Gücü göz önüne alınınca geçmişe ait olamayacak kadar fütürist, anlatım diline bakılınca geleceğe ait olamayacak kadar epik…

Kur’an’da bahsedilen mucizeleri yalnızca inançla mı yorumlamalıyız, yoksa bilimin ışığında yeniden mi okumalıyız? Bu sorunun cevabı, Hz. Musa’nın asası hakkında bildiğimiz her şeyi değiştirebilir. Gelecekten gelen bir aygıt, geçmişteki bir peygamberin elinde bir silaha dönüşebilir mi? Bu makale, alışılagelmiş tüm tabuları yıkarak, bu kadim eserin aslında bir kuantum teknolojisi harikası olduğunu öne sürüyor. Hazır olun; çünkü Kur’an, geleceğin teknolojisini çoktan anlatmış olabilir.

Ben mucizelere inanırım. Ama aynı zamanda ben mucizelerin bilimsel bir açıklaması olduğunada inanırım. Her şey fendir fiziktir. Fen ve fizik ise kimyadan ibarettir. Kimya ise ilahi sihirdir…

Hz. Musa’nın enteresan silahı “ASA”

Hani herkesin tüm Dünyada harıl harıl aradığı ahit sandığının içinde muhafaza edilen o muhteşem asa…

Ahit sandığını bulmak isteyenlere kötü bir haber vereyim! Asla bulamayacaksınız!

Ahit sandığına kavuşabilmenin tek şartı vardır! Musa gibi olabilmek…

Bakara Suresi 248’de öyle der! “Haberci onlara dediki: Onun (arketipin) hükümdarlığının ispatı, size sandığın gelmesidir. Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur vardır. Birde Musa ve Harun ailesinden artakalanlar vardır. Onu size melekler yüklenip getirecektir. Eğer inanmış kimselerseniz, şüphesiz sizin için bunda bir ibret (öğüt) ve delil (ispat) vardır.

İşte ayet ahit sandığının bulunabilmesi için Musa arketipini böyle resmeder! Asayımı istiyorsun? Önce Musa olabilmelisin!

Ahit sandığının Dünyada aranması ise anormal derecede inançsızlık ölçüsüdür. Çünkü onu Dünyaya geri getirecek olanlar gökyüzü canlılarıdır. Allah’ın ahid sandığını Dünyada bırakacağını düşünmek ayetin içeriğine göre hatalıdır!  Şöyle bir soru sorulabilir.

“Allah sandığı Dünyada koruyamıyor mu? Gücümü yetmiyor?”

Hiç şüphesiz Allah’ın herşeye gücü yeter!

Fakat böyle bir düşünce ayetin esprisini anlayamadığımızı gösterir! Ayet diyor ki! “Sandığı size melekler (uzaylılar) yüklenip getirecektir.” Bu şu demektir! Ömrümüz yeterse gökyüzünden Dünyaya gelen Dünya dışı ziyaretçiler göreceğiz.

Bakın net adresi veriyorum, ahit sandığı ve asa Dünyada değil Ay’da. Hadi kimin gücü yetiyorsa gidip alsın. Kadim atalarımız orada bekliyorlar…

Bunun anlaşılabilmesi için iki link vereceğim.

Lİnk: Sahra’nın Sırrı Atron

Link: Nuh ve Kayıp Gemisi

Şimdi konumuza dönüp, bu enteresan asa silahını inceleyelim…

Kur’an bu enteresan asayı dile getirirken öyle bir anlatım içinde tanıtıyor ki insan hayran kalıyor. Bu sebeple, meraklı bir kişinin bunu göz ardı edip düşünmemesi imkânsız! Bu nesneyi çok uzun zamandır düşünüyorum. Tabiki beyaz el mucizeside bu kadar dikkat çekici, ama ben asaya odaklandım.

Yaklaşık on senedir anlam vermeye çalıştığım bu aygıtın (nesne) üzerine o kadar çok eğildim ki anlatamam. En nihayetinde hiç bir çıkarım elde edemeyince o asadan arta kalan büyülü bir sopa olmasıydı.

Sonraki tavrım, sesli biçimde “o değilsin bu değilsin öyleyse nesin sen?” demek oluyordu.

