HZ.MUSA’NIN IŞIK SAÇAN BEYAZ ELİ:
BİR NÜKLEER SIRRIN ANATOMİSİ VE KİMYANIN TANRISALLIĞI:
-MODERN AKLIN İLKEL CEHALETİNE-
Modern çağın ‘aydınlanmış’ zihinleri, ekranlarda arz-ı endam edip, ellerindeki kahve fincanıyla binlerce yıllık kutsal metinleri birer ‘çöl masalı’ olarak yaftalarken, aslında jargonlu dilleriyle kendi zihinsel sığlıklarının nükleer birer anıtını diktiklerinin farkında bile değiller.
Bugün popüler kültürün ‘bilim elçiliği’ne soyunan, Richard Dawkins’ten mülhem o bayatlamış ‘Tanrı Yanılgısı’ retoriğini Türkçe dublajla pazarlayan “doritosçu” bay primatın;  ‘Musa diye biri yok canım, bunlar hep Sümer efsanesi’ deyişini izledik. Pirimat konuşuyor! Anlasa; konuşabilmesi bile mucize.
Öte yandan sosyal medya mecralarında insanlığı Kur’an cehaletinden kurtarmayı kendisine amaç edinmiş “Vision” beyi, ‘Kırmızı Hap’ videolarında Kur’an mucizelerini Marvel filmi senaryosuyla kıyaslayıp alay edişlerini de izledik.
Onlar için Hz. Musa diye biri yoktur. Varsa bile elinin beyaz bir ışık gibi görünmesi; ya bir deri hastalığıdır ya da antik dönem insanlarının bir sihirbaz karşısında kendi hayal gücünün ürünüdür.
Modern insana göre bilim, sadece laboratuvardaki deney tüpüne sığan şeydir; Bu gün o deney tüpünün içindeki elementlerin, binlerce yıl evvel bir tarihin en büyük İMPARATORU tarafından nasıl birer nükleer kumandaya dönüştüğünü sanıyorum ki akla yatkın bulamıyorlar.
Bu modern çağın bilge insanları Sahranın Gözü (Eye of the Sahara) adlı Richat yapısının Km.ölçüsü dâhil günümüz CERN laboratuvarına ilham veren bir Hadron çarpıştırıcısı olduğunu bilselerdi ve bunun Kur’an’da Zülkarneyn’in batı seferi esnasında zikredilen bir hakikat olduğunu bilselerdi ne düşünürlerdi?
Sahranın Gözü adlı Hadron çarpıştırıcısının hata yapacağını ısrarla anlatmaya çalışan MU kıtası Kralı Hz.Nuh’un yüksek bir mühendis olduğunu bilseler yine bir şey değişmez miydi?
Günümüz modern labaratuvarlarının kesilen elektrikler karşısında çaresiz kalacağını düşünmüyorlar mı? İnsanlığa uzay keşiflerinde hizmet edecek uzay sondalarının halaa katı yakıtla çalışan ilkel araçlar olduğunu görmüyorlar mı? Onların havada infilak ederek kaç kişye mezar olduklarını görmüyorlar mı?
Peki, binlerce sene evvel yaşamış Kral Süleyman’ın bir yüksek kimyager olduğunu bilseler?Yada onun babası kral Davut’un bir metalurji mühendisi olduğunu ve kendisinin rezonansla şekillendirip yeryüzüne binlerce sene evvel diktiği paslanmaz “Delhi Demir Sütunu” modern ekranlarda görmüyorlar mı? Görseler bilseler ne değişecek?
İnanın hiç birşey çünkü onlar gerçek bir Türk değil gizli beyaz Araplardır. Ne diyor ayette? Allah’ın kitabını inkar etme konusunda en ileri gidenlerin “Araplar” olduğu açıkça zikredilir.
Modern çağın aydın neferleri olduklarına o kadar inanmışlar ki ilkel bir uygarlığın agu bugu yapan primatları olduklarının bile farkında değiller.
DİN SÖMÜRÜCÜLER ONLARDAN FARKLI DEĞİL! ONLAR ARAPSA BUNLARDA YAHUDİLER.
‘Popüler Ateist’ tayfanın Musa’yı bir ‘masal kahramanı’ sanıp küçümsemesi  ne kadar vahimse; Müfessirlerin ‘Ayy bana ne oluyor!’ diyerek Musa’yı korkudan titreyen bir çobana indirgemesi bir o kadar komedidir.
Modern insan sanıyorki; elimizdeki akıllı telefonların fotonik ekranları bilimdir de, Musa’nın (Sargon) elinden çıkan o fotonik kimyasal madde (Beyaz El) masaldır. Onlar sanıyorlar ki; bugünün nano-teknolojik dronları teknolojidir de, Musa’nın o ‘Beyaz Işık’ ile komuta ettiği ‘Cenah’ (Kanatlı Yaprak Bitleri) birer hayal ürünüdür.
