“YUSUF” İMHOTEP!
1ELİF 30LAM 200RA
130200

ŞU AYETİN İDDİASINA BAKINIZ! “BİZ KİTAPTA HİÇ BİR ŞEYİ EKSİK BIRAKMADIK”
Bir Bilinç Mühendisi: İmhotep Yusuf
Hz. Yusuf, Hz. İbrahim soyu Hz. İshak’ın torunudur, Hz Yakup ve Hz.“Sehel”in (Rahel) ise oğludur.
Basit hesaplar: AMAÇ;
1-Yusuf ve 19 sayısı gösterimi.
2-Yusuf bu olayı yaşadığı zaman kaç yaşındaydı?
3-Yusuf Mısr’ın kaçıncı hanedanlığında Vezirlik yaptı?
YUSUF (يوسف) Ebced Değeri: “156”  (156) ➔ 1+5+6 = 12 ➔ 1+2 = 3
İMHOTEP (Arapça Transkripsiyonu: ايمحوتب)

İmhotep isminin Arapça/Ebced Değeri “467” “Barışla Gelen” (İy-m-htp) kökeninden yola çıkarak hesaplandı: (467) ➔ 4+6+7 = 17 ➔ 1+7 = 8

YUSUF _3_  İMHOTEP _8_ 38” Üzerinde 19 vardır!
Kaynak kod: 1 30 200 (Elif-Lam-Ra) Yusuf Suresi’nin başında bizi karşılayan bu frekans dizisi, hikâyenin matematiksel sınırlarını çizer. Ebced değeri hesap toplaması 1+3+0+2+0+0=6 sayısı 114 Surenin içinde anlatılmış en güzel hikâye olduğunun gösterişidir. 6×19=114
11 gezegen, Güneş ve Ay’ın (toplam 13 göksel olgu) kendi etrafında hizalanması Yusuf’un adlı bir çocuğun sıradan bir karakter olmadığının tasviridir. Yusuf kaç yaşındaydı? Yusuf isminin ebcet değeri 156’dır. 156’nın toplananı 1+5+6=12’dir.
156 sayısı 13 göksel olguyla birbirine çarpılırsa 12×13’=156 sonucuyla Yusuf ismiyle etkileşime girer. Ayrıca Yusuf Suresi Kur’an’da 12.Suredir. Yusuf Suresi 111 ayetten oluşur ayet toplamı: 6216’dır ve 12 sayısının 12×518 tam katıdır. Ve kaynak kod: “Elif Lam Ra” 130200 sayıları 12 sayısının tam katıdır. 130200/12=10850
Kendi adından ve olgularla olan etkileşimden anlamaktayız ki Yusuf bu hadiseyi yaşadğı zaman 12 yaşındaydı. Onun kaderini tartan 12 sayısının toplananı 1+2= 3’tür ve Yusuf’u tarihte Mısır’ın 3.Hanedanlığında Melik Djoser yönetiminde İMHOTEP olarak görürüz.
12 sayısı: 12 Ay’ı 4 sayısı 4 mevsimi 3 sayısı ise mükemmel dengeyi **Fen, Fizik, Kimya’yı** temsil eder.
Tüm bu etkenler Yusuf’un üzerinde büyük etmenlerdir. Sure 1+2= 3 iken 111 ayette anlatılması da 1+1+1= 3’tür. Tüm sayıları 1 den 111’ e kadar verildiği gibi toplarsanız 960 eder. 36×3’tür. **Yusuf %100 3.Hanedanlıktadır.** 960 sayısını tek hane kalana kadar toplarsanız sonuç: 6’dır. Surenin kaderini belirleyen 130200 sayılarının da toplananı 6’dır. Sonuç 6+6= 12’dir. Bu sonuç hem Sure numarasıdır hem de Yusuf’un o çukura (Al Bad’ da ki Medyen çukuru) atıldığındaki yaşıdır
_Rüyalardan Çukura, Çukurdan Vezirliğe_
İnsanlık tarihi, genellikle doğrusal bir ilerleme olarak anlatılır; ancak bazı figürler vardır ki, onlar tarihin akışına “dışarıdan” müdahale eden birer sistem yöneticisi gibidirler. Kur’an’ın “En Güzel Hikâye” (Ahsenü’l-Kasas) olarak tanımladığı Yusuf’un serüveni, kadim Mısır’ın en gizemli figürü İmhotep ile örtüşen bir tarih saklambacıdır. Bu saklambaçta sizce neler bulacağız?
Medyen Su Kuyusu: Hz. Musa’nın Mısır’dan kaçtıktan sonra iki kız kardeşle ve çobanlarla karşılaştığı yer diye inanılır. Fakat Kur’an, Kasas 44 ayetinde bu inancı yalanlar! Şu ayet:
“Mûsâ’ya emrimizi bildirdiğimiz zaman, sen batı yönünde değildin, onu görenler arasında da yoktun.” (Kasas 44)
Medyen kuyusu Hz. Muhammed’in konumuna göre kuzeyde kalır. Fakat ayet kuzey değil BATI der. Bu karmaşaya neden olan etken İslam din tarihini Müslümanların değil Yahudilerin yazmış olmasıdır. Yahudilerin tüm peygamberleri kendi etrafında (İsrail coğrafyasında) toplama politikası, kendi “Arzı Mevud” yalanlarını meşru gösterme siyasetidir.
Hz. Musa ile Hz. Muhammed korelasyonu Medyen kuyusun hatalı teşhis olduğu hususunda coğrafik bir ispat sunmaktadır. Allah ise doğruyu söylemtektedir.
Bu coğrafik ispat Kasas 44 ayetiyle birebir mutabık kalır. Hz. Musa’nın gerçek hikâyesini okumak için Link: MU-SARGON
Hz. Yusuf’un atıldığı Medyen su kuyusu diye bilinen çukuru 15.ayette açıklayacağım. 
En güzel hikâyeler benzersizdirler.
-Hz. Yusuf’u birde benden dinleyin-
Bismillahirrahmanirrahim:
Babacığım, ben rüyamda 11 gezegeni güneşi ve ay-ı benim etrafımda dönerken gördüm… Burada Arapça secde ederken diye geçer. Bir gezegen insan gibi secde etmez. Rüyada gezegenlerin secdesi kişinin etrafında kendisine zarar vermeden huşu içinde dizilmiş olmasıdır.
Babası (Hz. Yakup) oğlu Yusuf’un önemli bir şahsiyet olacağını anlamıştı. Bu bilinç Yusuf’un rüyasını babasına anlatması üzerine kendisine ayan olmuştu.
Kaç kişi rüyasında on bir gezegeni güneşi ve ayı görmüştür? Bildiğim kadarıyla tüm insanlık âlemin de sadece 2 kişi. Onlardan biri Yusuf’tur.
Bu rüyanın mesajını anlayan Hz. Yakup oğlu Yusuf’a: “Canım oğlum Rabbin sana gördüğün bu rüyalarının ne anlama geldiğini öğretecektir. Bundan önce atan İbrahim ve İshak’a verdiği kudreti seninle Yakup soyuna verecektir. Bu rüyanı abilerine anlatma şayet rüyanı abilerine anlatırsan seni kıskanırlar ve sana bir kötülük tasarlamak isterler.”  
Yusuf böyle karmaşık duygular içinde babasının tembihlerini anlamaya çalışırken, kader Yusuf için ağlarını çoktan örmüştü.
20, 30 yaşlarında abiler Yusuf’u kıskanıp bir kötülük tasarlaması ne için olabilir di? Baba sevgisi mi? Makam “otorite” sevgiden üstündür. Hele ki gözden çıkarılacak olan kardeş anneden üvey biriyse vicdan azabı çabuk geçerdi. Kardeşler makam için öz kardeşlerini bile öldürür…    
Yusuf rüyasını abilerine anlatmadıysa! Abileri onu neden babasından koparıp yerleşim alanından uzak bir yerde, ne babalarının nede yerel halkın bulamayacağı bir çukurun içinde terk edip gitsindi? Bu yer o kadar uzak olmalı ki eve geri dönüş vakitleri gece yarısından hemen önce yatsı zamanıdır.
