Besleyen Koruyan (!) ?…

Sad-5: “Tüm İlaheleri tek İlahmı ilan etti? Bu, gerçekten çok acayip!”

Sad-7: “Son dinde (-> İslamda) böyle bir şey duyup işitmedik. Bu bir uydurmadır.”

”Kainat ve hiyerarşi bilimsellikle çözümlenebilen bir fenomenden başka bir şey değilse, Tanrıyı kesinlikle bulabiliriz.” Erdoğan Metin

Selam… Bu yazı, en önemli varlığı, Tanrı/Allah vb isimlerle çağrılan kuvveti ‘Enam S.105’ uyarınca açıkça göstermeyi amaçlamıştır. Allah ve Cebrail, Mikail, İsrafil ve de Azrail diye isimlerle tanımlanan varlıkların da bu yazıda, kimler ya da ne olduğu alenen gösterilecektir. Görülecektir ki tüm kutsal kitaplar, Tevrat, İncil, Kuran ve diğer kutsal belgeler, aslında bize masallar/mit değil, Kadim isimlere sahip cevheri, hayatın işleyişindeki çarkları, halleri ve karakterleri kendine has üslupla anlatıp açıklamaktadır. Kutsal kitapların kullandığı dil, canlıdır. Bunu canlı kılan, hayatın içindeki tekerrürlerin değişikliğe uğramadan her gün tekrar tekrar izlediği prensiplerdir. Kitapların esprisi şudur. Kitaplar, İnsanlarında içinde bir karakter üstlendiği hayat denen videosal gösterinin, metin olarak yazınsal senaryosudur. Bu senaryonun zaman zaman taklit edilmiş (Bu kitapta Allah katındandır) denilen birçok şaşırtmacası olsa da, doğru olanın anlattıklarının görselde bir karşılığı bulunur ve matematik yordamıyla kendini ispat eder.

Doğru senaryoyu okuyup okumadığımızı anlamanın tek yolu, Allah/Tanrı dediğimiz varlığın o metin üzerinde ki orijinaldır imzasını görmek olmalıdır. İmza taşıyan Orijinal metinler, ‘gerçek ya da doğru’ sözcüğüyle onaylanır. Kutsal kitaplarda ki imza nedir, nasıl olmalıdır? Bu imza sıradan bir tür karalama değildir. Bu tür basit karalama tekniği yaratıcının üstünlüğüne uymaz. O’nun imzası, SAYISAL bir işarettir. O sayısal işaret ise evrende ve bir çok karakterde ya da oluşumda sürekli göze çarpan 19 sayısıdır. Bunu Müddessir süresi 30. ayetinde şöyle ifade eder. /O’nun üzerinde 19 vardır/ der. İşte bu ÜSTÜNDE 19 ifadesi, herhangi bir şeyin üzerine bırakılan bir ispat vesikasıdır. İnsanın imzası kendi ismini tanımlayan harflerden oluşurken, O’nun imzası sayılardan oluşmaktadır. Doğru senaryoya sahip olup olmadığımızı ancak ‘orijinal’ dir imzasına şahit olduktan sonra anlayabiliriz. Orijinal imzaya sahip olan kitaplar, Tevrat, İncil ve Kurandır. Bu imzayı görmek, göstermek ve ispatlamak üzere mevcut 3 kitaplara bakıyoruz…

1-Tevrat’ta, Yaratılış (Yar Süresi)  ilk Altı (6) gün, bölüm 1 de 31 ayette anlatılır. Bu yaratılış anlatısı 19 sayısı ile imzalıdır. İlk Altı günü anlatan ayet nolarını yan yana yazıp topladığımızda 19 sayısıyla işaretli olduğunu görürüz.

1+2+3+4+5+6+7+8+9+10+11+12+13+14+15+16+17+18+19+20+21+22+23+24+25+26+27+28+29+30+31= 496 (4+9+6=19) Şayet sadece altı günün anlatıldığı ayetler üzerinde başka bir hesaplama daha yapılacak olursa.  31 ayetin içerisinde olan o ayetler sırasıyla, 5 8 13 19 23 31 dir.  Bu sayılar tek hane toplandığında, 5+8+1+3+1+9+2+3+3+1=36 sayısı görünür. Bu altı ayette anlatılan ve katlana katlana giden 1.gün2.gün3.gün diye devam eden ardışık sayıları, 1+2+3+4+5+6 olarak toplanırsa, 1+2+3+4+5+6=21 sayısı görünür. Tek haneden çıkan 36 sayısı ve gün sayısından meydana gelen 21 sayısı toplanırsa 19 sayısının 3 katı olan 57 sayısı görünür. 36+21=57 (3×19) (On dokuz sayısı Tevrat’ta vardır, Orijinaldir)

2-İncil’de ise (Yuhanna) ilk beş ayette anlatılan yaratılış ‘kelam’ (Kuran’da ‘ol’ sesi) seslenmesi beş (5) ayette yedi (7) kez tekrar edilmektedir. 5 ve 7 – 57 (3×19) (On dokuz sayısı İncil’de vardır, Orijinaldir)

3-Kuranda ise bu yaratılış, yedi (7) ayette tekrar edilmek üzere altı (6) günde yaratıldığı ifade edilir. 4×19=76

Kurandaki ayetler: 7+54+10+3+11+7+25+59+32+4+50+38+57+4=361 dir. Bu da 19×19 dur. Kuran için aynı sözcüğü kullanmayacağım zira 19 sayısı zaten Kuranın iddia ettiği bir imzadır. Baştan sona 19 sayısıyla donatılmıştır.

