Merhaba eyy beni arayan toplumlar. En büyük gizemler belki de bakmaya değer vermediğiniz yerde olurlar. İşaretleri takip edin söz veriyorum beni bulacaksınız!

Koordinatlar,….

En dirençli parazit hangisidir, bakteri mi, virüs mü, bağırsak solucanımı? Hayır…
En güçlü parazit fikirdir. Bir kere beyine yerleşti mi söküp atmak neredeyse imkansızdır. Doğruluğunu kanıtlamış, biçimini almış fikir oraya yapışıp öylece kalır. İsterse neşterle kazısınlar. Kendini kopyalar ve yaşamaya devam eder. Bu kimilerine göre tehlikeli bir parazittir. Gerçekte ise bu doğruluğu sınanmış bir bilgidir. Keyifli okumalar…

Okuyacağınız bilgiler özeldir. Yazıya hak etmediği bir propaganda yapılmıyor.  Milyar senelik sırların, inançsal bilinmezlerin, bilimsel çözümsüzlüklerin, toplumsal fenomenlerin açık, net, kesin bilgileridir. Şayet iddiayı kavrayabiliyor sanız, bu iddia oldukça büyüktür. Yazı şimdiye kadar hiç okumadığınız, hiç duymadığınız içeriklere sahiptir. Tümden bir hayatın sırlarının yazısıdır. Başarılar…

Her şeyi sayıyla kodlayan Adil ve Şefkatli olan Allah’ın adıyla.

54/15 Biz onu bir ibret olarak AYIRDIK düşünüp öğüt alan yok mudur?
(5415/19=285)

 ‘DÜNYANIN FENOMENLERİ’

Not: Konular 1-2-3 bölüm olarak ayrıldı. İsterseniz her bölümde bir kahve molası verip okuduklarınızı hem düşünür hem de dinlenirsiniz.

*
(Üstelik gemi avcısı Marvin’de gelsin Nuh’un gemisini çalsın.  Olacak iş mi bu?…….)
*
Geçmişten günümüze tüm dünya kültürlerinde varlığına inanılan bir Nuh, birde onun sürdüğü gemisi vardır. Fakat!
Bugüne kadar, ne bir din adamı, ne bilim insanları, ne resmi araştırmacılar nede gayrı resmi kişiler, hatta ne NASA, ne CIA, “Evet işte Nuh’un Gemisi’ni bulduk buda ispatı” diyemedi. Jüpiter’i, Mars’ı, Neptün’ü hatta başka galaksilerdeki oluşumları inceleyen bir teknolojiye sahip dünya, nasıl olurda!?  ‘BİZ ONU BİR İBRET VE ÖĞÜT OLARAK AYIRDIK DÜŞÜNÜP ÖĞÜT ALACAK YOKMUDUR’ denen açık bir görseli gözden kaçırılabilir?

Bu gün bilim adamları net bir dille ”evet gezegenimiz eski çağlarda küresel olarak büyük bir su baskınına maruz kalmıştır” dediği halde, neden su baskınından arta kalan, o Gemiyi tespit edemez? Üstelik bu gemi küresel inanca göre oldukça büyüktür.
İçine tüm çiftlik hayvanlarının dişili erkekli alındığı, sayısını bilmediğimiz insanlar, onların yaşam araç gereçleri vs…

Mevcut inançlara göre o gemi bir dağın tepesine oturmuş yada demir atmış olmalıdır.
Örneğin bu kutsal dağ, Grekler için “Parnassus”, Babilliler için “Nimus”, Asurlular için “Nizar”, Hindular için “Himavat”, İnkalar için ‘And Daglari’, Aztekler ve Toltekler için “Colhuacan”, Hristiyanlar için “Ararat” (Ağrı Dağı), Müslümanlar için “Cudi”dir.
Bu küresel inanışlar gösteriyor ki Nuh’un Gemisinin varlığı, yalnızca Ortadoğu kökenli değildir. Bu geçmişten bu güne bir dünya kültüdür.

Tarihte;
Resmî kayıtlara göre, Nuh’un Gemisi’ni aramak üzere 20 Ağustos 1829 senesinde Ağrı Dağı’nın zirvesine ulasan ilk kişi, Alman bilim adamı Frederic Parrot olmuştur. Daha sonra, 1835’te, 1845’te ve 1846’da Rus dağcılar tırmandı. Sonra Amerika’da birbirine ardına Nuh’un Gemisi kulüpleri kuruldu. Ağrı’ya akın akın ekipler gelmeye başladı.
Yalnız gelenler arasında öyle biri vardı ki o en dikkat çeken araştırmacıydı.

Bu kişi Ay’a ayak basanlar arasında olan James İrwin’ den başkası değildi. Bu bir Astronottu ve sağlam bir imajı vardı. James Irwin kamuoyuna Ay’dayken gizemli ilâhî sesler duyduğunu söylemesiyle büyük bir ilgi odağı olmuştu. Birbiri ardına yaptığı basın toplantılarında Gemi’yi kesinlikle bulmaya kararlı olduğunu söylemekteydi. Çıktı dağlara yıllarını verdi, ama bulamadı. İlahi sesler onunla kafa yapmıştı.

Maceraya Bir diğer ABD’li “gemi avcısı” Marvin Steffins, katıldı. Söylentiye göre geminin yerini tespit etmiş ve gemiye ait olduğu iddia edilen bazı parçaları, gizlice yurtdışına kaçırmıştı. (mucizeyi kaçırıyorlar, Allah kaçakçı Marvin’e göre bunu düşünmemiş olmalı.) 1986’da bir başka Amerikalı, David Fasold tarafından araştırmalar yeniden başladı. Fasold’un gelmesiyle anlaşıldı ki Marwin’in kaçırdığı parçalar bildiğin ağaçmış. Gemiyi Fasold’ta bulamadı.

1995 senesinde dünya kamuoyuna CIA yetkilileri tarafından bir haber servis edildi. “Gemi’yi bulduk” açıklaması yaptılar. 2 senelik bir araştırma sonunda 1997’de “Ağrı’da gemi yok” dediler.
Belki de türlü nedenlerle, “belirsizliğin” sürmesi gerekiyordu! Astronotlar, CIA ajanları, arkeologlar, gemiciler, resmi ve gayrı resmi avcılar, batık gemi çıkarmada uzman herkes, iki yüzyıl harıl harıl Nuh’un Gemisi’nin aradılar. Sonuç sıfır.

Nuh’un gemisi araştırmaları elde avuçta kocaman sıfırdan başka bir şey göstermemiştir. Araştırmacıların tüm araştırmaları, onlarca kuruluş (nasa ve cıa dahil) son teknolojiye rağmen Nuh’un gemisine ait hiç iz bulamamıştır.

Peki biz aramaya başlasak bulabilir miyiz? Onca teknolojiye rağmen onlar bulamadıysa, herhalde bizim için bu imkansız gibi bir şey değilmi? Öylemi, peki ya bulursak? Bunu denemeden asla bilemeyiz.

Gemiyi biz bulmak istesek ne yapabiliriz? Onlardan farklı bir şeyler yapılması gerektiği kesin. Öyle bir başlangıç yapılmalı ki doğru sonuç getirsin. Konuyu bize kim anlatıyor? Kültürlerde hikayeler inançlarda Kitaplar ve tüm bunları bünyesinde barındıran bir Yüce Evren.

İşte başlangıç bu düşünce ile başlamak. Onların yapmadığını yapmak. Bu konuya hiç Evrenin (Allah’ın) gözüyle bakılmadı. Oysa anlatan o değilmiydi? Farzı misal Allah’ın kuvveti gibi bir kuvvete sahip olsak, kıyamete kadar sürecek bir ibreti dağ başına mı koyardık?  Ama ibret olacaksa bu göz önünde durması gerekirdi. Öyleyse ona nasıl bir yer bulmalı? Bu yer öyle bir yer olmalı ki, iki gözü olup ta onu göremeyen olmamalı. Böyle bir kuvvete sahipken tutup ta ağaçtan bir gemiyi dağ başlarına koymazdık değilmi? Üstelik öyle bir şeyi dağ başına koysaydı, Kitapta ‘BİZ ONU SERGİLEDİK’ demezdi değilmi… Düşünsenize eğer bir düş görmüyorsak, bir galaksinin içinde uzaydayız, sanki denizde akıp giden dağlar gibi gemilerin üzerindeymiş gibi… Gezegenlerimiz bir gemi, uzayda bir deniz?
Ondan yiyip içiyoruz, hayvanlarımız var, hep bu gemideyiz, uçsuz bucaksız uzayda dolanıyoruz. Sizce böyle bir sistem var eden Evren, ibret için ağaçtan bir gemimi yaptırır? Ben sanmıyorum. Üstelik Marvinde onu çalıp götürsün:)) Allah ya da Tanrı denen yüceler yücesi varlık bizimle dalgamı geçiyor? Gemi yaptıracak ama çaldıracak…
*

Kuran’ın metninde geminin konumunun açıkça görünür bir yerde olduğu belirtilmiştir.
Öyle ki, kitap daha önceki milletlerin başlarına gelenleri, ‘oraları gidin gezin ibret alın’ derken, Nuh’un gemisi için başka bir dil kullanmıştır. Kullandığı dil aynen şöyledir.
‘Onu ibret olarak AYIRDIK düşünüp öğüt alan yok mudur’ der. Bu cümleden anlaşılacak ifadenin kastı şöyledir. Onu görüyorsunuz ama neden düşünmüyorsunuz? Öyleyse bu gemi ne bir dağın başında olmalı, nede bir tepenin üstünde durmalı. O, bakıldığında göz hizasında SERGİLENİYOR olmalı. Bu sanki bir bilmece gibi, (Onu ibret olarak gösterdik bilin bakalım nedir?)