Ayetlerde göreceğiz ki Yakup’un ağzından “Onu kurt yerde sizin haberiniz bile olmaz” denilmesi bir yaban arazi tanımlamasıdır. Burada mesaj Yusuf’un bir yerleşim bölgesinde değil yerleşim bölgesinden uzakta kaybolacağının ön anlatımıdır.
Günümüzde Hz. Yusuf’un atıldığı kuyunun Filistin ülkesinde bulunan Jubb Yusuf (Yusuf’un kuyusu) olduğu inancı vardır. “Jubb Yusuf” kuyusu, ayetlerdeki tasvire hiç uymaz.
Arapça “al-Jubb” (الْجُبّ) kelimesini dilbilimsel ve arkeolojik olarak incelediğimizde, “doğal çukur/sarnıç” gibi anlamlara geldiğini görürüz: Fakat Filistin’de bulunan kuyu bir insan yapımıdır ve yerleşim merkezinde olması Kurt gibi yaban hayvanının yaklaşmayacağı korunaklı bir yerleşim alanı içinde kalır.
Etimolojik Fark: Bi’r (Kuyu) vs. Jubb (Sarnıç/Çukur)
Arapçada insan eliyle, özellikle su çıkarmak amacıyla kazılan (Filistin’deki gibi) klasik kuyuya “Bi’r” (بئر) denir. Ancak Kur’an, Yusuf Suresi’nde ısrarla “Jubb” kelimesini kullanır.
Jubb: Kelime kökeni olarak “kesik, oyuk” (cebbe) fiilinden gelir. Genellikle toprağın veya kayanın doğal yapısında bulunan, su biriktirmeye yarayan “doğal bir oyuk” veya “kaya oyuğu” anlamındadır. Filistin’de olduğuna inanılan kuyu ise doğal değil bir insan eseridir.

JUB (Bİ’R) KUYUSU FİLİSTİN
Bulunduğu mevki eski bir yerleşim merkezidir. Kuyu toprak zemine açılmış su kuyusudur.

Link: JUBB YUSUF 

İnsan Müdahalesi: Jubb, tamamen insan eliyle sıfırdan kazılan bir kuyudan ziyade, doğada var olan bir boşluğun ıslah edilerek su depolama alanına dönüştürülmüş halidir. Eğer bu kuyu “Bi’r” (klasik su kuyusu) olsaydı, o kuyu mutlaka bir yerleşim merkezinde olmalıydı ve böyle bir kuyu yerel halkın sürekli su çektiği kuyu olurdu.
Ancak Jubb: Yağmur sularının biriktiği, yerleşimden uzak, ıssız arazilerde bulunan doğal bir rezervuardır. İçinde sürekli bulunan derin su yoktur (dipte sızıntı sular birikir); Kervanlar bu “doğal çukurların” rotalarında ilerler.
Analiz: Yusuf’un abileri onu yerleşimdeki bir kuyuya değil, arazideki bu doğal Çukura (al-Jubb) bırakmışlardır. Bu, “kurt yedi” bahanesine zemin hazırlayan vahşi ve ıssız bir coğrafyayı tarif eder.
Kervan Güzergâhı: Ayetteki kervan (10, 19 ayetleri), yerleşim yerine giren değil, ana ticaret yolu (transit) üzerinde seyreden bir gruptur. Yusuf’un atıldığı yer, yerleşimden kopuk, sadece uzak yol kervanlarının su ikmali için bildiği ıssız, yabanda bulunan bir “durak” noktasıdır. Öte yandan onu bulacak kervanın da yabancı bir statüsü olmalıydı –ki- Yusuf’u uzaklara götürebilsindi.
Bu gerçeklik üzerine konuda artık “kuyu” değil, “çukur” tanımını kullanacağım.
Hz. Yakup Yusuf’a çok düşkündü çünkü Yusuf, uyumlu ve çok akıllı bir çocuktu üstelik o, babasının gördüğü en sevimli ve en güzel çocuktu. Babası belki de Yusuf’ta kendisini görüyordu. Ki Yusuf abilerinin eliyle kaybolduğun da Yakup yıkılmıştı. Çünkü o günün gelmesini hiç istemiyordu…
Hz. Yakup’un üzüntüler içinde gözlerine ak düşerek kör olması, Yusuf’un kaybolması değil bu özel yavrusunu uzun bir zaman göremeyecek olmasındandır. Fakat üzüldüğü bir şey daha vardı. Büyük çocukları neden bu kadar kıskançtı ve nasıl bu fenalığı yapacak kadar zalim olmuşlardı?
Yoksa büyük çocuklar İshak ve İbrahim’e uzanan o saf genetiğe sahip mi değil di? Büyük çocukları bunun farkındaydı çünkü ayette sizlerde göreceksiniz: “Babamız neden Yusuf’u ve kardeşi bizden üstün tutuyor” derler. Bu sebeple mi babalarının Yusuf’a olan sevgisini dillerine doluyorlar…
Bu çerçevede insan şunu düşünüyor. “Bir baba neredeyse bütün sevgisini neden tek oğula odaklamıştı? Abilerinin Yusuf’u bu kadar kıskanmasının sebebi babaların Yusuf’a olan düşkünlüğü tetiklemiş olmalı”
Bu düşüncenin doğru olmadığını Hz. Yakup’un oğullarına takındığı tutumda görürüz. Hz. Yakup diğer çocukları tarafından böyle bir ihanete uğradığı halde büyük çocuklarını cezalandırmadı! Oysa bir kraldı! Yetkisi de, gücüde, otoritesi de vardı. İşte bu durum babalarının onları da sevgi açısından Yusuf’a eş değer tuttuğunun kanıtıydı. Hz. Yakup’un Yusuf’a olan düşkünlüğü Yusuf’un içinde gördüğü ilahi ruhtu. Demek ki babaları diğer 11 abisinde görmediği temizliği Yusuf’ta görüyordu.
Olan olmuştu: Sure 12;        
7 – Andolsun ki, Yusuf ve kardeşlerinin kıssasında “merak edenler için” ibret alacak ayetler/bilgiler vardır.
8 – Hani onlar demişlerdi ki: “(Neden) Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgili? (Oysa) biz çok güçlüyüz ve istekli bir grubuz. Doğrusu, belli ki babamız >bu konuda< çok büyük bir yanılgı içindedir.”
Ne için bu kadar istekli olabilirler? Ve babaları hangi konuda yanılgı içinde olabilir? Sebebi, Hz. Yakup mevkisini Hz. Yusuf’a devretme arzusu içinde olmasıdır. Abiler ise “Neden o? Biz erişkin güçlü kuvvetli ve hazırız” diyorlar…
9 – “Yusuf’u öldürüp, ya da bir yere atın ki, babanızın yüzü (mecburen) size kalsın, sonra yine Salih(yetkili. Salih: yetkin yetkili demektir) bir topluluk olursunuz.”
Ayetteki **3.sesi** duyabiliyor musunuz? “BabaMız değil babaNız” denir. Burada gizli bir kraliyet ailesi oturumu söz konusudur ve birisi yönetim için istekli abilere akıl vermektedir! Bu kişiler, büyük çocukların anneleridir. Anneler; Hz. Yakup’tan sonra Yusuf’un ve Yusuf’un öz kardeşinin makama geçmesini değil kendi çocuklarının makam sahibi olmalarını istemekteler Neden? Hz. Yakup oğlu Yusuf’a şöyle konuşur:Ataların İbrahim ve İSHAK!” Bu ifade de Hz. İsmail anılmaz! Oysa Hz. İsmail’de Hz. İbrahim’in evladıdır ama! Hz. İsmail’in annesi Hz. Hacer, babası Hz. İbrahim ile aynı soydan değildir. Yani Hz. İsmail bir peygamber olsa da saf genetik değildir.