Üzerlerinde on dokuz (19) vardır. Bu ispatlı belgeyle anlaşılmıştır ki bu kitaplar, tek merciden/merkezden gelen orijinal kitaplardır. Üstelik,…

Tevrat’ın 57 si, İncil’in 57 si ve Kuran’ın 76 sı toplanırsa, 57+57+76=190 dır. (10×19)

Yaratılış konusunda 3 kitabın kendi başlarına ayrı ayrı olmak üzere 19 sayısını vermesi muhteşem bir şeydir. Bundan daha muhteşem olan ise, 3 ünün toplamından elde edilen 190 sayısının 19 un tam katı olmasıdır. Tevrat, İncil ve Kuran, ay-rı zamanlarda, ay-rı kişiler üzerinden, belki (farazi) binlerce senelik zaman farkı olmasına rağmen, tek merkezden gelen ve aynı merkeze yönlendiren 3 kitaptır. Tevrat ve İncil üzerinde gördüğünüz sayısal (19 lu) işaretleri ilk kez bu yazıyla görmektesiniz. Kuran kitabını kabul etmeyen Hristiyan ve Yahudileri, kendinden öncekileri destekleyen Kuran kitabına da sahip çıkmalarını tavsiye ederim. Biz onların elleri arasındaki kitaplara nasıl ki kendi kitabımız olarak sahip çıkıyorsak, nasıl ki onları da Tanrı kitabı olduğuna inanıyor ve destekliyorsak, onlarında aynını yapmasını kendi iyilikleri için tavsiye ederim.  Birlik içinde birbirini destekleyen bu 3 kitap ve sayısal işaretler, 3 ününde bir/tek varlık tarafından organize edildiğinin ispatıdır. Altta 190 sayısının yanyana toplanmasından ortaya çıkan 1 sayısı, bu işin tek organizatörü olduğunun hakiki bir ispatıdır. 1+9+0=10 (1+0=1)sayısal değer 1 dir. Bir (1) Tek, teklik vurgusudur. Ve Teklik vurgusu 1 sayısı, en güzel isimlerle andığımız/seslendiğimiz yaratıcının teklik ve bütünlük simgesidir. Her şey birden (1) başlar. Her şeyi 1 başlatır. Bir (1) sayısı O, Tek/bütün/gövde sahibini, O Bir, O eşsiz, O benzersiz, O ortaksız olanı temsil eder. ‘Sizin Tanrınız birdir’ derken, hem bir (1) dir, hem birliğin kendisidir, hem tek gövdedir, hem de, O dur. Demektedir.

Üç kitap üzerinden ortaya çıkan bilgiler bize, hepimizin Allah/Tanrı/God vb. isimlerle andığımız yaratıcı gücün, aynı varlık olduğunu, üç kitapta da sabitlediği delille, belgeli olarak ispat eder. Belge 19 sayısıdır. 3 kitabında aynı konu üzerinde 19 sayısını koruyup taşıması ve aralarında belki binlerce sene olmasına rağmen aynı belgeyi sunması, mükemmelliktir. Buraya kadar açıklanan bilgilerde akıl sahibi olan herkes inanıyorum ki ret edemeyeceği bir gerçeği öğrenmiş durumundadır. Tek yaratıcının imzasını taşıyan 3 kitap demek, hakikaten bir yaratıcının olduğunu belgeler. Üstelik üç kitaba farklı değil, aynı imzayı atmıştır. Şahit olunan imza 19 dur.

Yazıda gövdesini açıkça tanıtacağım Allah’ı, akılcılığı ve gerçek-çi-liği ilke edinmiş insanların anlamalarını umut etmekteyim. Şunu da bilmekteyim, bir gizemin ifade edilme şekli ve delilleri ne kadar sağlam ve mantığı ne kadar doğru olursa olsun, anlam veremediği seçeneklerin ötesini göremeyenlerde mutlaka olacaktır. İşte tamda bu sebeple ancak O Allah/Birlik, akılcılığı ilke edinmiş olanların içlerinden seçtiği kişilere doğru olanı gösterip ikna edecektir. Onların bedenlerine ve düşüncelerine ‘Âlemlerin Rabbine teslim ol (direnme)’ emrini gönderecektir. Buna karşılık gerçeği gören kişilerinde İsra S.107’ de bahsi geçen ilim sahipleri gibi davranacağına inanıyorum. Başarılar dilerim…

*

Türkçede Tanrı/Çalap,  Arapçada Allah/İlah,  İngilizcede God, Rusçada бог, Kürtçede xwedê, Galcede Duw, Macarcada Isten, Norveçcede Gud, Fransızcada Dieu, İtalyancada Dio, İspanyolcada Dios, Farsçada Mevla, Hûda, Yezdan, İbranicede Eloh, Rab, ve farklı lisanlarda farklı seslenmelerle anılan en güzel isimlerin sahibi yaratıcı yüce varlıktır. Her inanç sahibi insanın en güzel isimlerle andığı, aklı nispetince kuvvetler atadığı, her şeyin sahibi olduğuna inandığı en yüce varlık, tüm bu özel ve güzel isimlerin sahibidir. En güzel isimlerin sahibi olan yaratıcıyı ‘Enam Süresi 105’ ayeti uyarınca, birleyip/tekleyip/bütünleyip sizlerle tanıştırmaktan onur duyarım. Umulur ki bu tanışıklıktan şeref duyarsınız.

*

İnanışta dört (4) büyük Melek vardır. Bu büyük Melekler Kitaplarda ‘BİZ’ diyen çoğul sestir. Bu gurup (Sizi yaratan, yaşatan ve öldüren ‘BİZİZ’) derler. Bu dört (4) büyük melek, 1-Cebrail, 2-Mikail, 3-İsrafil ve 4-Azrail’dir. İşte bu varlıklar (dört (4) büyük melekler) sizi yaratan, yaşatan ve öldüren BİZİZ diyerek, yaşam formu sahibi olan her şeyi karşılarına alıp, Bir nevi ‘Sizler, Biz olmazsak yapamazsınız. Ne yaşayabilir ne de ölebilirsiniz’ demektedirler. Bunlar olmazsa ne yaşayabiliriz nede ölebiliriz? Bunlara bu kadar mecbursak, onlarda bu kadar güçlüyse nasıl olur da Bakara Süresi 98 de: ‘Kim, Allah’a, melâiketiye, Resullerine, Cibrîl’e Mikâl’e düşman olursa bilsin ki, Allah’ta kâfirlerin düşmanıdır.’ Der?… Ayet bu. Bir kişi nasıl olabilir de kendilerine mecbur olduğu ve alabildiğine güçlü varlıklara düşman olabilir? Bu resmen bir intihardır.  Şimdi birisi kalkıp Allah’a düşmanlık edecek olsa, bunu nasıl yapmalıdır? Düşman olabilmek için her şeyden önce hasmını tanıması lazımdır, öyle değil mi? Kim Allah’a Cebraile Mikaile ve Melaikelere düşmanlık edebilir? Bu kişi nasıl bir kuvvete sahip olacak da böyle yüce varlığa ve varlıklara düşmanlık edebilecek? Yaratmada ve öldürmede böylesine güçlülerse, biz nasıl onlara zarar vermek maksadıyla düşman kesile-bileceğiz? Bu ayet beyin patlatır cinstendir… Doğruyu bulabilmenin tek anahtarı, doğru soruyu sormaktır.

