Olgu: Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuçtur. Şayet bu sonuç Allah’ın dilinden çıkmış bir olgunun önermesi ise oldukça kuvvetli bir hadisenin anlatımına işarettir. Bu işaret üzerine neye odaklanmamız gerektiği ise Vakıa Suresinin 62.ayetinde belirtilir.
“İlk yaratmayı gerçekten bildiniz, (peki) düşünüp ibret almanız gerekmez mi?”
İlk yaratma; Vakıanın neye sebep olduğu bir açıklama ile önerme yapılır. Allah’ın diline gelecek kadar önemli bir ilk yaratım, biz insanoğluna bir ders çıkarımıdır.
Öyleyse İlk Yaratım = Büyük Patlamadır. VAKIA: İki Anlatı, Tek Hakikat. Kur’an’da “Gözlemlenebilen” Evrenin Gizemli Başlangıcı:
Bazen en büyük sırlar, göz önünde saklıdır. Yıllardır evrenin başlangıcına dair anlatılan hikâyeler, bizi bir bilmecenin içinde tuttu. Bilim, gökyüzüne bakıp teoriler üretirken, inanç ise bu teorilere ya sessiz kalmayı ya da onları reddetmeyi seçti. Peki ya aradığınız cevaplar, her iki anlatının da ötesinde bir yerdeyse?
Bu yazı, ezberleri bozmaya davet ediyor. Evrenin sırrını çözmek için size hem bilimin en temel gözlemlerini hem de Kur’an’ın kadim sözlerini aynı potada eriten bir yolculuk vadediyor. Eğer bildiklerinizin doğruluğundan şüphe etmeye ve daha önce kimsenin cesaret edemediği bir bakış açısıyla evrene bakmaya hazırsanız, aradığınızı bulmuş olabilirsiniz.
Bu sadece bir okuma deneyimi değil, aynı zamanda düşünce kalıplarınızı dönüştürecek bir keşif yolculuğu. Unutmayın, en büyük mucizeler, en basit kelimelerin ardında gizlenmiş olabilir.
Evrenin sırları, insanoğlunun varoluşundan bu yana en büyük merak konusu olmuştur. Geleneksel düşünce, bizi yıllardır aynı soruların etrafında döndürüyor: Evrenin ilk anı sıcak bir patlama mıdır? Oysa Kur’an, tüm bu soruların cevabını içinde saklayan, zaman ve mekânın ötesine geçen bir rehberdir.
Aslında “su” en baştan beri vardı: Cevap bekleyen sorular belkide hiç sorulmamalıydı.
Bilim, evrenin başlangıcını Büyük Patlama (Big Bang) olarak adlandırır ve her şeyin inanılmaz derecede “sıcak ve yoğun” bir noktadan meydana geldiğini savunur. Ancak bu bilimsel teori, temel bir soruya cevap veremez: Her şey aşırı sıcak bir patlamayla başladıysa, “su” nasıl var oldu?
Suyun var olması için, elementlerin oluşması ve uygun sıcaklık koşullarının sağlanması gerekir. Bu da, milyarlarca yıl süren karmaşık bir kimyasal evrim sürecini gerektirir. Öyleyse, Kur’an’ın başlangıca dair bahsettiği su kavramı, sadece sembolik bir ifade olamaz. Kur’an’daki bu “su” bilgisi, mevcut var oluşa anlamlı bir sunum yapar. Belki de hiçbir şey bilinmez değildi, aslında her şey zaten belirli bir sıralama içindeydi.
Kur’an bu soruya farklı bir cevap sunar: O’nun arşı ilkin suyun üzerindeydi. Bu ayet, bildiğimiz suyun ötesinde, her şeyin kaotik, hareketsiz ve potansiyel enerjiyle dolu bir ilkel halini anlatır. Tıpkı bir buz kalıbı gibi, potansiyel enerjiyle dolu bir durağanlık. İşte bizim teorimiz de burada başlar: Evren, aşırı sıcaktan değil, bu aşırı soğuk ve sıkışmış ilkel halden geldi.
NOT: Onun Arşı ilkin suyun üzerindeydi ve ilk yaratmayı gerçekten bildiniz gibi ayetler Evrenin kendi ölçüsüyle ilgili değil. Bu imkansız çünkü Evrene (Allah’a) elbise dikemeyiz. Allah’a sınır koyamayız. O ezelden beri var olandır sözü, zaman kavramının olmadığı bir tariftir. Zaman ile ölçülen şey ise Evrenin ezeliliği değil Evren içinde bizim için var edilen ilk işaret fişeğinin anlatımıdır. Biz 13.8 ya da 15.6 gibi sayılar vererek Evreni değil O’nun yaşam formları için (melekler insanlar vb.) yarattığı bir atomunun hesabının tarifini yapıyoruz. O sebeple yazıda Evren ve yaşı gibi kullanacağım saçma deyim: Bilimin anlatmaya çalıştığı mantığı anlatabilmek için mecburiyeten kullanıldı.