Hz. Yakup’un ağzından dökülen o cümlede sanıldığından çok daha fazla anlam vardır. Kısaca özetlemek gerekirse. Hz Yusuf’un annesi Hz. Rahel (Sehel) Harran kızıdır. Tıpkı Hz. İbrahim’in eşi Hz. İshak’ın annesi Hz. Sare gibi. O da Urfa Harran Anadolu Türk Coğrafyası kızıdır. Hz. İbrahim’in Harran asıllı bir Türk beyi olduğu gerçeği göz önüne alınınca, Hz. Yakup’un oğluna yakıştırdığı soy şeceresi bir övünç olmaktan öte salt bir tanımlamadır. Hz. Yusuf her iki boydan, baba ve anne üzerinden saf bir Türk beyidir. Genetik olarak hem anne hem baba aynı soydur. Ata olarak ise direkt Hz. İbrahim’e kapı açılmaktadır.    
Detaylı bilgi için Link: Hz. Sare’nin İzinde biz Türkler Kimiz?  
Hz. Yakup’un, Yusuf’a hitap ederken Hz.İsmail’i anmayıp sadece İbrahim ve İshak’ı vurgulaması, bir dışlama değil; Anadolu’dan süzülüp gelen o ‘saf yolun’ (Millet-i İbrahim) genetik ve coğrafi rotasını oğluna ve dolayısı ile bize izah etmektir. Bu yol, Harran kızı Sare ile başlamış, Harran kızı Sehel (Rahel) ile pekişmiş ve Yusuf (İmhotep) ile Mısır’ın taşlarına bir mühür olarak kazınmıştır.
10 – İçlerinden söz sahibi biri şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, bir çukurun dibine bırakın, oradan geçen kervanlardan biri onu alıp götürsün. Eğer yapacaksanız böyle yapın.”
Plan kabul edildi ve harekete geçildi… Hz. Yakup haklı çıktı. Babaları onları seviyor olsa da onlar Yusuf’u sevmiyordu babalarının üzülmesi de pek sorun değildi. Bu işin sonunda makam, mükâfat olarak büyüktü. Yusuf’un atıldığı çukurun nerede olduğunu 15.ayette açıklayacağım.
11 – Dediler ki: “Ey babamız! Sen bize Yusuf için neden güvenmiyorsun? Hâlbuki biz onun iyiliğini istiyoruz.”
12 – “Yarın onu bizimle beraber gönder de gezsin, oynasın. Kesinlikle biz onu koruruz.”
Plan uygulanmaya başladı. Yusuf’u babasının korunaklı himayesinden çıkarmak istiyorlar.
13 – Babaları dedi ki: “Onu götürmeniz beni üzer, korkarım ki onu kurt yese sizin haberiniz bile olmaz.”
14 – Dediler ki: “Biz böyle güçlü kuvvetli bir toplulukken, buna rağmen onu kurt yerse, o zaman biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olmuş oluruz.”
15 – Nihayet abileri, Yusuf’u alıp götürdüler ve çukurun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: “Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını hatırlatacaksın.”
ÇUKURU OLAN COĞRAFYA VE YUSUF:
Tüm Surede Al Jub “Çukur” kelimesi 2 kere geçer. İlk geçtiği ayet 10’dur ikincisi ise bu 15. ayettir. Sure, Ayetler ve Yusuf ismi üzerinden yapacağım işlemlerle koordinat hesaplayacağım.
Medyen kuyusunun bağlı olduğu AL BAD diye bilinen mevkinin koordinatları şudur. 28°28′29″N 35°00′53″E
“N” (North – Kuzey) “E” (East – Doğu)
28.boylam N (Kuzey) 35.enlem E (Doğu)
Öncelikle şunu bilmelisiniz! Allah her şeyi (tüm yaşamı ve olgularını) sayı ile hesap ettiğini belirtir. Buna karşılık Kur’an’ıda numaralandırdığını belirtir. Her şeyi sayı ile hesap ettiğini belirten Allah’ın, “yukarıda Hz. Yusuf” için kurduğu matematiksel düzene hepimiz tanık olduk. Bu tanıklık hayatı ve içindeki olguları tanımlamada en doğru işlemin sayılar olduğunu belirtir. Bunun üzerine yapacağım koordinat hesapları yine aynı ilke üzerine olacaktır.
Koordinat hesaplama: N
Sure 12’dir. Hurufu Makadda 130200’dür. İlk çukur ayeti ise 10’dur.
Sonuç: 12+1+2+3+10= 28 N
Sure 12’dir. Ayet sayısı 111’dir. Gezegen 11, Güneş(baba) 1 Ay(anne) 1 İlk Çukur 10.ayet. İkinci Çukur 15.ayet. Yusuf ismi Kur’an’da 27 kez geçer. + 1 Yusuf’un kendi varlığı + 1 öz kardeşinin varlığı:
İşlem ve sonuç: 1+2+1+1+1+1+1+1+1+1+0+1+5+2+7+1+1=28 N “Elde var 28.28”
Koordinat hesaplama: E
Sure 12, ikinci Çukur ayeti 15, Sure adet sayısı 111, Gezegen adet sayısı 11, Güneş 1, Ay 1, Yusuf 1
12+15+1+1+1+1+1+1+1+1= 35 E
Yusuf ismi Kur’an’da 27 kez anılır. Gezegen sayısı 11’dir. İkinci Çukur ayeti 15’dir.
27+11+15= 53 E “Elde var 35.53”
Elimizde 28.28N 35.53E var. Bunlar “AL BAD” koordinatı: 28°28′29″N 35°00′53″E temel sayılarıdır. Şimdi haritalardan AL BAD içinden Kervan yollarının geçiş rotasında bulunan TEK ve DOĞAL “AL JUB” çukurunun tam koordinatı ise nokta atışı bu Linktedir: 28°29’07.6″N 35°01’07.7″E
Allah her şeyi sayı ile hesaplamıştır. Sayı neden önemli? Şayet bu yazıda sayı bilimi olmasaydı, biz Hz. Yusuf’un kuyusu diye Filistin’deki kuyuya, Hz. Musa’nın kuyusu diye Medyen kuyusuna bakıyor olurduk. Söz anlatır Sayı donatır. Yahudiler ise uydurur. Hepimiz buna tanığız. Dinler tarihi diye okuduğunuz ve dinlediğiniz anlatılar, İslam tarihi değil İsrailiyat tarihidir. Tamamını kendileri uydurmuştur.
Bu, o çukurun Hz. Musa’ya değil, %100 Yusuf’a ait olduğunun matematiksel mührüdür. Musa’nın yolu Kasas 44’te belirtildiği gibi “Batı”ya (Afrika hattına) akar; Yusuf ise Kuzeyden (Medyen/Al Bad) gelip Mısır sistemine girer.

Kayaların açılması ile ortaya çıkmış doğal bir çukurdur. Kullanıma uygun hale getirilmiştir. Derinliğinin ortalama “28” metre olduğu söylenmektedir. İmhotep’in Kral Djore yaptğı “6” basamaklı piramadin “28” metre “derinliği” olduğunu biliyormuydunuz? Pramidin 15 adet galerisi vardır. 1’den 15 sayıların toplamı 120’dir. 120×19=2280 KIYAMET TARİHİDİR. 
Link: İmhotep Pramidi 
16 – Ve geceden önce, ağlayarak babalarına geldiler.
Geceden önce Yatsı vakitleri… Sabah evden çıkmış olsalar takriben 16, 17 saat yapar. Bu uzun bir zaman dilimidir. Yusuf aynen ayetlerde tarif edildiği gibi yerleşim alanından çok uzak bir yere götürülmüştür.
17 – Dediler ki: “Ey babamız! Biz gittik, aramızda yarış yapıyorduk. Yusuf’u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yemiş. Şu anda biz doğru da söylesek, yine de sen bize inanacak değilsin.”
18 – Birde (delil olsun diye Yusuf’un) gömleğinin üzerinde (kendi kurguladıkları) yalandan bir kan lekesi getirmişlerdi. Babaları dedi ki: “Hayır, nefisleriniz (arzunuz) sizi aldatmış da size bir iş yaptırtmış. Artık bana güzel bir sabır gerekiyor. Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan sadece Allah’tır.”