Bilgi şu, ‘Sizi yaşatan ve öldüren Biziz’. Derler. Öyleyse Sorularda şöyle olmalıdır. İnsanlar ne olmazsa hem üreyemezler, hem yaşayamazlar ve de ölemezler? İnsan denen varlık ya da diğer canlı formları, yaşam sürebilmek için nelere mahkumdurlar? Canlılar yaşamlarını devam ettirebilmek için nelere bağlıdırlar? Malumdur ki, insanoğlu ve diğer tüm canlılar, dört (4) temel elemente ihtiyaç duyarlar. Bunlar da sırasıyla, 1-Toprak/MADDE, 2-Su/SIVI, 3-Işık/FOTON ve 4-Hava/GAZ ‘ dır.

Demek ki inanışta bahsi geçen Dört büyük Meleke, Bu Dört büyük temel Elemente dir. İşte bu birinci denklemdir. O kadim isimlerin sahipleri olan karakterler, kendilerine mecbur ve mahkum olduğumuz bu dört elementtir. İnanışta Kadim isimlerini sürekli duyduğumuz Dört (4) büyük melekten birinin eksik olması demek, görüngüde yaşam kaynağı olan bu dört (4) temel elementten birinin eksik olması demektir ki, o vakit canlılar için artık yaşamda ölümde bitmiş demektir. Doğru soru karşılık bulmuştur. Peki Allah nedir? Allah’ı bulmak için de doğru soru sorulmalıdır. Doğru soru ‘Allah Nedir’ sorusudur. Yanlış soru ise ‘Allah’tan önce ne vardı’ sorusudur. Biz, aynı hatayı yapmamalıyız! biz ALLAH nedir diye sormalıyız. Zatını bulursak öncesini sormaya gerek duymayacağız.

Dört temel element ve Resuller denen bilge yöneticiler elle tutulur gözle görünürdür, bunlara yapılacak olan düşmanlık kısmını anlayabiliriz. Nebata, Hayvanlara, Toprağa, Suya, Işığa ve Havaya da düşmanlık edilmektedir. Buna dünya gözüyle intihar sayılacak cinste şahit olmaktayız. Fakat Allah’a nasıl düşman olunabilir? Düşman olunması için, Allah’ında tıpkı diğerleri gibi, gözle görünür elle tutulur olması gerekmezmi? Üstelik Ayet belli belirli isimleri açıkça vererek, düşman olacak kişiye karşı bu isimlerin hepsini hedef olarak göstermektedir. Öyleyse düşman olacak bir kişinin diğerlerine yaptığı gibi bir kuvveti, Allah’ ada uygulayabilmesi durumu söz konusudur. Şunu asla unutmamalıyız! Kitapta Biz diye seslenen grup, Enam Süresi 38. Ayette. ‘Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık’ bilgisini net olarak söylemektedir. Kitapta hiç bir şey eksik değilse, Allah’ında kitapta kim ya da ne olduğu açıkça belirtilmiş olması gerekmektedir. Öyleyse bu şu demektir. ‘Allah gözler önündedir.’

Halkının Musa’ya biz Allah’ı açıkça görmedikçe artık sana asla inanmayacağız dediklerinde, bir yıldırımla cevap verip, kendini ifade eden kuvvet… Musa’nın Allah’ım bana kendini göster dediğinde bir dağı zelzeleye uğratan kuvvet… Yine Musa ile bir ‘ağaç’ üzerinden konuşan dil… Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık denilmişse Tanrı/Allah da açıkça gözler önünde durmalı. Öyleyse neden görünmez? Ya da bu görünmezlikte gizlilikten kasıt nedir? Bir bilmece-midir, bir akıl oyunu-mudur… Gözler önünde bulunan görselde, kendisinin bir benzeri daha olmayan şey nedir?

Tanrım… bu nasıl bir zihin oyunu?

Ekini yapan, tohumu yapan, ağaçları yapan, bitkileri yapan, kuşları yapan, hayvanları yapan, içinde yaşam olan gezegenleri yapan kimdir? Biz bunları, tam karşımızda ve yahut içinde, ya da üstünde durduğumuz kendisinin nimetlerinden/rızkından yiyip içtiğimiz görselde görüyoruz. Peki tüm bunları yapıp sağlayan kim? Allah. Evet doğru. Tüm bunları İsmine Allah dediğimiz yaratıcı yapmaktadır. Şu arabayı kim modelledi? Henry… Vayy çok iyiymiş. Peki, kimmiş bu Henry, nasıl biri, nerede oturur, bir gidip görelim. Henry’yi ancak gidip gördüğümüzde tanımış olabiliriz. Herhalde bu mantık dosdoğru mantıktır.

Enam Suresi, 101: Gökleri ve yeri bir model almaksızın yapandır. O’nun nasıl bir çocuğu olabilir? O’nun bir benzeri yoktur. Her şeyi O yaratmıştır. O, her şeyi bilendir.

6. Süre olan Enam Süresi ve 55. Süre olan Rahman Süresi, Tanrı ya da Allah ve yahut farklı yüce isimlerle seslendiğimiz varlığın, öz kişiliğinin ne olduğunu en detaylı biçimde uzun uzadıya anlatılan nadir surelerdendir. Keza Kutsal kitapların neredeyse tümünde en çok yapılan vurgu, o yüce yaşam özünün üzerine duruyor olmasıdır. Tek sorun, gerçekten tek mesele, beyinle değil gözle okunmasıdır… Tevratta da ‘İNSANI kendi suretimizde yaratalım’ ayeti, hep yanlış ve hatalı yorumlandı. Kendi suretimizden ne demek? Bu ifade, konunun ileriki aşamalarında gösterilecektir. Kuran’da Enam ve Rahman sürelerinde Tanrı’nın ‘yapısal formunun’ ve emeklerinin türlü türlü izahları vardır. Enam süresi 103 te Tanrı’nın, insan gözüyle kapsanamayacağını yalnız buna rağmen Tanrı’nın tüm gözleri kapsadığı belirtilir. Fakat! Yine bir ayet sonra gelen 104. Bilgide ise görebilmek için Tanrı’dan özel yetenek verildiği de açıkça söylenir. Enam S. 103: Gözler Onu kuşatamaz, fakat O tüm gözleri çevreleyip kuşatır. Zira tam nüfuz edilemez olan, her şeyden haberdar bulunan yalnızca Odur. Der… 103 dikkatlice okunup, dikkatlice düşünülürse, ayetlerde Tanrı’nın, hem görünür hemde görünmez vurgusu vardır. Burada Tanrı, her an gözler önünde duran fakat cüssesinin büyüklüğünden ötürü gözlerin, O’nu bir kalıp içinde yakın edip algılayamaması söz konusudur. Bir ayet sonra ise, yetersiz olan gözlerin destekçisi olarak O’nu kavramak adına YETENEK verildiği ise açıkça belirtilir.

