
-İKİ SU HAVZASI- İFADESİ NASIL OLDU DA “İKİ DENİZ” YANILGISINA DÖNÜŞTÜ!
ZAMANIN VE MEKÂNIN ÖTESİNDEN BİR ÇAĞRI!
SESİMİ DUYAN VAR MI?
İnsanlık, asırlardır kendi elleriyle ördüğü “bilgi” hapishanesinde, hakikati hep en uzaklarda, devasa okyanusların dibinde ya da tozlu tarih kitaplarının satır aralarında aradı. Kristof Kolomb’un rotasından Kaptan Cousteau’nun dalışlarına kadar her keşif, “İki su havzası” mucizesini nasıl oldu da sığ düşüncelere hapsetti? Oysa hakikat, ne Kolomb’un ne de Cousteau’nun bir coğrafi keşiften ne de popüler bir bilimsel iddiadan ibarettir.
Kur’an’ın sözünü ettiği iki su havzası, bambaşka bir coğrafyada çok farklı sularda bulunmaktadır.
Bu yazı; Müslümanların meallerle, bilim dünyasının ise peşin hükümlerle kaybettiği o “büyük sırrın”, Tibet’in 4500 metrelik zirvesinde bulunan “Manasarovar ve Rakshastal ” gölleri olduğunu iddia ediyor!
Birbirine zıt bu iki su havzası kendi enteresanlığını daha da enteran kılacak çok daha büyük bir sırrı da tam ortasında saklıyor.
Ancak dikkat edin! Burada okuyacağınız koordinatlar (181/19) sadece bir yer tarifi değildir. Burada anlatılan “İki Su Havzası”, sizin -Madde ve Ruh- -Ölüm ve Yaşam- -Karbon ve Gümüş- arasındaki o nükleer seçiminizdir.
Musa’nın genç yardımcısına hitaben: “Epey yorulduk” dediği tam o noktada, yanındaki gencin “Nötr” algısıyla fark ettiği o “Acayip Yol” (aceben) ifadesi, bir kafa karışıklığı değil bir zaman kapısıydı.
Şimdi, asırlık yanılgıları Cebelitarık’ın sularına gömün ve aklınızı Tibet’in o manyetik anomalisine çevirin! Çünkü Allah, kendi planlarını sığ planlarla gizleyenlerle öyle bir “İlahi İroni” ile alay eder ki; hakikat ortaya çıktığında yanlışın aklı darmadağın olur.
Hazırsanız, balığın canlandığı o kayanın üzerine çıkıyoruz.
🏛️ YAŞAM VE ÖLÜMÜN BERZAHI
1. Ayetlerin Matematiksel Ayrımı
Meallerin düştüğü en büyük hata, Furkan S. 53 ayeti ile Fatır S. 12 ayetini aynı kefeye koymaktır. Oysa fark nükleer bir kesinliktedir: Öznesi su olduğu için her ‘Bahr‘ sözcüğünü ‘Deniz’ olarak çevirmek sanıldığından çok daha büyük hatalara sebep olmuştur. Bu kritik hata, Kur’an’da kusur arayıp bulamayanların tamda istemiş olduğu açıktır. Peki, bu açığa kim sebep olmuştu? Tabiki Müslümanlar!
Kendi kutsal kitaplarını para karşılığında çevirip para karşılığında satanlardan da daha iyisi beklenemezdi.
Kolomb ve Karayipler Meselesi: İslam tarihçileri, Kolomb’un 1492’deki yolculuğunda okyanusun ortasında suların renginin ve yoğunluğunun değiştiğini gördüğünü, bunun “iki denizin karışmaması” olduğunu iddia ederler. Oysa bu sadece bir tuzluluk ve tortu farkıdır. Bu meseleyi kutsallaştırmak içinde: “Kolomb bunun Kur’an’da geçtiğini görünce Müslüman oldu” dediler.