Yusuf, abilerinin ihanetiyle o çukura bırakıldığında, aslında insanlık tarihinin en büyük yer değiştirme operasyonu başlamıştı. O çukur, Yusuf’un çocukluğunu gömdüğü, fakat İmhotep dehasının doğduğu bir kuluçka merkeziydi. Yapılması gereken tek hamle, muazzam yükselişte olan Mısır hanedanlığına akın eden kervanlardan birinin o mıntıkadan geçerken durup çukura kova salmasıydı…
19 – Bunun üzerine bir kervan gelmiş, çukurdan su çekmek için birini göndermişlerdi. Oraya varıp kovasını çukura saldı ve “Müjde hey, müjde! İşte bir çocuk!” dedi. Ve onu satılık bir eşya olarak saklayıp gizlediler. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.
20 – Ve onu düşük bir değerle birkaç dirheme sattılar. Ona fazla değer biçmemişlerdi.
21 – Onu satın alan Mısırlı, eşine dedi ki: “Buna güzel bak. Bize faydalı olabilir, ya da evlat ediniriz.” Yusuf’u böylece oraya yerleştirdik. Ona rüyaların tabirini de öğrettik. Allah emrinde mutlak galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Saklayıp Gizlediler: Saklamak: Yusuf’u yolda bulduklarını saklı tutmak. Gizlemek: Yusuf’un kimliğinin kim olduğunun kapalı bırakılmasıdır. Yusuf’ta kimliğini deşifre etmedi! Bu emri içine bırakıldığı o çukurda almıştı… Yusuf, Mısır’a bir “köle” kimliğiyle girer. Bu, sistemin onu (İmhotep dehasını) sarayın kalbine sızdırmak için kullandığı bir “kamuflajdır.” Eğer gerçek kimliği, “Yakup oğlu Yusuf” olarak bilinseydi Mısır kanunları onu geri iade işlemine tabi tutardı. Bu sebeple Hz. Yusuf daha çocuk yaşta bu ağır yükü omuzladı ve emri dinleyip iyi bir iş çıkardı.
22 – O, tam erginlik çağına gelince, kendisine ilim ve hüküm verdik. İşte biz, güzel iş yapanları böyle mükâfatlandırırız.
Çukurdaki Vahiy: İrade Transferi
Ayette geçen: “Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını hatırlatacaksın” ifadesi, Yusuf’un o andan itibaren kişisel duygularını (baba sevgisi, ev özlemi, abilerinin ihanetini) bir kenara bırakıp bir “emre konsantre” maduna geçtiğinin kanıtıdır.
Eğer Yusuf çukurdan çıktığında bağırsaydı, ağlasaydı ve “Ben Yakup Bey’in oğluyum!” deseydi, kervan onu köle pazarında satamaz, iade süreci başlardı. Ama o, çukurda aldığı vahiyle “Görünmezlik Protokolüne” (Gizlenmeye) sadık kaldı.
Bunun sebeplerinden en önemlisi o andaki Mısır hanedanlığının yükselişine Allah, bir dahi zekâsına sahip Hz. Yusuf ile destek vermesi içindi. Yusuf’un Mısır’da vezir olması abilerine bir “nispet” değil, insanlığın o dönemdeki bekası için yapılmış bir “atama”dır. Yusuf’un kaderi Mısır’da olmaktı ve Mısır’ı o görkemli haline gelmesinde başrolü oynamaktı.
“Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını hatırlatacaksın” ifadesi, Yusuf’un kaderinin çoktan karar alınmış bir söylemidir.
Bir Medeniyetin İnşası: Mısır’ın o dönemdeki yükselişi, rastgele bir ekonomik büyüme değildi. Allah, o devasa gücü yaklaşan yedi senelik küresel kıtlık krizini göğüslemesi için küresel akıl sahiplerini oraya doluşturmasıydı. O tarihi okursanız sistemi yüklenen insanların kaliteli insanlar olduğunu görürsünüz. Hikâyenin Yusuf üzerine kurulması ise tüm o kaliteler içinde en farklı uç noktada bir karakter olmasıdır. Yusuf insanlığın kıtlık sebebiyle kırılma noktasına gelmeden önce, çocuk yaşta Mısır’a götürülmesi o ülkenin her şeyine “halkına, kültürüne, tarımına, mimarisine, tıbbına, felsefesine vb.” alışması içindir. Böyle bir kader ile yoğurularak işin başına getirilmiştir.
Adaptasyon: Bir çocuğun yabancı bir kültüre en saf haliyle entegre olması, o sistemin tüm açıklarını ve potansiyelini içeriden öğrenmesini sağlar. Yusuf, Mısır’ın sadece veziri değil, bizzat mimari ve sosyal işletim sisteminin yazarı (İmhotep) oldu    
Vazifeli Ataması: Abilerinin ihaneti, sadece bu büyük operasyonun “fiziksel tetikleyicisi” oldu.
Yusuf’un Konumu: Dâhiler ordusunun içindeki “En Uç Karakter” olması, onun “sıhhi ve aynı zamanda mimari” dehasının, elementlerden gelen eğitimi ve fenne ver fiziğe olan düşkünlüğü, kendisini “Baş Vezir İmhotep” olmasına götürdü.
Sıhhi ve Mimari Deha: İmhotep, tarihteki ilk büyük hekim ve ilk basamaklı piramittin mimarı olarak bilinir. Piramit için not şudur: Bu piramidi yaparken Antik Mısır yazılarında “Kutsal olan Üçgenden yararlanmıştır. (İmhotep Yusuf) Kutsal üçgen “Fen Fizik Matematiktir.”
Hayatta en hakiki Mürşit (rehber) ilimdir fendir. ‘Evren matematik diliyle yazılmıştır. Evrenin harfleri: üçgenler, daireler, geometrik biçimlerdir.’-M. Kemal Atatürk-  
Biz atamızı nerede olsa, hangi tarihte olsa tanırız!
Yusuf’un Mısır’daki “Hazine Yöneticiliği” ve “Kıtlık Yönetimi”, halkın sağlığını (sıhhi) korumak ile devasa tahıl ambarları (mimari) inşa etmek arasında geçen muazzam bir operasyondu.
Fenne Olan Hüküm: Elementlerin (kimyanın) dilini ve gökyüzünün frekanslarını bilen bu “Baş Usta”, Mısır’ın ham enerjisini rafine ederek onu bir altın çağa taşıdı.
3. Ses (Annelerin hain stratejisi): Kendi aklı kıt evlatlarının Salih (Yetkili) olma arzusuyla hareket eden annelerin planı, aslında bu saf genetiği sistem dışına itmeye çalışırken, onu farkında olmadan Mısır gibi devasa bir gücün yönetimine (İmhotep makamına) göndermiştir. 21. Ayetin son cümlesi: “Allah emrinde mutlak galiptir. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler” söylemi, anneler ne yaparsa yapsın yaptıkları şey olması gerekendi ama onlar bunu hatalı yolla servis ettiler.  
23 ve 33 arasında geçen ayetler Yusuf’un mutlak kaderi için bir eşikti. Şüphesiz bu da ilahi bir planın parçasıydı. Yusuf delikanlılık çağına erişip o çarpıcı yakışıklılığı göze batmaya başlayınca kendisini evlatlık alan Valinin eşi, kocası evde yokken Yusuf’a yürüdü. Yusuf onun seks kölesi olmaktansa zindana girmeyi tercih etti. Ve öylede oldu… Bu ise kaderin gerçek cilvesiydi!
Zindana atılan Yusuf burada nihai kaderini beklerken zindanda bazı kişilerin rüyalarını yorumlar. Rüyasını anlatan kişilere başlarına gelecek olanları anlatır:
36 – Zindana onunla birlikte iki delikanlı daha girdi. Birisi dedi ki: “Rüyada kendimi şarap sıkarken gördüm”. Öteki de dedi ki: “Ben de başımın üstünde ekmek taşıdığımı, kuşların da ondan yediğini gördüm. Bize bunun yorumunu haber ver. Çünkü biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.”