Buna bir örnek verecek olursak. Gözler bir duvarın tam dibinde durup sadece baktığı noktayı algılarken, yetenek bu duvarın sonsuz bir halinin de olduğunu bilmek için vardır. O yetenek Akıldır…

Rahman süresinde tüm yaratılmışlara yaydığı nimetlerden bahsederken, tüm varlığın kendisine bağlı olduğu, yaşamın ve devamlılığın temel sağlayıcısı olduğu öğretilir. Her şeyin yok olacağı fakat yalnız kendi varlığının kalıcı olduğu beyan edilen bu kadar güçlü varlık ne olabilir? Elbette ki Allah denecektir. Fakat Allah dendiğinde biz ne anlamalıyız? İbrahim yerlerin ve göklerin ihtişamlarını seyrederken ‘Gerçek sahibi bulamazsam Andolsun ziyan olanlardan olurum’ dediği anda! Ne görmüştü? Ve tüm o gözlemlemeler sonrasında halkına geri dönüp, ‘ben sizin O’na ortak koştuklarınızdan uzağım’ diyerek, gerçeği görüp bulduğunu ima ettiği O, kim di?… İbrahim’in gözlemlemeler sonucunda teşhis ettiği O Yaratıcı, akılcılık hususunda bize, İbrahim’i model olarak göstermektedir. Her şeyin tek tek ya da topluca yaratılmasında tek emek ve kuvvet sahibi varlık, hiçbir gözün onu kapsam alanına alamadığı fakat kendisinin tüm gözleri rahatlıkla kapsadığı ‘yüce’, ne olabilir? Rahman Süresi 29 da: Göklerde ve yerde kim varsa O’ndan ister. O, her an yeni bir iş ve yeni oluştadır. Der… Sürekli bir iş ve oluş içinde olan, sürekli çalışma durumunda olan nedir?… Bizim O’nu algılayamadığımız kadar uzak ya da büyük oluşu, fakat O’nun bizim hemen yanı başımızda içimizde karşımızda duruyor olması ve her şeyimizi rahatlıkla algılıyor olabilmesi, nasıl bir zihin oyunudur? Hem her şeyin yok olmaya mahkum olacağı yalnız kendi varlığının devam edeceği kadar güçlü olan ne olabilir? Tabi ki Allah, Peki İsminin Arapça Allah, Türkçe Tanrı, Farsça Mevla vb. olarak telaffuz ettiğimiz O Yüce nedir, kimdir? Kul O’nu merak ediyorken ve kendi kitabında hiçbir şeyi eksik bırakmadık demişken nasıl olur da O’nu görmeden/algılamadan/teşhis etmeden öylece yaşayabiliriz? Allah evet, ya da Tanrı, yahut Ulu Manitu… Benim adım falanca senin adın filanca şunun adı başka… Bu tanımlar hep çağrılma ismidir. Kişilik sadece isminden ibaret olabilirmi? İsmi taşıyan varlığın birde fiziksel görseli olmak durumunda olmalıdır ki, o İsim karşılığını, bir bütünlük olarak cismini bir araya toplasın. Böylece anlam ve manasını göstersin. İsim, sadece fiziksel varlığının tümsel temsil edilmesi için kullanılan zorunlu özel kimlik ismidir. İsim ancak, kendisi temsil edilen kişinin diğer isimler arasında belli bir şekilde tümsel olarak ayırt edilmesi için sesli bir çağırma sözüdür. Kuran kitabında hiçbir şeyin eksik bırakılmadığı açıkça söylenirken nasıl olur da bizler Tanrı’yı göremiyormu-şuz? Görünmezlik babında sadece gözlerin onu kapsam alanına sokup bütün olarak algılayamayacağı vurgusu vardır. Araştırmayın, düşünmeyin, hiçbir şekilde göremezsiniz, siz sadece kabul edin mantığı yoktur. Sadece tüm şeklini kapsam alanına alamazsınız vurgusu vardır. Üstelik İsra Süresi 36. Ayette ‘Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme! Çünkü kalp göz ve gönül tümü ondan sorumludur’ der. Öyleyse Tanrı’yı/Allah’ı açıkça tanımlamakla, tanımakla ve tanıtmakla mükellefiz. Sonra da düşmanlık edecek olanlar nasıl düşmanlık ediyorsa etsin… Yunus Suresi, 31: De ki: “Göklerden ve yerden sizlere rızık/besin veren kimdir? Kulaklara ve gözlere hakim olan kimdir? Diriyi ölüden çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip çeviren kimdir? Onlar diyecekler ki: “Allah”. De ki: “Öyleyse siz gereken duyarlılığı göstermeyecek misiniz?

Allah.?…All=Bütün/Hep/Tüm/Bütünlük,durumu. – Lah=Gövde/Tek/Teklik/Bir/Birlik durumu.