Geminin mıntıkası Kuran’da aynen şöyle geçer.
Ey yer suyunu yut. Ey gök sende tut. Su çekildi iş bitirildi. Yerleşti Cudi üzerine. Zalimler kavmine de uzak olsun denildi. (11Hud S,44 ayeti)

Birçok inanışta farklı dağ isimleri vardır. En belirginleri Ararat ve Cudi dağıdır. Fakat ölçümüz Kuran olunca bu tür düşünceler sadece bir inanç şaşkınlığı olmalı. Çünkü Ayetlerde bir dağdan bahsetmez! DAĞ kısmı anlatılarda, tefsirlerde, hatıralarda vardır. Kuran kitabı meallerine ise insanlar tarafından sonradan eklenen aptalca bir davranıştır. Orijinal metinde sadece ‘Ararat ve Cudi’ denir. Bu iki sözcüklerin (Ararat ve Cudi) üzerine yoğunlaşmalı, Ararat ve Cudi ney?…

Ararat Tepe (yüksek) Arafat Tepe (yüksek) Cudi (Uzak) manalarına gelir. Öyleyse ayeti şöyle yorumlamak bilmecenin çözülmesine yardımcı olabilir. ‘’Ey yer suyunu yut. Ey gök sende tut. Su çekildi iş bitirildi. Oda durup yerleşti uzak yüksek yerde. Zalimler kavmine de uzak olsun denildi.’’ Ve biz onu bir ibret ve öğüt olarak bırakıp sergiledik, düşünün bakalım nedir? Der…

Ayetlerin işlediği mantığa göre bu görsel öyle bir yerde durmalı ki, ona doğru bakınca gören bir çift göze sahip olmak yeterli olmalı. Peki biz gemiyi neden göremiyoruz?
Muhtemelen sorunumuz şudur,  bu nesne aklımızda tasarladığımız model gemilere uyumlu olmadığı için onu tanımlayamıyoruz.

Belli ki sorun algılamada. Gemiyi bilindik mevcut icatlar üzerinden tanımlamaya çalışıyoruz. Senaristlerin hayal gücüne hayranım. Onlarda olmasa hayal gücümüz tamamen yok gibi. Acaba onlar filmlerdeki hayal gücünü nereden alıyorlar? Özelikle de Animasyon film yapımcıları çok enteresan karakterler. İnanılması zor konuları canlandırıyorlar.

Bir keresinde Çılgın Hırsız adlı animasyon izlemiştim. Sıradan bir hırsız Mısır piramitlerini çalınca, Çılgın hırsız altta kalmamak için Ay’ı çalıyordu. Konusu Ay’ı çalmayı düşünecek kadar çılgın caydı. Bir keresinde de ‘LAPUTA’ adlı bir Anime izlemiştim. Bunda ise koca bir ülkeyi yerden kopartıp gökyüzünde yaşam sürmüş ilginç bir ırkın konusu işleniyordu. Nereden esinleniyorlarsa bunları…

Ağaçtan tahtadan bir gemi modeli yerine daha değişik modelli çılgınca sayılacak nesneleri hayal etmeliyiz. Standart gemi modeli aklımıza çakıldığı için, bir mucize olarak adlandırılan kocaman Nuh’un gemisini algılayamıyor olabiliriz!? İçerisinde hayvanlar, erzaklar, insanlar, araç gereçler her şeyin olabileceği gemi ne olabilir?

Gözümüzün önünde görseli sahne, bizleri de oyuncu olarak kullanan kuvvete göre bir gemi tasarısı?… Aklımızda olanları tamamen unutup, gerçek programcının sınırsız kuvvetle neler yapabileceğini özümsemek lazım.

Aklımızda olanlar bir hile. Tüm nedenlerimizin çıkış noktası kilitli. Bunların kilitli olma sebebi ise aklımıza çakılmış olan (eski kavimler) mantık hatasındadır. Aklımızda eski kavimler sözcüğünü hep, mağara dönemi, deve üstünde gezen, ayakkabıları olmayan, kısa bir mesafeyi günlerce yürümek zorunda kalan bir zaman dilimi olarak algılıyoruz. Böyle bir zaman oldu evet, ama hangi zamandan sonra böyle bir zaman dilimi oldu? ondan önceki zaman dilimi nasıldı hiç merak etmedik. Hep taş devri mağara insanları kaldı aklımızda. İyi ama ondan önce ne vardı? Mesela Ortadoğu’nun, 20 bin sene evvel üzerinde uçaklar uçuşuyormuş. Hemde son teknolojiye sahip nesneler. Bu gün bilim bunu inkar etmiyor fakat kabulde edemiyor. Utanıyor sanırım. Üstelik 10 bin sene evvel Mezopotamya da nükleer savaş izleri var. Türkiye’de üzerinden tahmini 12 milyon yıl geçince topraktaki bıraktığı izleri taşlaşmış araba lastiklerinin izleri var. Afrika’da Gabon denen yerde 1.8 milyar sene evvel kurulmuş ve 500 milyon sene çalıştırılmış nükleer santralin izleri var.

Sizden önce çok nesiller yok oldu. Onlar medeniyet bakımından sizden oldukça da üstündüler. Toprağı öyle bir işlediler ki altını üstüne getirdiler. Her tür elementi buldular.

15 milyar yıllık bir galakside, üzerinde milyarlarca yıldır canlı bulunan bir gezegen, medeniyete yenimi ulaştı sanıyoruz? Çok ironik…

Allah nasıl bir gemi yapılmasını isterdi? Gemi ama nasıl bir gemi? Deniz altı gemisi mi? Deniz üstü gemisi mi? Hava gemisi mi? Kara taşıtı gemilerinden mi? Uzay gemisi mi?

İnsanlar bir sonraki kuşağa öğüt olsun diye bilgileri taş tabletlere ve pirinç tabletlere yazarken, Allah böyle bir amaç için ağaçtan gemi mi yapar? Yapmaz. Öyleyse model anlayışımızı unutmalıyız.

O geminin modeli için Nuh’a ‘bildirdiğimize uygun olarak gemiyi imal et denir’ Bunun nasıl bir yapıda olacağı da başka bir ayette şöyle geçer. ‘Levhalardan perçimli’ der.

Birde şunu düşünmeli! Nuh neden bir gemi yapma ihtiyacı hissetti? Hemen bir eleştiri tespit yapalım. Peki bu gün neden devasa bir uzay gemisi yapıp içine seçkin insanları, hayvanları, bitkileri dahası her şeyi koymak istiyorlar? Bunun sebebi Dünyanın içine düşeceği kargaşa dır. Peki Nuh bunu neden düşünememiş olsun? Oda Dünyanın içine düşeceği kargaşa için kargaşaya düşmesine sebep olacak kişilerin HER NE YAPIYORLARSA HEMEN BUNDAN VAZ GEÇMELERİ HUSUSUNDA halkını uyarmıyor muydu? Acaba ne yapıyorlardı? Atmosferde Güneş sistemini etkileyecek bir buluş üzerinde mi çalışıyorlardı? Nuh ise, Atmosferi, uzayı gözlemleyip değişikleri halkına bildirmiyor muydu? Peki bu günde yapılan şey aynısı değil midir? Bunların Kuran’da geçmediğini mi düşünüyoruz?

Çinli bilim insanları, HL-2M Tokamak nükleer füzyon reaktöründe plazmayı 2 dakika boyunca 120 milyon derece santigrat ta, 20 saniye boyunca ise 160 milyon santigrat sıcaklıkta tutmayı başardı. Akıl almaz bu sıcaklığın ne kadar sıcak olabileceğini şu örnekle hayal edin. Güneş’in çekirdek sıcaklığı 15.6 milyon derece santigrattır. Çin’in ‘yapay güneşi’ ise bunun 10 katı sıcaklığa ulaşmıştır. Ve yakın zamanda yeni rekor denemeleri yapılacaktır. Acaba bu azami yüksek derecelere çıkartılan icadın, Güneş sisteminde bir sorun çıkarmayacağı garanti edilebilir mi?

ŞİMDİ ŞU RESME DİKKATLE BAKINIZ!

ve tandır kaynadı
ve tandır kaynadı/eridi

TIPATIP BİR KAZANA, DÜDÜKLÜ TENCEREYE YANİ TANDIRA BENZİYOR DEĞİLMİ!

ŞİMDİ KURAN AYETİNDE GEÇEN ŞU İFADEYE DİKKAT EDİNİZ!

Hud Süresi 40. ayet: ‘Nihayet emrimiz geldi ve TANDIR kaçırdı’ İşte resim işte ayet. Tarihayatekerrür-mü dür acep herşey?

Konuya geri dönecek olursak,

*

Durup dururken mi oldu bunlar? Nuh birden bire meydanlarda Allah bana seslendi yeryüzünü yok edecek mi dedi? Hayır öyle değil.