37 – Yusuf dedi ki: “Yemek vakti gelmeden önce onun tabirini size bildiririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiği ilimlerdendir. Çünkü ben Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir kavmin (Mısır Kıptileri) yolunu (milli anlayışını) terk ettim.”
38 – “Atalarım İbrahim, İshak ve Yakup’un milli inancına uydum. Bizim, Allah’a hiçbir şeyi ortak tutmuşluğumuz yoktur. Bu, bize ve insanlara Allah’ın bir lütfudur. Fakat insanların çoğu şükretmezler.”
Yusuf’un zindandaki bu duruşu, bir inanç kavgasından ziyade bir sistem güncellemesi teklifidir. O, Mısır’lıların elementleri simyager gibi kullanarak büyücülük yapan, (Musa kıssasından hatırlayınız) putlaştıran köhne ‘milli’ yolunu terk ederek; atalarından devraldığı ölçü, tartı ve mutlak bilgiye dayanan o Millet-i İbrahim düsturuyla zindanın karanlığından, sarayın zirvesine taşımıştır. Onun ‘hüküm ve ilmi’, bu tercihin (İbrahim ile başlayan ilahi geleneğe sadakatin) bir mükâfatıdır. İnsanlar bu nimetin farkında olmasa da, Milleti İbrahim’in küresel çapta vazifelerini yapmaktadır insanlar farkında değildir.
39 – “Ey benim zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı birçok tanrılar mı daha hayırlı, yoksa her şeye hâkim ve galip olan bir tek Allah mı?”
40 – “Sizin Allah’ı bırakıp da o taptıklarınız, (Mısır mitolojik tanrılar) sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlerden başka bir şey değildir. Bunlara tapmanız için Allah hiçbir delil indirmiş de değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir: O, size, kendisinden başkasına tapmamanızı emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.”
41 – “Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine yine şarap sunacak. Diğeriniz asılacak ve kuşlar (başına konup) başından yiyecek. İşte öğrenmek istediğiniz iş böylece açığa kavuştu.”
42 – Yusuf, hapisten kurtulacağına inandığı o iki kişiden birine dedi ki: “Beni efendinin yanında an.” Fakat nefsi ona efendisinin yanında Yusuf’u anmayı unutturdu. Bu yüzden Yusuf, daha yıllarca zindanda kaldı.
Kader ağlarını örüyor… Yusuf zindanda bekleye dursun dışarıda 3.Hanedanlığın melik kralı Djoser uykusunda suratına yumruk atılmış gibi hissettiren bir rüya görür! Bir Mısır kralı rüyasında “inek” görüyorsa bu onlar için hayati önem taşır.
43 – Bir gün melik dedi ki: “Ben rüyamda yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini ve yedi yeşil başakla yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Siz rüya tabir edebiliyorsanız benim bu rüyamın tabirini bana bildirin.
44 – Dediler ki: “Rüya dediğin şey karmakarışık hayallerdir. Biz ise böyle karışık hayallerin yorumunu bilemeyiz.
Mısır’da ‘İnek’, sadece bir hayvan değil; devletin maliye defteri, vergi cetveli ve zamanın ölçü birimiydi. Teması inek olan bir rüya sıradan bir insanın görmesi farklı, Kral sıfatında devletin başında duran Djoser’in görmesi farklıdır. Djoser rüyasında yedi semiz ineği yiyen yedi cılız ineği gördüğünde, aslında Mısır İmparatorluğu’nun yedi yıllık birikiminin devasa bir kara delik (kıtlık) tarafından yutulacağı ilahi bir rüya görmüştü. Saray kâhinleri bu ‘ekonomik felaket senaryosunu’ okuyamazken, zindandaki Yusuf, bu süreci bir kurtuluş reçetesine dönüştürecekti. Melik cevap bekliyordu fakat hiç kimse bu rüyayı içsel olarak yorumlamıyordu. Melik ise ısrarla cevap arıyordu ki;     
45 – O iki kişiden kurtulmuş olan nice zamandan sonra hatırladı da dedi ki: “Ben size o rüyanın tabirini öğrenip haber getiririm, beni hemen gönderin.
46 – “Ey Yusuf, ey doğru sözlü! Bize şunu hallet: Yedi semiz ineği, yedi cılız inek yiyor. Ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak. Umarım ki, o insanlara doğru cevap ile dönerim de onlar da senin için iyi düşünürler.
47 – Dedi ki: “Yedi sene her zamanki gibi ekin biçin fakat gıda harici geri kalan ürünü başağında bırakın.”
48- “Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek ki, önceki stoklarınızdan sakladığınız hariç gerisini (bağda bahçede tarlada olanı) yiyip bitirecek.”
49 – “Sonra bu kıtlığın ardından öyle bir yıl gelecek ki, insanlar o yıl bolca yağmura kavuşacak sonra (insanlar) sıktıklarının suyunu/yağını çıkaracaklar.”
Mısır’da “Sisteme Reset” atılıyor: İtibar, Liyakat ve Büyük Atama
50 – O Melik “Onu (Yusuf’u) bana getirin” dedi…
Kral (Djoser), zindandaki bu ilim yığının değerini anladığında “Getirin onu!” emrini verir. Ama Yusuf sıradan bir mahkûm gibi kapılar açılınca dışarı koşmaz. O, saraya lekeli bir sicille girmeyi reddeden bir “Vazifeli” olmak ister. Yusuf: “Gidip efendine (Kral’a) sor bakalım; o ellerini kesen kadınların derdi neydi?” der. Yusuf diyor ki: “Bana af değil, adalet lazım. Ben sarayın kapısından bir suçlu olarak değil, hakikatin temsilcisi olarak girmeliyim.”
51 – (Kadınları toplatan) Hükümdar, o kadınlara “Yusuf’la derdiniz neydi?” dedi…
Kral bizzat sorgu masasına oturur. O an Mısır sarayında bir “Hakikat Operasyonu” başlar. Kadınlar ve en sonunda Vali’nin Eşi de teslim olur: Valinin karısı: “Şimdi hakikat olduğu gibi ortaya çıktı. Ben onun nefsinden murat almak istedim, o ise tertemizdir.” Diyerek itiraf eder.
52 – (Yusuf dedi ki): İşte bu şunun içindir: Bilsin ki, ben ona (Vali’ye) arkasından hainlik etmedim…
Yusuf’un derdi kişisel intikam değil, “Sistem Güvenliğidir.” “Beni satın alan Vali öğrenmeli ki, ben onun güvenine asla ihanet etmedim” der. Bir Vazifeli, efendisi (yöneticisi) orada yokken bile emaneti koruyandır. Allah, hainlerin hilesini asla başarılı yapmaz.
53 – Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder…
Yusuf burada muazzam bir “farkındalık” sergiler. “Ben bir insanım, nefsim her an hata yapmama müsaittir” diyerek, kibrin kapısını kapatır. Bu, yüksek bir bilincin kendi zaaflarını bilerek, kendisini “Rahmet” (İlahi Koruma) maduna bağlamasıdır.
54 – Hükümdar dedi ki: “Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim.“…

Kral artık emindir: Karşısındaki sadece bir rüya tabircisi değil, Mısır’ın aradığı o “Başmühendis” (Imhotep)’tir. Kral Djoser nihayet Yusuf ile karşılıklı konuşunca hayran kalır: “Sen artık bizim yanımızda en yüksek mevkidesin, sana güvenimiz tamdır!”
55 – Yusuf ona dedi ki: “Beni bu ülkenin hazineleri üzerine ata. Çünkü iyi korurum, iyi bilirim.
İşte o meşhur “Atama” anı! Yusuf makam talep etmez, “Vazife” talep eder. “Hazinelerin (ambarların, ekonominin, rezervlerin) anahtarını bana ver” der. Çünkü Yusuf biliyor ki; o hazineleri korumak için sadece “iyi niyet” yetmez, “İlim” (Alîm) ve “Koruma Metodu” (Hafîz) gerekir. 6×19=114 Protokolü artık Mısır’ın resmi işletim sistemi olmuştur!