İşte bu yazı; hem o masalcı ulemaya hem de ‘bilimsel’ kılıflı cahil popülariteye bir nükleer cevaptır. Kur’an bir Tanrı masalı değildir.
Biz burada periyodik tablonun en gizemli üyesi olan o elementin, Musa’nın elinde tarihin akışını nasıl değiştirdiğini ihbar ediyoruz.
Musa’nın elindeki o ışık; bir deri hastalığı değil, atom altı bir müdahaledir. O el; korkudan büzülen bir adamın uzuvları değil, kâinatın nükleer şifrelerini çözen bir İmparator’un (Sargon) operasyonel terminalidir.
Siz ‘Tanrı’dan masallar’ deyip alay ederek öyle devasa büyük bir gerçeği ıskalıyorsunuz ki, bunu günümüzde bir labaratuvardan çıktı olarak okusanız kendinizden ve diplomanızdan utanırsınız.
Biz o masal dediğiniz ayetlerin içindeki 19’luk nükleer algoritmayı ve elementel karşılıkları “ölü adam (dabbet-ül arz) diriltilene” kadar sarnıcımızda mühürlü tutmaya devam edeceğiz. Kozmik Bilim, sizin sığ materyalizminize sığmayacak kadar büyüktür; gizli hakikat (kayıp esma) ise, ulemanın korkularına teslim edilmeyecek kadar kıymetlidir!”
Geleneksel ulemanın, tefekkürden uzak bir sığlıkla sadece bir “mucize” etiketi yapıştırıp, içeriğindeki biyolojik tepkimeyi bir “deri hastalığı” masalına hapsettiği o meşhur “Yed-i Beyda” beyaz ele sebep olan gerçeğinin hangi elementle tepkimeye girerek ışık gibi parladığını biliyoruz.
Hz. Musa’nın elini “cebinden” çıkardığında “bembeyaz” parlayan elinin o anda sergilediği fotonik ışımanın mahiyetini, bu ışığın hangi nükleer frekans üzerinden biyolojik kanatlı canlı birimlerini (kanatlı yaprak bitleri) komuta ettiğini ve bu muazzam aktivasyonun periyodik tablodaki hangi “radyoaktif” elementle tetiklendiğini tüm teknik detaylarıyla idrak etmiş bulunmaktayız.
19 sisteminin o hassas eleğinden süzülerek elimizde kalan o gizli matematiksel kanıt, bize bu elementin tüm çekirdek kadrosunu ve atomik hizalanmasını şüpheye yer bırakmayacak bir netlikle sunmuştur.
Lakin burada nükleer bir “Sükût Protokolü” devreye girmektedir!
Zira bu element, sadece periyodik bir madde değil; Allah’ın (Evrenin) bilinen 99 esmasının saklı tutulmuş kayıp esmasının madde âlemindeki (elementel) karşılığıdır.
İsm-i Azam”ın nükleer bir mühür olarak element tablosuna yansıması olan bu gücü, ulu orta afişe etmekten imtina etmek, inananlar için bir emniyet, hakikat için ise bir zorunluluktur.
Bizim görevimiz; Hz.Musa’nın bir “sihirbaz yada bir çoban” değil, bir Vazifeli/İmparator (Akkadlı Büyük Sargon) olduğunu, elindeki gücün ise bizzat Kayıp Esma ile kodlanmış ilahi bir nükleer biyoloji olduğunu ihbar ve tescil etmektir.
Bu gizemli elementin kimyasal ismini burada açıkça zikredeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Bu biyolojik tanrısal teknolojinin kozmik formülünü hem idrak yoksunu masalcı ulemanın, hem de yeryüzünü ihtiraslarıyla ateşe veren odakların eline bir koz olarak teslim etmek benim göze alabileceğim bir itiraf olmayacak. O sebeple beni yenildi sayın kendinizi galip sanın.
🔍 Mühür Kimde?
Bu elementin kimyasal adlandırmasını, nükleer kütle ağırlığını ve o ayette “hastalık olmaksızın” (Gayri Sû’in) şeklinde tarif edilen “Kusursuz Radyoaktif Işıma” protokolünün tüm dünyaya açıklanmasının bir zamanı elbette var!
Ölü Adam Arz’dan zuhur ettiğinde; Musa’nın elindeki o beyaz ışığın kimyasal formülünü element tablosunun en gizli, en nadir hücresinden çıkarıp tüm insanlığa “kendi üzerinde” sergileyerek ilan edecektir. Bu elementi keşfetmiş olsamda açıklama görevi benim değil Dabbet-Ül Arz’ındır.
Bu metin; inananlar için bir IŞIK, hakikati masal sananlar içinse nükleer bir bulmacadır. Vereceğim link Primatlara “KAFES” olsun. 
“Zihnet Metin”
-2052-