Çok şık bir ayet vardır. Bakara S. 138: Allah’ın renklendirmesine bir bak!? Renkleri Allah’tan daha güzel kim kullanabilir? İşte biz böyle hizmet ederiz. Peki, insan bu sanatı nerede görür, gözlemlediği yer neresidir? Bir başka ayette, Enam Süresi 65: De ki: ‘O size üstünüzden yahut ayaklarınızın altından bir ceza göndermeye veya sizi çeşitli gruplara ayırıp kiminizi kiminizle cezalandırmaya güç yetirir.’ Bak! Anlamaları için ayetleri nasıl etraflıca açıklıyoruz? Der. Bilgi bu. Öyleyse doğru soruyu soralım. İnsan tüm o güzellikleri nerede görür? Tabiatta görür. İnsan nasıl cezalandırılıyor? Yerden, yani (volkanlar/ zelzeleler/ verimsiz topraklar ve kuraklık vb.) Üstten, yani (Gök taşları/ tufan/ bora/ kasırga vb.) böyle olunca, insan cezalandırmaya ne ad verir? Akılcı bir insan, tüm bu kuvvet ve işlerin sahibinin Evren olduğunu düşünür. Tüm bunların Evrenin kendisinde var olan, orada görünüp gerçekleşen olgular olduğunu bilir.

Altta Evrenin ve ondaki Mevcut Enerjinin/Tabiatın bilimsel açıklamasını okuyacaksınız. (siyah renk) Aralara ayetlerde aynı ifadeleri içeren karşılıklarını (kırmızı yazı) ekleyeceğim.

Tabiat: Kendini sürekli olarak yenileyen ve değiştiren, aktif ve sabit maddelerden oluşan varlıkların hepsini kapsar. (O her gün bir iş ve oluştadır. Rahman/29 – O’nun yasası gökleri ve yeri kapsar. Bakara/255) Madde ve ‘ENERJİ’ unsurlarından oluşur. İnsan etkinliğinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güçtür. (Sizi/insanı biz yarattık. Hâlâ tasdik etmeyecek misiniz? Vakıa/57) Etkin ve Sabit maddelerden oluşan varlığın tümünü ifade eder. (Allah BİRDİR/Teklik/Gövde. İhlas/1) Enerji doğrudan doğruya gözlemlenemez. (Gözler onu algılayamaz: Enam/103) Enerji, fizikte temel önemdir. (Yaratmayı ilk/temel başlatan O’dur. Buruç/13) Pek çok biçime girebilmesinden dolayı enerjinin kapsamlı bir tanımını yapmak imkansızdır. (3 kişi gizli konuşsa 4.cüleri O’dur,.. Mücadele/7 – Rad/10 – Mülk/13 – Taha/7) Enerji, bir sisteme hareket verip iş yaptırma kapasitesidir. ( O, her gün yeni bir iştedir. Rahman/29 – Allah, Ondan başka İlah/yöneten yoktur. Ali İmran/2)

Görselde olan Kitapta olan ile birbirini destekler. 

Bakara Süresinde hareketli taşlardan bahseder. Aynı olay Amerika’da bir doğa olayı olarak gözlemlenir. Bir vadide (ölü vadi) peşinde bir yerden bir yere iz bırakarak ilerleyen taşlar ayette şöyle geçer. Bakara Süresi 74- Bundan sonra yine kalpleriniz duygusuzlaştı, hem de taş gibi, üstelik taştan bile katı. Taşlardan öylesi var ki, içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da ortasından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, Allah’ın haşyetinden yerlerde yuvarlanıyor. Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değil.

Bir benzer görüngüde Türkiye Aksaray’da vardır. Burada ise, araçlar stop etmiş olduğu halde yokuş yukarı çıkarlar. Daha birçok yerde birçok görüngü vardır.

Amerika’da ‘Ölü Vadi’ de kendi kendine yuvarlanan taşlar, Türkiye’de stop edilmiş araçların yokuş yukarı çıkmaları ve daha nice bilinmezler dünya için bir merak konusudur.

Kitapta benzersiz ilan edilen, asla bir benzeri olmadığı söylenen varlık kimdir? Allah’tır. Peki Evrenin bir benzeri var mıdır?

Tüm bu kafa karıştırıcı görüngüler ancak, Evrenin Allah olduğu anlaşılınca anlam ve manasını bulur. Anlam verilemeyen görüngüler ancak Evrenin Allah olduğu kabul edilirse doğru bir zemine oturtulur ve gerçekçi olur.

Kitapta açıkça anlatılan, kendisine tapınılması tembih edilen, asla bir benzeri olamayacağı vurgulanan yaratıcı, bir başka benzeri olmayan Evrendir. Bu ikinci (2.) denklemdir.

Şimdi üstte Tüm ayetler içerisinde, çok ilginç ifadeler kullanan ve son derece dikkat çekici, beyin patlatan bir ayet var dediğimiz Bakara Süresi 98 ayeti yeniden yorumlayalım. Her kim Evrenin Göklerdeki krallıklarına yani meleklerine/uzaylılara, Seçtiği Adamlarına, Toprağına ve Suyuna düşman olmuşsa, iyi bilsin ki! Evrende onun düşmanıdır! İşte tam olarak şimdi ayetteki düşman ve hasım doğru bir zemin üzerinde karşı karşıya durmaktadır.

Hubert Reeves’ in güzel bir sözü vardır. ‘Tabiatla savaş halindeyiz. Kazanırsak kaybedeceğiz.’ 

Tabiat Evrenin Ruhudur. Onunla savaşılabilir mi? Tabiki yeniliriz.

İnsanlar kazandığı zaman kaybedeceği bir kavga içindedir. Yerlerinde yeller esen eski medeniyetlerin durumu, Tabiat ile giriştikleri kavganın sonucudur. Enam Süresi 44: Onlar kendilerine tembihlenen uyarıları tamamen unuttular. İşte BİZ öyle bir anda onlara her türlü imkanı sağladık. Kendilerine verilen imkanlara sevinip rahata kavuştuklarında ise ansızın yakaladık. Sonra onlar ümitleri suya düşenler oldular. Kazandıklarını sandıkları anda kaybedenler kulübü…

*

Rad Süresi, 15: Göklerde ve yerde her ne/ kim varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah’a secde eder. Sabah akşam gölgeleri de… // Bir kişi ne kadar inançsız olursa olsun. Evrenin kendisine istemese de boyun eğip itaat etmiş olarak yaşamaktadır. herkes Evrenin mahlûkudur ve ona itaat etmek zorundadır mantığıdır. Kâfir/inkârcı diye tanımlanmış bir kişi istese de istemese de, Evrene mecburdur. Bir başka ayet; Bakara S,19- Onların durumu, gök gürlemesine şimşekler eşlik ederken, karanlıklar içinde gökten boşalan yağmura tutulmuş olan birinin durumu gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Evren, yalanyanları tamamen kuşatmıştır. Göremiyorlar… Tamamen kuşatan şey Evrendir.