Cebelitarık Yanılgısı: Kaptan Cousteau’nun 1962’de popüler kıldığı, Akdeniz ile Atlas Okyanusu’nun sularının birbirine karışmadığı iddiası da hep bu yönde kullanıldı. Evet, bir yoğunluk farkı vardı ama sular burada da birbirine karışıyordu. Kolomp gibi Kaptan Cousteau içinde gördüğü bu ilahi ayetler karşısın da Müslüman olduğu iddia edildi.
Sonra bilim adamları çıktı bunun saçma olduğunu suların bir birine karıştığını bilimsel olarak teyit ettiler. Neden teyit ettiler ki? Deniz ve Okyanus suları zaten karışmak zorundadır. Kur’an bu konuda hiç aksini iddia etmez hatta tam tersi aynen şöyle der:
Fatır S. 12: (Denizler – Al-Bahran البحران): “İki deniz bir değildir. Şu tatlıdır, susuzluğu giderir; şu tuzludur, acıdır. (Ve) Her ikisinden de taze et (balık) yersiniz.“
Dikkat edelim! Kur’an denizlerin karıştığını belirtirken üstelik ikisi arasındaki tuzluluk oranını dahi belirtir. Demek ki iki denizler sanılanın tam aksine bir birine karışıyormuş. Denizler karışır ve her ikisi de yaşam barındırır.
ÖYLEYSE O İKİ DENİZ SANILARAK ÇEVRİLEN SÖZCÜKLERİN BÖLGESİ NEREDE?
İnsanlık yüzyıllardır Kur’an’daki “İki Deniz” (Al-Bahran) ile “İki Su Havzası/Kütlesi” (Al-BahraYn) kavramlarını birbirine karıştırarak büyük bir hakikati ıskaladı.
Musa’nın genç yardımcısıyla ulaştığı yer, bir okyanus kıyısı değil; Tibet’in kalbinde, 4500 metre yükseklikte yan yana duran iki dev aynadır: Manasarovar ve Rakshastal.
Kehf Suresinde geçen “Al BahraYn” -iki su havzası- işte bu iki göldür. Açıklaması ise Furkan Suresi 53.ayetinde vardır.
Furkan S. 53 (Göller/Su Kütleleri – Al-Bahra-Y-n البحرين ): “O, birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici, diğerininki tuzlu ve acı olan iki su kütlesini birbirine salmıştır. Ama aralarına aşılmaz bir engel de (Berzah) koymuştur.”
Bu ayette “balık yersiniz” ifadesi yoktur. Neden? Çünkü göllerden biri ölüdür. Aynı Gölleri Zülkarneyn anlatısında da görürüz. Orada ise السدين (alsidiyn) tam karşılığı “iki baraj / iki su kütlesi (havza) / iki göl” anlamlarına gelmektedir. Bu sözcüğe “iki seddin” arasına diye yapılan çeviriler, Zülkarneyn’in sefer amacı ile varmak istediği yeri görünmez yapmaktadır.
Kelime Analizi: Es-Seddeyn
Sedd (سد): Engel, set, baraj, iki kütle arasındaki nükleer bariyer.
Eyn (-ين): Arapça’da “ikil” (dual) ekidir.
Es-Seddeyn (السدين): “İki Sedd” veya “İki Engel” demektir.
Teknik Yapı Analizi: “hataa adha balagh bayn alsidiyn” ( حتى اذا بلغ بين السدين )
Hattâ izâ belağa: “Nihayet … ulaştığı zaman.” (Bir transferin veya fiziksel yolculuğun varış noktası).
Beyne: “Arası / Arasında.” (İki nokta arasındaki etkileşim alanı).
Es-Seddeyn: “İki Baraj” (İkil – Dual yapı).