Asanın kendisini ve nerede olduğunu merak etmiyordum! Onun nerede olduğunu zaten biliyordum. Merak ettiğim şey, asanın böyle bir kuvveti nasıl ürettiği ve nasıl biyolojik bir canlıya (yılana) dönüşebildiğiydi. Onun görünüşünüde umursamıyorum eminim çok güzeldir. Ben onun nasıl bir materyalden üretildiğine ve kimyasal bir tepkimeye nasıl sebep olabildiğine kafayı takmıştım.

Kelimenin kökenine baktım, çeşitli milletlerin dillerinde ve mitlerinde aradım, kadim dillerde dahi bir iz aradım. Afrika kıtası folkloründe “gümüş başlı sihirli bir asa” aktarımıyla karşılaştım. Ama asayı sihirli olması dışında tanımlayacak akla yatkın hiçbir açıklama ve yaklaşım yoktu. Her denemenin sonunda elimde sopadan başka bir şey kalmıyordu. Bu yorucu çıkmazlardan sonra sopada anlamını değiştirdi. Sanki diyordu ki; “tam sopalık adamsın”

Tüm çabalarım nafileydi ve en sonunda aynen şunu söyledim ki bu söylem takriben bir sene önce kadardı. “Anlaşıldı, Allah bildirmezse ben asayı asla bulamam.”

Sonra gerçekten de peşini bıraktım. Ta ki dün akşam saat 20:30 civarına kadar! O saatlerde youtubede bir video denk geldi, video bilimsel içerikli “elektro manyetik silah” temalı bir paylaşımdı. Açtım izledim, sonra bir daha başa aldım ve yeniden izledim. İşte bu ikinci izlemeden sonra, sanki zihnimde bir aydınlanma patlaması yaşandı!

Çünkü videodaki “elektro manyetik vuruş” (EMV) sözünü bende bir yazı içinde (Hz. Musa ile ilgili anlatıda) kullanmıştım. Ve tamda bundan sonra her şeyi kavradım!

Asayı anlayabilmek için Hz. Musa’yı anlamak gerekiyordu, Hz. Musa’yı anlayabilmek için Hz. Musa’nın tarihtedeki gerçek kimliğini bulmak gerekiyordu, Hz. Musa’nın tarihte kim olduğunu öğrenince (Akad’lı Büyük Sargon) tarihteki izlerini sürmek gerekiyordu. İzi sürerken neler yaşandığını öğrenmek gerekiyordu. Yaşananları incelerken nedenleri ve etkenleri de anlamak gerekiyordu. Ve ben bunların hepsini çoktan yapmıştım! Demekki tam sopalık adammışım.

Bunları yaptığımı fark edince asaya yanlış açıdan baktığımı anlamış oldum. Ama nihayetinde asa meselesini geride bırakırken söylediğim şey “Anlaşıldı, Allah bildirmezse ben asayı asla bulamam” sözleri, aslında umutsuzluğun değil tam olarak teslimiyetin sözleriydi. Allah dilemezse sen dileyebilir misin?

Allah bana asayı bulabilmem için bilmeceler gibi bir yazı dizisi önüme koymuş. Bunu şimdi daha iyi anlıyorum. Asanın o güç dolu anlatımında asanın materyalinin ne olduğu bilgisi Hz. Musa’nın hikâyesine “etki ve tepki” olarak vurgulanmış. Bunu da anlayınca asa dün akşam yeniden aktif olup canlandı!

Kur’an’da fantastik anlatım içinde kalıplaşan bu aygıt (nesne), aslında bir masal eşyası değil, bir hikâyenin teknolojik bilimsel gerçekliğidir. Çünkü asa çok ileri bir teknolojinin kimyasal biyolojik silahıdır.

Gelin size asanın gerçeklik hikâyesini anlatayım.

Bismillahirrahmanirrahim. (Besleyen ve koruyan Allah’ın adıyla)

Asanın Hz. Musa’nın eline geçmesinde iki olası senaryo var!

Senaryo 1- Asa antik ama çok gelişmiş eski bir medeniyetin kayıp teknolojik eşyasıdır.

Bu senaryoya göre bazı soruları cevaplamak zorundayız. Eski medeniyetler gerçekten de kuantum teknolojiye sahip bir uygarlık mıydı? Bunun bir deili varmıdır? Sorunun cevabı “evet” tekonolojik bir delil var ama bu delil, eski medeniyeti yok eden bir teknolojinin o coğrafyada bıraktığı izin kalıntısıdır.