Büyük Buluşma ve “Veri Geri Yükleme” Operasyonu
58 – Yusuf’un kardeşleri çıkageldiler… O onları tanıdı, onlar tanıyamadı.
Kaderin cilvesine… Bir zamanlar “öldürün” ya da “çukura atın” dedikleri o küçük çocuk, şimdi karşılarında dünya ekonomisini yöneten devasa bir “Başmühendis” (Imhotep) olarak duruyor! Yusuf onları ilk bakışta tanıdı; çünkü o, “Gelenek”in (Millet-i İbrahim) yüksek bilincine sahipti. Onlar ise tanıyamadı; çünkü onlar hala kendi hırslarının ve kaba maddiyatlarının karanlığındaydılar. Yusuf, onlara kimliğini hemen deşifre etmedi, çünkü bu operasyonun bir “test” aşaması daha vardı.
59-60 – Babanızdan olan öbür kardeşinizi de getirin… Getirmezseniz bir ölçek bile yok!
Yusuf, stratejik bir hamle yapıyor. Öz kardeşi Bünyamin’i (saf hattın diğer parçasını) Mısır’a, yani o yüksek medeniyete, kendi güvenli alanı içine çekmek istiyor. Onlara “misafirperverliğin en iyisini” gösteriyor ama arkasından da resti çekiyor: “Ya o kardeşi getirirsiniz ya da bu sistemden bir daha tek bir zahire alamazsınız!”
61-62 – Sermayelerini yüklerinin içine koyun…
İşte Yusuf’un (İmhotep) dehası! Kardeşlerinin getirdiği parayı (sermayeyi) çuvallarının içine gizlice geri koyduruyor. Neden? Çünkü onlar babalarından diğer kardeşin istenildiğini izah ettiklerinde paranın ortaya çıkması Hz.Yakup’un gizli mesajı anlamasına sebep olacaktı!
63-64 – Ey babamız! Bizden ölçek menedildi…
Abiler Hz. Yakup’un yanına döndüklerinde, Babaları Yakup (as) huzuruna çıktılar: “Baba, o adam (Vezir) bizi uyardı, Bünyamin gelmezse dükkân kapandı!” diyor. Yakup ise hala yaralı… “Onu size nasıl emanet edeyim? Ama Yakup (as) bir şeyi çok iyi biliyor: “Her şey Allah’ın planıydı ve Yusuf’u koruduğunu an be an biliyordu. Burada Hz. Yakup’un onlara takındığı tavrı Allah’ın her şeyin kontrolcüsü olduğunu hatırlamaları için ders niteliğinde olmasıdır. “Ben her şeyin farkındayım da siz değilsiniz, ikiyüzlü davranmaya devam ediyorsunuz” demek gibi…
65-66 – Yüklerini açtılar ve sermayelerini geri verilmiş buldular…
Çuvallar açılınca şok yaşanıyor! Ödedikleri para geri gelmiş. Bu durum, abilerin iştahını kabartıyor: “Baba, bak adam hem paramızı iade etmiş hem de bizi çok iyi ağırladı. Bırak Bünyamin’i, bir yük daha fazla zahire alırız!” Bu Yakup (as) beklediği mesajdı. Bünyamin Yusuf’un yanına gidiyordu…
67-68 – Şehre hepiniz bir kapıdan girmeyin… Gerçi ben ne yapsam, Allah’ın takdirini sizden engelleyemem.
İşte bir krallığın nasıl yönetildiğini bilen Yakup (as) o meşhur “Güvenlik Protokolü”! Çocuklarına “Mısır’a girerken tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin” diyor. Neden?
Dikkat Çekmeme: Şehirden kısa zaman önce ayrılmış 11 tane güçlü kuvvetli adamın kısa zaman sonra bir kapıdan girmesi, güvenlik birimlerinin dikkatini çeker. Ve gerisin geriye gönderilirler.
Sistem Güvenliği: Biri yakalanırsa diğerleri amacına varsın… Gerçi ayetin sonunda dendiği gibi “ilim sahibiydi, çünkü ona Biz öğretmiştik.” Öğretilen şey sınır kapılarına kalabalık bir grup gelmesi, tehlike çanlarının çalması demektir. Bu devlet aklıdır. Kalabalık bir gurup kontrolsüz tutulamaz… Fakat o biliyordu ki; Allah’ın takdiri neyse o olur, ama “tedbir” o Kadim Geleneğin (Millet-i İbrahim) bir parçasıdır. Çünkü öğretilen şeyin özeti “tedbir”dir.
Yusuf’un Büyük Planı: Bir Tas, Bir Tuzak, Bir İmtihan
69 – Yusuf’un huzuruna giriş: “Ben senin kardeşinim!”
Kardeşler Yusuf’un makamına girdiğinde, Yusuf öz kardeşi Bünyamin’i bir kenara çekip kulağına fısıldadı: “Korkma, ben senin o kaybolan abin Yusuf’um! Onların geçmişte bize yaptıklarına artık üzülme.”
70-72 – Büyük Oyun: “Hırsız var!”
Yusuf, kardeşlerinin yüklerini hazırlatırken, kendine ait değerli bir gümüş su kabını (Kralın özel tasını) gizlice Bünyamin’in çuvalına koydurdu. Kervan tam yola çıkmıştı ki, arkalarından bir ses yankılandı: “Durun! Siz hırsızsınız!” Kardeşler şok içinde geri döndüler: “Ne arıyorsunuz? Biz neyi çalmışız?” dediler. Görevliler, “Kralın kayıp su tasını arıyoruz,” dediler.
73-75 – Kendi ağızlarıyla bağlandılar…
Abiler kendilerinden o kadar emindi ki, “Biz buralara fesat çıkarmaya gelmedik, bizi biliyorsunuz,” dediler. Yusuf’un adamları sordu: “Peki, eğer yalan söylüyorsanız, tası çalanın cezası ne olsun?” Abiler, kendi memleketlerinin kanununa göre cevap verdiler: “Kimin yükünden çıkarsa, o kişi burada köle olarak kalsın!” İşte Yusuf’un istediği tam olarak buydu. Abiler, bilmeden Bünyamin’in Mısır’da kalması için kendi hükümlerini vermişlerdi.
76 – Arama başlıyor: En sona saklanan sürpriz…
Yusuf, şüphe çekmemek için önce büyük abilerin yüklerini tek tek arattı. En sona Bünyamin’in yükünü bıraktı. Ve o meşhur tas, Bünyamin’in çuvalından çıkıverdi! Bünyamin alı konuldu ve Yusuf abilerine kendi ağızlarıyla böyle bir oyun kurmuştu.
77 – Eski huylar hiç değişmemiş!
Tası gören abiler hemen Bünyamin’i suçladılar! “Eğer o çalmışsa, zaten onun abisi de hırsızdı,” diyerek Yusuf’a iftira attılar. Yusuf tam karşılarındaydı, bu sözü duydu ama hiç belli etmedi, sabretti. İçinden, “Siz ne fena insanlarsınız,” dedi.
78-80 – Çaresizliğin zirvesi…
Abiler, Bünyamin’in tutuklanacağını anlayınca yalvarmaya başladılar: “Ey Vezir! Bunun çok yaşlı bir babası var, onun yerine bizden birini al!” dediler. Yusuf ise adaletli davranıyormuş gibi görünüp, “Suçsuz olanı neden tutayım? Kimin çuvalında çıktıysa o kalacak,” dedi.
Sonunda en büyük abi babasına verdiği sözü hatırlayıp. “Ben artık Mısır’dan ayrılmam, babam bana izin verene kadar burada kalacağım!” dedi. Kardeşler, en küçüklerini orada bırakıp, babalarına ne diyeceklerini kara kara düşünerek yola koyuldular.
Yusuf, intikam almak için değil; öz kardeşini onlardan kurtarıp yanına almak, hem de abilerinin o eski kıskançlıklarından kurtulup kurtulmadığını görmek için bu senaryoyu uyguladı. Abiler hala aynı abilerdi.