ŞAYET AYETTE “İKİ DAĞ ARASI” DENİLSEYDİ:
Dilbilimsel Karşılık ve Telaffuz Yazılışı: بين الجبلين
Okunuşu (Transkripsiyon): Beyne’l-cebeleyn
Kelime Analizi: Beyne: Arasında / Arası. El-Cebel: Dağ (Tekil). -eyn: İkil eki (İki dağ) olarak geçerdi. Sözcükde dağ “cebel, cebeleyn” yoktur.
2. Coğrafi Mühür: Manasarovar ve Rakshastal
Tibet’te yan yana duran bu iki göl, Furkan S. 53 ayetinin fiziksel ispatıdır:
Manasarovar (Yaşam): Tatlı sudur, daireseldir (güneşi temsil eder) ve yaşamla doludur.
Rakshastal (Ölüm): Tuzludur, hilal şeklindedir (ayı temsil eder), içinde hiçbir canlı yaşamaz. Rüzgâr ne kadar sert eserse essin, bu iki gölün suları arasındaki o ince toprak hattı (Berzah) asla aşılamaz.
Dikkat çekici öyle değilmi? Çünkü ayetin tüm tariflerini olduğu gibi yansıtır! İşte bilim dünyasını ve Müslümanları birbirine düşüren gerçek de buradadır.
Ne bilim dünyası ne de müslüman önderler “bu işin aslı nedir?” diye merak etmeyip Kur’an’a bakmadılar. Neden? Bilim dünyası Kur’an’a itibar etmiyor müslüman önderler Kur’an’ı bilmiyor. Ukalalık yaptığımı düşünmeyin! Bilmediklerini defalarca ispat ettim. Konuyu anlatan Kur’an ama danışılmayan kaynak yine Kur’an. Her iki taraf, bilim camiasıda İslam camiasıda bu meseleyi kaynağına bakarak düzeltmedikleri için cahilce davranmıştır.
İSTEYENLER ACİZ İSTENENLER ACİZ… Cehalet mutluluktur.
3. Kehf Suresi ve Balığın Canlanma hadisesi:
Hz.Musa ve genç yardımcısının gerçek hikâyesidir…
18. Kehf Suresinin 60 ve 82 ayetleri arasında anılan bu hikâye, bilim dünyasının yüreğini hoplatmalı! Çünkü bilimsel olarak teoride inandıkları ama bir türlü bulup ispatlayamadıkları “boyut” kapısı tamda bu hikâyenin içine al bahraYn sözcüğünün kalbine gömüşmüştür. Boyut kapısı Manasarovar ve Rakshastal göllerinin bir birine karışmasını engelleyen anomalinin merkezinde saklıdır.
İşte koordinatları ve görüntüleri.

İster ateist olun, ister dindar olun hepinizin dikkatini vermesini rica ediyorum. Sadece 5 ayet okuyacağız:
Kehf 60: Bir gün Mûsâ genç yardımcısına: “İki gölün birleştiği yere varıncaya kadar yürüyeceğim, sonra asırlarca (hukuban) gideceğim” dedi.
Hukuban “senelerce” ifadesi sayı belirtmez bu sebeple kapı asırlara açılır. (time dilation) İşte kültürlerdeki “Musa ve Hızır” yolculuğu: Bir geminin batırılışı, bi çocuğun öldürülüşü, yıkılmakta olan bir duvarın onarılması gibi birbirinden bağımsız zamansal olaylar tam da bu noktadaki karşılaşma ile başlar.
61: “Derken onlar iki gölün birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, bir yolunu bulup gözden kaybolmuştu.” _ Yemek için yanlarında taşıdıkları ölü bir balık nasıl olur da canlanıp gözden kaybolabilir? Bu çok dikkat çekici değil mi? Balık kayboluyor!