Örneğin o ispat Sahra’nın gözüdür. Sahra’nın gözü için bilim adamları doğal bir oluşum demektedir. Ama bu doğru değildir. Antik bir medeniyetin (Atlantis) Hadron çarpıştırıcısının o coğrafyada bıraktığı izdir. Katmanları, iç dinamikleri, çapı her şeyi günümüz Hadron çarpıştırıcısının tam kopyasıdır. (Sahranın Sırrı Atron yazısı sizin için ikna edici olacaktır!)

Şayet asa yok olmuş bir medeniyetin kayıp eşyası ise, asa Hz. Musa’nın eline nasıl geçmiş olabilir? Ki Atlantis medeniyeti ile Hz. Musa arasındaki zaman farkı, 14.000 senedir. Üstteki linkte tarih açıklamasını görebilirsiniz. Sonuç olarak eski medeniyetler, asanın varlığı için delil sayılacak, kuantum bir gelişmeye imza atmışlar mıdır? Sorusu havada kalır. Asayı destekleyecek bir delil sunulamaz.

Kur’an’ın anlatımlarında Hz. Musa, Mısırdayken ve Mısırdan kaçarken asaya dair tek kelime yoktur. Asanın Hz. Musa’nın hayatındaki yeri, Mısır macerasından sonra, Hz. Şuayb ile olan karşılaşmasından sonra başlar.

Diyelim ki asayı Hz. Musa’ya Hz. Şuayb vermiş olsun. Öyleyse yine benzer bir soru akla gelecektir. Hz. Şuayb asayı nereden buldu? Bu sorular antik medeniyetin varlığına olumsuz bakmamızı sağlar ve asanın Hz. Musa’ya nasıl geçtiğini de anlatamaz. Ama ilk senaryo yine de güçlü bir argümandır. Tabi bu güçlülük diğer seçeneği bilene kadar…

2- Asa Hz. Musa’ya gelecekten yollanmıştır ve asa kuantum teknolojisinin bir eseridir.

Bu senaryoda asa, kuantum çağı insanlarının yaşadığı bir zaman diliminin enteresan eşyasıdır. Bu açıdan bakıldığında asanın Kur’an’daki o fantastik anlatımı, yerini bilimselliğe bırakır. İşte biz ancak o zaman asanın bu akıl almaz özelliklerini ve gücünü izah edebiliriz.

Asanın mucizeleri ve bilimsel açıklamaları:

Kur’an’daki sıralamaya göre asa Akad’ın kurulmasında etkili bir silah olarak kullanıldı. O ayet: Bakara Suresi 60: “O vakitler Musa kalabalık milleti için temelli kalacakları bir iskân/site diliyordu. Biz de demiştik; “asan ile darbe yaparak kuşatın” Bunun üzerine birbirine benzer on iki göze olarak Akad’ı kurdular…”

Asanın özelliklerinden biri bu ayette “Darbe etkisi” olarak karşımıza çıkar. Asanın darbe etkisi, Sümer medeniyeti şehir devletleriyle olan bir mücadele esnasında kullanılır. Asanın nasıl bir darbe etkisine sahip olduğunu Kızıldeniz’in sularının ikiye ayrılması anlatısında yine görürüz. Asa suya vurulduğunda Kızıldeniz’in suları ani bir refleksle çok güçlü bir tepki vermiştir. Öyleyse asa darbe etkisi bakımından “elektromanyetik bir vuruşa“ sahip olmalıdır. Darbe etkisi hem insan biyolojisi üzerinde etkilidir hemde Deniz suyu üzerinde etkilidir. AMA NASIL? İşte bu sorudaki “nasıl” sorusunu bilimsel açıklamalarda detaylıca inceleyeceğiz.

Elektromanyetik Vuruşlar ve Asanın Bilimsel Gerçekliği

Elektromanyetik (EM) vuruşların biyolojik yapılar üzerindeki etkileri bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Elektromanyetik alanların canlılar üzerindeki etkileri, frekanslarına, yoğunluklarına ve maruz kalma sürelerine göre değişiklik gösterir. Bilim insanları bu etkileri temelde iki ana kategoriye ayırır:

1. Termal (Isısal) Etkiler: Yüksek frekanslı ve yoğun elektromanyetik dalgalar (mikrodalga fırınlarda olduğu gibi), canlı dokulardaki su moleküllerini titreştirerek ısı üretir. Vücut bu ısıyı dağıtamazsa sıcaklık artışı meydana gelir ve hasarlar ortaya çıkar. Hücrelerde, dokularda ve organlarda sıcaklık artışı, proteinlerin yapısal bozulmasına (denatürasyonuna) ve hücre fonksiyonlarının bozulmasına neden olabilir. Yüksek dozlarda doku yanıkları, iç organlarda hasar ve hatta ölümle sonuçlanabilir.