Yusuf artık hem güce, hem de öz kardeşine kavuşmuştu. Şimdi sıra, babası Yakup’u bu büyük habere hazırlamaya gelmişti.
Hasretin Zirvesi ve Büyük İtiraf
81-82 – Eve dönüş: “Baba, oğlun hırsızlık yaptı!”
Abiler, elleri boş ve mahcup bir halde babaları Yakup’un yanına döndüler. “Ey babamız!” dediler, “İnanması güç ama Bünyamin hırsızlık yaptı ve tutuklandı. Biz sadece gördüğümüzü söylüyoruz, yükünden hükümdarın tası çıktı, biz ne yapalım? İnanmıyorsan şehir halkına ya da beraber geldiğimiz kervana sor, yalan söylemiyoruz.”
83-84 – Yakup’un bitmeyen sabrı: “Gözlerine ak düştü”
Yakup (as) bu haberi duyunca yıkıldı ama yine de o eski “Kurt yedi” yalanını hatırlar gibiydi. “Hayır,” dedi, “yine kendi kafanızdan bir işler çevirmişsiniz. Artık bana düşen yine ‘güzelce sabretmektir’.” NEDEN SÜREKLİ SABIR ETMEK GİBİ ZORLUK İÇİNDE? Bunu inanılmaz açıklaması az sonra gelecek… Sonra onlardan yüzünü çevirdi, içine kapandı ve yıllardır sönmeyen o ateşle oğlu Yusuf’u andı. Üzüntüden gözlerine ak düştü (kör oldu). Ve ekledi!
85-87 – “Yusuf’u ve kardeşini **araştırın!**” Çocukları şaşkındı: “Hâlâ mı Yusuf diyorsun baba? Bu gidişle kendini bitireceksin, eriyip gideceksin! dediler.
Yakup (as) o meşhur cevabı verdi: “Ben derdimi, kederimi sadece Allah’a şikâyet ederim. Ve ben, Allah’tan sizin bilmediğimi sandığınız şeyleri biliyorum!” Sonra çocuklarını tekrar Mısır’a gönderdi: “Gidin, Yusuf’u ve kardeşini arayın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Hz. Yakup çocuklarının bu insafsızca davranışlarını en başından beri biliyordu. Allah’ın bir emri olduğunu diğer çocuklarının böyle bir işe kalkışacağı bilgisini Allah’tan seneler önce almıştı. Hz. Yakup isteseydi oğlu Yusuf’u eliyle koymuş gibi bulup geri getirebilirdi yalnız bundan men edilmişti. Eline sabretmekte başka hiçbir seçenek verilmemişti. O istiyordu ki büyük evlatları bu hatalarından Allah’ın yazgısı kendilerini bulmadan evvel itiraf edip kendileri düzeltip temizlensinler. Hz. Yakup’un sıkıntı duyduğu en büyük şey kaybolduğu andan beri Yusuf’un güvenliği değildi! Abilerinin böyle zalimce bir işe kalkışıp babalarını hayal kırıklığını düşürüp utandırmalarıydı.    
Ümit Kesmeme Emri: “Gidin araştırın” derken aslında onlara; “Gidin ve kendi hatanızla yüzleşin, o hatanın sonucu olarak (Yusuf’u) kendi ellerinizle bulup getirin ki temizlenesiniz” demek istiyordu. Ama diğer eşlerinden olan bu oğulları o saf temiz milleti İbrahim genetiği değildi. Onlar babalarının sözlerini içtenlikle anlıyorlardı fakat kıskanç ve zalimdiler.
88 – Sarayda çaresizce boyun büküş…
Kardeşler çaresiz, ellerinde kalan son üç-beş kuruşla (pek az bir sermaye ile) tekrar Mısır’a, Yusuf’un huzuruna çıktılar. Artık kibirleri kırılmış, tamamen bitmişlerdi: “Ey şanlı Vezir!” diye yalvardılar, “Biz ve ailemiz açlıktan perişan olduk. Elimizde pek bir şey kalmadı ama sen bize yine de erzak ver, hatta bize sadaka ver. Allah iyilik yapanları sever.”
89 – “Siz,” dedi, “Cahilliğiniz döneminde Yusuf’a ve kardeşine neler yaptığınızı hatırlıyor musunuz?
Yusuf’un “O” sorusuyla perde kalktı ve işte her şeyin durduğu o an… Karşısında diz çökmüş, sadaka isteyen abilerine bakan Yusuf (İmhotep), artık dayanamadı ve asıl kimliğine giden o ilk kapıyı böylece açtı:
90-91 – “Yoksa sen Yusuf musun?” Şok ve İtiraf:
Yusuf ayağa kalktı ve sessizlik bozuldu. Abilerin dizleri titredi, birbirlerine baktılar ve o inanılmaz soruyu sordular: “Yoksa sen… Sen sahiden Yusuf musun?” Yusuf, o asil duruşuyla cevap verdi: Evet, ben Yusuf’um, bu da kardeşim Bünyamin.” Ve ekledi: “Allah bizi lütfuyla buluşturdu. Kim dürüst kalır ve sabrederse, Allah onun emeğini asla boşa çıkarmaz.” Abiler, yılların ağırlığı altında ezilerek teslim oldular: “Allah seni bizden üstün kıldı, biz gerçekten çok büyük hata ettik!”
Ders: Makam layık olursan verilir.
92-93 – İntikam Değil, Şifa: “Bugün azarlama yok!”
Yusuf, gücünün zirvesindeyken onları cezalandırabilirdi ama o bir “Vazifeli” gibi davrandı: “Bugün size sitem bile etmiyorum. Allah sizi bağışlasın.” Sonra o mucizevi talimatı verdi: “Şu gömleğimi alın ve babama götürün. Onu yüzüne sürdüğünde gözleri açılacak. Sonra da tüm aileyi toplayıp buraya, yanıma gelin.
İmhotep’in Şifalı Gömleği: Kimyasal Bir Restorasyon
Şu gömleğimi alın ve babama götürün…” Mısır tarihinde İmhotep, tarihin ilk ve en büyük hekimi, “Şifacı” unvanıyla bilinir. O, sadece bir vezir değil, elementlerin dilinden anlayan bir simyacıdır. 
Sıradan Bir Kumaş Değil: O gömlek, sadece Yusuf’un kokusunu taşıyan bir hatıra değil; bizzat İmhotep’in laboratuvarında hazırladığı, gözdeki o perdeyi (akı) çözecek özel kimyasal bileşiklerle işlenmiş bir “şifa aracıydı.” Kumaşa emdirilmiş olan o özel formül (elementlerin kimyevi bileşimi), biyolojik bir etkileşime girerek Yakup’un görme yetisini geri kazandırdı.
*İlim ve Hikmet*: Kur’an’ın “Biz ona ilim öğrettik” dediği şey, tam olarak budur: Duayı fenle, inancı tıp ile hikmete “faydaya” dökmek.
Yusuf’un gönderdiği gömlek, tarihin ilk ‘akıllı tekstil’ ürünüdür! Ve ‘ilk uzaktan tedavi‘dir! O, babasına sadece bir selam değil, bizzat geliştirdiği o ileri tıp bilgisini (şifayı) gönderdi. Yakup’un gözlerini açan, hem hasretin bitişiydi hem de oğlunun ‘İbrahim’i Gelenek’ ile Mısır’ın fen ilmini nasıl birleştirdiğinin somut kanıtıydı.”
94-95 – Kilometrelerce Öteden Gelen Koku…
Mısır’dan kervan yola çıktığı an, yüzlerce kilometre ötede, Yakup (as) ayağa kalktı. Yanındakilere dönüp, “Eğer bana bunak demezseniz, ben Yusuf’un kokusunu alıyorum!” dedi. Çevresindekiler ise hala o eski, kaba mantıkla cevap veriyorlardı: “Vallahi sen hala o eski şaşkınlığındasın, unut artık şu Yusuf’u!” Üvey annelerin hiçbir şeyden haberi yok! Yıllar önce kurdukları o pis oyunun Hz. Yakup tarafından bilindiğinin farkında değiller!