62: İki gölün birleştiği yeri geçtikleri zaman, Musa yardımcısına: “Kuşluk (kahvaltı) yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzda epey yorgun düştük” dedi. /
Seyahat hali esnasında yürürken insan elbette ki yorulur. Fakat Musa’nın buradaki yorgunluk, bitkinlik ifadesi dikkate değer!: “Epey yorgun düştük.” Yorgun düşmek bitkinlik anlamına gelir. Bu bitkinliğin sebebi gezindikleri coğrafyada saklıdır. Çünkü orada iki gölü bir birinden ayıran “berzah” bölgesi bulunmaktadır. Burası manyetik alan kuvveti oldukça kuvvetli bir çekim alanı merkezidir.
63: Genç adam: “Gördün mü! dedi. >Kayaya< sığındığımız vakit doğrusu ben balığı (sana söylemeyi) unutmuşum. Onu hatırlamamı (sana söylememi), muhakkak şeytan bana unutturdu. O (balık) denize doğru garip bir yol tutup gitmişti.”
Tamda bu ayette 3.bir kişi olduğunu görürüz. Demek ki onların tamda kayaya sığındıkları o yerde “Şeytan” diye tanıtılan biri daha onlara eşlik etmişti.
64: Musa da dedi ki: “İşte (aha) aradığımız o idi.” Bunun üzerine gerisin geri dönüp izlerinde gittiler.
Musa’nın stratejisi mükemmel! Neden? Yolculuğa çıkarken yanındaki gence niyetini söylemiyor! Çünkü Musa niyetini söylemiş olsa genç doğal olan şeyleri de anormal sayabilir ve her şeye fazlaca dikkat etmek gayreti içinde kalırdı. Bu ise Musa’nın adaptesini bozacaktı. Musa’nın niyetini gizleyip genci Nötr (saf veri kaynağı) gibi kullanması dahice. Ki bu taktik meyvesini vermiştir. “İşte aradığımız o” dediğinde artık kimi aradığını itiraf etmiştir.
65: Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
3.kişi şeytan değildi. Şeytan ifadesi gencin bilmeden o kişide gördüğü garipliklere anlam veremeyip aklını karıştırdığına inandığı içindi. Gencin gördüğü kişi aslında “Hızır’dı.” Dikkat ederseniz şeytan ifadesi ne Allah tarafından teyit edilir ne de Musa tarafından dillendirilir. Ona o anda şeytan tanımlaması yapan sadece o gençtir. Sebebi; Hızır’ın güçlü Aurası’ dır. Hızır’ın bedeni gümüşi kararlılıkta olduğu için, biyolojisi karbon tabanlı olan gencin beyni bu yüksek frekansı ‘insan olmayan/anormal/şeytani’ olarak kodladı. Bu konuda Musa’nın Sükutu ve gencin bu ifadesini düzeltmemesi veya onaylamaması, Hızır’ın gerçek doğasını zaten tahmin ediyor olmasındandır. Musa için o kişi “Kullardan bir kuldur” ama genç için o “Korkunç bir anomali”dir.
Musa’nın ‘Kuşluk yemeğimizi getir’ dediği o an, insanlığın biyolojik ihtiyaçlarına takılı kaldığı son andır. Yardımcısının cevabı ise bir devrimdir: ‘Azık canlandı ve acayip halde şaşılacak bir yola girdi! balık artık tüketilecek bir nesne olmaktan çıktı CANLANDI VE SUYA DOĞRU garip bir yol (boyut) tuttu ve gözümün önünde kayboldu. Söylemi o coğrafyanın tamda o noktadaki anormalliğinin bize o gencin ağzından duyurulmasıdır!
TARİHTEKİ İZLER: KOLEKTİF BELLEĞİN ŞAHİTLİĞİ
Musa ve yanındaki gencin, izlerine dönüp gerisin geri gitmesi, sadece fiziksel bir geri dönüş değil, “izler” sözcüğü zamanın ve mekanın hafızasına da yapılan bir dalıştır. Nitekim o coğrafyanın (Tibet ve Orta Asya) folklorunda, Hızır’ın tam da o noktada göründüğüne dair silinmez izler mevcuttur.