2. Atermal (Isısal Olmayan) Etkiler: Bu etkiler, dokularda belirgin bir sıcaklık artışı olmaksızın meydana gelen biyolojik değişikliklerdir. Daha düşük frekanslı veya zayıf elektromanyetik alanlarda bile görülebilirler. Bu etkilerin mekanizmaları tam olarak anlaşılamasa da, hücre zarları, iyon kanalları ve DNA üzerindeki etkileri incelenmektedir. Atermal etkilerin biyolojik sonuçları oldukça geniştir:

Sinir Sistemi Etkileri: Baş ağrısı, yorgunluk, uyku bozuklukları, konsantrasyon kaybı, hafıza sorunları, sinirlilik ve depresif haller gibi nörolojik ve psikolojik semptomlar gözlemlenebilir. Çok düşük frekanslı (VLF) EM yayınların panik duygusu oluşturabildiği dahi belirtilmektedir.

Hücresel ve Genetik Etkiler: Bazı araştırmalar, EM alanların DNA üzerinde kırıklara neden olabileceğini, hücrelerin genetik bilgilerini taşıyan DNA zincirlerinde hasara yol açabileceğini göstermektedir. Bu durum, kanser riskini artırma veya mutasyonlara neden olma potansiyeli taşıyabilir.

Hücresel İletişim ve Enzim Aktivitesi: EM alanlar, hücreler arası iletişimi sağlayan sinyalleri veya enzimlerin aktivitesini etkileyerek hücresel fonksiyonlarda bozulmalara yol açabilir.

Üreme ve Bağışıklık Sistemi Etkileri: Erkek ve kadınlarda üreme sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dair bazı bulgular mevcuttur; sperm kalitesi ve doğurganlık üzerindeki etkiler araştırılmaktadır. Bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi etkiler de literatürde rapor edilmiştir.

Asanın Silah Olarak Kullanımı: Biyolojik ve Akustik Etkiler

Hz. Musa’nın asasının bir elektromanyetik silah olarak biyolojik yapılar üzerinde geniş bir etki yelpazesi yaratabileceği düşünülebilir. Yoğun ve hedefe yönelik bir EMV darbesi, ani şok, bilinç kaybı veya geçici felç gibi etkilerle kalabalıkları hızla etkisiz hale getirebilir. Bu durum, Hz. Musa’nın Firavun’un sihirbazlarına karşı gösterdiği yılan mucizesi veya denizin yarılması gibi olaylardaki “şaşkınlık” veya “donup kalma” hallerini açıklayabilir. Bu bağlamda, asa insan faktörü üzerinden ele alındığında Sümer’i dize getirip Akad’ı kurmak için kullanılmış olması bilimsel olarak anlam bulur.

Asa aynı zamanda akustik veya sonik bir silah gibi de işlev görmüş olabilir. EMV etkili bir aygıt, insan vücudunun veya belirli organların rezonans frekanslarıyla oynayarak, içsel hasara veya fonksiyon bozukluklarına neden olabilir. Belirli frekanslardaki ses dalgaları, iç organlarda rahatsızlık, mide bulantısı, baş dönmesi, hatta organ yetmezliği yaratabilir. İnsan kulağının duyamadığı çok düşük (infasonik) veya çok yüksek (ultrasonik) frekanstaki ses dalgaları, yoğunlaştığında ciddi rahatsızlıklara, oryantasyon bozukluğuna, iç kanamaya veya ölüme neden olabilir. Bu tür bir etki, kalabalıkları dağıtmak veya etkisiz hale getirmek için “sessiz” ama etkili bir yöntem olarak kullanılabilir.