Bir çok ayet vardır.

Üstlerinde uçan kuşlara kanatlarını açıp kapatırken bakmıyorlar mı? Onları semada tutan Evrendir. Şüphesiz ki her şey O’nun görüş alanındadır. Mülk S. 19

Görmediler mi? Baksalar ya uçan kuşlara! Semada teslim olmuş uçarlarken onları Evrenden başka tutan bir şey mi var? Elbette bunda inanacak bir toplum için çokça işaretler vardır. Nahl S. 79

Tanrı/Allah/Mevla/God vb. anılan varlık bizzat Evrenin kendisidir. Musa biz Allah’ı açıkça görmedikçe artık sana asla inanmayacağız diyenlere aslında bir yıldırımla, yıldırım hızıyla cevap veriliyor.

Evrenden daha güçlü ne var? Masalları hikâyeleri efsaneleri mitolojiyi mistizimi bir kenara bırakıp da, hayat gerçekçi bir gözle gözlemlediğinde, Evrenden daha güçlü herhangi bir şey-mi vardır?

Her an her yerde Tanrımız olan Evrenin bedeninin bir parçasını görmekteyiz. Cüssesi o kadar büyük ki, gözler O’nu kapsayamaz ifadesi bize, insani gözlerin O’nu belli bir kalıp içine sokup tüm varlığını şekillendirebilecek kadar kapsamlı olmadığını anlatıyor. Buna en güzel örnek şudur. Büyük bir cüssenin tam dibinde durup o cüssenin tüm şeklinin kapsanamayıp, tüm şeklinin göz içine alınamaması durumudur.

Tanrı ya da Allah ve yahut God dediğimiz tüm güzel isimlerin sahibi olan büyük gövdenin sahibi olan varlık, Enam Süresi 59 ve 95. te çok nezih bir dille ifade edilir. Enam/59; Bilinmezlerin çözümleri O’nun kendisindedir, O’ndan başka hiç kimse bilinmeyenleri bilmez. Karada ve denizde ne varsa O hepsini bilir. Bir yaprak dahi O’nun bilgisi dışında düşmez. Yerin karanlıklarında ki bir zerre, yaş ve kuru ne varsa hepsi kitapta açıklanmıştır. Enam/95; Çekirdeği yarıp filizi çıkaran şüphesiz O’ dur. Ölüden diriyi çıkaran, diriden ölüyü çıkaran O’dur. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da yüz çeviriyorsunuz? Tanrı ya da Allah ya da farklı isimlerde seslenilen fakat üzerinde yeteri kadar düşünülmeyen varlık burada, kendi diliyle kendine Evren demektedir. Ayeti bu mantık üzerinden güncellediğimiz de ortaya çıkan anlam ve mana hem harika hem de son derece ikna edicidir. Çekirdeği yarıp filizi çıkaran şüphesiz Evrendir. Ölüden diriyi çıkaran, diriden ölüyü çıkaran O’dur. İşte Allah/Tanrı budur. Öyleyse nasıl oluyor da yüz çeviriyorsunuz? // Bir yaprak dahi O’nun bilgisi dışında düşmez. Tüm bu işlemler bir realite olarak Evrenin Ruhu olan Tabiatın kendisinde gerçekleşen olgulardır.

Enam S,99- Gökten suyu indiren O’dur. Böylece her şeyin bitkisini bitirdik ve böylece bir yeşillik çıkardık. Ondan da birbiri üstüne dizilmiş taneler üretiyoruz. İşte hurma ağacının tomurcuğundan yere sarkmış salkımlar, birbirine benzeyen ve benzemeyen üzümler, zeytinden ve nardan bahçeler… Ürün verip olgunluğa eriştiğinde onun meyvesine bir bakın. Gerçeğe inanacak bir topluluk için bunda işaretler vardır.

Enam S,101- Gökleri ve yeri bir model almaksızın yapandır. O’nun nasıl bir çocuğu olabilir? O’nun bir benzeri yoktur. Her şeyi O yaratmıştır. O, her şeyi bilendir.

Enam S,102- Sizin Sahibiniz Tanrı işte bu! O’ndan başka yönetip idare eden yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O’ nun için çalışın. O, her şeyin üstünde ki tek yetkilidir. / Evrenden daha büyük yetkili, yöneten birimi var?

UluManitu-Allah-Tanrı-God vb isimlendirmeler Evrenin kendisini temsil eden GÖVDE nin Yüce Ruh isimlendirmeleridir. İnsani faktörlerin etkin olmadığı Evren O’nun fiziğidir. Bu fizikteki işleyiş ve yaratılış ise varlığı kendinden başlatan ve her şeyi kendisinden başlatan BİRLİK kuvvetinin BİR (1) gücüdür. Bu birliğin BİRLİĞİNE yaşam özü olan Yüce Ruh yani Tabiat denir.

Kitaplar, kutsal belgeler, Seçilen Adamlar bize, dünyaları yaratıp sonra kendisi her şeyi dışarıdan (Evrenin dışından) kontrol eden bir yaratıcı anlatmıyor. Kitap ve ilim sahipleri bize, yaşamın kendisini, temel karakterleri ve içindeki mevcut hiyerarşisini anlatıyor. Her ne oluyorsa Evrenin yürütmesiyle oluyor. Tüm her şey Evrenin yaratması ve yine O’nun yönetmesiyle ilerlemektedir. Kuran kitabı ve ondan önce indirilmiş kutsal kitaplar bir Yüce Ruh kitabıdır.

Tevrat indirildiği zaman Musa, İncil indirildiği zaman İsa, Kuran indirildiği zaman Muhammet, vb. Evren üzerindeki tabii düzenini ve içindeki hiyerarşisini anlatmaktaydı. Fakat onların anlattıkları yaşam gerçekleri, onların göçüp gitmesinden sonra, her zaman var olan sahtekârların ellerinde şekilden şekle sokulup anlam ve manasından kaydırılarak yeniden bozuldu. Bu bozuntunun ardından insanlar, tıpkı o zamanlardaki gibi, simge bir yaratıcıya inanarak mitlere ömür harcamaktadır. Onların anlattığı, yaratıcının bedeni tüm her şeydir canı yani ruhu ise Tabiattır demeleridir.