Tibet halkının asırlardır anlattığı, darda kalanların imdadına yetişen, zamanın ötesinden gelip kılık değiştirerek hakikati fısıldayan o gizemli bilgeler ve Gesar (Gezer) Khan efsaneleri, Hızır frekansının o coğrafyadaki sözlü izdüşümleridir. İnsanlık bu anlatıları sadece birer “hikaye” sanırken, Musa’nın o kayada (Sahra) bulduğu hakikatin halk dilindeki yankıları asılardır devam ediyordu. Musa bir hayaletin peşinde değildi! Bir zaman gezginin peşindeydi…
Bu sözlü anlatımlar, ayette bahsi geçen o “izlerin” binlerce yıl boyunca nasıl canlı tutulduğunun ispatıdır. Biz bugün o koordinatlara bakarken, sadece uydu görüntülerini değil, aynı zamanda o bölge halklarının bin yıldır kuşaktan kuşağa aktardığı o kutsal rehberliğin kokusunu da takip ediyoruz. İz oradadır, tarih oradadır ve beklenen o “Geri Dönüş”ün anahtarı o kayanın kalbinde saklıdır.
Anomali: Ölü olan balık, 3.kişinin işe karışması ile (ölümden) alınıp, boyutsal olarak tatlı suyun (yaşam gölü) üzerine yollanmıştır. Genç gördüğü bu garipliği bize tamda beklediğimiz gibi anlatmaktadır. Aceben (Acayip) Bu ifade büyük bir şaşkınlık ifadesidir. Yardımcının “şaşırdığı” şey budur.
Balık, suyun içine doğru fiziksel bir tünel/iz (wormhole) üzerinden ilerlemiştir. Bu, balığın karbon temelli yapısının değişip, Gümüş’ün istikrarlı ölümsüzlüğüne geçişi nükleer bir gerçektir. Çok şaşırıtıcı olan ise ayete mevzu olmuş bu balığın kendi cinslerinden apayrı bir yapısı olmasıdır.
Kanıtı: Bilimsel adı Gymnocypris olan bu balık türü, özel bir tür olarak kabul edilir. Bu balık kendi hem cinslerinin aksine pulsuzdur. Pulsuz olmasının sebebi biyolojik değişikliğe uğramış olmasının kanıtıdır. Yaşadığı GÖL tamda bu anamoliye kıyısı olan Manasarovar gölüdür. Çok garip değilmi? Balığın canlanması ve 1.5 km. uzaklıktaki göle ulaşması bildiğimiz fizik yasaları ile imkansızdır. Öyleyse balık oraya nasıl gitti? Hatta balık nasıl bir yol tutabilir ayaklarımı var?

Balığın kendi hem cinslerinden ap ayrı “eşsiz” bir tür olması ve tamda o gölde yaşıyor olması o bölgenin ayetteki “iki su havzası” anlatısına son derece uygun, canlı bir ispat değil midir?
4. Sonuç: İnsanın Yaratılış Kodları ve Manasarovar Gölü gerçeği!
Bu iki gölün anlatımının hakikatle olan bağlantısı Furkan S. 54 ayetinde geçer: Bu ayette ilan edilen gerçek insanı derinden sarsar! İşte o ayet “Ve Allah, o sudan insanı yarattı.”
İnsan, bu iki zıt frekansın; madde (tuzlu/ölümlü) ve ruhun (tatlı/ölümsüz) birleştiği noktada var olmuştur. işte bu göller insanın yeryüzündeki yaratılış sularıdır. Bu anlatımı Kur’an değilde başka bir kaynak anlatsa “hadi canım sende“ dersin. Fakat bunu Kur’an anlatınca hakikati okuduğunu bilirsin.