Bakınız! Nuh toplumuna bir açıklama yapıyor;

Kuranda Nuh kıssası anlatımından uyarladığım karşılıklı kısa konuşmalar. (aslında burada imdb puanı 10.10 luk bir hikaye var ama kimin umurunda…)

Nuh bağlı olduğu kuruluşa geldi kurulun toplanmasını istedi, toplanan kurula bir belge sundu. Dedi ki; Arkadaşlar ben göksel olguların davranış değişiklikleri üzerine bazı hesaplamalar yaptım. Hesapladığım verilere dayanarak sizlere bundan bahsetmek istiyorum. Uzak olmayan bir zamanda korkunç bir şey olacak. Şöyle ki, atmosferde değişiklikler gözlemliyorum, Ay farklı yörünge çizmeye başladı, önümüzde bir felaket olduğunu ön görüyorum. Benim hesaplamaların tam olarak doğru sonuçlar veriyor. Emrim altındaki Mesai arkadaşlarımla bu anomalileri her gün gözlemledik, onlarda aynı hesaplamaları çıkartıyor ve onay veriyorlar. Sizde bu belgeleri inceleyin devletin yetkili mercileri nede iletelim durumu bildirelim. Bunun için mutlaka gerekli uyarılar tedbirler alınmalı,

Devletin yetkili mercileri geldi, Kurul üyeleriyle belgeleri incelediler. İleri gelenlerden uzman bir kaç kişi bunun saçma olduğunu söyleyip onaylamadılar. Nuh aynı konuyu günlerce aylarca tekrar tekrar gündeme taşıdı, yetkililere bildiriler yolladı, kendi kuruluşundaki uzmanlara taşıdı. Açıktan ve gizli gizli olmak kaydıyla her fırsatı denedi,

Bu davranışında bıkkınlık oluşturan Nuh büyük tepki aldı. Ya Nuh! tüm bunları hiç birimiz fark etmiyor da sen mi fark ettin? Ne istiyorsun sen bundan maddi kazançmı sağlamak istiyorsun? Hem sana inanan mesai arkadaşlarının da kafası pek çalıştığı söylenemez. Sizin bu konuda bize akılcılıkta bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, siz ortalığı karıştırıyorsunuz” dediler.

Dedi ki: ,,Ya öylemi? Ben size elimde apaçık bir belge ile geliyorum ve siz beni dikkate bile almıyorsunuz! Bunları benim mi uydurduğumu iddia ediyorsunuz!?
Tüm gözlemlemeler deki hesaplamalar açıkça bir tehdidin geldiğini gösteriyorken, bende bunları tüm formüller ile sağlam bir hesaplama ile belgeliyorken, siz ise bunu hesap edememişseniz nasıl olacak? Siz bu belgeyi kabul etmiyorsanız sizi zorlayacak değilim. Hem sizden bir zam falanda istemiş değilim. Ben, iddiamı belgeli (delilli) ispatlıyorum ama siz inat ediyorsunuz, Asıl ben sizi cahilce davranan bir kurul olarak görüyorum.

Dediler ki: “Ey Nuh, bizimle inatlaşıp durdun, bu çekişmede çok ileri de gittin. Tamam sen doğru söylüyorsan, şu bahsettiğin şey gelsin bakalım. Nuh’u yalanladılar, ortamlarından dışlayıp çıkarttılar. Çünkü korkunç şeyler söyleyenleri kimse sevmez, üstelik o kişi senin tüm keyfini bozacak bir şey söylüyorsa.

(Nuh’un gözlemlediği şey işte şuydu)

Sonunda Nuh’un iddia ettiği şey belirdi, ‘tennur kaynadı’ yani gökyüzünde felakete dair değişmeler belirdi. Nuh’un halkını uyardığı şey tam olarak buydu. Gökyüzünü gözlemliyor ve her gün rapor ediyordu. Nuh dışlandı ama boş durmuyor, bir takım tedbirler alıp felaketten kaçmak istiyor. Akıllıca..
Gerisine konu içinde devam edelim.

*
Kuran kitabında şöyle iki ayet var.

‘Onlar, Allah’ın büyüklüğünü gerçek manada kavrayamadılar.
Şüphe yok ki Allah, kuvvet sâhibidir, çok üstündür.’ Hac 74

‘Allah’ı gereği gibi değerlendiremediler. Zümer 67

Belirtilen bu kuvvet nasıl kavranabilir? Kavramak, tam anlamıyla ancak dışarıdan doğru sarmak ile mümkündür. Şöyle basit bir soru; Evren bilgisayarını kim yaptı? Allah. Peki içine dünyaları sığdırdığımız bilgisayarı kim yaptı? İnsan. Öyleyse kendi basitliğimizle onun büyüklüğünü sorgulamak yerine, kendi küçüklüğümüzle onun büyüklüğüne saygı duymalıyız. İnsan bilgisayarda elektriksel destekli dünyalar inşa ederken,
Allah ise biyolojik bir evrende organik dünyalar, canlılar inşa ediyor. (Eleştiri tespit)

Gökyüzündeki sirius takım yıldızını görürüz. Orada milyarlarca yıldır aynı yerinde durduğunu biliriz, ama! Onu hiç taktir etmeyiz, Alışmışız onu algılayamıyoruz… Güneşi Ay’ı vb.. Düşüncelerimize örüdüğümüz bu duvar ‘ONU (Nuh’un gemisini) BİR İBRET OLARAK BIRAKTIK’ sözündeki devasa bir nesneyi, gören iki gözümüz olduğu halde algılamamıza engel oluyor.

(İnsan dağın zirvesine çıkmış tüm görseli izlemiş, uzayın derinliklerine doğru bakmış, bakmış ve demiş ki, bir Tanrı yoktur. Bu insana aynı anda 7 evrenin ötesinden bakıldığını, oradan nasıl göründüğünü düşününüz)

Ayeti dikkatli okursak şaşırtıcı bir şey olduğunu anlarız. Ayet o gemiyi gözleri olan herkesin zaten gördüğünü söylüyor.
Ayete göre akıl sağlığı yerinde olup nesneleri tanımlayabilmiş hiç kimse, ben Nuh’un gemisini görmedim diyemez!.

Pe ki çağlar boyunca her kültürde inanılan Nuh’un gemisi nedir, nerededir?
Bu düşünceden bir an önce sıyrılıp Nuh kimdir nereye gitmiştir diye düşünmeliyiz.

Kuran bize Nuh kıssasını anlatırken, ‘ZALİMLER TOPLUMUNA UZAK OLSUN DENİLDİ’ der. Bu sözü derinlemesine düşünmeli. Kim nereden uzak olacak? Sözcük net olarak uzaklık ifadesi kullanır! Tufan denen büyük olay tüm dünyayı ilgilendiren bir meseledir. Öyleyse Zalimler toplumu sözcüğü de, tüm dünyayı karşısına alan bir sözdür. Demek ki bu cümledeki uzaklık mesafesi Nuh’un dünya içinde değil, dünya dışında bir yerde olduğunu vurgular.

Tüm mesele önce Nuh’la başlar. Kayıp gemiyi bulabilmek için önce Nuh’u bulmalıyız!. Uzayı tarayan bir ırk olarak biliyoruz ki evren, mükemmel matematiksel kodlar üzerine kuruludur. İnsanın bilgisayarda kullandığı kodlar gibi bir mantık üzerinedir. Bunun karşılığı olarak Allah, Kuran’ın 72.süresi 28.ayetinde, Kendisinin her şeyi sayı ile hesaplayarak kodladığını belirtir. Bu kodlu dünyanın düzeni de Kuran’da ayrıntılı biçimde anlatıldığı söylenir. Ayrıca ipuçlarını değerlendirip araştırmak isteyenlere hesaplamalar bakımından destek olması için, Mutaffifin S, 9 ve 20. ayetlerinde (Rakamlanmış bir kitaptır o) diye sayıların hâkimiyetini iki kere belirtir. Öyleyse bu bilmeceyi çözmek için en güzel başlangıç sayılar olmalı. Matematik Tanrı’nın evrensel dilidir. Kendisi için ‘RAHMAN’ olan Allah der. Sayılar lisan gözetmeksizin herkese eşit mesafededir.

Bir inançlı da bir inançsız da aynı derecede uzaklık içindedir. Önem, algıdadır…

Kuran’da Nuh ile ilgili ayetlerin hepsini bir araya topladık. Oldukça uzun olan yazıyı daha da uzun tutmamak için ayetlerin metnini buraya almayacağız. Biz numaralarını veriyoruz siz kontrol ediniz. Matematiksel hesaplamalar dışında hiçbir mantık delil üzerinde değildir. Hipotezlere inananlar ile matematiksel belgeli verilere inananlar arasındaki fark büyüktür. Elinde belgesi olan Nuh ve onunla tartışan arkadaşları gibi…

1.Bölüm Nuh (hatırlatma! İsteyene kahve molası)

Kuran’da 28 sürede bahsi geçen olaylar zinciri, +Nuh S,kendi adını taşıyan 71.Süreyle 29 a tamamlanır. Bunların hepsinin içeriğinde Nuh’un adına, şahsına, gemisine, sözlerine, aleyhine, lehine, geçmişine, sonrasına, toplumuna gönderme yapılan 133 temsil vardır.

Bu sayının yanyana toplamı 1+3+3=7 dir.

SÜRE TEKRARLI AYETLER,
333+4163+684+759+760+761+762+763+764+765+766+767+768+769+770+771+772+970+1071+1072+1073+1074+1125+1126+1127+1128+1129+1130+1131+1132+1133+1134+1135+1136+1137+1138+1139+1140+1141+1142+1143+1144+1145+1146+1147+1148+1189+149+173+1717+1958+2176+2177+2242+2323+2324+2325+2326+2327+2328+2329+2537+26105+26106+26107+26108+26109+26110+26111+26112+26113+26114+26115+26116+26117+26118+26119+26120+2914+2915+337+3775+3776+3777+3778+3779+3780+3781+3782+3812+405+4031+4213+5012+5146+5352+549+5410+5411+5412+5413+5414+5726+6610+711+712+713+714+715+716+717+718+719+7110+7111+7112+7113+7114+7115+7116+7117+7118+7119+7120+7121+7122+7123+7124+7125+7126+7127+7128+71=742910 dur.
Sondaki 71 sayısı Nuh süresinin numarasıdır.