96 – Büyük Buluşma: Gözlerin Açılması Ve müjdeci kapıya dayandı…
Yusuf’un gömleğini Yakup’un (as) yüzüne sürdüğü an, gözler çakmak çakmak açıldı! Yakup (as) derin bir nefes aldı ve o günün geleceğini en başından beri bildiğini belirten o vakur sesle konuştu: “Ben size demedim mi? Ben Allah’tan sizin bilmediklerinizi biliyorum!”
Büyük Buluşma ve “Gayb”ın Deşifresi
97-98 – İtiraf ve Gelecek Projeksiyonu: Abiler artık tamamen teslim olmuşlardı.Ey babamız, bizim için af dile, biz gerçekten çok büyük hata ettik” diyerek o egolarını yerle bir edip itirafta bulundular. Yakup (as) ise bir Bilge ve “Vazifeli” olarak hemen değil, “İleride dileyeceğim diyerek onları manevi bir bekleme odasına aldı. Çünkü temizlenme, sadece bir sözle değil, o hatanın ağırlığını hissetmekle tamamlanır.
99-100 – Mısır’a Giriş ve Rüyanın Matematiksel Çıkışı:
Tüm aile Mısır’ın o yüksek medeniyetine güven içinde girdi. Yusuf (İmhotep), anne ve babasını en yüksek makama, yani kendi “Tahtına” oturttu. Ve o an, yıllar önce görülen o “rüya” fiziksel gerçekliğe dönüştü: 11 yıldız (kardeşler), Güneş (baba) ve Ay (anne) Yusuf’un önünde saygıyla eğildiler. Yusuf tebessüm ederek babasına baktı: “Babacığım, işte o meşhur rüyanın çıkış noktası budur! Rabbim onu gerçek kıldı. O beni zindandan çıkardı, bana ilimi ve bilimi öğretti, beni hazinenin başına koydu ve sizi de **Çölden Alıp** abana getirdi.”

İşte! **Çölden Alıp** bu ifade Hz. Yakup ailesinin Lübnan/Filistin/İsrail diyarlarında değil Ürdün’ün güney ksımlarında Al Bad’a yakın bölgelerde yaşadığının kanıtıdır. Hakikat ortaya çıktı! 

Harita Al Bad. Yıldızlı mevki çukurun olduğu yer işaretidir.

101 – “Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı Müslüman olarak al ve beni Salih/yetkili kulların arasına kat!
102 – Gaybın Haberi ve Sistemsel Kanıt:
Kur’an burada duruyor ve bize sesleniyor: ” Bu (ibretli olaylar), Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar o hileli-düzeni kurarlarken de, yapacakları (kötü) işe topluca karar verdikleri vakitte de “Sen” yanlarında değildin.”
TARİHİ İNKÂR EDEBİLİRMİYİZ?
Kral (Melik) Djoser Dünyanın bir girdap gibi içine çekildiği o 7 senelik zorlu zamanı, Mısır ülkesinin kudreti ve İmhotep Yusuf’un emeği ile sıyrıldığını bir zafer anıtı gibi tarihe nakşettirdi.
NİLDEKİ **SEHEL** ADASI
İnsanlık tarihi, taşlara kazınan isimlerin ardındaki sessiz çığlıkları çoğu zaman duymaz. Ancak bir oyuncu değil “gözlemci” gözüyle bakıldığında, Nil Nehri’nin ortasındaki bir adanın ismi, binlerce kilometre ötedeki Anadolu topraklarına ve bir annenin yüreğine uzanan gizli bir köprüye dönüşür.
1. Neden “Sehel” (Rahel) Adası?
La stèle de la Famine, dans l’île de Sehel, près d’Assouan, Égypte
Mısır’ın güneyinde, Nil’in serin sularıyla çevrili olan Sehel Adası, sadece coğrafi bir kara parçası değil; kıtlık hikâyesinin ve İmhotep’in (Yusuf) dehasının mühürlendiği yerdir.
İsimdeki Mühür: Hz. Yusuf’un (İmhotep) annesi Rahel, Harran’ın (Anadolu) saf genetik hattından geliyordu adı ise SEHEL’ di. Antik lehçeler arasındaki fonetik geçişlerde “R” ve “S/Sh” seslerinin yer değiştirmesi, bu adanın isminin bizzat Yusuf’un köklerine, yani annesi Sehel’e bir saygı duruşu olduğunun nişanesidir.
Türk Kızı Sehel’in seher Vakti: Rahel, Batılı bir fonetiktir. Sehel ise bu ismin Anadolu (Harran) ve Güneş temelli (Türk) okunuşundaki “nezih” ve “ışıklı” karşılığıdır.
2. Tarihsel Mühür: Annenin İzleri ve Sehel Bilinci
Hz. Yusuf (İmhotep), Mısır’ın yönetimini devraldığında bir “Bilinç Mühendisi” gibi hareket etmiştir.
Soy Hattı Bağlılığı: Nil’in kalbindeki Sehel Adası, Yusuf’un Harran Türk coğrafyası köklerine olan derin bağlılığını annesi üzerinden simgeler.
Işığın Doğuşu: Sehel “Güneş” olan Yusuf’u doğurarak Dünyanın Seher vaktinin taşıyıcısı olmuştur. Yusuf’un doğumu, karanlığın bittiği ve “Hakikatin Işığı”nın doğduğu o kritik andır. Yusuf ve Yakup kaderi tam o zaman yürürlüğe girmiştir.
İmhotep’in İmzası Vefa Borcu:: İmhotep, annesinin adını verdiği Sehel Adasına **Kıtlık kaydı Steli**ni diktirerek, başarısını kendi genetik hattının zaferi olarak tarihe not düşmüştür.
İmhotep Yusuf, dünyayı felaketten kurtaran o devasa operasyonu yönetirken, kendisine bu “saf yolu” (Millet-i İbrahim) miras bırakan annesinin ismini, Nil’in en stratejik noktalarından birine vererek **soy hattına** olan vefasını tarihe kazımıştır. Babası Hz. Yakup’un ağzından dökülen “İbrahim İshak Yakup hattının anahtarı tam olarak annesi SEHEL’ di. Hz. Yakup ve Hz. Yusuf biliyordu biz bilmiyorduk. Bu gaybi haberleri sunarken gözlerimin yaşardığını, göğsümün daralıp derin nefesler aldığımı bilmenizi isterim.
Tarihi Onay: Sehel Adası’ndaki Kıtlık Steli, bu başarının sadece bir vezire değil, o veziri yetiştiren Harran asıllı genetik hatta ait olduğunun tescilidir.
“Hakikat Ortaya Çıktı!”
Bu tespitlerle şu sonuç kaçınılmazdır: Yusuf (İmhotep), Mısır’a bir “köle” olarak girmiş olabilir ama oradan bir “Kültür ve Genetik Taşıyıcısı” olarak çıkmıştır. Annesinin ismini bir adaya verecek güce ulaştığında, aslında kadim Türk ruhunu Nil’in kalbine yerleştirmişti.
Mısır hiyeroglifleri arasında gezinen arkeologlar orada sadece bir isim görürler; ama bir gözlemci oraya baktığında, Harran’dan gelen o saf Anadolu Türk kadınının, Sehel’in imzasını görür. Hakikat, binlerce yıl sonra bile bir adanın isminde kendini böyle ele verir.
Sırf Kur’an’ı yalanlamak için bu Kur’an ile örtüşmeli tarihi ve bu tarihi siteli inkâr edebilir miyiz? Evet edilebilir! Çünkü:
103 – Sen ne kadar şiddetle arzulasan da, insanların çoğu iman edecek değildir.
(Bu sebeple yazı Milleti İbrahim’e “Özünde Türk Milletine” ithaf edilmiştir)
(Dabbet-ÜL ARD)
  “Zihnet Metin”
Bu konu ve kuran19.org sitesine aittir. Mlleti İbrahim’e ithaf edilmiştir.

3 YORUMLAR