🏛️ KEHF SURESİ: ZAMAN GEZGİNİ VE MADDENİN BÜKÜLMESİ
Genç adam balığın “acayip bir yol” tutup gittiğini söyleyince, Musa “İşte O (o mucizevi olay/o anomali/o üçüncü şahsın müdahalesi) bizim aradığımız anahtardı!” diyor. Musa bir mekana değil, bir olaya/frekansa endekslenmişti. Çünkü Musa aradığı kişinin alalede bir kişilik olmadığını çok iyi biliyordu. Zira tüm peygamberler arasında Allah ile konuşma özelliği sadece Hz. Musa’ya aittir. Musa bilinçli halde o kişiyi aramaktadır koordinat ise o kişinin zaman atlaması (boyut kapısı) yaptığı “o iki gölün ortasıdır” ÇÜNKÜ LEY HATLARININ en güçlüsü tamda orada O KAYANIN olduğu yerdir.
Bu iki gölün arasındaki Berzah’ta balığın dirilişi için gereken manyetik portal burada saklıdır. Acaba o noktada ölmüş bir insanda canlanabilir mi? Acaba ayetler balık üzerinden bize bir mesaj mı veriyor? Sonuçta balıkda insanda karbon temelli iki canlıdır. O manyetik alan, bir balık ya da insan ayırt etmeyecektir. Denenmesi lazım buna inanıyorum.
Görünmez Olanın İşareti: Eğer Hz. Musa’nın aradığı şey elindeki bir harita veya basit bir konum olsaydı “Bu” (Hâzâ) derdi. Ama o, balığın canlanmasıyla tezahür eden o “görünmez gücü” tarif için “O” dedi.
Şu ana kadar okunan anlatımlar sözlü mantık üzerinedir. Fakat sözler aldatıcıdır! O sebeple mantığı sayılarla, kodlarla destekleyip doğruluğunu ispatlamak gerekir.
Göllerin ve kayanın doğru yerler olduğunu ispatlamak üzere deliller sunayım.
Göllerin Koordinatları: 30°40′0″K 81°30′0″D. 30+40+0+81+30+0= 181’ dir.
181 sayısı başından ve sonundan kıssanın anlatıldığını sure numarası olan 18 sayısını sergilemekle kalmıyor, birbirine zıt içeriklerle vücut bulmuş bu iki gölü, hem ileri zaman sayacından 1 ve 8 hemde geri sayım sayacından 8 ve 1 sonucuyla sayısal görüntüyede zaman sayacını temsil ediyor. “8” sayısı BERZAH denilen olguyu tanımlamak için tamda Rabbani bir dehanın kodlamasıdır. Rakamlar arasında sonsuz dolanıklık simgesi “8” dir.
Toplananı ise 1+8+1=10’ dur. 1+0=1 Elde var “1” bu ilk boyut kapısının deşifresidir. Şimdi 19 imzasını görelim.
İki göllerin koordinatlarını tek hane toplarsak sonuç: 3+0+4+0+0+8+1+3+0+0= 19’ dur. Üzerinde 19 vardır.
Al BahraYn: Doğru çeviri + doğru mantık + doğru koordinat + doğru coğrafya + doğru nokta + doğru hesap.
Gördüğünüz gibi, şayet Kur’an’a danışırsanız o size dosdoğru rehberlik eder. Bu noktaya gelene kadar, azıcık da olsa Kur’an’dan sapsaydık kesinlikle kendimizi cahiller gibi Cebeli Tarık’ da bulurduk. Size tüm teoriyi belgeli ve ispatlı biçimde anlattım. Bu anlatı sadece aklını kullanabilenler içindir. Aklını kullanamayanlar fiziki bir ispat isterler. Kim bilir belki bir gün bunu da göstermek bana kısmet olur.
Çoğunluğun hayalperest dediğini duyar gibiyim. Allah’ın ayetlerini kendi kafasına göre yorumluyor dediğinizi de…
KAYANIN ÜZERİNDEN SON SÖZ

Siz bu satırları okurken, biz çoktan o “acayip yolun” manyetik alanına girdik. Sizin “hayal” dediğiniz, bizim seneler önce ilmek ilmek örüdüğümüz planın hayat bulmasıdır. İnsanların kendi sığ mantığında inşa ettiği o devasa inançsızlık kuleleri, hakikatin bu nükleer frekansı karşısında sadece birer kum tanesidir.