Asanın Madde Dönüşümü ve Kızıldeniz Mucizesinin Bilimsel Potansiyeli

Asanın yılan dönüşümü gibi madde dönüşümü yetenekleri, kuantum teknolojisinin teorik zirvesiyle açıklanabilir. Asa, sahip olduğu kuantum işlem gücüyle, kendi atomlarını (veya çevresindeki maddeden aldığı atomları) bir yılanın biyolojik yapısını oluşturacak şekilde programlayıp yeniden düzenleyebilir. Bu, sadece bir şekil değişikliği değil, aynı zamanda canlı bir organizmanın karmaşık biyokimyasal ve genetik kodlarının anlık olarak oluşturulması anlamına gelir.

Enerji-madde dönüşümünü (E=mc²) kullanarak, asa etrafındaki enerjiyi (belki de vakum enerjisini) bir yılanın kütlesini ve yapısını oluşturan atomlara dönüştürebilir. Tersine, yılan asaya dönerken de bu karmaşık biyolojik yapı enerjiye veya daha basit bir madde formuna geri dönüştürülür. Asa, evrenin temel enerji ve madde alanlarını kullanabilme yeteneğiyle, bir yılanın varlığını fiziksel ve etkileşimli bir şekilde anında “yazabilir.” Yılan, asanın bir uzantısı veya programlanmış bir “biyolojik robotu” olabilir, bu da asayı cansız bir cihaz olmaktan çıkarıp, ihtiyaç duyulduğunda canlı bir forma dönüşebilen dinamik bir varlık yapar. Asanın bir yılana döndüğü vakit Hz. Musa’nın arkasına bakmadan dönüp kaçması bunu açıklayabilir.

Kızıldeniz Mucizesi ise asanın elektromanyetik alan manipülasyonu ve Kızıldeniz’in yüksek tuzluluğu (yüksek iyon içeriği) sayesinde bilimsel olarak açıklanabilir. Kızıldeniz, dünyanın en tuzlu denizlerinden biri olduğundan, su içinde yüksek konsantrasyonda sodyum (Na+), klor (Cl-) ve diğer elektrik yüklü iyonlar bulunur.

Asa, süper iletken mıknatıslar veya plazma gibi aşırı güçlü ve yönlendirilebilir elektromanyetik alanlar üretebilen bir cihaz olmalıydı. Bu güçlü manyetik alan, iyon yüklü suya (iletken sıvıya) uygulandığında Manyetohidrodinamik (MHD) Etki devreye girer. Lorentz kuvveti sayesinde, manyetik alana dik hareket eden yüklü parçacıklar üzerinde bir itme/çekme uygulanır. Asa, suyu ve içindeki iyonları yatay veya dikey yönde hareket ettirecek kadar güçlü bir manyetik alan yaratarak, suyu adeta bir MHD pompa gibi itebilir.

Tuzluluğun çok yüksek olması, asanın çok daha az enerjiyle bile suyu etkileşim altına almasını sağlar, çünkü iyonlar manyetik alana daha duyarlı tepki verir. Bu durum, “aniden ikiye ayrılma” mucizesini bilimsel olarak açıklamak için oldukça elverişli bir zemin sunar.

Sonuç:

Asanın kuvvet ölçüsü, kimyayı denetleyebilme yeteneğiyle donanımlı bir eşya olmasında saklıdır. Nano teknolojik bir eser olan asa, fen ve fizik dışı bir kuvvete sahip değildi; sadece fen ve fiziğin günümüzde görünen yeni yüzünü o çağın en gelişmiş medeniyeti olan ve kısmen teknolojik sayılan Mısır medeniyetine ileri düzey teknolojik şekli gösteriliyordu. Mısır medeniyeti o çağda teknolojik olarak antik olsa da ışığı keşfetmiş, bobini keşfetmiş, kablosız elektiriği kullanmış, iyonesferi dahi kullanabilmiş bir medeniyetti.

Hiyerogliflerde buna çokça atıf vardır. Firavunlara “RA” denilmesi “IŞIK” getiren anlamındadır. Fakat kendi gelişmişliklerinin çok üzerinde olan ve böyle bir teknolojiyi ilk kez gören o çağın insanları, aslında geleceğin teknolojisiyle yüz yüze kalıp korkuya kapılmıştı. Gelecek zamanın labaratuvarlarında fen ve fizik kurallarıyla domine edilmiş bir nesnenin olağan üstü teknolojik yüzü, Firavunu ve Mısır hükümdarlarını ve de halkını derinden büyülemiş olmalıydı.