Bu sayının yanyana toplamı ise 23 tür (7+4+2+9+1+0=23)

SÜRE TEKRARSIZ AYETLER,
3+33+4+163+6+84+7+59+60+61+62+63+64+65+66+67+68+69+70+71+72+9+70+10+71+72+73+74+11+25+26+27+28+29+30+31+32+33+34+35+36+37+38+39+40+41+42+43+44+45+46+47+48+89+14+9+17+3+17+19+58+21+76+77+22+42+23+23+24+25+26+27+28+29+25+37+26+105+106+107+108+109+110+111+112+113+114+115+116+117+118+119+120+29+14+15+33+7+37+75+76+77+78+79+80+81+82+38+12+40+5+31+42+13+50+12+51+46+53+52+54+9+10+11+12+13+14+57+26+66+10+71+1+2+3+4+5+6+7+8+9+10+11+12+13+14+15+16+17+18+19+20+21+22+23+24+25+26+27+28=7007 dir.

Süre tekrarlı toplam olan 742910 sayısından, Süre tekrarsız toplam olan 7007 sayısı çıkartılırsa, (742910-7007=735903) dür. Bu sayının toplananı ise, 7+3+5+9+0+3=27dir.

Şayet tüm kıssayı temsil eden 133 sayısının doğruluğunu 19 sayısıyla kontrol edersek sonuç yine 133/19=7 dir. Elde var dört adet 7, Yanyana toplamı ise 7+7+7+7=28 dir.

Not:19 sayısı bir ölçüdür. Bu ölçüyü biz kafamıza göre belirlemedik. Bu ölçüyü bizzat Kuran kitabı önermektedir. Amacı, bir şeyin doğruluğunu tanımlamak, yada gizlenen bir şeyin ortaya çıkarılmasındaki amaçlar için kullanılır. Kuran’da bulunduğu yer ise, 74Müddessir süresidir. Müddessir demek ‘gizlenen ya da örtülü’ demektir. Sürede ayetin metni şöyledir. ‘Onun üzerinde 19 vardır’ der. 133 sayısı 19 ile doğrulanmıştır. Ancak doğru başlangıç doğru bir sonuçla biter değilmi? Yazının sonunda doğruluğunu kesin olarak göreceksiniz.

Elde olan sayılar sırasıyla, 7 19 23 27 28 dir. Bu sayıların tamamı uydumuz olan Ay ile ilgili verilerle eşleşmektedir. 23 sayısı ise Dünyayı ilgilendiren bir sayıdır.

Önemli not: Dünyanın 23 derecelik eğimi, bilim tarafından tahmin edilmekle birlikte, kesin bir dille tespit edilememiştir. Bunun ne olduğunu konu içerisinde açıklayacağız.

Şimdi dikkat ediniz. Ay’ın eliptik dolanımı 27 gün 7 saat 43 dakikadır.
43 ün toplamıda 4+3=7 dir. Hepsinin toplananı ise 27+7+43= 77 dir. Ayın eliptik sayısal değerleri Ayetlerin sayısal değeri olan 77 sayısı eşleşmiştir.

Şayet eliptik dolanımdaki sayıları tek hane toplarsanız 23 sayısını tekrar görürsünüz. (2+7+7+4+3=23)

Dört adet 7 nin toplamı olan 28 ise Ayın evreleridir. Nuh’un Kuran’daki sayısal Ruhu ile Ayın sayısal verileri birbirine tam olarak denktir. Aranan Kayıp geminin sürücüsü Nuh
Ay ile aynı sayısal verilere sahiptir. Öyleyse Ay’a gidiyoruz.

2.Bölüm ‘Ay’ 

Yör:27 (tamam)
Evresi:28 (tamam)
Kavuşum:29 (71 nolu Nuh süresi ekiyle tamam)
Çapı: 3.474 km.  (3+4+7+4=18) ? (konu içinde aydınlanacak)
Ay’ın yoğunluk: 3,34 g/cm³   (3+3+4=10) ? ? (konu içinde aydınlanacak)
Dünyaya uzaklığı: 384.400 km.  (3+8+4+4+0+0=19)
Dünyaya uzaklığının toplamı da 19 dur. Ayrıca Ay her sene 3,8 cm uzaklaşması da 19 sayısını verir. 19×2 (38)

Kuran Rahman S, de Ay ve Güneş için şu ayeti örnek verir.
55/Rahman S,5.ayet ‘Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.

O hesap en anlaşılır biçimde şöyledir.
Ay hacmi şu ankinden biraz daha küçük olsaydı ya da mesafesi biraz daha uzak olsaydı güneşi %100 lük bir oranda kapatamazdı. Güneş tutulması ancak matematiksel bir hesaplama içinde ayarlanmıştır. Dünya ile güneş arasındaki mesafe 150 milyon km. Ay’ın dünya ile arasındaki mesafesi 400 kat daha küçüktür. 15+4=19 dur. Özenli bir hesaplama ile mevcut görsel ahenk içindedir. Bu sayıya eş olarak Ay’da 100 senede 63 kez güneş tutulmasına yol açar. 16+3=19 dur. Mükemmel bir hesaplamadır. Eminim Nuh’u ve gemiyi orada bulacağız.

Ekstra bilgi: Ay şeklinin dikkat çekici bir noktası da ortalama yüksekliklerin öteki yüzde, görünen yüze göre 1,9 km daha yüksek olmasıdır. Ay’ın dış manyetik alanı bir ile yüz nanotesla arasındadır. Yani 30-60 mikrotesla büyüklüğündeki Dünya’nın manyetik alanından 100 kat daha küçüktür. Bu sayısal verilerde yine 19 u görürüz. 1 yada 100 +30+60= 19 yada 190 demek ki Ay’da 19 ile örüntülü bir hesap içindedir.

Kuran’da AY ile ilgili olan ayetler.

677+696+754+105+124+132+1433+1612+2133+2218+2561+2961+3129+3513+3639+3640+395+4137+541+555+7116+7432+758+759+8418+912 (26 ayet) =60350 (bununda toplana nı 14 tür. 7+7)

Not: Ay (Kamer ifadeleri olarak) sadece 26 ayette geçer. Üsteki ayetlerin toplamı 60350 dir. Fakat 41-37 de Kamer ifadesi, iki kez tekrarlanır. 26 ayete onu da eklediğimizde Kamer ismi 27 kez tekrarlanır. 27 Ayın yörüngesidir. 60350 ye 41-37 eklendiğinde toplam sonuç 60350+4137=64487 dir. Bu sayının toplananı ise 6+4+4+8+7=29 dur. Buda ayın 29 günlük kavuşum süresidir. (Bunlar ekstra destek bilgilerdir. Kavuşum süresi olan 29 ise yine bu yazıyla açığa çıkan bir bilgidir.)

Şimdi tekrar aradığımız kişinin peşine gidiyoruz. Nuh’u arıyoruz. Onu bulursak gemiyi de bulmuş olacağız. Konuyu seslendiren ayetlerden ayrı, ayet sayısı üzerinden hesaplama yöntemi kullanacağız. 26 ayette sonuç 60350 demiştik. Bu sayıların yan yana toplamı 6+0+3+5+0=14 (2X7) tür. Kamer süresinin 14.ayetinde şöyle der.

Ay (Kamer) süresi 14: Tecri bi AY’unina cezaen li men kane kufire.
Akıp gitmekteydi gözlerimizin önünde inkar edilmiş olan (Nuha) bir mükafat olarak.

Ay süresine Tarık süresi 86-1 ve 86-2 de eklendiğinde sonuç 60350+861+862=62073 tür.

Bu sayının toplananı ise 6+2+0+7+3=18 dir. Toplananı 18 olan bu sayının doğruluğunu
19 şifresiyle kontrol edersek, (62073/19=3267) dir. Bu sonuç 19 un tam katıdır. Doğruluğunu teyit etmiştir. 3267 sayısının yanyana toplananı ise yine 18 dir. (3+2+6+7=18) Bir şey dikkatinizi çekti mi? 3267 sayısı Ayın çapına eş değerdir.
Ay’ın çapı, 3.474 tür. Olaya bakın ki her iki sayınında toplananı 18 dir.
(3+2+6+7=18) (3+4+7+4=18) Yukarıda Ay’ın soru işaretli olan 18 sayısı Kuran’daki Ay hesabında da karşımıza dikildi. (18 sayısında da bir gizem var.)

Kuran’da Ay ile ilgili sayısal ruh, Gökyüzündeki Ay cismi ile aynı sayısal veriyi verir.
Birbiriyle örtüşüyor. Bilginin peşine takılıp gittiği yere kadar gitmeli. 18 ?

Not: Tarık Ay’ın diğer adıdır. Tarık süresinde Karanlığı delen yıldızdır der. Bu haslet Ay’a özel bir durumdur. İkincisi, Yarılmasından söz eder, buda gezegenler arasında sadece Ay’ a özel bir durumdur. Bu açık bilgi ile de Tarığın Ay olduğu bilgisini öğreniriz.

Ayetin Arapça metnine tekrar bakınız. Tecri bi AY’unina cezaen li men kane kufire. Arapça seslendirilişinde dikkatinizi çeken bir şey oldu mu? ‘ay’unina’ deniliyor. Bu sözcük seslenişte AY ismini seslendirir. Neden Nuh’un gemisi akıp giderken bu sesleniş çıkar? Ayrıca o Gemi için başka ayette de Perçimli Levhalardan oluşan ifadesi vardır. ÜSTELİK ARAF SÜRESİ: 64- Aynen şöyle geçer! Onu öylece yalanladılar. Onu ve onunla birlikte olanları KÜRE içinde kurtardık yalanlayanları ise boğduk. O toplum mesajlarımızı görmezden geldi.

Tahtadan bir gemi değil, bildiğimiz metallerle kaplanmış bir KÜREDİR!

Ay ile o kadar sayısal veri elde ettikten sonra ayetten çıkan mantık enteresandır. Başka bir ayette ise Alemler içinde selam olsun Nuh’a der. Alemler içinde demek, en güzel manada uzayda demektir. Bu üç ayetten çıkan mantık kafamızı şöyle bir sağa sola sallamaya sebep olacak cinstendir.