Bir takım dizgeler ile anılan, ismi anılan fakat varlığından bir haber olunan, her gün türlü türlü işkencelere maruz bırakılan, kendisine karşı amansızca savaş açılan, düşman gibi davranılan, kazanıldığı sanıldığında kaybettirecek olan biricik Evrenin öfkesinden korunmalı. Bu gerçekçi inanış, ilk insandan bu tarafa ilk bildirildiği gibi en saf halidir.

Şu andan itibaren konunun seyri, en üstte başlık olarak attığım SAD SÜRESİ 5.AYET uyarınca değişmektedir. Sad Süresi 5 i ve 7 yi tekrar anımsayalım. “Tüm İlaheleri bir/tek Tanrı mı ilan etti? Bu, gerçekten çok acayip!” “Son dinde (İslamda) böyle bir şey duyup işitmedik. Bu bir uydurmadır.”

İlaheler demek kendilerine kuvvet atanan yüceler demektir. Kimdir bu yüceler? Bilinen tüm yüceler, dört melek dediğimiz varlıklardır. Melek sözcüğüne hep DİŞİL varlık gözüyle bakıldığından İlahe sözcüğünün sözlük anlamı ‘TANRIÇA’ olarak geçilmiştir. Bu tanımlama İsra S, 40 da şöyle geçer: Rabbiniz oğulları size seçti de kendisine meleklerden kızlar mı edindi? Çok büyük bir sözde bulunuyorsunuz. İşte bu anlayış melek kavramının insani gözle hatalı teşhis edilmesinden ötürüdür. Tanrıçalar ise Kuran’da sözcük olarak ‘İLAHE’ ler olarak dolaylı cümle üzerinden böyle geçer.  Kendilerine kuvvetler atanan ve ayrı ayrı olarak var olduklarına inanılan bu ilaheler, 1-toprak tanrısı, 2-su tanrısı, 3-ateş tanrısı, 4-hava (gök) tanrısı olarak kabul edilip, kendilerine öyle tapınıldı. Buraya kadar öğrenilen nedir? Dört büyük elementin Dört büyük melek olduğu bilgisidir. Bu melekler üstte ayrı ayrı tapınılan Cebrail/Toprak, Mikail/Su, İsrafil/Işık(ateş), Azrail/Hava (gök) dür. Kendilerine, Toprak, Su, Ateş ve Hava Tanrısı olarak tapınılan işte bu varlıklardır. ALLAH ismi burada en önemli isimdir. Bu çarpık durumun düzeltilip neyin ne olduğunu açıklığa kavuşturmak için ALLAH özel ismi, toplayıcı/birleştirici/gövde olarak kullanılır. ALLAH ismi: All=Bütün/Hep/Tüm/Bütün-lük durumu. – Lah=Gövde/Tek/Teklik/Bir/birlik durumudur. Bu isimden doğan mana, bir araya toplanma, tek vücut bulma, gövde olmak manasındadır. Dört temel element bir araya geldiğinde başlayan şey YAŞAM dır. 5. Temel element olduğuna inanılan cevher aslında bu dört elementin bir arada bulunmasıyla ortaya çıkan harekettir. Bu dört temel elementin kitapta SAD süresi 5. Ayetteki temsilleri, ‘İLAHİLER-İLAHELER’ olarak verilir. Bellidir ki bu dört temel element, insanüstü en büyük güçlerdir. İnsanüstü güçler olduğundan sebep, insanlarında onları dişil adletmeleri zannından, İLAHE/İLAHİ manasında seslendirilir. Bu dört kuvvetin bir arada senkronize çalışmasından doğan güzelliğe cevhere, Bakara S. 138 de ifade edildiği gibi: Tanrının/Allah’ın renklendirmesine bir bak!? Renkleri Tanrı’dan/Allah’tan daha güzel kim kullanabilir? İşte biz böyle sevgiyle hizmet ederiz. Öğretisi,  günümüz tanımlamasında Evrendir. 

Toprak+Su+Işık+Hava=Evrendir/ Cebrail+Mikail+İsrafil+Azrail= Allah tır. İşte buna tüm denklemlerin denklemi denir. Bu!, her şeyin teorisinin belgeli ve denklemli öğretisidir.

Cehalet içinde bulunanlar hemen şu ayeti örnek gösterecektir. ‘…O zaman Meleklere dedik ki hepiniz Âdeme secde edin. Hepsi Secde etti’’ İnsanlar bunu sanıyor ki, CEBRAİL MİKAİL İSRAFİL VE AZRAİLDE insanoğluna secde etmiştir. Beyni sulanmış hafızlar, öğrenilmiş çaresizlik içinde kalanlar, cümle içindeki /DEDİK-Kİ/ sözcüğündeki çoğul sesi göremiyorlar. Sec-de emri verenler zaten kendileri! Kendi yarattığı insana secde etmek için kendilerine emir mi veriyorlar? Buradaki SECDE yani İTAAT EMRİ, Adem’den/Adamdan Mülkte/Galaksilerde yaşayan kendinden önceki form sahiplerine/uzaylılara ve alt canlılara, nebata hayvanlara emrediliyor. 

*

Cebrail/Toprak/gezegenler ve Mikail/Su-lar ve İsrafil/Ateş/Işık/Güneş-ler ve Azrail/Hava-Oksijen ve türevleri. Hepsi bir araya geldiğinde yaşamı başlatır. Bu olgular Evren olan ALLAHIN kendi fiziksel özellikleridir. Parça parça bakıldığında ayrı ayrı isimler, tekil olarak bakıldığında TÜM/TEK GÖVDE OLARAK görünür ve İsmine ALLAH/GÖVDE denir. Tüm galaksiler ve içindeki (insan faktörü hariç) her şey Allah’ın fiziksel (maddesel) görünümüdür. Buna EVREN deriz.

Bakara Suresi, 31: Ve Adem’e herşeyin aslını gökleri dinleterek öğretti. (bu yazıda bu isimleri/esmayı/ varlığın öz niteliğini öğrenmiş bulunuyoruz) ….

Enam Suresi 91- Bazıları ‘Evren insana hiçbir şey öğretmemiştir’ demekle Evrenin önemini gerektiği gibi takdir edemediler.,,, En iyi öğretmen Evrendir. (Alak Suresi) İnsana bilmediklerini, kendisindeki mevcut olgularla öğretmiştir. İnsanoğlunun icat ettiği herşey, Tabiattan esinlendiği öyle model aldığı olgulardan kopya-lamadır.