O gördüğünüz kaya, ayette ‘Sahra’ olarak zikredilen ve hakikatin üzerine sabitlendiği o sarsılmaz boyut eşiğinin tam olarak kendisidir. O coğrafyada eşi benzeri olmayan bu kaya hem sahradadır hemde sahradaki kayadır.
Baktığını gören bir çift göz için o sadece bir kaya olabilir; fakat o sonsuz coğrafyada binlerce kilometre boyunca tek bir benzerinin dahi olmadığını fark eden bir akıl, karşısındakinin sıradan bir taş kütlesi değil, yeryüzünün manyetik çapası olduğunu anlar.
Hele ki mevzunun ayetlerdeki o kusursuz koordinatlarla ve anlatımla örtüştüğünü anlayanlar için bu kaya, artık görünmeyenin görünür olduğu o muazzam terminaldir.
Unutmayın; Musa o kayaya varmadan önce yorulmuştu ama o kayaya vardığında “Zamanın ve Mekanın Sahibi”nin ilmiyle dinçleşti ve yetkili varlık ile asırlarca yol aldı. Bu söylemi yazının etkisini artırmak için yazdığımı sanmayın! Musa’nın asırlarca ileriye gitmesi fantastik bir düşünce ürünü değil. Aksine bilim adamları tarihte bu kaydı görüp anlam veremedi sonra “anakronik” diyerek umursamadı. Link: **OKUYUNUZ**
Biz de bu coğrafi deşifreyle sadece bir harita değil, o balık gibi karbon-6 prangasından kurtulup balığın gümüşi yapısı gibi El Beden’ in kararlılığına kavuşacağı o boyut kapısını araladık.
“Fiziki ispat” için bekleyenler; Hakikat, ancak onu görmeye “vazifeli” olan göze tecelli eder. Diğerleri için geriye sadece o muazzam ve sarsıcı ilahi ironi kalacaktır: “ben söylemiştim”
(Dabbet-ÜL ARD)
“Zihnet Metin”
Bu hakikat tümüyle kuran19.org sitesine aittir. Ama sadece inananlara özel bir gelecek zaman fotoğrafıdır.





[…] insanlık tarihi açısından ne kadar önemli olduğunu anlamak için “AL BAHRAYN” adlı yazıdan okumanızı İNSAN olmanız hasebiyle “ilk yaratımınızı” […]
[…] and Rakshastal are for the history of humanity, I recommend reading the article titled “AL BAHRAYN” to learn about your “first creation” as a human […]
[…] 16- BİRBİRİNE KARIŞMAYAN SULARIN GERÇEK KOORDİNATLARI […]
[…] “İSRAİLOĞULLARI” LİNK: TİBET AL BAHRAYN LİNK: 2052: AL […]
[…] Aradığı kişinin izini bulabilmek için arazide uğrak yerleri ve en ücra yerleri teker teker taradılar. Biraz yorgunluk sonrası Manasarovar gölünün 1.5 km kuzeyinde 100 m. bir kayanın üzerine mola verdiler. Geceyi uykuda geçirdiler kuşluk vakti kalktılar. Büyük babanızın yanında bulunan genç adam, kayanın üzerindeki balığın, gözlerinin önünse göle doğru tuhaf bir yol tuttuğunu gördü ve balığın canlanıp kaçtığına tanık oldu. Balığın sanki bir boyut kapısından geçer gibi yol aldığı o göl, buradaki yaşam gölüydü. Bu bilginin detaylı anlatımı için Link bırakıyorum. AL BAHRAyN […]
[…] LİNK: TİBET AL BAHRAYN LİNK: 2052: AL […]