Ne yani Nuh uzayda mı? Ama bu nasıl olabilir?
*
Kuran’a uyup şu eski medeniyetlere bir göz atmalı.

Geçmişten ibretlik bir medeniyetin fiziksel izleri,
Afrika’daki Gabon Cumhuriyeti, zengin uranyum yataklarına sahiptir. 1972 yılında Fransa’daki bir fabrika Gabon’dan uranyum ithal etti. Fabrika ithal ettiği uranyumu incelediğinde büyük bir sürprizle karşılaştı, çünkü uranyum çoktan rafine edilmiş ve kullanılmıştı.

Doğal uranyum izotopu U-235, nükleer yakıtta bulunan yüzde 0,7202 bölünebilir bir malzemeye sahiptir. Fakat Afrika’dan ithal edilen uranyumdaki izotop yüzdesi 0,7171 idi, yani bu uranyumun daha önceden kullanılmış olduğu anlamına geliyordu.

Bilim adamları dikkat çeken bu fenomeni keşfetmek için Gabon’da toplandı. Bir takım araştırmalar yaptıktan sonra bu uranyumun bulunduğu yerde, bugünkü modern bilimin bilgisini aşan ve çok gelişmiş bir nükleer reaktörün bulunduğunu keşfettiler. Bu reaktör 1,8 milyar yıl önce inşa edilmiş ve 500.000 yıl çalıştırmıştı.  >Beş yüz milyon sene<

Keşfedilen bu nükleer reaktör birkaç mil (1 mil, 1.609344 km’ye tekabül eder) uzunluğunda idi. Fakat buna rağmen bu devasa reaktörün termik etkisi, sadece 40 metrelik dar bir çevreyi kapsıyordu.

Tüm bulguları değerlendiren Nobel ödüllü bilim adamı Dr.Glenn T. Seaborg: (Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Komisyonu eski başkanı) Doğal Konsantrasyonlar Nükleer Bir Reaksiyon İçin Yetersiz. Bugünkü kaya uranyum izotop konsantrasyonu yüzde (0,7171) 2 milyar yıl önce, kaya uranyum izotopu U-235 konsantrasyonu yüzde 3 idi. Bu da gösteriyor ki, böyle bir reaksiyonun ancak yapay olarak ve insan eliyle gerçekleşmesi mümkündür. Bu bulguları iyice incelediğimizde, önümüze çıkan tablo ise, 2 Milyar yıl önce Gabon’da teknoloji ve bilim bakımdan bizden daha üstün bir medeniyetin yaşamış olmasıdır, ifadelerini kullanmıştır.
Görünüyor ki milyar sene evvel birileri çok yüksek teknolojiye hükmetmiştir.

Geçmişte oldukça yüksek bir medeniyet olduğu kesin. Şimdi geçmiş zamanda Ay’a gidelim.

Bu gün bilim çevresi Ay’ın 4.5 milyar yıl evvel ortaya çıktığını kabul ediyor.
Ay’ın yapay bir uydu olduğunu savunan ünlü bilim adamları çoktur.
Ünlü Astrobiyolog gök bilimci Carl Sagan Ay’ın yapay olduğunu kabul edenler arasındadır. Dr.Gordon Mac Donald’ın bir sözünü paylaşayım “Ay’ın içi boş gibi. Hiç homojen bir küreye benzemiyor.” Sadece Mac Donald değil, birçok bilim adamı Ay’ın içinin boş olduğu konusunda hem fikirdir. Ay’ın hacmi Dünya’nın hacminin %2’sidir. Kütlesi Dünya kütlesinden 81,3 kat daha düşüktür. Yüzeyinde kütle çekim etkisi yer çekiminin yaklaşık %17’sidir. Diğer gezegenlerin uyduları hakkında toplanan veriler ile Ay’ın verileri tam olarak zıttır. Doğal olan diğer uyduların kütle yoğunluğu yüksekken sadece Ay’ın kütle yoğunluğu bunlardan tamamen farklıdır. Buna bir örnek verecek olursak basketbol topu ile balonun kıyaslaması gibi bir şey denebilir.

Aklıma ‘David İcke’ın‘ Ay ile ilgili söylediği şu ünlü sözü geldi. (Ay sandığınız şey değil)

Bazı bilim insanlarına göre Dünyanın eskiden başka bir uydusu daha vardı. Bir söylentiye göre o uydumuzun parçaları Arjantin de Compe Del Cielo (gökyüzü alanı) adlı yere düştü. Adını eski efsanelerden alan bu alanda yapılan kazı çalışmalarında, binlerce ton saf demir molozları bulunmuştur. Bilim adamlarına göre bu bölgeye çok eski zamanlarda bir gök cismi çarpmıştır. İlginç…

Saf demir molozları Arjantin (gökyüzü alanında 100 tonun üzerinde bir demir molozu)

Demek daha önce başka bir Ay varmış? Daha derinlere gitmek için bu bilgi önemli bir sebeptir.

Ay: māh veya mah ماه/مه z “ay” sözcüğünden türetilmiştir. Ay’a eski dilde sesleniş Mah’tır. Tapınışta “El-ilah” (İlah Arapça ’da Tanrı demek, “El” ise en güçlü anlamında) EL sözcüğünü EL olarak aldığımızda Ay için enteresan bir ifade çıkar. ‘Tanrı’nın Eli’

Şimdi Ay’ı daha derin bir tarihte arayacağız.

3. Bölüm ‘Kayıp kıta MU (kahve molası)

Mah Muh Nuh Ma Mu Nu aynı ifadeleri çağrıştırır. Şimdi size sunacağımız şu bilgiye dikkat ediniz! Mu kıtası araştırmacısı JAMES CHURCHWARD pasifik’ in eski kayıp kıtası MU hakkındaki teorilerini kanıtlamak amaçlı yaptığı araştırmasında, inanılmaz bir şeyle karşılaştı. Keşfedilen şey onun en çılgın beklentisinin de üstünde oldu. Bir günlükte şöyle yazıyordu.

(“Hurdlop seferi kazıları başladığında, James Churchward’un Pasifik’in eski kayıp kıtası olan Mu hakkındaki şaşırtıcı teorilerini ispatlamak ya da kınamak ümidi ile Keşfedilen şey, onların en çılgın beklentisinin ötesinde oldu – Kland’ın günlüğü genç rahibin yıkılmadan önce Muhammed’ten göç etmiş olması! Özenle restore edilmiş ve tercüme edilmiş günlük defterler muhteşem. Muammer Kültürünün en üstünde Mu’in gündelik hayatına nefes kesen bir bakış sunuyor.”)

James Churchward yaptığı bu araştırmalar da Mu ile ilgili kalıntılarda tutulmuş bir notta MU kıtası için ‘MUHAMMEDDEN’ göç etmiş notu, bizim tarihin karanlıklarından ortaya çıkarmak istediğimiz bilgiyle ilgili düşüncelerimizi tam olarak  teyit eder. Demek ki Mah, Muh, Nuh, Ma, Mu, Nu hepsi tek şeyi çağrıştıran seslenişlerdir.
*
Kayıp kıta Mu’nun varlığı büyük okyanus (pasifik okyanusu) olduğu kabul edilmektedir. M.Kemal Atatürk’ünde üstüne en çok düştüğü bir konudur bu. Atatürk’ün Mu kıtasına ilgiyle baktığını, sırf bu iş için Meksika’ya tarihçi Tahsin Mayatepek’ i büyük elçi olarak atadığını biliyoruz. Sizce Atatürk bu konunun üzerine neden büyük bir ilgiyle gitti? Mu ile ilgili ne öğrenmek istiyordu? Şayet Atalarımızın oradan geldiğine dair olan inancı üzerine bir araştırma yapılmışsa, zaten kendisine onlarca kanıt sunulmuş. Acaba bir şeyler biliyordu da bunun için bir ispat mı gerekiyordu? Atatürk uzaya çok düşkündü, Uzay sözcüğü bizzat kendisine aittir. Ayrıca Atatürk’ün hayatı 19 larla örgülüdür. Bizim tespit ettiğimiz tam 38 adet 19 ile ilgili sayısal verilere sahiptir. 38 de 19 un 2 katıdır. (Bu konuyla ekstra bilgiyi sitemizde Atatürk bloğunda bulabilirsiniz) Atatürk kendisinden daha önce hiç kimsenin söylemediği bir sözü söylemiştir. İnsanoğlu bir gün Aya ayak basacaktır dedi? Neden 19 harfli ‘istikbal göklerdedir’ sözü Onun ağzından duyuruldu? Arzu ettiği birçok hevesini zamansal şartların mecburiyetiyle yarıda bıraktı.

Sonra gerçekleştiremediği hayalleri için ‘Tüm Ümidim Gençliktedir ‘dedi ve ‘İnsan oğlu bir gün Aya ayak basacaktır’ dedi. Bildikleri fakat ispatlayamadığı bir takım şeyler için ne güzel ilham edilmiş sözler…

Şimdi şuna bakın. 1800‘lerde Charles Darwin’in oğlu George, Dünya’nın ilk dönemlerinde bir parçasının kopup Ay’ı oluşturduğunu, Pasifik Okyanusu işte bu kopmanın geride bıraktığı izi taşıyor, diyordu. Güzel tespit…

1600’lü yılların başında Galileo, Ay’ın da Dünya gibi ova ve dağlardan oluştuğunu ortaya koymuştu.