*

Kitapta BİZ ifadesi O birliğin bildirisidir. Gökten su indiren O’dur derken BİRLİĞİ, aynı zamanda gökten suyu indiren BİZİZ derken BİRLİĞİN oluşumunu ifade eder. O sizin için yeri göğü yıldızları yapandır derken BİRLİĞİ, aynı zamanda bunları yapan BİZİZ BİZ derken BİRLİĞİN kendisini ifade eder. O rızık/besin verendir derken BİRLİĞİN ETKİNLİĞİNİ, size rızık verenler BİZİZ BİZ derken, O BİRLİĞİN RAHMANLIĞINI ifade eder. O’nun hiç kimseye ihtiyacı yoktur derken KUVVETİ, tüm iş ve oluşun bizzat kendilerinin yaptıklarını söylerken YÜCELİĞİNİ gösterir. O’nun ayetleri derken, Bizim ayetlerimiz der. O’nun kulu derken, Bizim kulumuz der. Allah, çok yönlü özelliğe sahip tek varlıktır. Kitapta ”basit ateistlere” malzeme olan, çelişki gibi görünen bölümün aslında çelişki değil, sadece derinlemesine bakılmadığında inkar etmek için sebep arayanlara malzeme verildiği belli oluyor.  Bu durumu, Resul/Elçi denen Evrenin adamları, (afilli ateistler) kendi zamanlarında aynen böyle anlatmaktaydı.

Temelde DÖRT renkli insan türü vardır. Esmer benizli, Beyaz benizli, Kızıl benizli, Sarı benizli olmak üzere. Tüm bunlar bir birinden ayırırsan ayrı kimlik sahibidir, fakat özünde tek insan olmak üzere Âdemdir.  Dört insan türü tek İnsanoğlunu, Âdemi tanımlar. Sizi yaratan ve yaşatan BİZİZ derken çok yönlü oluşunu, Sizi Yaratan O dur derken, sizi yaratan işte bu kuvvet birliği diye resmeder. Bu resmin göz önünde duran cismine EVREN yani GÖVDE denir. Üstte Tevrat’ta İnsanın yaratılış kısmının hep yanlış ve hatalı yorumlandığını belirtmiştim. Tevrattaki ayetleri okuyalım.

Yar.1: 26 Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.” Bu kısım Kuranda Melaikeye (hayvanata-Nebata) Ademe secde edin (teslim olun) ifadesiyle geçer.

Yar.1: 27 Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. //Tevrat ayetlerinde yaratılan insana Kuran’da Rum Süresi 30 da nasıl davranacağı bildirilmiştir//

Rum S.30: O halde yüzünü dine/mevcudiyete/ hanîf/akılcı biri/ olarak çevir. O Allah/Evren fıtratına/yaratışına/ ki! İnsanları onun üzerine/suretine-doğal olarak/ yaratmıştır. Allah’ın/Evrenin yaratmasında değişim bulunmaz. Dosdoğru kulluk/uyum/ budur. Yalnız insanların çoğu bilmezler.

Tevratta İnsanı, kendi suretimizde yaratalım derken, simasına benzer olarak değil! O’nu kendi SURETİMİZDE demekle, üstten, üstümüzden, üzerimizden, yerin-üst kısmı olan yer-yüzü toprağından yaratalım anlamındadır. İnsan mana olarak bu dört temel elementi bedeninde taşır. Sima olarak değil…

Her milletin en güzel ifadelerle ayrı ayrı isimler vererek seslendiği, Tanrı/Allah/God/Mevla/Eloh/Gud/Dio/Dios vb özel isimlemelerle yapılan seslenmeler, ayrı ayrı Tanrılar olarak tapınılan yüceler, Bütün/Hep/Tüm/Gövde/Tek/Teklik/Bir olan Evrendir. Tecelli ettiği yerde yaşamı başlatır. Yine tecelli ettiği yerde ölüm başlar. Bunu nasıl istiyorsa öyle yapar. İnanıyorsanız Tanrınızı bulmuş ve O’ nunla tanışmış oldunuz. Umulur ki kutlu olanlardan olursunuz.

Enam süresi 104. Gerçek şu ki! Size Sahibinizden yetenek verilmiştir. Artık kim görürse kendi lehinedir, kim de kör kalmışsa kendi aleyhinedir. Ve hiç kimse sizin üzerinizde bir bakıcı değil.

Ne güzel demiş Aşık Veysel Şatıroğlu, ‘Dileğin varsa iste Allah’tan almak için uzak gitme topraktan., Benim sadık yârim kara topraktır’ <- Gerçek şu ki! Size Sahibinizden yetenek verilmiştir…

*

Sad-5: “Tüm İlaheleri tek İlah/Tanrı mı ilan etti? Bu, gerçekten çok acayip!”

Sad-7: “Son dinde (İslam’da) böyle bir şey duyup işitmedik. Bu bir uydurmadır.” /derler…

*

Evet öyle ilan ettim. Evren Onun bedeni, Tabiat Onun Ruhudur. Besleyen ve Koruyan ‘Evrenin bizzat kendisidir’ Bir Ruhu ve bir Bilinci/Hafızası vardır. İstediği gibi kuvvet uygular. 

Enam S,105: İşte Biz belirtileri çeşitli biçimlerde böyle açıklarız. Öyle ki sana; Sen iyi eğitim almışsın desinler. Biz de böylelikle anlayışlı bir topluluğa O’nu ‘açıkça’ göstermiş olalım. /Umarım açıkça gördüğünüze inanırsınız…

*

Enam S. 83/162: ‘Ve işte bu, İbrahim’in halkına karşı yaptığı davranışın yazılı tutanağıdır. Biz, dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Sahibin, karar ve bilgelik sahibidir. Deki; Şüphesiz benim çalışmalarım, yakınlığım, hayatım ve ölümüm hepsi her şeyin sahibi Evren içindir. O’nun dengi yoktur. Bana emir olunan sadece budur ve ben teslim olanların öncüsüyüm.’

Tabiatla savaş halindeyiz, barış yaparsak kazanacağız.

 

‘Erdoğan Metin’

‘DÜNYADA BARIŞ EVRENLE BARIŞ/Erdoğan Metin’

www.kuran19.org

4 element
4 melek