi? Şayet bu balık 584 kiloluk bir balık olsa ne bizi şaşkınlığa uğratır nede böyle bir balık insanı olduğu gibi yutup midesinde barındıramaz. Ki köpek balıkları 500 kilo kadar olurken 5 metre boylarındadır. Köpek balığının bir insanı yediği doğrudur fakat parçalamak suretiyle yerler. Bize daha büyük bir balık lazım.
Balinalar daha büyük balıklardır ama ne balinalar ne de katil balinalar insan yemez ve gırtlak yapıları da buna uygun değilmiş. Sadece ispermeçet balinası bir insanı yutacak gırtlak yapısına sahipmiş fakat onun 4 odacıklı midesi bir insanı yaşatacak oksijen barındırmazmış. Bildiğimiz balinalar aradığımız balıklar olamazlar.
Bize öyle bir balık lazım ki hem bir insanı lüp diye yutacak hemde o insan balığın midesinde bir müddet yaşayabilecek.
Şimdi hamaset sahipleri derki; “Allah isterse balinaya da yutturur, köpek balığınada yutturur ve karınlarında yaşatır. Bu çok doğru ey cesurlar. Allah isterse ne olmazki? Fakat ya Allah bize başka, bambaşka bir şeyi göstermek istiyorsa?
584 metrelik bir uzunluk bir balığın boyu olabilirmi? Böyle bir balık insanı yutmuş olsa belki de balığın kendisi bile farkında olmazdı. Tabi Yunus’un başına geldiği haliyle özel olarak saldırması bambaşka…
584 metre uzunluk, bir balığın boy oranı için akıl almaz bir ölçüdür. 584 metre demek 6 tane futbol sahasının uç uca eklenmesi demektir. Şayet 584 metre boyunda bir balık bulmuş olsam ve size de bunu resmetsem bu size ne ifade ederdi?
Yine de inanmak istemezdiniz değil mi? İnsan doğası anlam veremediği seçeneklerin ötesini anlamaya müsait değildir. Bize göre absürt görünen koşullarda anlamamız gereken belkide şudur! Gördüğümüz şey insani ölçütlere göre absürt olabilir ama o absürtlük aslında Tanrısal kuvvetin bir nişanesidir. Tanrısal kuvvet ölçüsünü, Tanrıya yaraşır biçimde sergilenmiş bir durumda olmak zorunda olduğunu düşünmeliyiz.
Biz böyle bir balık bulursak ancak doğru balığı bulduğumuzu ve o absürtlük sayesinde neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamalıyız!
Şimdi! Şayet böyle bir balık olduğunu varsaysak, sadece varsayalım. Bu durum karşısında, Allah’ın peygamberini yutan böyle bir balığı Kur’an’da anmış olması insanı gerçekten de şaşkınlığa uğratır öyle değilmi? Ne diyordu ayette?
Eğer O’na hamt edenlerden olmasaydı, diriltilecekleri güne kadar onun midesinde kalacaktı. Bu ayet bize balığın mevcut formunun olduğu gibi durduğunu net biçimde söyler. Midesi dahi olduğu gibi duruyor demektedir.
Diyelimki Allah fii tarihinde böyle bir balık gerçekten yarattı ve gerçekten bizim için de kıyamete kadar turşusunu kurdu. Peki, o balık Cibuti ülkesinin neresinde olabilir? Allah anlattıysa mutlaka var olduğu için anlatmıştır ve balığı mutlaka gözler önünde sergiliyor olmalıdır. Daha azını düşünerek Allah’ı hafife mi alalım? O balık mutlaka mutlak suretle sapa sağlam duruyor olmalıdır! En azından cesedi…
Aklınıza fosil kalıntısı kemik kalıntısı gelmesin! Şöyle etli butlu, formunda sapa sağlam duruyor olmalı. İşte böyle bir balık bulsam geçekten ne düşünürdünüz? Allah’ın ayetlerine uyumlu olsa, hem boy uzunluğu 584 metre olsa, hem Yunus’un ülkesinde olsa, yinede şüphe eder miydiniz? Evet yine çoğunuz şüphe ederdi. Şüpheciler aynen şöyle düşünürdü. “Kur’an mutlak doğrudur biz Kur’an’a inanırız. Fakat bizim inanmadığımız şey senin sunduğun bilgidir.” Derlerdi.
Kesinlikle siz bilirsiniz.
Ayetlere inanmak başkadır ayetleri görmek başka bir şeydir. O balığın bize turşu halinde saklanmış olması gerekir. Çünkü sapa sağlam bozulmadan kıyamete kadar korunduğu ayetle bildirilmiştir.
“Yazının başında aklınızda tuttuğunuz tüm tahminlerinizde yanıldınız.”
Çünkü bu balık başka balık ne tavalık ne ızgaralık,
Not: BU KEŞİF SADECE BANA AİTTİR. Br yerden alıntı değildir. Araştırma esnasında haritalardan buldum. Google haritalara gerekli bilgiyi aktardım.
Bu resimlere iyi bakınız. Sonra vereceğim koordinat üzerine kendi gözlemlemenizi yaparsınız.