Fraktal Evren: “Aşağısı Yukarısı Gibidir”
Bilim adamları bir atomu incelediklerinde, merkezde bir çekirdek ve etrafında dönen elektronlar görürler. Galaksiye baktıklarında ise merkezde bir karadelik ve etrafında dönen yıldızlar… Eğer bir atomun içindeki bir elektronun üzerinde yaşayan mikro-canlılar olsaydı, onlar için o atomun sınırları “Ulaşılamaz Evren” olurdu. Onların “Big Bang”i, o atomun oluştuğu andı! Bugün bilimin yaptığı şey: Tek bir atomun kronometresine bakıyor olmasıdır. Konuya dönecek olursak:
Kur’an’ın Sayısal Kanıtı: Vakıa Suresi
Bilimsel olarak 13,8 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiği savunulan evrenin evrimi kuramına Kur’an’ın bir atıfta bulunup bulunmadığı merak konusudur. Biz de onları kısmen destekliyor ve Kur’an’ın yardımıyla yakın ve net rakamı veriyoruz. Not: Onların (bilimin) bu önermesi zamanla değişecektir.
Kur’an’ın 56. suresi olan “Vakıa” (olan şey-olay-hadise) suresinin 62. ayeti şöyle der:
Big Bang başlangıç olarak bize zamansal bir ölçü sunar. “13.8 milyar yıl” Şimdi mevzuyu Kur’an’a taşıyacağım ve bazı hesaplar yapacağım.
Kur’an’ın Müddessir suresinin 30. ayetinde “Onun üzerinde 19 vardır” diyerek bir ifade biçimi ile ölçü sayısı verir.
Bünyesinde hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı belirtilen Kur’an, acaba bize Big Bang hakkında nasıl bir bilgi saklamaktadır? Ve bu sakladığı sır 19 sayısıyla kendini gösterirmi?
Bu ölçü sayısı ile büyük patlama denen başlangıç zaman zarfını hesap etmek üzere Vakıa Suresi’nin sıra numarası olan 56 ve 62. ayeti üzerinde hesaplar yapacağım.
Not: Allah, her şeyi sayılar ile hesaplayıp düzenlediğini belirtir. Bu ifadeyi Kur’an’da 82..surenin 27.ayetinde kendisi belirtir. Öyleyse her şey ve bazı sırlar sayılar ile ortaya çıkarılmalıdır.
Hesaplamalar:
Öncelikle sure numarası ve ayet numarasını toplayalım ve ölçü sayısı olan 19 ile bir ilişiği olup olmadığını kontrol edelim:
5 + 6 + 6 + 2 = 19
Sayıların toplamından elde edilen sonuç 19’dur. Bu etkileşim, hesapları sonuna kadar götürmemizi öğütler. Yapılacak olan işlemler çok basamaklı bir büyük patlama zaman zarfının ortaya çıkarılması üzerinedir.
Şimdi, sure ve ayetin sayısal rakamlarını yan yana 5662 olarak yazalım ve 19’a bölelim:
5662 ÷ 19 = 298
Çıkan bu sonuç, yine 19’un tam katıdır ve dahası, bu sonucun rakamlarının toplamı da 2+9+8=19’dur. Kısacık bir işlem sonucunda dahi 3 adet 19 sayısı ile mühürlü olan bu anlatım, bize çok şey ifade eder.
Şimdi elde ettiğimiz 298 sonucunu 19’a bölüyoruz:
298 ÷ 19 = 15.684.210.526
Bu, geçmişe ve geleceğe dönük heyecan verici bir sonuçtur! Sonucun toplananı 40’tır. 19’a çarparsak sonuç: 19×40= 760’dır.
Bilim, Big Bang’ın yaşını 13,8 milyar sene olarak tahmin etmişti. Kur’an’ın Vakıa Suresi’nden elde edilen bu rakam, bir tahmin değil, net bildirimdir. Elbette bilimin tahminini de kutluyoruz. Kur’an, bir insan beyninin asla başaramayacağı çok yüksek bir kodlamayla yazılmıştır. Böyle mükemmel bir kitabın kendi bünyesinde bulunan Vakıa Suresi’nde Big Bang’ın yaşını vermesi hiç şüphesiz ki insanı bir kez daha derinden düşündürmektedir. Kur’an’ın ve Bilimin net olarak aynı sonucu vermemesinin ÇOK ÖNEMLİ bir nedeni var.