Büyük okyanus diğer adıyla Pasifik Okyanusu Ortalama derinlik 4.280 m. dir.
En derin okyanustur. Derinliğini ve Yüzölçümüyle hesaplarsanız 19 un iki katı olduğunu görürsünüz. Yüz ölçümü 179.7 milyon km²dir (1+7+9+7+4+2+8+0=38) 19x Bundan ayrı sadece derinliğin ve yüzey ölçümünün sayısal verileri, 19 77 dir. Derinlik ise 4+2+8+0= 14 tür. yani 7+7 !!!  şuraya bakınız. 19 7 7 7 7 Tanrı’dan müthiş bir sayısal kodlama.

Pasifik neden bu kadar derindir? Şayet kayıp kıta MU oraya gömülmüş olsaydı! Okyanus daha mı derin olurdu yoksa, daha mı sığ olurdu? Mantık daha sığ olurdu gerçeğini kabul eder. Öyleyse neden daha derin olduğunu akıllıca sorgulamak gerekmez mi? Hatırlarsanız Tanrı gazabıyla yıkıma uğratılan yerler, oralara gidilip ders alınması gereken yerlerdi, peki bu kıta dünyanın derinliklerine gömüldüyse nasıl ders alınabilir?
Aksini düşünmek tıpkı dağın başında gemi aramak gibi sonuçsuz kalacak bir girişim olacaktır.

Pasifik okyanusunun sayısal değerlerinde başka bir sır daha vardır. 179.7 milyon km² yüzölçümüne sahiptir. 17+97=114. 114 sayısı 19 unda 6 katıdır. (Kuranında toplam süre adeti dir) Sayıyı gösterildiği gibi toplarsanız 179+7=186 eder. Yanyana toplamı ise 1+8+6=15 tir. Bu sayıları tersten toplarsanız 79+71= 150 dir. Yine sayı değeri 15 tir. Olaya bakın ki Kamer süresinde ‘Biz onu (gemiyi) bir ibret olarak bıraktık’ denen ayetin sayı nosu da 15 tir. Ayrıca 19 ve 77 77 sayıları, Ay ve Nuh arasındaki bağlantıyı sağlayan sayıların ta kendisidir.
*
Şimdiki aydan önce başka bir Ay’ımız olduğunu hem bilimsel biliyoruz, hemde 71 nolu Nuh süresinin 16.ayetinde görürüz. Nuh Süresinde Nuh’un ağzından çıkan sözler.

71/Nuh S,16;  ‘Ve Ay’ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.’

Bakınız bu sayının toplananı da şimdiki Ay’ı işaret der. 7+1+1+6=15 (Kamer S,15)

Yukarıda Nuh ile toplum arasında bir dizi konuşma uyarlamıştık. İşte sonuç şudur. Nuh’un zamanındaki doğal olan Ay, bir felaketin tetikleyicisi olarak (Nuh Tufanını tetikleyen şey budur. Nuh’un toplumuna yaptığı uyarıda budur) gökyüzünden düşerken, Nuh ise devasa bir gemi ile birden bire ortadan kaybolmuştur. Olaya bakınız bu inanılmaz! Mu kıtasıda birden bire kaybolmuştur. Fakat yok olmadılar ya! Mutlaka bir yerlerdeler.  Ayete bakınız. Ali İmran S,5: Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. Öyleyse sorun yok. Nuh’ta bulunacak Muh’ta bulunacak.
*
Şimdi Mu ’ya ait şu pirinç tablete bakınız.


Not: Tablet ömrünü o kıtayı aramakla geçirmiş, bu uğurda her kıtayı gezip binlerce tableti gözden geçirmiş James Churchward’ın bir aile bireyinin sitesinden alınmıştır. Web site link http://www.my-mu.com/bon/b03-2011_1.html
Tablet James Churchward hatıraları arasındadır.

Tablet üzerindeki günümüz modern matematiğine benzer sayılar vardır.
Bunlar 7,7,3,3,7 dir. Sayıların toplamı ise 27 dir. 27 sayısı Ayın yörüngesidir.
Ay uzayda sürekli “S” harfi benzeri bir yörünge çizer.
En altta ortada ters ‘z’ ye benzer bir işaret vardır. Sanırım buda Ay’ın uzayda çizdiği kendine münhasır ters rotasının göstergesidir.  Bildiğimiz gibi Ay tıpkı dünya gibi saat yönünün tersine döner. Orada ters C ye benzeyen ‘’hilal’’ benzeri işaretler vardır. Sanırım bu Ay’ın hilal anlamı taşımaktadır. Ayrıca Hilalin göbeğinde dışarı doğru iki tane çıkıntı vardır. Her hilal şekli göbek bölgesinden başlayan daha açık renge sahiptir. Buda Güneşin hilale tam merkezden vurduğunda ki renk yoğunluğuna benzer. En altta solda tırnak benzeri bir simge vardır. Buda uzak noktası sola doğru akan yönü simgeler.
Not: Bu benzetmeler genel hesaplamalar ve bilinen gerçekler üzerine mantıksal yorumlanmıştır. Nitekim verdiği sayılar ve işaretler hem yörüngesel hesaba hemde Nuh ayetlerinden çıkan sayılara uyumludur.

Bilindiği gibi Ay dünya gibi saat yönünün tersine döner. Dünya ve Ay arasında ki bu senkronizasyon tüm galakside sadece bu ikisine münhasır bir davranıştır. Sizce neden Ay diğer uydular gibi bağlı olduğu gezegenin tersine değil de aynı şekilde saat yönünün tersine dönüyor?

Bu bilgi çok önemlidir. Şayet Ay şu anki istikamet üzere saat yönünün tersine doğru Dünyanın ağına dışardan gelmiş olsaydı, aynı yöne dönen dünya tarafından hızlandırılıp uzay boşluğuna fırlatılması gerekirdi. Şayet mevcut davranışının tam tersine normal saat yönüne doğru gelerek Dünyanın ağına takılsaydı, oda diğer uydular gibi bağlı olduğu gezegenin tersine bir istikamete dönüyor olurdu. Öyleyse Ay Dünyanın ağına Uzaydan değil, Dünyadan Uzaya doğru aynı yörüngeye mecburi bağlı kalarak şu anki mevcut yörüngesine oturmuş olmalıdır. Ayın Çevresi olan 10921 sayısından Pasifiğin derinliği olan 40280 sayısını çıkarırsanız Ay’ın evrelerini bulursunuz. 10921-40280= 29359 (2+9+3+5+9=28)

28 i yanyana toplarsanız Ay’ın yoğunluğunu bulursunuz. Yoğunluk: 3,34 g/cm³ (2+8=10) (3+3+4=10)

Birde Nuh’un gemisini kapsayan ayetlerle, Pasifik okyanusu arasında bir bağıntı var mıdır onu kontrol edelim.

(sadece Nuh ile birlikte anılan geminin ayetleri)
764+1073+1137+1138+1141+2327+2328+26119+2915+3641+3642=
46225 tir. Bununda toplananı 19 dur. (4+6+2+2+5=19) Peki gemi ayetlerinin toplamı olan 46225 sayısı dikkatinizi çekti mi? Pasifiğin derinliği 40280 idi. Hem yüz ölçümü hemde derinliğinden elde edilen sonuç 19 un katıydı. Şuna bakın ki ortak ana sayı ise 40000 sayısıdır. İki sayıyı çıkartma yaparsak 46225-40280= 5945 dir. Bununda yanyana toplananı (5+9+4+5=23) tür.

Şimdi gelelim 23 sayısına. Nuh’un tüm uyarılarına rağmen dikkate alınmayan tehlike, Tufan denilen olayın tetikleyicisi ve tamamlayıcısı Dünyanın eski uydusu olan Ay’dır. Dünyaya vurduğu derin darbe Dünyayı ekseninden oynatarak 23 derecelik eğim açısı sebep olan çarpmadır. 23 derecelik eğime sebep olan şeyin bilgisi şimdiye kadar sadece hipotezlerle sınırlı kalmış bir sorundu. Kimisi Mars büyüklüğünde bir gezegenin çarpmasının sebep olduğunu söylerken, kimisi de Ay’ın daha önceleri Dünyaya çok yakın olmasına bağlayarak 23 derecede eğik kaldığı tezini savunuyordu. Gerçek sizlerinde şahit olduğunuz gibi budur.
*
Bu akılmaz olay, gökteki Ay’ın yere inmesi ve yerdeki kara parçasının göğe yükselişi alttaki ayetlerde bildirmiştir.

Bakara S, 106– Daha iyisini veya benzerini getirmedikçe bir mucize veya sistemi yürürlükten kaldırmaz veya unutturmayız. Allah’ın her şeye gücü yettiğini bilmez misin?

Sebe S, 2 – Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa (Allah) hepsini bilir. O çok merhametlidir çok bağışlayandır.

Bakara süresindeki ifade de MUCİZE sözcüğü ve SİSTEM sözcüğü kullanılır. Bunların zamanla yürürlükten kaldırılmasında ”ya benzerini yada DAHA iyisini” getirme sözü vardır. Dikkat ediniz! Şu anki AY sandığımız ama sandığımız olmadığını anladığımız nesne, hem bir öncekinin benzeri olarak aynı hizmette bulunur, hemde tüm galakside en benzersiz tek uydudur. Tüm bilim adamlarını aynı mantıkta buluşturan (Bundan daha iyi olamazdı) sözünün Ayetteki daha iyisi ifadesinin karşılığı budur.

Sebe süresinde ise yere inen bir cisimden ve yerden çıkan bir cisimden haberdar olunduğunu, bunların yer değişmelerinde ise bir hikmet olduğu vurgusu vardır. Bilimsel belirtilere ve de ayete göre, Gökten inen bir cisim vardır, birde göğe çıkan cisim vardır. Şunu tekrar hatırlatmalıyız ki! tüm bilim insanları tarafından hiç şüphesiz ki Ay, galakside kendine has eşsiz varlığıyla şu andaki konumundan daha iyi bir durumda olamazdı. Ve dünya Ay’dan daha iyi bir uyduya sahip olması imkânsızdı. Nasıl? ayete göre yere inen uydudan daha iyisi gelmiş mi? Hemde mükemmel halde.