Resimdeki balık kalıntısı 1.01 km genişliğinde bir gözenin içinde tam 584 metre uzunluğundadır. Ve odak sayımız 11 sayısını yine olduğu gibi görürüz.
Alttaki resimde belirgin hatlar üzerinde kabaca (acemice) çizimler yaptım. Hatların dışına çıkmadım.

Alttaki resimde balığın ağzının büyüklüğünü göreceğiz. Bu ölçüyü minimum olacak biçimde ölçtüm. Balığın ağız büyüklüğü tam olarak 57 metredir. 3×19

Bir alttaki resimde sol tarafta ok işaretleri ile gösterdiğim yerde bir de insan silueti bulunmakta.

Onun ne olduğunu bilmiyorum. Belki bir kazı alanı belki bir işaret ne olduğunu bilmiyorum fakat boyu 114 metre. 6×19= 114 Üzerinde 19 var. Ne diyeyim, yapana değil yaptırana bak diyelim.
Şimdi “Google haritaları” açın ve alttaki koordinatı arama bölümüne yapıştırın. Sizi tam olarak balığın midesinin üzerine atacaktır.
Balık Koordinat: 7H349G75+X6 haritalara bu kodu kopyalayıp aratın.
Balığın harita kordinat verileri bize odak sayımızı verir.
11°21’51.6″N 42°30’29.2″E
Odak sayımız en başta verilmiştir. Bölge olarak Kesinlikle doğru noktaya koordinat iğnesi atılmıştır. Şuna bakınız! 21+51+64+23+02+92= 253 _ 253 sayısı odak sayısı 11’ in 23 katıdır. Odak sayımız 11 ile etkileşimi gösterip denklemini sergilemiştir. Anlıyoruz ki ayette “balığın midesi” denilmesinde bir hesap ve hikmet varmış.
Şimdi balığın içinde bulunduğu gözenin bir uçtan diğer uca ölçüsünü aldığım resme bakalım.
Üstte gözenin tam iki ucundan aldığım mesafe 1.01 km’ dir. Ve odak sayımız “11” in değerindedir ve denklemini vermektedir.
Peki bu balık denizden o kadar uzak karaya nasıl gitti? Hiç bir fikrim yok. Belki karada yürüyebilen balıkların atasıdır.

Belki tektonik plakalar oynadığı zaman orada haps edildi. Cibuti tektonik plakalar göçüntüsü ile meşhurdur.
Altta gördüğünüz kırmızı halka Socotro adasının sol en ucundan aldığım ölçünün noktasıdır. Ve buda odak sayımız “11” i bünyesinde barındırır. Orada gördüğünüz 118237 km. mesafenin toplamı; 1+1+8+2+3+7= 22’ dir. 2×11’ dir.

Sonuç: Yunus’u bulmak için kabak ağacını bulduk. Kabak ağacını bulunca Adayı bulduk. Adayı bulunca Yunus’u bulduk. Yunus’u bulunca Cibutiyi bulduk. Cibutiyi bulunca meşhur balığı bulduk.
“ALLAH DİLEDİ”
“Kur’an en doğru yola iletir. Bu kitap bize yeter”
Demek Ninova ha? Sizi gidi laf cambazları sizi…
Yusuf Suresi 11: Gerçekten elçilerin kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur’ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Kendisinden önce gelen kitapları tasdik eden, her şeyin ayrıntılı biçimde açıklanması ile iman edecek bir topluma hidayet ve rahmettir.
Fussilet Suresi 53: İleride bir zaman onun (Kur’an’ın) gerçek olduğu kendilerine açıkça belli oluncaya kadar hem seyrettireceğiz hemde kendi benliklerinde ayetlerimizi onlara ispat edeceğiz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?
“Erdoğan Metin”
Bu konu ve deşifre tamamıyla www.kuran19.org’ a aittir.








[…] 5- HZ. YUNUS’U YUTAN 584 M. BALIK VE MEVKİSİ […]