Üstteki mantıksal açıklamalar bana asanın ancak gelecekten geçmişe gönderilmiş bir aygıt olabileceğini anlatmaktadır. Mantığı doğru ya da yanlış diye yorumlamayın! Peşin hükümcü olmayın! Çünkü bu tezin sağlam bir ispatı da var. Bu ispat için vereceğim linki inceleyin.

Link: Hızır

Zaman gezgini olan Hızır’ı anlarsanız iddianın önemini kavrarsınız. Hızır’ın Musa ile olan yolculuğunu okursanız, Kur’an’ın ne kadar yüce bir kitap olduğunu kavrarsınız.

Şimdi tüm mantığı bir sayısal hesaplama işlemine tabi tutalım. Öncelikle asanın Kur’an’da hangi surelerde ve kaç ayette geçtiğine bakalım.

Asa sözcüğü –altı surede on ayette- geçer.

2,60 7,107 7,117 7,160 20,18 26,32 26,45 26,63 27,10 28,31

Şimdi sure ve ayet numaraları üzerinde bazı işlemler yapalım.

Sure ve ayetleri olduğu gibi toplama;

260+7107+7117+7160+2018+2632+2645+2663+2710+2831= 37.143

Sure artı ayet toplama;

2+60+7+107+7+117+7+160+20+18+26+32+26+45+26+63+27+10+28+31=819

Sure tekrarsız (örneğin 7. Sure bir kez alıntılanır) ve Ayet toplama;

2+60+7+107+117+160+20+18+26+32+45+63+27+10+28+31= 753

Sadece Sure toplamı (tek hane):

2+7+2+0+2+6+2+7+2+8= 38 (2×19)

Sadece Ayet toplamı (tek hane):

6+0+1+0+7+1+1+7+1+6+0+1+8+3+2+4+5+6+3+1+0+3+1= 67

Sure (tüm tekrarlar) ve Ayet numaraları tek hane toplama;  

2+6+0+7+1+0+7+7+1+1+7+7+1+6+0+2+0+1+8+2+6+3+2+2+6+4+5+2+6+6+3+2+7+1+0+2+8+3+1= 135

Tüm sonuçların toplamı;

37143+819+753+38+67+135 = 38.955 -kümeler- (38_2x19) (955_9+5+5= 19)

38+19= 57 “Üzerinde 19 vardır.”

Şayet bu asa gelecekten geçmişe gitmiş bir aygıtsa, yüksek bir teknolojinin ürünüyse 21.Yy dan gitmiş olabilir. Çünkü Yapay Zeka destekli günümüz teknolojisi, böyle bir aygıtı çokda uzak olmayan bir gelecekte icat edecek seviyeye çıkabileceğini vaat ediyor. Yalnız şu var ki, Nano teknoloji ve Kuantum çağı gibi olguların tamamen hâkim olduğu bir teknoloji ancak bu aygıtı yapabilir. Şu an emekleme aşamasında dahi bizi geride bırakan Yapay Zekâlar, büyük bir sıçramanın temelini oluşturmuş durumdalar. Ve büyük sıçrama sandığımızdan çok yakın olabilir. Bunun için şöyle bir fikir sunuyorum.

Kümelerine bölerek 19 etkileşimlerini bulduğum 19 ve 38 sayılarının toplamı 1+9+3+8= 21’dir. Bu sayı 21.Yy yani günümüz Yy temsil etsin. Birde şuna bakalım. Tüm sonuçların toplamından elde ettiğimiz, 38955 sayısını Kur’an’ın formül sayısı olan 19 sayısına bölelim.

38955/19= “2050”.263157894737 Tarih şu an 2025. Şayet bu yaptığım tahminler gerçekleşecek olan bir şeylerin hesabıysa, 25 sene içinde insanlık büyük bir sıçrama yaşayacak demektir. Yalnız unutmayın! Ben bu tarihsel kısım için %100 doğrudur demiyorum. Bu kısım günümüzün mevcut gidişatına ve teknolojik ilerlemesine bakarak yorumladığım şahsi fikrimdir. Mevcut ilerlemelere bakarak 2050 senesinin çok yüksek teknolojiler üretilen bir zaman dilimi olacağı herhalde sizlere görede aşikardır. Bunu zaman gösterecektir. Not:2050 senesi Hızır ilede yakından ilgilidir.