İşte Oda oturdu/yerleşti Cudi’ye yada Ararat’a denen olay budur. Mu kıtasının Dünya ağına olan bu uzak yükselişi (CUDİ-ARARAT yörüngesi) dünyayla bir senkronize oluşturmuş ve hergün gözümüzün önünde bize ibreti alem yapılmaktadır. Zalimler kavminede uzak olsun denildi sözüde böylece anlam kazanmıştır.
*
55/Rahman süresinde çözümlenemeyen bir ayet vardır.
55/17 – O iki doğunun ve iki batının Rabbi’ dir. (5+5+1+7=18) Onsekiz yine geldi.

Dünyaya mecburi kalan Ay, yada Aya mecburi kalan Dünya, kendilerine münhasır aynı rotayı çizen bu iki gezegen, güneşe aynı pozisyonda kalır. Ay’ın doğusu ile Dünyanın doğusu, Ay’ın batısı ile Dünyanın batısı zorunlu kaldıkları istikametten ötürüdür. Bu bağlı kaldıkları istikamet, her ikisini de ayete tam olarak uyum sağlatır. Dünyanın doğusu Ay’ın doğusu, Ay’ın batısı Dünyanın batısıdır. O iki batının iki doğunun Rabbidir sözüde anlamına kavuşmuştur.

Tabi ki Allah tüm doğuların ve batılarında Rabbi’ dir.
*

Şimdi şu ayeti açıklamama izin verin.
(Gemide dağlar gibi dalgalar arasında yüzüyorken)
Doğal olan Ay’ın yörüngesindeki anormallikler, dünyanın sularında akıl almaz değişimlere sebep oldu. Kıtanın okyanusta olduğunu hatırlatma isterim. Dalgalar Dünyaya yaklaşan Aydan sebep dağlar gibi benzetmesi tam yerindedir. Akıl almaz boyutlara ulaşmıştır. Kıta zaten kendi başına devasa bir kütledir, dalgalar peşi sıra kıtaya doğru akın ederken kıtada akıntıya karşı yüzen bir yüzücü gibidir. Bu benzetme, coşkun bir su kütlesinin içinde kalan kıtanın, akıntı içinde sulara karşı yüzüyor olmasıdır.

Peki Kocaman Kıta nasıl olurda atmosfer dışına çıkabilir?

(Tarihte Mu kıtasını araştırsanız kıtanın içinin tamamen boş olduğunu, zemininin ise çok büyük gaz odaları olduğu bilgisine ulaşırsınız. Bu iki anlama gelebilir. 1- Kıtanın içindeki gaz odaları mağaraların doğal halidir. Yukarıda bilim adamlarının Ay’ın içinin boş olduğunu dair yaptıkları açıklamalar şimdi tam yerine oturmaktadır. Ve Nuh bunu bir imkan olarak değerlendirmiştir. Felakete karşı mağaraları her türlü ihtiyaçla doldurmuştur. Hani derler ya o kadar hayvanı nasıl gemiye sığdırdı diye? Bununda böyle olabileceği bilgisini edinmiş olduk. 2- Zemindeki Gaz odaları bir önceki Ay’ın yeryüzüne binlerce kilometre hızla, Arjantin de Compe Del Cielo adlı bölgeye (gökyüzü alanına denen yer, haritada Mu ile yanyana olduklarını görebilirsiniz) şiddetle düşmesiyle, kıtanın zeminindeki gaz odalarının infilak etmesine sebep olmuştur. Gökten aşağıya düşen binlerce ton ağırlığın binlerce km hızla Mu’nun tam yanına çarpması, zemindeki gaz odalarının infilak etmesine sebep olunca, Balon hafifliğinde olan kıta bu basınçla yer küreden kopup bir füze gibi fırlamıştır. Bünyesinde milyonlarca ton demir ağırlığı bulunan doğal Ay, darbe şiddetiyle Dünyada 23 derece eğimi bir hatıra olarak bırakmıştır. Uçan balonlar gibi göğe yükselen Mu Kıtası ise, içindeki yükle beraber Cudi denen yerde (uzak yer) Dünyanın ağına takılıp aynı istikamette yörüngeye oturmuştur. Ay’ın üstündeki kraterlerin bu olaydan bir hatıra olduğunu anlayabiliyoruz.
İşte Mu’ya ait o harita. Bir alttaki resimde se Mu kıtasının altını baştan sona kaplayan gaz odalarının resmi.

Ayın (Mu’nun) arkasında binlerce kilometrelik gaz odalarını gösteren resim

Ay’ın karanlık yüzü, Mu’nun gizemi, hepsini bir arada bulana + Bonus hediye der gibi başka bir sürprize geldik. Her hesapta bende buradayım diye kendini sürekli gösteren 18 sayısının bizi getirdiği yere kadar ilerledik. Kuran süreleri, sayısal olarak Rakamlanmış bir kitaptır. Metninin önemi kadar sayının önemide aynıdır. Hatta metni ispatlayabilmek için sayısına ihtiyaç vardır. Bizim bu konuda üzerinde çalıştığımız kişi Nuh’tur. Nuh Kuran’da 71. Süredir. Kuran’da 18. Süre ise Kehf (mağara) süresidir. Şimdi dikkat ediniz. 18. Süre den 71.Süreye kadar süre adetlerini sayarsanız ikisi arasında sayının 54 olduğunu görürsünüz. Kuranda 54.süre ise Kamer (ay) süresidir. 54 Mu kıtası süresinin burada karşımıza çıkıp öylece durması inanılmaz bir şeydir. Neden burada da karşımıza çıktığını izah edelim.

18 Kehf Süresinde Nuh tufanı kadar garip bir kıssa vardır. Ashabı Kehf. (şu meşhur 7 uyurlar) Dünya çapında tüm dinlerde varlığına inanılır. Her din bu kişilerin ve içinde kaldıkları mağaranın kendi bölgesinde olduğuna inanır. İnanılır ama Gemi gibi ispatlanamaz bir şeydir. Şimdi bu fenomende çözülmüş durumdadır. Konunun gidişatından anlaşılmıştır ki, Ay Nuh’un Mu kıtasından yaptığı gemidir. Öyleyse Ay aynı zamanda bir mağaradır. İspatı ise Aydaki mağara girişleridir. (mağara demek sığınılan korunaklı yer demektir)

Ay yani Mu, Nuh’un gemisi olan mağarasıdır. Nuh Süresi 28.ayette Aynen şöyle der.
71-28 – “Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır.”
Buna karşılık Kehf süresinde
18-16 -“Mademki siz, onlardan ve Allah’tan başka taptıkları putlardan ayrıldınız, o halde mağaraya sığının ki, Rabbiniz rahmetinden size genişlik versin ve işinizi rast getirip kolaylaştırsın.”  Ayetlerin sayılarını olduğu gibi toplarsanız, 71+28+18+16=133 tür.
yanyana toplama sonucu 1+3+3=7 dir. Tüm sayıları tek hane toplarsanız, 34 tür. 3+4=7
dir. Bu son işlemle konu en başından en sonuna kadar tam olarak birbirine örünmüş tür.

Nuh ve Gemisi, Kehf ve halkı, Kamer ve Mu kıtası birbirine bağlı 3+1 konudur.

Şimdi Astronot James İrwin’e gelelim.1969 senesinde Aya ayak basan Astronotlardan İrwin ayağındaki Ay tozuyla dünyaya döndü ve apar topar dağ başlarında Nuh’un gemisini aradı.
Ne demişti ‘Ben Aydayken bazı ilahi sesler duydum’ Anlaşılan İrwin bir şeye alet oldu davranışı da şaşırtmacaydı. Buna karşın Neil Armstrong ve iki arkadaşı Türkiye’ye gemi aramaya değil M.Kemal’in kabrini ziyarete geldi.  Gönülden tebrik ederiz.

Tüm dünyanın ilgiyle izlediği Ay programı 1969 senesinden sonra aniden durduruldu.
Sebep olarak Ay’ın yeterince keşfedildiği ve maliyetleri öne sürüldü. O tarihten sonrada tüm dikkatler marsa ve galaksiye yönlendirildi. (Daha maliyetli işlere)

Ay’a 1969 ve sonrasındaki Astronotlu gidişlerde, daha sonrada insansız araçlarla yapılan  çıkışlarda kilolarca Ay toprağı dünyaya getirildi.

Şuna bakınız.
Ay görevi ve getirilen toprak

Araç:Apollo 11:  22 kg örnek
Araç:Apollo 12:  34 kg örnek
Araç:Apollo 14:  43 kg örnek
Araç:Apollo 15:  77 kg örnek
Araç:Apollo 16:  95 kg örnek
Araç:Apollo 17: 111kg örnek
Araç:Luna 16:   101 g örnek
Araç:Luna 20:   55 g örnek
Araç:Luna 24:  170 g örnek

Tüm Araçların Nolarını toplarsanız.
11+12+14+15+16+17+16+20+24=145 dir (100+40+50=190) dır. İlahi bir plandır.

İlk uzay aracının Nosunu Aya gidiş tarihini saati ve dakikasına hesaplarsanız, yine aya ilk giden aracın (Apollo 11 in) kendi nosunu görürsünüz.
Tarih: 20-07-1969 saat: 20:18 (27+19+69+2+18+11=146) 1+4+6=11 Apollo 11

Araçların getirdiği toprak örneklerini toplarsanız. 22+34+43+77+95+111+101+55+170=708 (7+8=15)
tek hane olarak toplanırsa 69 dur. (6+9=15) 15 sayısının Ay süresinin 15.ayeti olduğunu hatırlatmak isterim.