İki Aşamalı Yaratılış: Zaman farklarının sırrı
Bu iki farklı anlatı, birbirini çelişen değil, tamamlayan birer bilgi parçasıdır. Her ikisi de evrenin yaratılışını kendi dillerinde anlatır. Bilim, gözlemlenebilir evrenin başlangıcını, yani Büyük Patlamadan bu yana geçen 13.8 milyar yılı hesaplar. Oysa Kur’an’dan elde ettiğimiz rakamlar, bu sürenin de ötesinde, 15.6 milyar yıllık bir geçmişe işaret eder.
Bu zaman farkı, aslında büyük bir sırrı aydınlatır: Evrenin yaratılışı iki aşamalı bir süreçtir.
1. İlk Aşama: Aşırı Soğuk Patlama “O’nun arşı ilkin suyun üzerindeydi” ayeti, evrenin bilinen başlangıcından önce var olan o ilk hali tanımlar. Kur’an’dan elde ettiğimiz 15 milyar yıllık süre, bu ilk, gizemli ve bilimin henüz ulaşamadığı sürecin zaman dilimine işaret ediyor olabilir.
2. İkinci Aşama: Sürtünme ve Isınma Bu aşırı soğuk halin infilak etmesiyle serbest kalan parçacıklar, uzay zamanda birbirine sürtünerek ısınmaya başlar ve birer alev topuna dönüşür. Bilimin “ilk sıcak nokta” olarak tanımladığı şey, aslında bu aşamadır. Bilim, evrenin bugünkü halini, yani alev topu aşamasını doğru bir şekilde hesaplamıştır. Bu nedenle, onların 13.8 milyar yıllık keşfi, bu ikinci sürecin başlangıcına dair sağlam bir kanıttır3. Uzayın mutlak sıfıra yakın soğukluğu, aslında “patlamanın” değil, “başlangıcın” özünün soğuk olduğunun yaşayan kanıtıdır. Patlama sadece bir faz değişimidir; tıpkı bir maddenin aniden genleşirken kinetik enerji (ısı) üretmesi gibi.
MUTLAK SOĞUK İMKANSIZI ORTAYA ÇIKARTIYOR.
https://youtube.com/shorts/MFIvZwJ7CZI?si=SrEoEqWs07iozoHb
Bilimsel Gözlemlerin Işığında “Suyun Üzerindeki Arş”
Bu teori, sadece dini metinlerin yorumlanmasıyla sınırlı kalmaz, aynı zamanda bugünkü bilimsel gözlemlerle de uyum içindedir.
Uzayın Aşırı Soğuk Oluşu: Uzayın ortalama sıcaklığı, mutlak sıfıra yakındır. Bu, ilk yaratılışın kendisinin “soğuk” olduğunu gösteren kalıcı bir delildir. Uzayın bu pasif, soğuk ortamı, o ilk “su” ifadesinin, aşırı çözünmüş ve genişlemiş bir gaz hâli olabilir.
Oksijen Yoksunluğu ve Hareket Prensibi: Dünya’da havanın varlığıyla çalışan fosil yakıtlı motorlar, uzayın boşluğunda işe yaramaz. Uzay araçları, itici yakıtlarını dışarı püskürterek hareket ederler. Aynı şekilde, denizaltılar da suyun altında fosil yakıtlı motorlarını verimli bir şekilde kullanamaz; çünkü suyun altında yanma için gerekli serbest oksijen yetersizdir. Bu durum, uzay boşluğu ile derin okyanusların temel bir fiziksel benzerliğe sahip olduğunu gösterir: Her ikisi de oksijen temelli yanmaya elverişli olmayan, akışkan ortamlardır.
Sonuç
Uzay, sadece bir boşluk olarak tanımlanamaz. Eğer uzay, o ilk “suyun” ultra seyreltilmiş, gaz hâlindeki devamı ise; tıpkı dünya sularının da aynı ilkel sudan kalan yoğun hâli olduğu gibi, uzay boşluğundaki bu çözünmüş su ile dünyadaki yoğun hâli olan su, oksijen temelli motorların yüzeydeki gibi çalışmasına izin vermez. Öyleyse, uzay, mecazi olarak değil, bilimsel prensipler açısından da devasa, engin bir okyanus değil midir? Bu benzeşme, “O’nun arşı ilkin suyun üzerindeydi” ayetini, evrenin temel yapısına dair bilimsel bir önerme olarak yorumlama gücünü artırır. Arş (dönence/devinim) suyun üzerinde olması o kozmik suyun mutlak soğukluğa yükselmesi ve değişi,me zorlanan kimyasının mevcut kozmozu oluşturması akla çok daha makul geliyor.
Sonuç olarak, Kur’an ve bilim bu konuda birbirini çürütmez, aksine tamamlar. Kur’an, evrenin sırrını, bilimin yanıtlamakta zorlandığı sorularla destekleyerek ortaya koyar. O sadece bir ibadet metni değil, aynı zamanda bilimin de kaynağıdır. Sorun Kur’an’da değil, bakış açısındadır.
Paylaşım için ve duyuru için Allah sizden razı olsun.