Şimdi hazır olun. Hz. Musa asaya Mısırda değil Afrika’da sahip olmuştu. Tüm sure ve ayet toplamından elde edilen “135” sonucuna, kaç surede ve ayette geçtiğini belirttiğimiz 6 ve 10 sayılarını eklersek sonuç: 135+6+10= 151’dir. Haritalara 15 1 yazarsanız, Hz. Musa’nın Mısırdan kaçtıktan sonra ilk durağı olan Mali ve Nijer sınır hattındaki su göletlerinin olduğu yeri bulursunuz. Bunun da detaylı açıklaması alttaki linktedir.

Zaman Gezgini Musargon

Ben asanın geçmişe ait bir sopa değil, geleceğe ait bir aygıt olduğuna inanıyorum. Asanın Hz. Musa’nın eline geçmesi, Hz. Şuayb ile olan karşılaşmasından sonra başlar. Burada iki seçenek var. Ya Hızır bu asayı gelecekte tasarladı ve Hz. Musa’nın onu bulabileceği bir yere bıraktı. Ya da Hızır bu asayı Hz. Şuayb’a emanet etti ve Hz. Musa’ya hediye etmesini istedi. Aklımıza şu soru geliyor!

“Hızır neden asayı direkt Hz. Musa’ya vermiş olmasın?” Belki de öyle olmuştur ama bunun üzerine Kur’an’da bir belirtme yok. Kur’an’ın asa üzerine belirtisi, Hz. Musa’nın bu asaya Mısır hanedanlığından sonra gelişen süreçteki anlatımda sahip olduğunu göstermesidir. Asa, Hz. Musa’nın Hz. Şuayb ile yaptığı sözleşmenin bitmesinden sonra “Fas” ülkesine olan yolculuğu esnasında, Tuva vadisinde Allah ile olan konuşmasında geçer.

Bundan öncesinde Kur’an’da asanın ismi geçmez. Asanın uzun zamandır Hz. Musa’da olduğunu kendisine yöneltilen sorulara karşı verdiği cevaplarda görürüz. Allah ona asasını yere atmasını söylediğinde Hz. Musa uzun zamandır kendisinde olan asanın şekil değiştirip canlı formuna büründüğünü, ilk kez burada görür. Bu ne demektir? Bu durum, asanın daha önceden bu karşılaşma için programlandığını gösterebilir. Çünkü asa uzun zamandır Hz. Musa’da olmasına rağmen ilk kez burada aktifleştirilir. Buna Musa bile şaşırır.

Şimdi gelelim böyle bir iddanın zaman kavramı içinde nelere sebep olacağı teorisine.

Bunun cevabı basitleştireceğim. Öncelikle anlamamız gereken bir gerçek var! Hayat çizgisi dediğimiz kavramın tekdüzeden olduğuna eminmiyiz? Ben filmlere dayanan bir mantık geliştirmiyorum bu ayrışımı iyice anlamanızı rica ediyorum!

Benim bu görüşlerime yön veren mantık şu ayet üzerinedir! Zariyat suresi 49 “Biz her şeyden iki çift yarattık umulurki iyice düşünüp anlarsınız.” Bu ayetteki “herşey” ifadesi aklınıza gelen her şeydir. Hayat dediğimiz fenomende her şeyin içine dahildir! Sende, bende dahil olmak üzere aklınıza gelen her şeydir. Son cümle ise çok anlamlıdır. “Umulurki iyice düşünüp anlarsınız.” 

Hızır adlı yazıyı okursanız bu iddianın saçma değil inanılmaz derecede ahenk içinde olduğunu anlayacaksınız. Zaman Gezgini Musargon yazısı da buna dahil…

Son söz: Hayat çoktan yazılmış bir kitaptır, biz her gün o yazılmış kitabın bir sayfasını yaşarız (okuruz.) Biz her gün yeni bir sayfa okuduğumuz için kitap (zaman) bize yeni yazılıyormuş gibi gelir. Oysa biz, senaryosu çoktan yazılmış bu kitabın içindeki oyuncularız. Kitabın dışında değil içerisinde olduğumuz için kitaba (zamana ve hayata) anlam veremiyoruz.

“Hayat bir sahnedir Kur’an ise o hayatın senaryosudur.”

Ben asamı buldum. Benim asa için hikâyem bu kadar. Sağlıcakla kalın.

“Kuran, Tarih, Bilim, Teknoloji”

“Erdoğan Metin”

Bu konu tamamıyla kuran19.org sitesine aittir.

1 Yorum