15: Biz ONU bir ibret olarak bıraktık düşünüp öğüt alan yok mu?

Apollo 11 in yaptığı Ay uçuşundaki tüm konuşmaların toplamı 19000 (ondokuzbin) saattir. Bilgiyi ve konuşmaları bu linkten inceleyebilirsiniz. http://www.kokpit.aero/49-yil-sonra-ortaya-cikti

Herşey ama herşey Allah’ın kontrolü altında gerçekleşmekte. Her şeyi bizzat o yapmaktadır. Bu denklemlerin başka bir izahı yapılabilir mi? Buna başka bir açıklama getirilebilir mi?
Bunu böyle dillendirince alaysılı şekilde gülenler olabiliyor. Acaba gerçekten salak olduklarından mıdır? Kim bilir belkide gerçekten öyledirler…

Bilimsel sonuçlarda Ay’ın toprağı ile dünya toprağının aynı olduğu ortaya çıktı. Fakat bir açıklama daha yapıldı, Ay’ın toprağı dünyanınkinden eski denildi. Elbette ki daha eski olmalı, Dünya her gün kendini yeniliyor ve yaşam süreci aktifliğini koruyor. Şu söyleme bakın!, toprak aynı ama eski… Bunu hiç kimse sorgulamadı. Elbette eskidir, Atmosferi olmayan, her gün güneş tarafından binlerce derecede kavrulan ve her karanlıkta bilmem kaç eksi santigrat soğukta kalan toprak, Milyar senede el betteki daha çabuk eskimiş olmalıdır. Elementler aynıysa bunun üzerine düşünülmeli değilmiydi? Tüm bunların bir sır kalıp hedef şaşırtılmasının sebebi, kendini dünyanın efendisi ilan eden bir devletin ve onun kuklası olan Nasa’nın, kendilerinden milyar sene evvel aynı dünyada yaşamış bir medeniyetin, gezegen büyüklüğünde bir kıtayı uzay gemisine çevirdiğini söyleyememesiydi. Nasıl söylesin ki? Nasa herşeyi gizledi, Cıada buna hizmet etti. Bunun bir hesabı olmalı. Olacaktırda. Gerçeği 49 senedir gizliyorlar.

Ay tamamıyla Çelik Levhalardan oluşan Maskonlarla doludur. Bu maddenin elementi titanyuma benzer bir metal olduğunu söylenir. Ağırlığı aydaki en ağır maddedir. Ay yüzeyini çevreleyen maskonlar için yapılan en iyi tahmin, bu yapılanmanın bir uzay gemisi olabileceği mantığıdır.

Maskonların 3 boyutlu resimlerine bakınız. Sanki karmaşık bir tür anten gibi,

Karmaşık yapılar,
Ay yüzeyi bu Maskonlarla (çelik levhalar) doludur.

İşte o ayet. 54/Kamer 13 ayeti: Ve Onu (Nuh’u) taşıdık. Üzeri perçinli levhalarla yapılmış (gemide) Kuranda asla onu çivilerle tutturulmuş tahta bir gemide taşıdık ifadesi geçmez. Bizim süper medeni müfessirler Nuh’u ilkel bir medeniyetin sakallı yobazı sanıp bu ayetlere anlam veremedikleri için, bu olsa olsa tahtadır deyip öyle çevirmişler.
Kendileri geri kalmışlığın acınası doruğundalar. Ama Nuh bunlara göre ilkel. Bir tv programında Nuh’un cep telefonu ile konuşmasını garipseyenler, acaba Nuh denen adamın koca gezegeni bir uzay gemisine çevirdiğini duysalar ne derlerdi?
*
Ay’ın yüzeyinden birkaç resim. Bir altta aynı deliğin piston tarzı kapanmış halini görebilirsiniz.

Alttaki görselde siyah yuvarlak bir boru tahliye sistemi gibi görünen ve yandaki resimde sanki bir gözlem penceresi gibi duran cam benzeri göz ile metal tarzı devasa bir perçimin dış kısmında kalan başı gibidir. Dev bir toplu iğnenin başına benzer.


*

Burada ise bir piramit bir tür simge bir tür devasa anten çıkıntısı ve tuhaf yapılar.

‘Hülasi kelam, Nuh’un Gemisi Ay’dır’, ya da ‘Kayıp Kıta MU Nuh’un gemisidir’
Hangi sonuçlar birbirine ait değilse birbirini bu kadar destekleyebilir? Öyle bir şey olamaz. Ancak bir parça diğer parçanın özelliklerine ve verilerine sahipse birbirini tamamlar.

Kuran kitabı ise tüm bu bilginin doğruluğunu Nuh’un levhaları perçinlemesi gibi perçinlemiştir.

Allah birdir şanı büyüktür.
74 numaralı GİZLENEN Süresinin 30.ayeti aşkına! 19 sayısı bunun için çok önemlidir.

Bunlar çılgın camıydı? Şu gökyüzüne bir bakın, zaten her şey muhteşem halde çılgınca değil mi? Şu gördüğünüz gezegenleri yaratan Allah! İbret olsun dite ağaçtan bir gemimi yapar? Yoksa ihtişamı ona göre küçük, bize göre inanılmaz bir uzay gemisi mi yapardı?

Ne diyordu ayette? Onlar Allah’ın kuvvetini doğru şekilde kavrayamadılar.

Tamda bu sebepten, Kuranda Nuh süresi başlangıç ve bitişlerinde (bir çoğunda) Allah önceye ve sonraya gemilerle ilgili ip uçları yerleştirmiştir.

Bakara S, 164: Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah’ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten işaretler vardır.

Mü’minun S,22: Onların üzerinde ve gemilerde taşınmaktasınız. (Uzayda seyreden Dünya burada bir gemiye benzetilmiştir)

Yasin S,41: Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir.
(Yörüngemizde yüzen Ay burada bir gemiye benzetilmiştir.)

 

Şimdi müzikal tadında 1902 senesinde kayda alınan macera bilim kurgu filmi olan şu videoyu izleyin! Bu Fransız yapımı film çekildiğinde, Aya çıkmaya henüz 67 sene vardır…
Filmin konu içeriği, bir gurup bilim adamı, bir kapsülle Ay’a seyahat eder, Ay’ın yüzeyini keşfeden ve bir dağdan kaçan gökbilimciyi konu alıyor. Selenites’in yeraltı grubu (ay sakinleri) ve esir bir Selenite ile Dünya’ya dönüyor. Şaka gibi… Nereden esinlendiniz acaba bu düşünceyi…

*

Önemli Not: Böyle büyük bir bilginin bu zamanda çıkması gelişi güzel bir şey değildir.
150 senede tekrar ettirilen Mavi Ay zamanına denk gelmesi yeni bir olayın başlayacağı anlamı taşır. Tv de Pelin Çiftin sunduğu Nuh tufanı adlı programda cep telefonu üzerinden büyüyen tartışmanın dünyanın her yerine ulaştırılması da gelişi güzel değildir.  

Çünkü programın yayın tarihide, 03-01-2018 // 0+3+0+1+2+0+1+8=15 dir!

Şayet programın yayın tarihini, 31+20+18 olarak toplarsak, sonuç 69 dur.
*
Ayette Nuh kavminin kaldırılmasından sonra yeni nesil bizler için bir ayet vardır.
7/Araf-69 ‘Sizi uyarmak için sizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir öğüt gelmesine mi şaştınız? Hatırlayın ki, Nuh kavminden sonra O sizi onların yerine getirdi ve yaratılışınız itibarıyla sizi güçlü ve gösterişli kıldı. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz.’
Hem beden hem görünüş olarak Nuh zamanındaki ırktan farklı olduğumuz vurgulanır. Demek ki onların fiziksel görüntüsü bizden farklı. Ama ne yazık ki beyin olarak birbirimizin aynısıyız. Onlar gibi bizde dünyayı büyük bir çıkmazın içine sürükledik. Onların başlarına gelenler gibi artık insan neslinin bu formu da zamanını doldurmuş görünüyor.
Öyleyse biz şu an tehlikedeyiz. Önümüzdeki Küresel bir yıkım tekerrüründe Arada kalmış olanlarız. Kurtulmak için tek umut! Biran önce medeniyete hizmet etmeli, iyiliği ilke edinmeli, her şeyimizle birlikte Tabiata teslim olmalıyız.

Hamd olsun evrenlerin Efendisi olan Allah’a,
Evrenler içinde selam olsun Mu’hammet’in sürücüsü Nuh’a.

Bu sırların ortaya çıkması önce Atamız Nuh’a, Sonra Kutlu başbuğumuz M. Kemal Atatürk’e, sonra ömrünü Kayıp Kıtanın varlığını ispatlamaya çalışan James Churchward armağan olsun. Tüm insanlığa da hizmet olsun. En önemlisi, Kuran kitabının Tabiatın kendisinden bildirildiğini göstermesidir.

Onlara varlığımızı mucize ve kanıtlarımızı kendi öz benliklerinde ve gözlemledikleri her yerde göstereceğiz. Kİ! Kuran’ın Tabiatın kendisinden bir gerçek olduğu onlara açıkça belli olsun. Sonra, helak olan açık bir delil üzere helak olsun, kurtulan da açık bir delil üzerine kurtulsun.

54/15 Biz onu bir ibret olarak bıraktık düşünüp öğüt alan var mıdır? (5415/19=285) (5+4+1+5=15)

Bana bu ayrıcalığı lütfeden Yaratıcım olan Tabiata sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Çalışmamda bana destek olan ‘Abdullah Göçmen ve Hüseyin Abacı’ya teşekkür ederim.

Erdoğan Metin

Övgü Tabiatadır.
www.kuran19.org